LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kurum ifadesini içeren 87 kelime bulundu...

a'sem

  • Eli bileğinden kurumuş kimse.

abs

  • Kurumak, katılaşmak.

ahred

  • Ayaklarının siniri kurumuş veya bozulmuş olan hayvan.

asar / asâr

  • Kurumayıp daima sulanır çıban.

asb

  • Bağlamak.
  • Sağlam olarak dürmek.
  • İmâme, sarık.
  • Yemen'de yapılır bir nevi kumaş.
  • Firavun atı adı verilen bir deniz canavarının dişisi.
  • Kurumak.
  • Kızarmak.
  • Sarmaşık.
  • Sargı, bağ.
  • Mendil.

aşebe

  • Zayıflığından gövdesi kurumuş olan yaşlı kimse.
  • Büyük azı dişi.
  • Küçük adam.

atk

  • Bulaşmak.
  • Kurumak.

belaha

  • Yetişmemiş hurma koruğu.
  • Kurumak, yebs.
  • Yormak.

bülten

  • Halka bilgi veren, özet olarak yazılmış resmi yazı. (Fransızca)
  • Bir müessesenin, kurumun faaliyetlerini tanıtan ve belli zaman aralıklarıyla yayınlanan mevkute. (Fransızca)

cefaf

  • Kuru olma, kuruma.

ceff

  • Kurumak.

ceffe-l kalem

  • Düşünmeksizin, birden, hemen.
  • Kalemin yazısı kurumuş, silinmez.
  • Kat'i olan şey.

cefif

  • Kuru, kurumuş.

cemad

  • Cansız ve kurumuş olmak.
  • Yağmur yağmayan yer.
  • Sütü olmayan deve.
  • Donmuş, katı cisim.

cemiyet-i hayriye

  • Hayır cemiyeti, hayır kurumu.

cemiyet-i ilmiye

  • İlmî kurum, dernek.

cüfaf

  • Kurumuş.

cüsüvv

  • Kurumak, yebs.
  • Donmak, cümud.

daire / dâire

  • Saha, alan, geometrik şekil, resmi kurum.

daru'l-muallimin / dâru'l-muallimîn

  • Öğretmen okulu; 1847'de rüştiyelere (ortaokullara) öğretmen yetiştirmek üzere kurulan eğitim kurumu.

dumur / dumûr

  • Körelme, kuruma.

ebazir

  • (Tekili: Ebzâr) Yemeklere katılan baharatlar, kurumuş kekikler.

ehl-i medaris

  • Osmanlı döneminde dinî ilimlerin tahsil edildiği yüksek eğitim kurumlarına mensup olanlar.

gamir

  • Kurumamış yeşil ot.

had'

  • Aldatmak.
  • Dühul etmek, girmek.
  • Kurumak.

hecir

  • Yaz mevsiminde öğle vaktindeki sıcaklık.
  • Otun kuruması.
  • Büyük havuz.

hemşime

  • Kuru odun. Kurumağa yüz tutmuş ağaç. Ağaçları kurumuş yer.

hidbar

  • (Çoğulu: Hadâbir) Zayıflığından arkasında eti kurumuş deve.

himaye-i etfal cemiyeti

  • Çocuk Esirgeme Kurumu.

hiyac

  • Vuruşma, kıtal.
  • Müteheyyiç olmak. Muztarib olmak.
  • Otun kuruması.

huşkleb

  • Dudağı kurumuş, susamış. (Farsça)

icra dairesi

  • Borçlunun, alacaklıya karşı ödemekle yükümlü bulunduğu bir şeyi hukukî yollarla almasını sağlayan daire, kurum.

ılk

  • (Çoğulu: Alâk) Kurumak.
  • şarap, hamr.
  • Her nesnenin iyisi.

incifaf

  • (Ceff. den) Kurumak.

inkıta-i hilafet / inkıta-i hilâfet

  • Halifelik kurumunun bir süre kesintiye uğraması.

is

  • Dumandan hasıl olan siyah madde. Kurum.

ıshirar / ıshîrar

  • Ot kurumak.

ısva'

  • Kuruma, yaşlığı ve rutubeti kaybolma.

kahl

  • Kurumak.

karavana

  • Kışla, okul, hastane gibi kurumlarda dağıtılacak yemeğin konulduğu kap.

karm

  • (Çoğulu: Kurum) Değerli insan. Kıymetli insan.

kasta'

  • Ayaklarının siniri büzülüp kurumuş olan deve.

kerm

  • (Çoğulu: Kürum) Bağ kütüğü. Asma, üzüm çubuğu.

kırm

  • (Çoğulu: Kurum) Ulu şerif, şerefli kişi.

kuffe

  • (Çoğulu: Kıfâf) Pamuk sepeti.
  • İçine kumaş konan nesne.
  • Yüksek yer.
  • Kurumuş.
  • Çürük ağaç.

