LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kurs ifadesini içeren 44 kelime bulundu...

akras

  • (Tekili: Kurs) Yuvarlaklar, daireler, çemberler.

arş

  • Bağ çardağı.
  • Gölgelik.
  • Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri. (Arş kâinatı kaplar. Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar.)
  • Fevkiyyet, ulviyyet.
  • Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk
  • Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlık. Yedi kat göklerin ve kürsînin üstünde olup, halk (madde) âleminin sonu, emr (maddesizlik) âleminin başlangıcı. Arşullah, Arş-ı mecîd ve Arş-ı a'lâ da denir.

arş u kürsi / arş u kürsî

  • (Arş ve Kürsî) Arş ile Kürsî.

arziz

  • Kurşun, kalay. (Farsça)

atım

  • t. Ateşli silahların boşaltılması, atılması.
  • Kurşun menzili, kurşunun gidebildiği, yetiştiği mesâfe.
  • Silahın bir defa atılması için lâzım gelen barut vesaire.

benadık

  • (Tekili: Bunduk) Yuvarlak kurşunlar.
  • Fındıklar.

bunduk

  • Yuvarlak küçük taşlar.
  • Yuvarlak küçük kurşun.
  • Fındık.

bünyan-ı mersus

  • Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı.

cager

  • Kuş kursağı. (Farsça)

cebhane

  • Barut, kurşun, gülle, top, tüfek ve benzerleri gibi levazımat-ı harbiye ve bunların bulunduğu yer. (Farsça)

cirriyye

  • Kursak.

dane

  • Tohum, çekirdek. (Farsça)
  • Kurşun, gülle, tâne. (Farsça)

el-esirre

  • Taht. Bilinen bir makam sandalyesi. Kürsü.

enük

  • Kurşun.

evda

  • Yaban faresi.
  • Kursağının tüyleri beyaz olan güvercin.

fenek

  • Kursak.
  • Körük yapılan şey.

gamt

  • Minnetsiz ve şükürsüz olmak.
  • Horlamak, hakir görmek.

havsala

  • Zihnin bir şeyi kavrama derecesi. Anlayış. Akıl.
  • Tıb: Kuş kursağı. Karın boşluğu. Cevf.
  • Mide.

ibar

  • Eritilmiş kurşun.
  • (Tekili: İbre) İğneler, ibreler.

irem

  • Kurşun veya ok atılan nişan tahtası.

kansa

  • (Kuşlarda) Kursak.

kırşam / kırşâm

  • (Bak: KURŞUM)

kursa

  • (Bak: KURS)

kürsi / kürsî / كرسى

  • Kürsü, taht. (Arapça)
  • Başkent. (Arapça)

kürsi-i ders / kürsî-i ders

  • Ders kürsüsü.

menabir

  • (Tekili: Minber) Minberler. Camilerde hatiblerin hutbe okumalarına mahsus kürsüler.

mermi / مرمى

  • (Remiy. den) Atılmış.
  • Ateşli silâhlar içine konan kurşun, gülle. Fişek.
  • Kurşun.
  • Kurşun. (Arapça)

mersus

  • Sağlam yapı. Birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı.

metal

  • Lât: Mâden.
  • Matbaacılıkta harfleri teşkil için eritilen kurşun, karışık madde.

minber

  • Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü. (Rif'at mânasına olan nebr'den ism-i âlettir.)

murassas

  • Lehimlenmiş.
  • Kurşun veya kalayla kaplanmış.

musaye

  • Küçük sidik kabı.
  • Büyük kursak.

müşkil

  • (Müşkile) Zorluk, güçlük, zor olan iş. Çetinlik.
  • Edb: Mânasının derinliği veya edebi bir san'atla ifade edilmiş olmasından dolayı teemmül ve tefekkürsüz anlaşılmayacak derecede hafî olan lâfızdır. Mânaca nass'ın mukabilidir.

rasas / rasâs

  • Kurşun.
  • Kurşun, kalay, lehim.
  • Kurşun.

rasasi / rasasî

  • Kalaycı.
  • Kurşun renginde olan.

rimayet

  • Ok, gülle, kurşun gibi şeyleri atmada mâhir olma. Atıcılık.

savat

  • (Aslı: Sevâd'dır) Gümüş üstüne kurşunla yapılan kara kalem nakışlar.
  • Derede hayvanlara su içirilen yer.

seki

  • Direğin altında konulan taş ayak, kürsü taşı, kapıların yanlarında ve bahçelerde havuzların etrafında yapılan sed ve peyke, odaların zeminden yüksekçe olarak bir kısmına yapılan döşeme yerlerinde kullanılır bir tabirdir.
  • Atın ayağındaki beyaz nişana da bu ad verilir.

serir / serîr

  • Kürsü, taht.

serir-i tedris

  • Ders kürsüsü, eğitim divanı.

siper

  • Arkasına saklanılacak şey. Koruyan. (Farsça)
  • Mânia. Sığınak veya set arkası, duvar altı gibi kuytu yerler. (Farsça)
  • Okun, giderken kabzayı zedelememesi için sol elin üzerine konulan âlet. (Farsça)
  • Muharebede askerin kurşun ve gülleden korunması için toprak kazılarak açılan ve ön tarafına, çıkan (Farsça)

sürb / سرب

  • Kurşun, kalay. Kurşun ve kalay karışımı. (Farsça)
  • Kurşun. (Farsça)
  • Kalay. (Farsça)

tarsis

  • (Rasas. dan) Kurşunla perçinleme, kurşunlaştırma, sağlamlaştırma.
  • Kadının sadece gözleri görünecek şekilde örtünmesi.

üsrüb

  • Kurşun. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR