LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kural ifadesini içeren 150 kelime bulundu...

adab / âdâb

  • Davranış kuralları.
  • Edepler, ahlâk kuralları.

adab-ı dindarane / âdâb-ı dindarane

  • Dinî edep ve kurallar.

adab-ı diniye / âdâb-ı diniye

  • Dine ait edep ve kurallar.

adab-ı duhul / âdâb-ı duhul

  • Giriş kuralları.

adab-ı hayatiye / âdâb-ı hayatiye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m) hayatında yaşadığı ahlâk kuralları.

adab-ı islamiye / âdâb-ı islâmiye

  • İslâmî terbiye kuralları.

adab-ı islamiyet / âdâb-ı islâmiyet

  • İslâmiyetin terbiye kuralları.

adab-ı şeriat / âdâb-ı şeriat

  • Şeriatın koyduğu edep ve terbiye kuralları.

adab-ı tasavvuf / âdâb-ı tasavvuf

  • Tasavvuf kaideleri, davranış edep ve kuralları.

adap / âdap

  • Edepler; birşeyin kendine has kuralları, usul ve yöntemleri.

adat / âdât

  • Adetler, kurallar.

adat-ı cariye / âdât-ı cariye

  • Kullanılan âdetler, yaşayan sosyal kurallar.

ahkam-ı ameliyye / ahkâm-ı ameliyye

  • Tatbikata ait hükümler, uygulanan kurallar.

ahlak

  • (Hulk.C.) Huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine

ale-l-kaide

  • (Ka, uzun okunur) Kurala, kaideye göre.

anarşi

  • Kargaşa, kanun ve kural tanımama.

anarşilik

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma.

anarşist

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı.

anarşistlik

  • Kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma.

bid'at

  • (Bid'a) Sonradan çıkarılan âdetler.
  • Fık: Dinin aslında olmadığı hâlde, din namına sonradan çıkmış olan adetler. Meselâ: Giyim ve kıyafetlerde, cemiyet (toplum) hayatındaki ilişkilerde, terbiye ve ahlâk kurallarında, ibadet hayatında yani dinin hükmettiği her sahada, dine uygun olmaya

burhan-ı kat'i-yi mantıki / burhan-ı kat'î-yi mantıkî

  • Mantık kurallarına uygun kesin delil.

cinayetkar / cinayetkâr

  • Cinayet işleyen, kural ve kanunları hiçe sayarak hareket eden.

cühhal-i vahşiye

  • Vahşî ve kural tanımaz zırcahiller.

desatir / desâtir

  • Düsturlar, prensipler, kurallar.

desatir-i ekseri / desatir-i ekserî

  • Pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar.

desatir-i ilmiye / desâtir-i ilmiye

  • İlmin düsturları, kuralları.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

desatir-i kur'aniye / desatir-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait kanun ve kurallar.

desatir-i mahsusa / desâtir-i mahsusa

  • Özel kurallar.

disiplin

  • Uyulması gereken kuralların tamamı, sıkı düzen.

düstur / düstûr / دستور

  • Kâide, kural.
  • Kânun, kaide, kural, esas.
  • İlke, kural.
  • Kural, prensip. (Arapça)
  • Kanun kitabı. (Arapça)

düstur-u aliye / düstur-u âliye

  • Yüce kanun, kural.

düstur-u cifri / düstur-u cifrî

  • Cifir ilminin üzerine kurulu olduğu temel kural.

düstur-u cüz'i / düstur-u cüz'î

  • Bireysel kural; cüz'î ve sınırlı bir alanda geçerli olan kanun.

düstur-u faaliyet

  • Faaliyet prensibi, kuralı.

düstur-u harekat / düstur-u harekât

  • Hareket kuralları.

düstur-u ilahi / düstûr-u ilâhî

  • İlâhi kural, kanun.

düstur-u ilmi / düstur-u ilmî

  • İlme dayalı kural.

düstur-u mütearife / düstur-u müteârife

  • Bilinen bir kural.

düstur-u nebevi / düstur-u nebevî

  • Hz. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ortaya koyduğu kural.

düstur-u nübüvvet

  • Peygamberliğin prensibi, kuralı.

düstur-u rahmani / düstur-u rahmânî

  • Allah'a ait nizam, kural.

düstur-u şeytani / düstur-u şeytanî

  • Şeytanın düsturu, kuralı.

düstur-u şüyuhat

  • Şeyh olma konusunda uyulması gereken kural.

düstur-u uhuvvet

  • Kardeşlik kuralı.

düstur-u umumiye / düstur-u umumîye

  • Genel düstur, kural.

düstur-u zulüm

  • Zulm kanunu, kuralı.

düsturu'l-amel

  • İşin prensibi, kuralı.

düsturü'l-amel

  • Davranış kuralı, uygulama prensibi.

edeb-i furkani / edeb-i furkanî

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur'ân-ı Kerim'in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı.

edeb-i muaşeret / اَدَبِ مُعَاشَرَتْ

  • Görgü ve ahlâk kuralları.
  • Görgü kuralı.

esas-ı lazım ve metin / esas-ı lâzım ve metin

  • Gerekli ve sarsılmaz esas, temel kural.

esas-ı şeriat

  • Şeriatın esasları, kuralları.

esasat-ı kur'aniye / esâsât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın esasları, temel kuralları.

esasat-ı teçhiziye

  • Donanım unsurları ve kuralları.

fi'l-i kıyasi / fi'l-i kıyasî

  • Gr: Kurallı ve kaideli fiil. (İş'ten: işlemek; ateşten: Ateşlemek gibi)

gayr-i ahlaki / gayr-i ahlâkî

  • Ahlâk kurallarına uymayan.

hak nazarında

  • Hak ve hukuk kurallarına göre; İlâhî adalete göre.

hatme-i nakşiye

  • Nakşî tarikatında belli kurallar çerçevesinde topluca icra edilen bir zikir ve dua biçimi.

hencar

  • Kaide, kural, yol, usul. (Farsça)

hidayete getirme

  • Doğru ve hak olan İslâma çağırma, İslâmın kurallarını uygulamaya davet etme.

hıffet

  • Hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı 'kavele' dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için 'vav' harfi 'elif'e çevrilerek kàle denmiştir.

hilaf-ı usul / hilâf-ı usul

  • Kurala aykırı.

hişdar

  • Temizlik kurallarına çok sadık olan ve riayet eden adam. (Farsça)

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

insıraf

  • Çekilip gitme, çekilme, geri dönme.
  • Gr: İsimlerin kaide ve kurallara göre çekilebilmesi.

istisna / istisnâ / استثنا

  • Kural dışı olma.
  • Ayrılık, kural dışı.
  • Kural dışı. (Arapça)

istisna'i / istisnâ'î / استثنائى

  • Kural dışı. (Arapça)

istisnaat / istisnaât

  • İstisnalar, kural dışı olan şeyler.

kaide / kâide / قاعده

  • Esas, temel.
  • Usul, nizam, kural.
  • Taban.
  • Ayaklık.
  • Yaprakların köke birleştiği yer.
  • Kural.
  • Düstur, prensip, kural.
  • Kural. (Arapça)
  • Temel, esas. (Arapça)

kaide-i adetullah / kaide-i âdetullah

  • Allah'ın adeti olan kanun, kural.

kaide-i beyaniye / kaide-i beyâniye

  • Belâgat ilminin bir dalı olan ve teşbih, istiâre, mecaz, kinâye gibi konuları ele alan beyân ilminin bir kuralı.

kaide-i esasi / kaide-i esâsi

  • Temel kural.

kaide-i esasiye

  • Esas kaide, temel kural.

kaide-i hakikat

  • Gerçek olan doğru prensip, doğru kural.

kaide-i hayatiye

  • Hayat kaidesi, kuralı.

kaide-i külliye

  • Genel, kapsamlı kural; kendisine cüz'î, detay meselelerin tatbik edilebildiği genel kural.

kaide-i külliyye

  • Açık, sarih olan hükümler, genel kurallar.

kaide-i meşhur

  • Bilinen kural.

kaide-i meşhure / kâide-i meşhûre

  • Meşhur ve yaygın kâide, kural.
  • Meşhur kaide, herkes tarafından bilinen kural.

kaide-i mühimme

  • Önemli kural.

kaide-i mukarrere

  • Kesinleşmiş kural.

kaide-i nahviye

  • Arapça gramer kaidesi, dilbilgisi kuralı.

kaide-i nahviyece

  • Arapça dilbilgisi kuralı olarak.

kaide-i şahsiye

  • Şahsî, kişisel kural.

kaide-i sarfiye

  • Arapça gramerinde yer alan bir kural.

kaide-i şer'iye / kâide-i şer'iye

  • Şer'i kural, İslâmiyet'in ortaya koyduğu kural.

kaide-i sual / kâide-i sual

  • Soru sorma kuralı.

kaide-i tabiiye / kaide-i tabiîye

  • Tabiî kural, prensip.

kaide-i taksimü'l-a'mal / kaide-i taksimü'l-a'mâl

  • İşbölümü kuralı.

kaide-i usul

  • Usûl kuralı, metodolojide kullanılan bir kural.

kaide-i zalimane / kaide-i zâlimâne

  • Zâlimce kural, kaide.

kaidelik

  • Kural olma özelliği.

kaideşiken

  • Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek. (Farsça)

kaideşikenane / kaideşikenâne

  • Usul ve kaideye riayet etmeyerek, kuralları çiğneyerek, kaideyi bozarak. (Farsça)

kaideten / kâideten / قاعدة

  • Kaide ve hükümlere göre. Kurala uygun olarak.
  • Kural gereği.
  • Kural olarak.
  • Kural olarak, esas itibarıyla. (Arapça)

kaidevi / kaidevî

  • Kaide ve kural ile alâkalı.
  • Mat: Tabana ait.

kanun

  • Uyulması gereken kesin kural.

kanun-u şeriat

  • Şeriat kanunları, kuralları.

kavaid / kavâid / قواعد

  • Kaideler, usüller, kurallar.
  • Kurallar, prensipler.
  • Kurallar.
  • Kurallar, kâideler. (Arapça)

kavaid-i ehl-i sünnet / kavâid-i ehl-i sünnet

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluğu tarafından belirlenen kurallar.

kavaid-i esasiye

  • Temel kurallar, prensipler.

kavaid-i külliye / kavâid-i külliye

  • Bütün fertleri içine alan kapsamlı, genel kurallar, prensipler.

kavaid-i külliyye / kavâid-i külliyye

  • Genel kaideler, kurallar.

kavaid-i mukarrere / kavâid-i mukarrere

  • Yerleşmiş kaideler, kurallar.

kavaid-i şeriat-ı garra / kavaid-i şeriat-ı garrâ

  • Parlak ve nurlu olan İslam şeriatının kuralları.

kavaid-i usuliye / kavâid-i usuliye

  • Metod kuralları; ilmî disiplinlerle bağlantılı metod kuralları.

kavanin-i ehl-i sünnet / kavânin-i ehl-i sünnet

  • Ehl-i Sünnet ekolünün kuralları, prensipleri.

kavanin-i hadsiye / kavânin-i hadsiye

  • Ani, sür'atli seziş ve kavrayış kuralları.

kıyas

  • Bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme.
  • Benzetme, genel kurala uydurma.
  • Hakkında âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme.

kıyasiyyat

  • (Tekili: Kıyâsi) Benzetme veya tatbik ile olanlar.
  • Umumi kurallara uygun olanlar.

klasik / klâsik

  • Zamanın değerini yitirmeyen, sanatta kuralcı, alışılmış.

külli kaide / küllî kaide

  • Belli bir sınıf veya türe ait genel kanun ve kural.

külliyet-i kaide

  • Kuralın genelliği, kapsamlılığı.

lahn

  • Güzel ses, kuralsız okuyuş.

maksud-u şari / maksud-u şâri

  • İslâmiyetin hüküm ve kurallarını bildiren Allah'ın maksadı.

mantık

  • Düşünen akla kurallarıyla yol gösteren ilim.

mantıkla müşeyyed

  • Sağlam bir mantık üzerine kurulmuş, mantık kuralları üzerine oturmuş.

mecmua-i desatir / mecmua-i desâtir

  • Düsturlar, kurallar kitabı.

meleke-i tadil-i ahlak / meleke-i tâdil-i ahlâk

  • Ahlâken ölçü ve kurallara uyma melekesi, pratiği.

meşrutiyet-i şer'iye

  • İslâma uygun olarak şartları ve kuralları belirlenen meşrutiyet sistemi.

mevzuat / mevzûat

  • Kurallar, kanunlar.

mu'aşeret / mu'âşeret

  • İnsanların birbirleriyle görüşmelerinde ve işlerinde karşılıklı uymaları gereken usûller, kurallar.

münasebat-ı nahviye ve sarfiye / münasebât-ı nahviye ve sarfiye

  • Dilbilgisi kurallarına ait münasebetler; fiil çekimi ve cümle yapısı ile ilgili kurallara ait bağlar.

müstesna

  • Kural dışı, ayrı, sıra dışı.

mutasarrıf-ı hakiki / mutasarrıf-ı hakikî

  • Gerçek tasarruf sahibi olan, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah.

müteeddibe

  • Edeplenmiş, edep kurallarıyla donatılmış.

na-behencar

  • Usulsüz, kuralsız, yolsuz, kaidesiz. (Farsça)

na-bekaide

  • Kural ve kaideye uymayan. Kaidesiz, kuralsız, nizamsız. (Farsça)

prensib

  • Kural, düstur.

salih / sâlih / صالح

  • Dinin kurallarına uyan. (Arapça)

san'at

  • Zanaat, ustalık; bir şey hakkındaki yöntemlerin tamamı; meslek kurallarının tümü.

şari' / şâri'

  • Kanun koyucu; kullarına yapmaları ve yapmamaları gerekli davranışlarla ilgili kanun ve kurallar koyan Allah.

şaz / şâz / شاذ

  • Kural dışı, kurala uymayan, genel düzenden ayrılmış olan.
  • Kural dışı.
  • Kural dışı. (Arapça)

şer' / شرع

  • Din kuralları. (Arapça)

şerait-i adiye-i itibariye / şerait-i âdiye-i itibariye

  • Var sayılan, normal, sıradan kurallar.

şeriat-ı fıtriye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i ilâhiye

  • Düzeni ve ahengi sağlamak için Allah tarafından kainata koyulan ve bütün varlıkların uymak zorunda olduğu kanun ve kuralların tamamı.

sükuti / sükûtî

  • Sessizlik kuralı esas olan.

şüzuz / şüzûz

  • Kural dışı olma.
  • İstisna, kural dışı.

şüzuz etme / şüzûz etme

  • Kural dışı kalma.

şüzuz etmemek / şüzûz etmemek

  • Kural dışında, saf dışında kalmamak, istisna olmamak.

şüzuzat / şüzuzât / şüzûzât

  • Kural dışı olaylar ve varlıklar.
  • İstisnalar, kural dışı olanlar.

taassubat-ı kavmiye / taassubât-ı kavmiye

  • Kendi kavminin ve milletinin kurallarına sıkıca bağlılık.

tecvid

  • Kur'ân-ı Kerim'i okuma kaidelerini (kurallarını) öğreten bilim.

tertil / tertîl

  • Kur'ân-ı Kerim'i iyi ve kaidelerine (kurallarına) uygun biçimde tane tane okuma.

tevafukat-ı belagat / tevafukat-ı belâgat

  • Belâgat kuralları gözetilerek yazılmış ifadeler arasındaki uyum.

usul / usûl

  • Temel prensipler, bir şeyin aslını, dayandığı noktayı gösteren kurallar.

usul-i şeriat

  • İslâm şeriatının temel usulü, kuralı.

usul-ü arabiye / usûl-ü arabiye

  • Arapça gramerinde geçerli olan temel kurallar.
  • Arap dili kural ve kaideleri.

usul-ü edebi / usul-ü edebî

  • Edebiyat kuralı.