lasaf

  • Bir cins hurma.
  • Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne.
  • Yapışmak.
  • Kurumak.
  • Parlamak.

lasg

  • Kemik üstündeki derinin zayıflıktan kuruması.

lüm'a

  • (Çoğulu: Limâ') El ayası miktarı.
  • İnsan topluluğu.
  • Kuruması gelmiş olan bir parça ot.

medaris / medâris

  • Medreseler, okullar; Osmanlı döneminde dinî eğitim veren yüksek öğretim kurumları.

medrese

  • Din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu.

medresetü'l-vaizin / medresetü'l-vâizîn

  • Vaiz yetiştiren eğitim kurumu.

mekteb-i idadi / mekteb-i idadî

  • Ortaöğretim kurumu, lise.

melaik-i medaris / melâik-i medâris

  • Medreselerin melekleri, yüksek dinî eğitim kurumlarındaki meleklere benzeyen talebeler.

menzuf

  • Susuzluktan dolayı dili kurumuş kimse.
  • Kan kaybından dolayı dermansız ve güçsüz kalmış olan insan.

merehan

  • Sevinç, ferah, sürur.
  • Zayıf olma.
  • Fâsid olmak.
  • Kurumak.

meşihat-ı islamiye dairesi / meşihat-ı islâmiye dairesi

  • Osmanlı döneminde din alanında en yüksek makam olan kurum.

müceffef

  • Kurutulmuş. Suyu çekilmiş, nemi kalmamış, kurumuş.

müderrislik

  • Yüksek eğitim kurumlarında ders verme, hocalık.

müessesat / müessesât / مؤسسات

  • (Tekili: Müessese) Müesseseler. Kurumlar, kuruluşlar.
  • Yapılmış olanlar. Binalar. Daireler.
  • Kurumlar, kuruluşlar, müesseseler. (Arapça)

müessese / مؤسسه

  • (Çoğulu: Müessesât) (Esas. dan) Bina, kuruluş.
  • Kurum.
  • Kuruluş, kurum.
  • Kurum.
  • Kurum, kuruluş. (Arapça)

müessese-i celile

  • Büyük ve muhteşem müessese, kurum.

neft

  • Çömleğin kaynayıp taşması ve içinde yemeğin kuruması.
  • Galeyan.

ness

  • Sürmek, sevk.
  • Kurumak.

nüsüse

  • Kurumak.

salsal / salsâl

  • Kuru balçık. Kumla karışıp kurumuş olan balçık.
  • Çok anırgan eşek.
  • Pişmemiş kuru çamur... Pişmiş gibi kurumuş çamur.

şeraze

  • Katı kurumak.

şezaze

  • Çok kurumak.

sircin

  • Kurumuş davar tersi.

şirket

  • Ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.

şutur

  • Irak, uzak, baid.
  • Bir memesi birisinden uzun olan koyun.
  • İki emziği kurumuş olan deve.

suy

  • Kurumak.

ta'fir

  • Tozlu ve topraklı yapmak.
  • Ağartmak, beyazlatmak.
  • Kirletmek. Mülevves etmek.
  • Oğlan kaçsın diye kadının, emziğine toprak sürmesi.
  • Güneşte et kurutmak. (O kurumuş ete "afir" derler.)

tasavvuh

  • Yaş otun üstü sıcaktan kurumak.

tasbih

  • Rüzgârdan dolayı otun kuruması.
  • Sütü su ile karıştırıp içirmek.

tecebcüb

  • Kurumak.

teceffüf

  • Kuruma, kuruyup katılaşma.

teşennün

  • Adamın ihtiyarlıktan dolayı derisinin buruşup kuruması.
  • Eskimek.

teşneleb

  • Dudağı kurumuş, çok susamış. Yanık, susuz. (Farsça)

tevhid-i medaris / tevhid-i medâris

  • Medreselerin, okulların birleştirilmesi; Osmanlı döneminde dinî ilimlerin tahsil edildiği eğitim kurumlarının bir araya getirilmesi.

teyebbüs

  • (Çoğulu: Teyebbüsât) Kuruma, kuru olma.

tezeyyüb

  • Ağzının köpüğü kenarına yığılmak.
  • Yaş üzümün kuruması.

ulum-u medaris / ulûm-u medaris

  • Medreselerin ilimleri; Osmanlı döneminde dinî ilimlerin tahsil edildiği yüksek eğitim kurumlarında ders verilen ilimler.

urcun

  • Kurumuş hurma dalı. Ay gibi eğilen dal. Hurma salkımının dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.

vakıf

  • Hayır kurumu, malı.

vezim

  • Sebzevat demeti.
  • Kurumuş ot.

vila'

  • Birbirinin ardı sıra gelmek.
  • Abdest esnasında uzuvları yıkarken birisi kurumadan diğerini yıkamağa başlamak.
  • Ahbablık, yakınlık, dostluk.

yebs

  • Islak şeyin kuruması.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR