LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kur kelimesini içeren 952 kelime bulundu...

a'la suresi / a'lâ suresi / a'lâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen yedinci sûresi.

a'raf suresi / a'râf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 7. suresidir. Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur. Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yedinci sûresi.

abese suresi / abese sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte,

abi / abî

  • Kurban payı.

abs

  • Kurumak, katılaşmak.

aced

  • Kuru üzüm.

adab-ı kur'aniye / âdâb-ı kur'aniye / âdâb-ı kur'âniye / اٰدَابِ قُرْآنِيَه

  • Kur'ânî terbiye, Kur'ân'ın ihtiva ettiği edepler, terbiyeler.
  • Kurânın ders verdiği edebler.

adalet-i kur'ani / adalet-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın adaleti.

adalet-i kur'aniye / adalet-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın adaleti.

adalet-i mahza-yı kur'aniye / adalet-i mahzâ-yı kur'âniye

  • Kur'ân'da emredilen ve bütün yönleriyle hak ve hukuku esas alan adalet; 'Hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz' şeklinde ifade edilen, ferdin ve masumun hakkını hiçbir gerekçeyle çiğnenmesine izin vermeyen adalet.

adem / âdem

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.

adha / adhâ / اضحى

  • Kurbanlar. Kuşluk vakti kesilen kurbanlar. Kuşluk vakti.
  • Kurbanlar. (Arapça)

adiyat suresi / âdiyat suresi / âdiyât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 100. suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüzüncü sûresi.

ahir-i feth / âhir-i feth

  • Kur'ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi'nin sonu.

ahir-i sure-i feth / âhir-i sûre-i feth

  • Kur'ân'ın 48. suresi olan Fetih Sûresinin sonu.

ahkaf suresi / ahkâf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk altıncı sûresi.

ahkam-ı ictihadiyye / ahkâm-ı ictihâdiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte açıkça bildirilmeyip, müctehid denilen âlimlerin açıkça bildirilenlere benzeterek elde ettikleri hükümler.

ahkam-ı kur'aniye / ahkâm-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın hükümleri, esasları.
  • Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Farsça)

ahlak-ı kur'aniye / ahlâk-ı kur'âniye

  • Kur'ân ahlâkı.

ahsenü'l-kasas

  • Kur'ân'daki kıssaların en hoş ve güzel olanı.

ahzab suresi / ahzâb sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz üçüncü sûresi.

akonitin

  • Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde. (Fransızca)

akval-i müfessirin / akvâl-i müfessirîn

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir edip yorumlayan âlimlerin görüşleri.

al-i imran / âl-i imrân

  • Kur'ân-ı Kerîm'in 3. sûresi.

al-i imran suresi / âl-i imran suresi / âl-i imrân sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin üçüncü sûresi.

alak suresi / alak sûresi / alâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan altıncı sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 96. sûresi.

alaka-i kur'aniye / alâka-i kur'âniye

  • Kur'ân'a olan ilgi.

alem-i kur'an / âlem-i kur'ân

  • Kur'ân âlemi.

anarşistlik

  • Kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma.

ankebut suresi / ankebût sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi dokuzuncu sûresi.

arefe

  • Kurban bayramından bir evvelki gün.
  • Kurban bayramından bir önceki gün.

armaz

  • Kurbağa yosunu.

arziz

  • Kurşun, kalay. (Farsça)

aşair-i ekrad / aşâir-i ekrad

  • Kürt aşiretleri.

asar / asâr

  • Kurumayıp daima sulanır çıban.

aşem

  • Kuru ekmek.

aşere-i mübeşşere-i kur'aniye / aşere-i mübeşşere-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın cennetle müjdelediği on sahabe.

asfiya-i müçtehidin / asfiya-i müçtehidîn

  • Kur'ân ve sünnetten yola çıkarak hüküm ortaya koyan ve Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi kimseler.

ashab-ı kehf / ashâb-ı kehf

  • Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, D

ashab-ı ress / ashâb-ı ress

  • Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)

aşir

  • Kur'ân-ı Kerimden on âyetten oluşan bir bölüm.

aşr

  • Kur'ân-ı Kerimden bir vesileyle okunan on âyet miktarı kısım.
  • Kur'ân-ı Kerim'den on âyet miktarı okunan kısım.

asr suresi / asr sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz üçüncü sûresi.

asr-ı nüzul-i furkan

  • Kur'an-ı Kerimin indiği dönem.

ayat-ı beyyinat-ı kur'aniye / âyât-ı beyyinât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın ap açık âyetleri.

ayat-ı kur'aniye / âyât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın âyetleri.
  • Kur'ânın âyetleri.

ayat-ı meşhure / âyât-ı meşhure

  • Kur'ân'da yer alan ve Müslümanlar arasında çokça okunan âyetler.

ayet / âyet

  • Kur'ân'ın her bir cümlesi.
  • Kurândaki her bir cümle, delil, bellik.

ayet-el kürsi / âyet-el kürsî

  • Kur'ân-ı kerîmde Bekara sûresinin, fazîletiyle bilinen 255. âyet-i kerîmesi.

ayet-i kur'an / âyet-i kur'ân

  • Kur'ân âyeti.

ayet-i kur'aniye / âyet-i kur'âniye

  • Kur'an'ın âyeti.

ayet-i müdayene / âyet-i müdâyene

  • Kur'ân'daki (Bakara, 281) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet.
  • Kur'an-ı Kerim'de (Sure-i Bakara, 281. âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.)

ayet-i nuriye / âyet-i nuriye

  • Kur'ân-ı Kerim'in 24. sûresi olan Nur Sûresinin 35. âyeti.

ayn harfi

  • Kur'ân-ı kerîmde Ömer-ül-Fârûk'un radıyallahü anh namaz kıldırırken, ayakta okumayı bitirip, rükû'a eğildiği yeri gösteren işâret. Ayn harfi hep âyet-i kerîmelerin sonunda bulunmaktadır.

azad / âzâd

  • Kurtulmuş, serbest.

azade olma / âzâde olma

  • Kurtulma, hür ve serbest olma.

azamet-i ulviyet

  • Kur'ân'ın erişilmez yüceliği.

bahs-i kur'an / bahs-i kur'ân

  • Kur'ân'ın bahsi.

bahs-i kur'ani / bahs-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın bahsi.

bais-i necat / bâis-i necât

  • Kurtuluş sebebi.

bakara suresi / bakara sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan ş

bani / bânî / بَان۪ي

  • Kurucu. Yapan. Yapıcı. Yaptırıcı. Binâ eden.
  • Kurucu.

batıniyye / bâtıniyye

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin ve hadis-i şeriflerin zâhir ve âşikâr mânalarından ayrılarak, usûlsüz ve yanlış te'viller ile âyet ve hadislerin gizli ve sırlı mânalarını bulmak iddiasında olan sapık bir tarikat ve buna bağlı olanlar.Esasen âyet ve hadislerin ince, derin ve küllî mânalarını tefsir ve
  • Kurânın apaçık mânâlarına itibar etmeyip gizli mânalar bulduklarına inanan sapık bir anlayış.

batıniyyun / bâtıniyyûn

  • Kurânın açık mânâlarını bir yana bırakıp gizli mânalar bulduklarına inanarak sapıtan kimseler.

bekara (bakara) suresi / bekara (bakara) sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin ikinci ve en uzun sûresi.

belagat-ı kur'aniye / belâgat-ı kur'âniye

  • Kur'ân belâğatı, Kur'ân'ın güzel ve yerli yerinde ve muhatabın hâline uygun anlatımı.

belagat-i kur'aniye / belâgat-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın belâgati.

belağat-ı kur'aniye / belâğat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın kendine has belâğatı.

belağat-i kur'aniye / belâğat-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kendine has belâğati.

beled suresi / beled sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksanıncı sûresi.

belul

  • Kurtulma. Hastalıkdan, marazdan kurtulma. Halâs olma.

berae suresi / berâe sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Tevbe sûresi de denir.

beşaret-i kur'aniye / beşaret-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin müjdesi.

beyan-ı kur'an / beyan-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın açıklaması.

beyanat-ı ayat-ı kur'aniye / beyanat-ı âyât-ı kur'âniye

  • Kur'an'ın âyetlerinin açıklamaları.

beyanat-ı kur'aniye / beyânât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın açıklamaları.

beyyine suresi / beyyine sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 98. suresi olup "Kayyime, Münfekkin, Beriyye, Lemyekün" Sûresi gibi isimlerle de söylenir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan sekizinci sûresi.

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

bir gözü kör deha

  • Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet, dâhîlik.

bülbül-i bağistan-ı kur'an / bülbül-i bağistan-ı kur'ân

  • Kur'ân bahçesinin bülbülü.

bülbül-ü zü'l-kur'an / bülbül-ü zü'l-kur'ân

  • Kur'ân sahibi, okuyan bülbül.

bünye-i kur'aniye / bünye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın yapısı.

burhan-ı kur'an / burhan-ı kur'ân

  • Kur'ân delili.

büruc suresi / bürûc sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 85. suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen beşinci sûresi.

cadde-i kübra-yı kur'aniye / cadde-i kübrâ-yı kur'âniye / جَادَّۀِ كُبْرَايِ قُرْآنِيَه

  • Kur'ân'ın büyük ve istikâmetli yolu.
  • Kur'ânın en büyük caddesi.

cadde-i kur'aniye / cadde-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın gösterdiği, çizdiği yol; Kur'ân'ın büyük, geniş ve sağlam caddesi, ehli sünnet yolu, Kur'ân yolu.

çağz / چغز

  • Kurbağa. (Farsça)

cami-i kur'an

  • Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir.

çare-i halas / çare-i halâs

  • Kurtuluş çaresi.
  • Kurtuluş çaresi.

çare-i kur'aniye / çare-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın çaresi.

çare-i necat

  • Kurtuluş çaresi.

casiye suresi / câsiye suresi / câsiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. Şeriat, Dehir Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk beşinci sûresi. Hâ-mîm de denir.

cebel-i selamet / cebel-i selâmet

  • Kurtuluşun sembolü olan esenlikli ve güvenli dağ.

cefaf

  • Kuru olma, kuruma.

ceff

  • Kurumak.

cefif

  • Kuru, kurumuş.

cennet-i kur'aniye / cennet-i kur'âniye

  • Kur'ânî cennet; bu tabirle, insana dünya ve âhiret saadetini bahşeden Kur'ân'î hakikatler ve esaslar kastediliyor.

cevab-ı kur'an / cevab-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın cevabı.

cevher-i kur'an / cevher-i kur'ân

  • Kur'ân'ın cevheri, özü.

cezalet-i nazmiye

  • Kur'ân'ın nazmındaki güzellik, üstünlük ve akıcılık.
  • Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.

cim secavendi / cim secâvendi

  • Kur'ân-ı Kerim'deki durma yerlerinden biri. Bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.

cinn suresi / cinn sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.

cirriyye

  • Kursak.

ciz'

  • Kuru hurma kütüğü.

cüfaf

  • Kurumuş.

cum'a suresi / cum'a sûresi / cum'â sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 62. ve Medine-i Münevvere'de nâzil olan sûresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış ikinci sûresi.

cümle-i kur'aniye / cümle-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait cümle.

cünaf

  • Kuruluk.

cüz' / جُزْؤْ

  • Kurânın özel bölünmüş yirmi sahîfesi.

cüzhan

  • Kur'ân-ı Kerim cüzlerini okuyan kimse. (Farsça)

dafadi

  • Kurbağa.

dahiyye

  • Kurbanlık hayvan.

daire-i kur'aniye / daire-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın dairesi.

darüsselam / dârüsselâm

  • Kurtuluş ve güven yeri, cennet.

davet-i kur'ani / davet-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın daveti, çağrısı.

davud / dâvud

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçer ve Benî İsrail Peygamberlerindendir. Hz. Süleyman'ın (A.S.) babasıdır. Hem Peygamber, hem Sultandı. İbranice Zebur kitabı kendisine nâzil olmuştur. Sesi çok güzeldi. M.Ö. 1010 da vefat ettiği nakledilir.

davud aleyhisselam / dâvûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti.

define-i saadet ve necat / define-i saadet ve necât

  • Kurtuluş ve mutluluk hazinesi.

dehr suresi / dehr sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 76. suresi olup Sure-i İnsan, Ebrar, Emşac, Hel Etâ Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi. İnsan sûresi ve Hel'etâ da denir.

delail-i i'caz / delâil-i i'câz

  • Kur'ân'ın mu'cizeliğini gösteren deliller (Kur'ân'ın mu'cizeliğini ispat eden Abdülkahir Cürcânî'nin belâgat ilmine dair eserine telmih vardır.).

delil-i kur'ani / delil-i kur'ânî

  • Kur'ânî delil.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Kur'ân ve hadîs gibi nakle dayanan delil.
  • Kur'an, Hadis-i Şerif veya diğer mukaddes kitaplardaki verilen haberler ile olan delil.

dellal-ı kur'an / dellâl-ı kur'ân

  • Kur'ân'ı ilân eden, tanıtan, ona hizmet eden.

ders-i hakaik-i kur'aniye / ders-i hakaik-i kur'âniye

  • Kur'ân hakikatlerini ders verme.

ders-i kur'an / ders-i kur'ân

  • Kur'ân dersi.

ders-i kur'ani / ders-i kur'ânî

  • Kur'ân dersi.

ders-i kur'aniye / ders-i kur'âniye

  • Kur'ân dersi.

desatir-i kudsiye-i kur'aniye / desâtir-i kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kutsal prensipleri.

desatir-i kur'aniye / desatir-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait kanun ve kurallar.

devr-han

  • Kur'an-ı Kerim'i devamlı okuyup devreden kişi. (Farsça)

dud

  • Kurt, böcek.

dude

  • Kurtcağız, küçük solucan, böcek.

duha suresi / duhâ sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan üçüncü sûresi.

duhan suresi / duhân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dördüncü sûresi.

durus-u kur'aniye / durûs-u kur'âniye

  • Kur'ân dersleri.

düstur-u kur'an / düstur-u kur'ân

  • Kur'ân'ın prensipleri.

düstur-u kur'ani / düstur-u kur'ânî

  • Kur'ân tarafından ortaya konulan kanun, prensip.

düstur-u kur'aniye / düstur-u kur'âniye

  • Kur'ân'a ait prensip.

ebb

  • Kuru ot, taze ot. Mera, otlak, çayır.

ebu ca'de

  • Kurt, zi'b.

ecza-yı şerife / eczâ-yı şerife

  • Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren otuz cüz.

eczahane-i kudsiye-i kur'aniye / eczahane-i kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın yüce, yüksek ve bütün kusurlardan uzak eczahanesi.

eczahane-i kur'an / eczahane-i kur'ân

  • Kur'ân'ın eczahanesi.

edeb-i illiye-i adile-i kur'aniye / edeb-i illiye-i âdile-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın âdil yüksek edebi.

edeb-i kur'an / edeb-i kur'ân

  • Kur'ân'ın terbiyesi, Kur'ân ahlâkı.

edviye-i kur'aniye / edviye-i kur'âniye / اَدْوِيَۀِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın devâları, ilâçları.
  • Kur'ân'a ait ilaçlar.

ehl-i felah / ehl-i felâh

  • Kurtuluşa, selâmete erenler.

ehl-i hıfz

  • Kur'ân'ı ezberleyen, kimseler, hâfızlar.

ehl-i kur'an / ehl-i kur'ân / اَهْلِ قُرْآنْ

  • Kur'ân ehli.
  • Kur'ân'a tabi olanlar.

ehl-i kur'an ve iman / ehl-i kur'ân ve iman

  • Kur'ân ve iman ehli.

ehl-i necat / ehl-i necât / اَهْلِ نَجَاتْ

  • Kurtuluşa erenler.
  • Kurtuluşa erenler.

ehl-i tefsir

  • Kur'ân'ı yorumlayanlar, açıklayanlar.

ehlinecat

  • Kurtulanlar.

ekrad

  • Kürdler.
  • Kürtler.
  • Kürtler.

ekrad aşairi / ekrad aşâiri

  • Kürd aşiretleri, kabileleri.

el-bakara suresi / el-bakara sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimin 2. suresi.

el-fatiha

  • Kur'ân-ı Kerim'in birinci suresinin adı olup bu sureyi okumaya işâret için söylenir.

el-furkan

  • Kur'ân-ı Kerim.

el-kürdi / el-kürdî

  • Kürt milletinden olan.

elfaz-ı kur'aniye / elfâz-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın lafızları, ifadeleri.

elif

  • Kur'ân alfabesinin ilk harfi.

emir ve nehy-i kur'ani / emir ve nehy-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın emrettiği ve yasakladığı şeyler.

emr-i kur'an / emr-i kur'ân

  • Kur'ân'ın emri.

en'am suresi / en'âm sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altıncı sûresi.

enbiya suresi / enbiyâ sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 21.suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi birinci sûresi.

enfal / enfâl

  • Kur'ân-ı Kerimin 8. sûresi.

enfal suresi / enfâl sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekizinci sûresi.

enük

  • Kurşun.

enva-ı i'caz-ı kur'an / envâ-ı i'câz-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın çeşitli mu'cizelik özellikleri.

envar-ı binihaye-i kur'aniye / envâr-ı bînihaye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın sonsuz nurları.

envar-ı kur'aniye / envâr-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın nurları.

erkan-ı harb / erkân-ı harb / اَرْكَانِ حَرْبْ

  • Kurmay heyeti.

esalib-i kur'aniye / esâlib-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın üslûpları.

esasat-ı kur'aniye / esâsât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın esasları, temel kuralları.

esbab-ı nüzul / esbâb-ı nüzûl

  • Kur'ân-ı kerîm âyetlerinin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize indiriliş sebebleri.

esrar-ı gaybiye-i kur'aniye / esrar-ı gaybiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın gizli sırları.

esrar-ı huruf-u kur'aniye / esrar-ı huruf-u kur'âniye

  • Kur'ân harflerinde gizli olan sırlar.

esrar-ı kur'an / esrar-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın sırları.

esrar-ı kur'aniye / esrâr-ı kur'âniye / اَسْرَارِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın sırları.
  • Kurânın sırları.

evamir-i kur'aniye / evâmir-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın emirleri.

evham / evhâm / اَوْهَامْ

  • Kuruntular.

evhamlandırmak

  • Kuruntulandırmak, şüphelendirmek.

evrad-ı kur'aniye / evrad-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın virdleri, zikirleri.

evsat-ı mufassal / evsât-ı mufassal

  • Kur'ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir.

eyyam-ı kur'aniye / eyyâm-ı kur'âniye

  • Kur'an-ı Kerim'e göre olan günler (...Semavatta herhangi bir kürenin kendi etrafında bir defa dönmesi ile gün; mensub olduğu seyyarenin etrafında bir defa dönmesi ile de senesi meydana gelir. Her yıldızın kendine göre bir günü ve senesi vardır. Meselâ: Şems-üş-şumusun bir günü ellibin sene ve Şi'ra
  • Kur'ân'ın tarif ettiği ölçülere uyan günler.

eyyam-ı nahr / eyyâm-ı nahr

  • Kurban kesme günleri. Kurban bayramında, kurbanın kesildiği birinci, ikinci ve üçüncü günler.
  • Kurban Bayramı'nın ilk üç günü.

eyyam-ı şer'iye / eyyâm-ı şer'iye

  • Kur'ân'daki ölçülere uyan günler; gökyüzünde her cismin kendi etrafında dönmesiyle gün, bağlı olduğu sistem etrafında dönmesiyle de yine ona ait sene oluşur. Meselâ Sirius yıldızının bir günü ise bin senedir.

eyyam-ı teşrik / eyyâm-ı teşrik / eyyâm-ı teşrîk

  • Kurban bayramının birinci gününden sonraki diğer üç güne verilen isimdir. Zilhiccenin 11, 12 ve 13 üncü günleridir. Birinci gününe "yevm-i nahr" (kurban günü) denir.
  • Kurban Bayramı'nın ilk gününden sonraki üç gün.
  • Kurban bayramının 2, 3 ve 4. günleri.

eyyamü't-teşrik / eyyâmü't-teşrik

  • Kurban Bayramı'nın ilk gününden sonraki üç gün.

eyyub aleyhisselam / eyyûb aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ez-zikr

  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

fatiha / fâtihâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 1. sûresi.

fatiha suresi / fâtiha sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin birinci sûresi.

fatiha-ı şerife / fâtiha-ı şerife

  • Kur'ân'ın ilk sûresi olan Fatiha Sûresi.

fatiha-i şerife / fâtiha-i şerife

  • Kur'ân-ı Kerimin ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi.

fatır suresi / fâtır suresi / fâtır sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 35. suresi. Melâike Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz beşinci sûresi. Melâike sûresi de denilmektedir.

fecr suresi / fecr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 89. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dokuzuncu sûresi.

felah / felâh / فلاح / فَلَاحْ

  • Kurtuluş.
  • Kurtuluş, selâmet, mutluluk, hayır ve nîmetlerde, râhatta dâim olmak.
  • Kurtuluş, selâmet, onma, mutluluk, kutluluk.
  • Kurtulma, rahata erme. (Arapça)
  • Kurtuluş.

felah-yab

  • Kurtulan, kurtuluşa eren, felah bulan. (Farsça)

felak suresi / felak sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 113. suredir. Nâs Suresiyle beraber ikisine Muavvezeyn; İhlâs suresi ile beraber olursa üçüne Muavvezât adı verilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on üçüncü sûresi.

ferdi / ferdî

  • Kur'ân'ın işaret ettiği şahıs, olay veya şahs-ı manevîlerin her biri.

ferra

  • Kürkçü kimse.

fetih suresi / fetih sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk sekizinci sûresi.

fevz

  • Kurtuluş. Zafer. Necat. Muvaffakiyet. Selâmet.
  • Kurtuluş.

fevz-i necat

  • Kurtuluş zaferi.

fevzi / fevzî

  • Kurtuluşa, fevze âit ve müteallik.

feyz-i kur'an / feyz-i kur'ân

  • Kur'ân'ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu.

feyz-i kur'ani / feyz-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın feyzi, Kur'ân'ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu.

fidye-i necat

  • Kurtuluş fidyesi.

fil suresi / fîl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi.

fintise / fintîse

  • Kurt ve kuş ağzı.

fırka-i naciye / fırka-i nâciye

  • Kurtuluşa eren cemaat, topluluk; Ehl-i Sünnet ve Cemaat.
  • Kurtuluş fırkası. Cehennem'den kurtulacağı bildirilen fırka. İslâm dîninde doğru îtikâd üzere olanlar. Peygamber efendimiz ve Eshâbının ve bu büyüklere tâbi olan Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda bulunanlar.
  • Kur'an-ı Kerim'e ve Sünnet-i Seniyeye sıkı sıkıya bağlı olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar lütf-u İlahî ile devam eder.

fırka-i naciye-i kamile / fırka-i nâciye-i kâmile

  • Kurtuluşa eren kâmil cemaat, topluluk; Ehl-i Sünnet ve Cemaat.

furkan / فرقان

  • Kur'an.

furkan suresi / furkân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi beşinci sûresi.

fussilet suresi / fussilet sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 41. suresidir. Mekkî'dir. Secde, Sure-i Akvat ve Mesabih Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk birinci sûresi. Secde sûresi ve Hâ mîm de denir.

fütuhat-ı kur'aniye / fütuhat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın kalplerde ve ruhlarda meydana getirdiği mânevî fetihler.

gamir

  • Kurumamış yeşil ot.

gaşiye suresi / gâşiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 88. suredir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen sekizinci sûresi.

guk / gûk / غوک

  • Kurbağa. (Farsça)
  • Kurbağa. (Farsça)

gürg / گرگ

  • Kurt. (Farsça)

gürgzade

  • Kurt yavrusu. (Farsça)

guspend-güşan / guspend-güşân

  • Kurban bayramı. (Farsça)

hac

  • Kur'ân-ı Kerimin 22. sûresi.

hac suresi / hac sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi ikinci sûresi.

hacc suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir.

hadd-i maruf / hadd-i mâruf

  • Kur'ân ve sünnetçe makbul görülen, kabul edilen sınır.

hadid suresi / hadîd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 57. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli yedinci sûresi.

hadim-i kur'an / hâdim-i kur'ân

  • Kur'ân hizmetçisi.

hadimü'l-kur'an / hâdimü'l-kur'ân

  • Kur'ân'ın hizmetkârı.

hadise-i kur'aniye / hâdise-i kur'âniye

  • Kur'ânî olay.

hafız / hâfız

  • Kurânı ezberlemiş kimse.
  • Kur'ân'ı ezberleyen.

hafız mektebi

  • Kur'ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul.

hafız-ı kur'an / hâfız-ı kur'ân

  • Kur'ân-ı kerîmi ezbere bilen.
  • Kur'ân-ı Kerimi ezberleyen.

hafızlık / hâfızlık

  • Kur'ân'ı ezberleme.

hakaik-i aliye-i kur'aniye / hakaik-i âliye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın yüce hakikatleri, esasları.

hakaik-i esasiye-i kur'aniye ve imaniye / hakaik-i esasiye-i kur'âniye ve imaniye

  • Kur'ân ve imânın temel hakikatleri.

hakaik-i imaniye ve kur'aniye / hakaik-i imaniye ve kur'âniye

  • Kur'ân ve iman hakikatleri, esasları.

hakaik-i kudsiye-i imaniye ve kur'aniye / hakaik-i kudsiye-i imaniye ve kur'âniye

  • Kur'ân'ın ve imanın mukaddes ve kutsal hakikatleri.

hakaik-i kur'an / hakaik-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hakikatleri, esasları.

hakaik-ı kur'aniye / hakaik-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın hakikatleri.

hakaik-i kur'aniye / hakaik-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hakikatleri, esasları.

hakaik-ı kur'aniye ve imaniye / hakaik-ı kur'âniye ve imâniye

  • Kur'ân ve imân hakikatleri.

hakaik-i kur'aniye ve imaniye / hakaik-i kur'âniye ve imâniye

  • Kur'ân ve iman hakikatleri, gerçekleri.

hakikat-ı furkaniye

  • Kur'ân'ın gerçeği.

hakikat-i kudsiye-i kur'aniye / hakikat-i kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kutsal gerçeği, özü.

hakikat-i kur'an / hakikat-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hakikati, gerçeği.

hakikat-ı kur'aniye / hakikat-ı kur'âniye

  • Kur'an'da bulunan hakikat.

hakikat-i kur'aniye / hakikat-i kur'âniye

  • Kur'ân hakikati, öz mânâsı.

hakiki adalet-i kur'aniye / hakikî adâlet-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın gerçek ve doğru adaleti.

hakka suresi / hâkka suresi / hâkka sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış dokuzuncu sûresi.

hakkaniyet-i kur'aniye / hakkaniyet-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu, gerçekçiliği.

halas / halâs / خلاص / خَلَاصْ

  • Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek.
  • Kurtulma.
  • Kurtulma, kurtuluş.
  • Kurtuluş.
  • Kurtuluş, kurtulma. (Arapça)
  • Halâs bulmak: Kurtulmak. (Arapça)
  • Halâs olmak: Kurtulmak. (Arapça)
  • Kurtulma.

halas etme / halâs etme

  • Kurtarma.

halas etmek / halâs etmek

  • Kurtarmak.

halas olma / halâs olma

  • Kurtulma, kurtuluşa erme.

halas olmak / halâs olmak

  • Kurtulmak.

halaskar / halaskâr / halâskâr / خلاصكار / خَلَاصْكَارْ

  • Kurtarıcı.
  • Kurtarıcı.
  • Kurtarıcı.
  • Kurtarıcı. (Arapça - Farsça)
  • Kurtarıcı.

halk-ı kur'an / halk-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın yaratılması.

hamele-i kur'an / hamele-i kur'ân

  • Kur'ân davasını omuzlayan, onu sonraki nesillere ulaştıran.

hanin-ül ciz'

  • Kuru direğin inleyip ağlayışı. Hurma kütüğünün inlemesi.

harc-ı kur'ani / harc-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın harcı.

hareke

  • Kurân harflerinin okunuşunu belirleyen işaretler.

harf-i kur'an / harf-i kur'ân

  • Kur'ân harfi.

harun aleyhisselam / hârûn aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîm'de adı geçen peygamberlerden.

harut ve marut

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen iki meleğin ismidir.

haşba'

  • Kuru, yâbis.

hasi / hasî

  • Kuru.

haşi

  • Kuru, yâbis.

haşim

  • Kuru ekmek kırıntısı doğruyan. Ezen, yaran, kıran, parçalayan.

haşiyy

  • Kuru, yâbis.

haşr suresi / haşr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 59. suresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli dokuzuncu sûresi.

hatim

  • Kur'ân'ı başından sonuna kadar okuyup bitirme.

hatm

  • Kur'ân-ı kerîmi başından (Fâtiha sûresinden başlıyarak) sonuna (Nâs sûresine) kadar okumak.

hatm-i kur'an / hatm-i kur'ân

  • Kur'ân'ı başından sonuna kadar okuyup bitirme.

hatm-i kur'ani / hatm-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın tamamını okumak, hatim yapmak.

hatme-i kur'aniye / hatme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hatmi; Kur'ân-ı Kerimi baştan sona okuyup bitirme.

hatt-ı kur'an / hatt-ı kur'ân / خَطِّ قُرْآنْ

  • Kur'ân hattı, yazısı.
  • Kur'ân yazısı.
  • Kurân yazısı.

hatt-ı kur'ani / hatt-ı kur'ânî

  • Kur'ân yazısı.

hatt-ı kur'aniye / hatt-ı kur'âniye

  • Kur'ân hattı yazısı.

hazain-i mukaddese-i kur'aniye / hazâin-i mukaddese-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın mukaddes hazineleri.

hazine-i hassa-i kur'an / hazine-i hâssa-i kur'ân

  • Kur'ân'a ait olan özel hazine.

hazine-i kur'an / hazine-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hazinesi.

hazine-i kur'aniye / hazine-i kur'âniye

  • Kur'ân hazinesi.

hazret-i dellal-ı kur'an / hazret-i dellâl-ı kur'ân

  • Kur'ân'ı ilân eden, tanıtan, hizmet eden.

hazret-i kur'an / hazret-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerim.

hediye-i kur'an / hediye-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hediyesi.

hediye-i kur'aniye / hediye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hediyesi.

hemşime

  • Kuru odun. Kurumağa yüz tutmuş ağaç. Ağaçları kurumuş yer.

heyzüm

  • Kuru odun. (Farsça)

hibb

  • Kurnaz, aldatıcı, hileci kimse.

hicr

  • Kur'ân-ı Kerimin 15. sûresi.

hicr suresi / hicr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 15. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on beşinci sûresi.

hidayet-i kur'an / hidayet-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hak ve doğru yola erdirmesi.

hıfz-ı kur'an / hıfz-ı kur'ân

  • Kur'an-ı Kerim'i tamamıyla ezberleme.
  • Kur'ân'ın ezberlenmesi, hıfzedilmesi.

hıfz-ı kur'ani / hıfz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın koruması, himayesi.

hikemiyat-ı kur'aniye / hikemiyat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'daki hikmetler, hikmetli meseleler.

hikmet-i kudsiye-i kur'aniye / hikmet-i kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kutsal hikmeti, onun hikmet ilmi.

hikmet-i kur'an / hikmet-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hikmeti.

hikmet-i kur'aniye / hikmet-i kur'ânîye

  • Kur'an'a mahsus hikmet.
  • Kur'ânî hikmet.

hikmet-i kur'aniye ve imaniye / hikmet-i kur'âniye ve imaniye

  • Kur'ân ve imandan gelen ilim, hikmet.

hilaf-ı kur'an / hilâf-ı kur'ân

  • Kur'ân'a aykırı, zıt.

hilaf-ı usul / hilâf-ı usul

  • Kurala aykırı.

hitab-ı kur'ani / hitab-ı kur'ânî

  • Kur'ânda yer alan hitap, Allah'ın hitabı.

hitabat-ı kur'aniye / hitâbât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın bütün insanlara yönelik hitapları.

hizb-i kur'ani / hizb-i kur'ânî / حِزْبِ قُرْاٰن۪ي

  • Kur'ân'ın taraftarları, hizmetkârları.
  • Kurân cemâati.

hizb-i mahsus

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hizb-i mahsus-u kur'ani / hizb-i mahsus-u kur'ânî

  • Kur'ân'dan seçilen özel bölümlerin bir araya getirilmiş hâli.

hizbü'l-azam-ı kur'ani / hizbü'l-âzam-ı kur'ânî

  • Kur'ân'dan alınmış bazı âyetlerden oluşan dua kitabı.

hizbü'l-kur'an / hizbü'l-kur'ân

  • Kur'ân'daki iman hakikatlerini insanlara ulaştırma hizmetini yürütenler.

hizbü'l-kur'ani / hizbü'l-kur'ânî

  • Kur'ân'a hizmet eden, onun hakikatlerini yaşayıp yaşatmaya çalışan grup.

hizbül-kur'an / hizbül-kur'ân

  • Kur'ân taraftarları, Kur'ân hizmetkârları.

hızır

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zatın ismi.

hizmet-i esrar-ı kur'aniye / hizmet-i esrar-ı kur'âniye / hizmet-i esrâr-ı kur'âniye / خِدْمَتِ اَسْرَارِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ânın sırlarının hizmeti.
  • Kur'ânın sırlarına dâir hizmet.

hizmet-i kur'an / hizmet-i kur'ân

  • Kur'ân hakikatlerini yayma görevi.

hizmet-i kur'an ve iman / hizmet-i kur'ân ve iman

  • Kur'ân ve iman hizmeti.

hizmet-i kur'aniye / hizmet-i kur'âniye

  • Kur'ân hizmeti.

hizmet-i neşriye

  • Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini yayma hizmeti.

hüccet-i kur'aniye / hüccet-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın ortaya koyduğu kesin delil.

hucurat suresi / hucurât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 49. suredir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dokuzuncu sûresi.

hud / hûd

  • Kur'ân-ı Kerimin 11. sûresi.

hud aleyhisselam / hûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

hud suresi / hûd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 11. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin on birinci sûresi. Mekke-i mükerremede indi. Yüz yirmi üç âyet-i kerîmedir.

hüda-i kur'an / hüdâ-i kur'ân

  • Kur'ân'ın insanlara sunduğu hak ve hidayet yolu.

hüda-yı kur'ani / hüdâ-yı kur'ânî

  • Kur'ân'ın gösterdiği hak ve hidayet yolu.

hüdlul

  • Kurt. (Canavar)

hükm-i şer'i / hükm-i şer'î

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Din-i İslâm'a uygun kanun ile verilen karar. Şeriatın hükmü.

hükm-ü kur'an / hükm-ü kur'ân

  • Kur'ân'ın kararı.

hükm-ü kur'ani / hükm-ü kur'ânî

  • Kur'ân'ın hükmü.

hulam

  • Kurban olmayan küçük oğlak.

hülasa-i kur'aniye / hülâsa-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın özü, özeti.

huluk-ı azim / huluk-ı azîm

  • Kur'ân-ı kerîmin bildirdiği ve Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sâhib olduğu güzel huylar.

hulya

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)

hümeze suresi / hümeze sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 104. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz dördüncü sûresi.

huruf ve hatt-ı kur'an / huruf ve hatt-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın harfleri ve yazısı; Arapça harfler.

huruf-ı mukattaa / hurûf-ı mukattaa

  • Kur'ân-ı kerîmde bâzı sûre başlarında bulunan ve mânâsı açık olmayan ikisi üçü bir arada veya tek başına yazılı harfler. Elif lâm mîm, Yâsîn, Elîf lâm râ... gibi.

huruf-u hecaiye-i kur'aniye / huruf-u hecâiye-i kur'âniye

  • Kur'ân alfabesindeki harflerin hepsi.

huruf-u kur'an / hurûf-u kur'ân

  • Kur'ân harfleri.

huruf-u kur'aniye / huruf-u kur'âniye / hurûf-u kur'âniye / حُرُوفُ قُرْآنِيَه

  • Kur'ân'ın harfleri.
  • Kurân harfleri.

huruf-u kur'aniye ve zikriye / huruf-u kur'âniye ve zikriye

  • Kur'ân'da ve zikirlerde yer alan harfler.

hurufat ve kelimat-ı kur'aniye / hurufat ve kelimat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın harfleri ve kelimeleri.

hurufat-ı kur'aniye / hurufât-ı kur'âniye / hurûfât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın harfleri.
  • Kur'ân harfleri.

huşk / خشك

  • Kuru. (Farsça)

huşk u ter

  • Kuru ve yaş.

huşki / huşkî

  • Kuruluk, yubuset. (Farsça)

huşksal

  • Kuraklık ve kıtlık yılı. (Farsça)

huşksali / huşksâlî / خشك سالى

  • Kuraklık. (Farsça)

hüzn-ü kur'ani / hüzn-ü kur'ânî

  • Kur'ân'a has hüzün.

i'caz-ı kur'an / î'câz-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın mu'cizeliği.

i'caz-ı kur'ani / i'câz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın mu'cize olan özellikleri; Kur'ân'ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü özellikleri.

i'caz-ı kur'aniye / i'câz-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın mu'cize oluşu.

i'cazat-ı kur'aniye / i'câzât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın mu'cizeleri.

ibas

  • Kurutmak.

ibrahim aleyhisselam / ibrâhim aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden.

ibrahim suresi / ibrâhim sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin on dördüncü sûresi.

icaz-ı i'cazi / îcâz-ı i'câzî

  • Kur'ân'ın mu'cizeliğini gösteren vecizliği, özlü söz şeklindeki ifade tarzı.

icaz-ı kur'ani / îcâz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın vecizliği, az sözle çok mânâlar anlatması.

id-i adha / îd-i adhâ / عيد اضحى

  • Kurban Bayramı.
  • Kurban bayramı.

idris aleyhisselam / idrîs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ifade-i kur'aniye / ifade-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kendine mahsus anlatım biçimi.

iflah / iflâh

  • Kurtulma.

ihdas / ihdâs / احداث

  • Kurma, oluşturma, meydana getirme. (Arapça)
  • İhdâs edilmek: Kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek. (Arapça)
  • İhdâs etmek: Kurmak, oluşturmak, meydana getirmek. (Arapça)
  • İhdas olunmak: Kurulmak, oluşturulmak, kon (Arapça)

ihlas suresi / ihlâs sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de şirkin ve küfrün envâını reddedip, tevhidi ilân eden 112. Sure. Bu sureye: Esas, Tevhid, Tefrid, Tecrid, Necat, Velâyet, Marifet, Samed, Muavvize, Mazhar, Berâe, Nur, İman suresi de denilmektedir. Maâni, Müzekkire gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on ikinci sûresi. Tevhîd, Tefrîd, Tecrîd, Necâd, Vilâyet ve Mârifet sûresi de denilmiştir.

ihtar-ı kur'ani / ihtar-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın ihtarı, hatırlatması.

ihtimal-i necat

  • Kurtuluş ihtimali.

ihtişaş

  • Kuru ot veya saman gibi hayvan yemi biriktirme.

ikhat

  • Kuraklığa uğratma, kıtlığa uğratma.

iktira'

  • Kurrâ atma, seçme.

ilhad / ilhâd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

ilm-i hakaik-i kur'aniye / ilm-i hakaik-i kur'âniye

  • Kur'ân hakikatlerinin ilmi.

ilm-i kıraat / ilm-i kırâat

  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin doğru olarak okunuşundan bâzı kelimelerin ise, farklı okunmasından bahseden ilim.

ilm-i kur'an / ilm-i kur'ân

  • Kur'ân ilmi.

ilm-i kur'ani / ilm-i kur'ânî

  • Kur'ân ilmi.

ilm-i tefsir / ilm-i tefsîr

  • Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, Allahü teâlânın kastettiği mânâyı açıklayan ilim.

ilyas / ilyâs

  • Kuranda adı geçen bir peygamber.

ilyas aleyhisselam / ilyâs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden biri. Hârûn aleyhisselâmın neslindendir.

inca'

  • Kurtarma, necata erdirme, selâmete çıkarma.

infitar suresi / infitar sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin seksen ikinci sûresi.

inikad / inîkad

  • Kurulma, gerçekleşme, bağlanma.

inkaz

  • Kurtarma. Kurtarılma. Halâs etme.

inkaz eden

  • Kurtaran.

insan suresi / insan sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 76. Suresi olup "Dehr, Ebrar, Emşac, Hel-etâ Suresi" de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi.

inşikak suresi / inşikâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 84. Suresi olup İnşakkat suresi de denir. Mekkî'dir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dördüncü sûresi.

inşirah suresi / inşirâh sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin 94. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan dördüncü sûresi.

irem

  • Kurşun veya ok atılan nişan tahtası.

işarat-ı kur'ani / işârât-ı kur'âni

  • Kur'ân'ın işaretleri.

işarat-ı kur'aniye / işârât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın işaretleri.

işarat-ı kur'aniyye / işârât-ı kur'âniyye

  • Kur'ân'ın işaretleri.

işaret-i kur'aniye / işaret-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın işareti.

ishak

  • Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. İbrahim (A.S.)ın oğludur. Yakub (A.S.)ın babasıdır.

ispat-ı nüzul

  • Kur'ân'ın Allah tarafından indirildiğini ispat etme.

isra suresi / isrâ suresi / isrâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 17. Suredir. Mekkidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on yedinci sûresi.

istihrac-ı esrar-ı kur'ani / istihrac-ı esrar-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın ince sırlarını keşfedip ortaya çıkarmak.

istihracat-ı kur'aniye / istihracat-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimden anlam çıkarma işlemleri.

istinbat / istinbât

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş hükümleri, bilgileri, açıkça bildirilenlere benzeterek, meydana çıkarmak.

istisna / istisnâ / استثنا

  • Kural dışı olma.
  • Kural dışı. (Arapça)

istisna'i / istisnâ'î / استثنائى

  • Kural dışı. (Arapça)

istiva / istivâ

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih, yâni görülen, ilk anlaşılan mânâların verilmesi akla ve dîne uygun olmayıp günâh olan ve bu sebeble tevîl etmek yâni uygun olan mânâları vermek îcâb eden kapalı sözlerden biri.

ısva'

  • Kuruma, yaşlığı ve rutubeti kaybolma.

itraz

  • Kurutma veya kurutulma.

ittiba-ı kur'an / ittibâ-ı kur'ân

  • Kur'ân'a uymak.

ıyd-ı edha / ıyd-ı edhâ

  • Kurban bayramı. Kamerî seneye göre Zilhicce ayının onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü günleri.

ka'k

  • Kuru ekmek. Peksimet.

kabile-i kureyş

  • Kureyş kabilesi.

kadr (kadir) suresi / kadr (kadir) sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan yedinci sûresi.

kadr suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 97. sure olup İnna Enzelna diye de söylenir.

kaf suresi / kâf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 50. suresidir. Bâsikat ismi de verilir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin ellinci sûresi.

kafirun suresi / kâfirûn suresi / kâfirûn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 109. sure olup El-Kâfirûn da denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz dokuzuncu sûresi.

kahl

  • Kurumak.

kaide

  • Kural.

kaide-i kur'aniye ve imaniye ve nuriye / kaide-i kur'âniye ve imaniye ve nuriye

  • Kur'ân, iman ve Nur kaidesi, prensibi.

kaidelik

  • Kural olma özelliği.

kaideten / kâideten / قاعدة

  • Kural gereği.
  • Kural olarak.
  • Kural olarak, esas itibarıyla. (Arapça)

kakum

  • Kürkü makbul bir cins kedi.

kalem suresi / kalem sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 68. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış sekizinci sûresi. Nûn sûresi de denir.

kamer suresi / kamer sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 54. Suresinin ismi olup İktarabet Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli dördüncü sûresi.

kanun-u esasi-i kur'ani / kanun-u esasî-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın ana prensibi, ana esası.

kanun-u esasiye-i kur'aniye / kanun-u esasiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın temel kanunu, hükmü.

kanun-u sarahat-i kur'aniye / kanun-u sarâhat-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki açıkça belirtilen kanunu, hüküm.

kari / kârî

  • Kur'ân-ı kerîmi ezberleyen ve okuyan.

karia suresi / kâria sûresi

  • Kur'an-ı Kerim' in 101. Suresidir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz birinci sûresi.

kasas suresi / kasas sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 28. Suresidir. Mekkîdir. (Kısas da denir.)
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sekizinci sûresi.

kasas-ı kur'aniye / kasas-ı kur'âniye

  • Kur'ân'daki kıssalar.

kasemat-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'âniye

  • Kur'andaki ahitler, yeminler.
  • Kur'ândaki geçen yeminler.

kash

  • Kuruluk, katılık.

katib-i vahy / kâtib-i vahy

  • Kur'an-ı Kerim âyetlerini yazan. Vahy kâtibi.

kavaid / kavâid / قواعد

  • Kurallar, prensipler.
  • Kurallar.
  • Kurallar, kâideler. (Arapça)

kehf

  • Kur'ân-ı Kerimin 18. sûresi.

kehf suresi / kehf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 18. suresidir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin on sekizinci sûresi.

kelam-ı kadim / kelâm-ı kadim / كلام قدیم

  • Kur'an-ı Kerim, Kadim kelâm.
  • Kur'ân.

kelimat-ı kur'aniye / kelimât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın kelimeleri, sözleri.

kerahet-i tahrimiyye / kerâhet-i tahrîmiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfteki delilinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın mekruh.

keramat-ı kur'aniye / kerâmât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın kerametleri; ikramları, bağışları.

keramet-i esrar-ı kur'aniye / keramet-i esrar-ı kur'âniye / kerâmet-i esrâr-ı kur'âniye / كَرَامَتِ اَسْرَارِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın sırlarının kerameti.
  • Kur'an sırlarının kerameti.

keramet-i hizmet-i kur'aniye / keramet-i hizmet-i kur'ânîye

  • Kur'ân hizmetinin kerameti, olağanüstülüğü.

keramet-i kur'aniye / kerâmet-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait keramet.

keşfiyat-ı kudsiye-i kur'aniye / keşfiyat-ı kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kudsî hakikatlerinin keşfedilmesi.

kesre

  • Kur'an-ı Kerim yazısında harfin altına konarak, o harfi "İ" veya "I" diye okutan ve bir adı da "esre" olan işâret.

kevser suresi / kevser sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 108. Suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz sekizinci sûresi.

kevser-i kur'ani / kevser-i kur'ânî / كَوْثَرِ قُرْآنِي

  • Kur'ânî kevser; Kur'ân'a ait hayırlar, güzellikler.
  • Kurânın (tatlı, hoş) ırmağı.

kezaze

  • Kuruluk, münkabız olmak, kabızlık.

kılevb

  • Kurt, zi'b.

kıraat-i kur'an / kıraat-i kur'ân

  • Kur'ân'ı okuma.

kıraat-ı seb'a

  • Kur'ân'ın yedi türlü okunuş şekli.

kıraet ilmi / kırâet ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin okunuş şekillerini râvileriyle berâber bildiren ilim.

kıraet-i aşere / kırâet-i aşere

  • Kur'ân'ın on kırâet üzere okunması. Kırâet imamları şunlardır: Nafi, İbn Kesir, Ebu Amr, İbn Amir, Asım, Hamza, Kisaî, Ebu Cafer, Yakub ve Halef.

kirm / كرم

  • Kurt, kurtçuk. (Farsça)

kısar-ı mufassal

  • Kur'an-ı Kerim'de 99. sure olan Zilzal suresinden 114. olan Nas suresine kadar olan surelerdir.

kitab ve sünnet / kitâb ve sünnet

  • Kur'ân-ı kerîm ve Peygamber efendimizin hadîs-i şerîfleri (söz, iş ve görüp de bir şey demedikleri hususlar) mânâsına olan bir terim.

kitab-ı hakim / kitab-ı hakîm

  • Kur'ân.

kitap

  • Kur'ân-ı Kerim.

kıyame suresi / kıyâme sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş beşinci sûresi.

kıyamet suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 75. Suresi olup "Lâ Uksimu" Suresi de denir. Mekkidir.

kubb

  • Kürk.

kubub

  • Kuruluk.

kudsi cümle-i kur'aniye / kudsi cümle-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kutsal cümlesi; âyet.

küffar-ı kureyş / küffâr-ı kureyş

  • Kureyş kâfirleri, müşrikleri.

külliyet-i kaide

  • Kuralın genelliği, kapsamlılığı.

kur'a / قرعه

  • Kur'a, ad çekme. (Arapça)

kur'an hadimi / kur'ân hâdimi

  • Kur'ân'ın hizmetçisi, ilan edicisi.

kur'an hattı / kur'ân hattı

  • Kur'ân'ın yazılı olduğu alfabe, Arap alfabesi.

kur'an'ın ahkamı / kur'ân'ın ahkâmı

  • Kur'ân'ın hükümleri, esasları.

kur'an'ın i'cazı / kur'ân'ın i'câzı

  • Kur'ân'ın mu'cizeliği, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olması.

kur'ani / kur'ânî

  • Kur'ân'a ait.

kur'ani müşkilat / kur'ânî müşkilât

  • Kur'ân-ı Kerimde anlaşılması zor olan yerler.

kurani / kurânî

  • Kurânla ilgili, ait.

kurban geceleri

  • Kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinin geceleri.

kürdi / kürdî

  • Kürtçe.
  • Kürdistânlı.

küre / كره

  • Küre. (Arapça)

kürevi / kürevî / كروی

  • Küresel. (Arapça)

kureyş rüesaları / kureyş rüesâları

  • Kureyş kabilesinin reisleri, ileri gelenleri.

kureyş rüesası

  • Kureyş reisleri, liderleri, önde gelenleri.

kureyş suresi / kureyş sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 106. Suresidir. Liilâfi Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz altıncı sûresi.

kureyşi / kureyşî

  • Kureyş kabilesine mensup kimse.
  • Kureyş kabilesinden olan. Kureyş'e mensub.

küreyvat / küreyvât

  • Kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar.
  • Kürecikler.

kurra / kurrâ / قراء

  • Kurân okuyucuları.
  • Kur'ân okuyucular. (Arapça)

kürre

  • Küre, yuvarlak, top.

kurut

  • Kuruluk.

kütüb-ü salife / kütüb-ü sâlife

  • Kur'ân'dan önce gelen Tevrat, Zebur ve İncil gibi geçmiş semavi kitaplar.

kuvve-i vahime / kuvve-i vâhime / قُوَّۀِ وَاهِمَه

  • Kuruntu hissi.

kuvvet-i kur'aniye / kuvvet-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kuvveti.

küvviret suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 81. Suredir. İzeşşemsü Küvviret veya Tekvir Suresi de denir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.

la'lus

  • Kurt, zi'b.

lafz-ı kur'an / lâfz-ı kur'ân

  • Kur'ân lâfzı, sözü.

lafz-ı kur'ani / lâfz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın lafzı.

lafzi mu'cize / lâfzî mu'cize

  • Kur'ân'ın lâfzına ait mu'cize; Kur'ân'ın yazı ve hat san'atıyla yazılırken farkında olmayarak "Allah" lâfızlarının alt alta gelmesi şeklinde görünen Kur'ân mu'cizesi.

lahin / lâhin

  • Kur'ân-ı Kerim'i okurken telaffuzunda yanlışlık yapan.

lam / lâm

  • Kur'ân alfabesinde yirmialtıncı harf olup, ebcedi değeri otuzdur.

leheb suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 111. suresi olup "Tebbet, Mesed" Suresi de denir. Mekkîdir.

levaih-i kur'aniye / levâih-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın gerçekleri gösteren mânâları ve tasvirleri.

levşeb

  • Kurt, zi'b.

leyl suresi / leyl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 92. Suresinin ismidir.
  • Kur'ân- kerîmin doksan ikinci sûresi.

lezlaz

  • Kurt. (Canavar)

lisan-ı kur'an / lisan-ı kur'ân

  • Kur'ân dili.

lokman

  • Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat.

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

lokman suresi / lokman sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 31. Suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz birinci sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerimin 31. sûresi.

lut aleyhisselam / lût aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden. Bugün Ürdün ile Filistin arasında bulunan Lût gölü yanındaki Sedûm şehri halkına peygamber olarak gönderildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâmın dînini tebliğ etti.

ma'un suresi / mâ'ûn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz yedinci sûresi.

maani-i kur'an / maânî-i kur'ân

  • Kur'ân'ın mânâları.

madde-i kur'an / madde-i kur'ân

  • Kur'ân'ın maddesi.

mahşuş

  • Kuru ot.

maide suresi / mâide sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin beşinci sûresi.

mak'ade

  • Kurbağa.

makàsıd-ı asliye-i kur'aniye / makàsıd-ı asliye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın asıl maksatları, gayeleri.

makàsıd-ı irşadiye-i kur'aniye / makàsıd-ı irşadiye-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu gösterme, uyarma maksatları.

makasıd-ı kur'aniye / makasıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin maksatları, hedefleri, gayeleri.

makàsıd-ı kur'aniye / makàsıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın maksatları.

makasıd-ı kur'aniye / makâsıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân'daki maksatlar ve hedefler.

maksad-ı kur'an / maksad-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın maksadı.

mana mertebeleri

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin anlaşılmasında bilinen muhtelif ma'nâlar. Zâhirî, bâtınî, sarihî, harfî, ismî, işarî, remzî, mecazî, mefhumî, riyazî mânâlar gibi.

mana-yı ayet / mânâ-yı âyet

  • Kur'ân'ın her bir cümlesinin ifade ettiği anlam.

mana-yı işari-i külli / mânâ-yı işârî-i küllî

  • Kur'ân'ın işaretlerle ifade ettiği mânâların tümü.

mana-yı sarihi / mânâ-yı sarîhî

  • Kur'ân'ın mânâ tabakalarından biri, açıkça anlaşılan mânâ.

manevi tefsir / mânevî tefsir

  • Kur'ân-ı Kerimin işaret ettiği hakikatleri asrın ilmî gelişmeleri ışığında ortaya koyarak, iman hakikatlerini güçlü ve sarsılmaz delillerle açıklayan, yorumlayan eser.

maraz-ı vesvese / مَرَضِ وَسْوَسَه

  • Kuruntu, şüphe hastalığı.
  • Kuruntu hastalığı.

matbaha-i kur'an / matbaha-i kur'ân

  • Kur'ân mutfağı; Kur'ân'ın gıda hazinesi.

maun suresi / mâun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 107. Suresidir. "Eraeyte Suresi" de denir.

mearic suresi / meâric sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 70. Suresi olup Seele veya Mevaki Suresi de denir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmişinci sûresi.

mebni / mebnî

  • Kurulan, dayanan.

mecmu-u kur'an / mecmu-u kur'ân

  • Kur'ân'ın tamamı.

medar-ı necat / medâr-ı necât / مَدَارِ نَجَاتْ

  • Kurtuluş sebebi.
  • Kurtuluş sebebi.

medeniyet-i kur'an / medeniyet-i kur'ân

  • Kur'ân medeniyeti.

meharic-i huruf / mehâric-i hurûf

  • Kur'ân-ı kerîm harflerinin herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer.

menba-ı fevz-i necat

  • Kurtuluş zaferinin kaynağı.

mencat

  • Kurtulma, necât bulma. Halâs olma.

mence

  • Kurtaracak yer.

mencê

  • Kurtuluş yeri.

mence' / مَنْجَأْ

  • Kurtuluş yeri.

mermi / مرمى

  • Kurşun.
  • Kurşun. (Arapça)

meryem

  • Kur'ân-ı Kerimin 19. sûresi.

meryem suresi / meryem sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 19. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on dokuzuncu sûresi.

mesail-i kur'aniye / mesâil-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın meseleleri.

mevadd-ı maneviye-i kur'aniye / mevadd-ı mâneviye-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait mânevî şeyler.

mevhum

  • Kuruntu ürünü.

mevzuat / mevzûat

  • Kurallar, kanunlar.

meyve-i huşk

  • Kuru yemiş.

mezheb imamı / mezheb imâmı

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kirâmdan işiterek veya nakl ile toplayan, açıkça bildirilmemiş olanları da, kendi koydukları usûllere (metod) göre açıkça bildirilmiş olanlara benzeterek çıkaran derin âlim, mutlak müctehîd.

mir'at-ı üstad / mir'ât-ı üstad

  • Kur'ân hakikatlerini bir ayna gibi yansıtan Üstad.

mirac-ı kur'ani / mirac-ı kur'ânî

  • Kur'ânî yükseliş.

mirfeşe

  • Kürek.

mıshaf

  • Kur'ân-ı kerîmin tamâmının yazılı olduğu mübârek kitab.

mu'cizat-ı kur'an / mu'cizat-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın mu'cizeleri, Yirmi Beşinci Söz.

mu'cizat-ı kur'ani / mu'cizat-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın mu'cizeleri.

mu'cizat-ı kur'aniye / mu'cizât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın mu'cizeleri, Yirmi Beşinci Söz.

mu'cizat-ı kur'aniye ve ahmediye / mu'cizât-ı kur'âniye ve ahmediye

  • Kur'ân'ın ve Peygamber Efendimizin mu'cizelerinin anlatıldığı risaleler.

mu'cize-i kur'an / mu'cize-i kur'ân

  • Kur'ân mu'cizesi.

mu'cize-i kur'aniye / mu'cize-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın mu'cizesi.

mu'cize-i maneviye-i kur'aniye / mu'cize-i mâneviye-i kur'âniye

  • Kur'ânın mânevî mu'cizesi, mânâ ve içerik yönünden mu'cize olma.

mu'cize-i tevafukıyye

  • Kur'ân'daki tevafuka ait mu'cize, kelimelerin mu'cizeli bir şekilde birbirine uygunluğu.

mü'min suresi / mü'min sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 40. Suresidir. Gafir, Tavl Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırkıncı sûresi. Gâfir sûresi de denir.

mü'minun suresi / mü'minûn suresi / mü'minûn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi üçüncü sûresi.

muavvizeteyn

  • Kur'ân'ın 113. ve 114. sûreleri olan Felak ve Nâs sûreleri.

mübelliğ-i kur'an / mübelliğ-i kur'ân

  • Kur'ân'ı tebliğ eden, Peygamber Efendimiz.

mücadele suresi / mücâdele sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin elli sekizinci sûresi.

mücadile suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 58. Suresi olup Kad-semi' ve Sure-i Zıhâr da denilmiştir.

müceffef

  • Kurutulmuş. Suyu çekilmiş, nemi kalmamış, kurumuş.

müceffif

  • Kurutucu.

mücessime

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu fırkaya müşe bbihe de denir.

mücevherat-ı kur'aniye / mücevherât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın içinde bulunan mânevî inciler.

müctehid-i müstekıl

  • Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden doğrudan hüküm çıkarabilen ve kendine mahsûs kâide ve usûl koyan mezheb sâhibi müctehid. Buna, mutlak müctehid de denir.

müddessir suresi / müddessir sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 74. Suresi olup, Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş dördüncü sûresi.

müdevved

  • Kurtlanmış.

müesses / مؤسس

  • Kurulu.
  • Kurulu.
  • Kurulu, kurulmuş. (Arapça)

müesses olan

  • Kurulu olan.

müessesat / مؤسسات

  • Kurumlar, kuruluşlar, müesseseler. (Arapça)

müessese / مؤسسه

  • Kuruluş, kurum.
  • Kurum.
  • Kurum, kuruluş. (Arapça)

müessis / مؤسس

  • Kuran, kurucu.
  • Kurucu. (Arapça)

müfessir

  • Kur'ân-ı kerîmi tefsîr eden; Allahü teâlânın kelâmında, murâd edilen, kasdedilen mânâyı anlayan âlim.
  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse.

müfessir-i kur'an / müfessir-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, mânâ bakımından yorumlayan kimse.

müfessirin / müfessirîn

  • Kur'an-ı Kerim'in mânasını hakkıyla anlayıp tefsir edebilen, ilmi ile âmil, kâmil ve sâlih muhakkikler.

müfessirin-i izam / müfessirîn-i izâm

  • Kur'ân'ı yorumlayan büyük tefsirciler.

müflih

  • Kurtuluşa eren.
  • Kurtulan.

muhalles

  • Kurtarılmış. Tahlis olunmuş.

muhammed suresi / muhammed sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 47. Suresi olup Kıtal Suresi de denir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk yedinci sûresi.

muhammed-i kureyşi / muhammed-i kureyşî

  • Kureyş kabilesine mensup olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

muhkemat / muhkemât

  • Kur'ân-ı kerîmdeki mânâsı açık, meydanda olan, anlaşılabilen âyet-i kerîmeler. Muhkemin çoğulu.

muhkemat-ı şeriat / muhkemât-ı şeriat

  • Kur'ân ve Hadisin yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık hükümleri, ifadeleri.

müjde-i işariye-i kur'aniye / müjde-i işariye-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki müjdeli işaret.

müjde-i kur'aniye / müjde-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın müjdesi.

mukattaat-ı huruf / mukattaât-ı hurûf

  • Kur'ân'da sûrelerin başında zikredilen tek harfler (Elif, lam, mim gibi).

muknia

  • Kurbağa yavrusunun, yumurtadan çıktığı ilk hâli.

mukri'

  • Kur'an-ı Kerimi kaidelerine uygun okuyan.

mülk suresi / mülk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 67. suresidir. Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mânia, Vakiye, Mennea Suresi gibi isimleri de vardır. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış yedinci sûresi.

mümtehine suresi / mümtehine sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 60. Suresidir. İmtihan veya Meveddet Suresi de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmışıncı sûresi.

münafıkun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 63. Suresidir. Medenîdir.

münafikun suresi / münâfikûn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış üçüncü sûresi.

münci / müncî

  • Kurtarıcı.

münkız

  • Kurtaran.
  • Kurtaran. Kurtarıcı.

münzilü'l-kur'an / münzilü'l-kur'ân

  • Kur'ân'ı indiren, Allah.

mürettil

  • Kur'ân-ı Kerimi ağır ağır ve tecvid kaidelerine göre okuyan.

mürselat suresi / mürselât sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş yedinci sûresi.

müsaheme

  • Kur'a çekme.

müsahim

  • Kur'a çeken, kur'a atan.

müsevves

  • Kurtlanmış.

mushaf / مصحف

  • Kur'ân-ı kerîmin tamâmının yazılı olduğu kitap. Mıshaf da denir.
  • Kur'ân'ın ciltlenmiş hâli.
  • Kur'ân. (Arapça)

müstesna

  • Kural dışı, ayrı, sıra dışı.

mutaffifin suresi / mutaffifîn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin seksen üçüncü sûresi.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Kur'ân ve hadîste temsil ve benzetmelerle açıklanan, anlaşılması zor, çok yüksek hakikatler.

müteşabihat-ı kur'aniye / müteşabihat-ı kur'âniye

  • Kur'an'da hükmü açık olmayan, yorumlanması gereken âyetler.

müteşabihat-ı kur'aniyye / müteşabihat-ı kur'âniyye

  • Kur'ân'da temsil ve benzetmelerle açıklanan, anlaşılması zor olan yüksek hakikatler.

mütevehhim

  • Kuruntulu.

müteyebbis

  • Kuruyan, teyebbüs eden, kuru olan.

mutlak müctehid / mutlak müctehîd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan hükümleri ve mes'eleleri, açık olarak bildirilenlere benzeterek meydana çıkarabilen derin âlim. Ehl-i sünnetin ameldeki mezheb imâmlarından her biri.

muyine

  • Kürk. (Farsça)

muyine-duz / muyine-dûz

  • Kürkçü. (Farsça)

müzzemmil suresi / müzzemmil sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 73. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş üçüncü sûresi.

na-bekaide

  • Kural ve kaideye uymayan. Kaidesiz, kuralsız, nizamsız. (Farsça)

naci / nâcî / ناجى / nacî / نَاجِي

  • Kurtulmuş, necat bulmuş. Cennetlik olan.
  • Kurtulan.
  • Kurtulan. (Arapça)
  • Kurtulan.

nahl

  • Kur'ân-ı Kerimin 16. sûresi.

nahl suresi / nahl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 16. Suredir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on altıncı sûresi.

nahr

  • Kurbanlık deveyi göğsü üstünden (evdâcını yâni iki büyük damarını) kesmek.

nakik

  • Kurbağa, akrep ve tavuk sesleri.

nakl

  • Kur'ân-ı Kerim, hadis-i şerif gibi İslâmın asıl kaynakları.

nakli delil / naklî delil

  • Kur'ân ve hadis gibi nakle, haberlere dayanan delil.

nas suresi / nâs sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 114. Sure.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on dördüncü ve son sûresi.

nasr suresi / nasr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'deki 110. Sure. İza-câe veya Tevdi' Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz onuncu sûresi.

nass-ı kelam / nass-ı kelâm

  • Kur'ân'da geçen kesin hükümlü âyetler.

nass-ı kur'an / nass-ı kur'ân / نَصِّ قُرْاٰنْ

  • Kur'ân'ın kesin ve açık hükmü.
  • Kur'ân-ı Kerim'in açık ve kesin hükmü.
  • Kurânın açık hükmü.

nazar-ı kur'an / nazar-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın nazarı, bakış tarzı.

nazar-ı kur'ani / nazar-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın bakış açısı.

naziat suresi / nâziât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 79. Suresidir. Sâhire ve Tâmme Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş dokuzuncu sûresi.

nazm

  • Kur'ân-ı Kerim'in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.

nazm-ı celil

  • Kur'ân-ı Kerim.

nazm-ı kur'an / nazm-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın diziliş ve tertibi.
  • Kur'ân-ı Kerim'in tertibi.

nebe' suresi / nebe' sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 78. Suredir. Amme Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş sekizinci sûresi.

nebiy-yi kureyşi / nebiy-yi kureyşî

  • Kureyş kabilesine mensup olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

nebiyy-i kureyşi / nebiyy-i kureyşî

  • Kureyş kabilesinden olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

necat / necât / نَجَاتْ

  • Kurtulma, kurtuluş.
  • Kurtulma, kurtuluş.
  • Kurtuluş.
  • Kurtuluş.
  • Kurtuluş.

necati / necatî

  • Kurtulmaya ait, kurtulmakla ilgili.

necm suresi / necm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 53. Suresidir. Vennecmi Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli üçüncü sûresi.

nefs-i kur'an / nefs-i kur'ân

  • Kur'ân'ı Kerimin kendisi.

nehy-i kur'ani / nehy-i kur'ânî

  • Kur'ân tarafından konulan yasak.

neml suresi / neml sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 27. Sure olup Süleyman Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi yedinci sûresi.

nesike

  • Kurban.

neşr-i ahkam-ı kur'aniye / neşr-i ahkâm-ı kur'âniye

  • Kur'an hükümlerinin yayılması.

neşr-i envar-ı hakaik-i kur'an / neşr-i envâr-ı hakaik-i kur'ân

  • Kur'ân hakikatlerinin nurlarını yayma, duyurma.

neşr-i envar-ı hakikat / neşr-i envâr-ı hakikat

  • Kur'ân nurlarının yayılması.

neşr-i envar-ı kur'aniye / neşr-i envâr-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın nurlarını yayma.

neşr-i esrar-ı kur'aniye / neşr-i esrar-ı kur'âniye / neşr-i esrâr-ı kur'âniye / نَشْرِ اَسْرَارِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın içindeki sırları anlatan risaleleri neşretme, yayma.
  • Kurânın sırlarını yayma.

nıkk

  • Kurbağa sesi.

nisa suresi / nisâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in dördüncü suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin dördüncü sûresi.

nücum-u kur'aniye / nücûm-u kur'âniye

  • Kur'ân'ın yıldızları; âyet-i kerîmeler.

nugz

  • Kürek ucuna bitişik olan kıkırdak.

nuh

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi.

nuh aleyhisselam / nûh aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine Ülü'l-azm denilen altı peygamberin ikincisi. İdrîs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderildi.

nuh suresi / nûh sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 71. Suredir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş birinci sûresi.

nüket-i kur'aniye / nüket-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimdeki ince noktalar.

nükte-i kur'aniye / nükte-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki çok ince ve zarif mânâ.

nun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 68. sure ve Kur'anda müteşabih ve şifre olan bir harf.

nur suresi / nûr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 24. Suresinin ismi.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi dördüncü sûresi.

nur-u kur'an / nur-u kur'ân

  • Kur'ân'ın nuru.

nur-u kur'ani / nur-u kur'ânî

  • Kur'ân'ın nuru, ışığı.

nusus-u kat'iye / nusûs-u kat'iye

  • Kur'ân'ın hükmü kesin olan âyetleri.

nusus-u kur'an / nusûs-u kur'ân

  • Kur'ân'ın açık hükümleri.

nusus-u kur'aniye / nusûs-u kur'âniye

  • Kur'ân'daki mânâsı açık olan âyetler.

nüsüse

  • Kurumak.

nüzul-u kur'an / nüzûl-u kur'ân

  • Kur'ân'ın indirilmesi.

nüzul-ü kur'an / nüzul-ü kur'ân / nüzûl-ü kur'ân

  • Kur'ân'ın inişi, gönderilişi.
  • Kur'ân'ın indirilmesi.

otomatik

  • Kurularak veya vakti gelince harekete geçen, işleyen. (Fransızca)

postin / postîn / پستين

  • Kürk. (Farsça)
  • Kürk. (Farsça)

postinduz

  • Kürk diken. (Farsça)

postinpuş

  • Kürk giyen. (Farsça)

prensib

  • Kural, düstur.

ra

  • Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer.

ra'd suresi / ra'd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 13. Suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin on üçüncü sûresi.

rah-ı necat / râh-ı necat

  • Kurtuluş yolu.
  • Kurtuluş yolu.

rah-ı necat ve selamet / râh-ı necat ve selâmet

  • Kurtuluş ve esenlik yolu.

rahman suresi / rahmân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin elli beşinci sûresi.

rasas / rasâs

  • Kurşun.
  • Kurşun, kalay, lehim.
  • Kurşun.

rasih alim / râsih âlim

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan büyük din âlimi.

reha / rehâ / رها

  • Kurtuluş.
  • Kurtuluş. (Farsça)

rehafeşan

  • Kurtarıcı. (Farsça)

rehakar / rehâkâr / رهاكار

  • Kurtarıcı. (Farsça)

rehayafte

  • Kurtulmuş. (Farsça)

rehayi / rehayî

  • Kurtulma, halâs, necat. (Farsça)

remz-i kur'ani / remz-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın işareti.

restgari / restgârî

  • Kurtulma, necat. (Farsça)

  • Kur'an alfabesinin onuncu harfi olup, ebcedî değeri 200'dür.

rık'a

  • Kur'an-ı Kerim'in harfleri ile bir yazı çeşidi.

rivayet tefsiri / rivâyet tefsiri

  • Kur'ân-ı kerîmdeki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamber efendimizin sünneti veya Eshâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me'sur veya naklî tefsir de denir.

rubehane

  • Kurnazca, tilkicesine. (Farsça)

rubehi / rubehî

  • Kurnazlık. Tilkilik. (Farsça)

rüesa-yı kureyş / rüesâ-yı kureyş

  • Kureyş reisleri, Kureyş'in önde gelenleri.

rum suresi / rûm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 30. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuzuncu sûresi.

rümam

  • Kuru ot.

rumuzat-ı kur'an / rumuzat-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın remizleri, ince işaretleri.

rumuzat-ı kur'aniye / rumuzât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın remizleri, ince nükteleri.

sad

  • Kur'an alfabesinin onyedinci harfi olup, ebcedî değeri 90'dır. Noktası olmadığından sâd-ı mühmele adı da verilir.

sad suresi / sad sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 38. Suredir. Dâvud Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz sekizinci sûresi.

sada-yı kur'an / sadâ-yı kur'ân / صَدَايِ قُرْاٰنْ

  • Kur'ân'ın sesi.
  • Kur'ân'ın sesi.

sada-yı semavi-i kur'ani / sadâ-yı semâvî-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın semâvî sedâsı.

saf suresi / saf sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış birinci sûresi.

saff suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 61. suredir. İsa, Havariyyun Suresi de denir. Medenîdir.

saffat suresi / sâffât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 37. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz yedinci sûresi.

safif

  • Kuru ot.

sahib-i kur'an / sahib-i kur'ân

  • Kur'ân'ın sahibi olan Allah.

sahih-i buhari / sahîh-i buhârî

  • Kur'ân-ı kerîmden sonra, doğru oldukları, bütün İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilmiş olan meşhur altı hadîs kitâbından birincisi.

sahihayn / sahîhayn

  • Kur'ân-ı kerîmden sonra, doğru oldukları, bütün İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilmiş olan altı hadîs kitâbından Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim'in ikisine birden verilen isim.

sahil-i selamet / sâhil-i selâmet

  • Kurtuluş sahili; güvenli yer.

şahrah-ı kur'an / şahrâh-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın ana caddesi.

samil

  • Kuru, yâbis.

sanadid-i kureyş

  • Kureyş'in ileri gelenleri, seraskerleri, büyükleri.

sarahat-i kur'aniye / sarâhat-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın açık bir şekilde ortaya koyduğu hükümler.

saray-ı kur'an / saray-ı kur'ân

  • Kur'ân sarayı.

sarfe

  • Kuranın mûcize olduğunu gösteren usûllerden biri.

sarfe mezhebi

  • Kur'an-ı Kerim'in mu'cize olduğuna dair ikinci mercuh bir mezheb ismi.

şasif

  • Kuru ve zayıf.

savi

  • Kuru, yâbis.

şaz / şâz / شاذ

  • Kural dışı, kurala uymayan, genel düzenden ayrılmış olan.
  • Kural dışı.
  • Kural dışı. (Arapça)

se

  • Kur'an alfabesinin dördüncü harfidir. Ebced hesabında 500 sayısının karşılığıdır.

sebe' suresi / sebe' sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 34. Suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz dördüncü sûresi.

sebeb-i necat / sebeb-i necât / سَبَبِ نَجَاتْ

  • Kurtuluş sebebi.
  • Kurtuluş sebebi.

sebeb-i nüzul / sebeb-i nüzûl

  • Kur'ân-ı kerîmin nüzûl (inme) sebebi.

secavend / secâvend

  • Kur'an-ı Kerim'de doğru okunması için yapılan işaretler.Kur'an-ı Azîmüşşan'ı okurken durularak nefes alınacak yerler, âyet sonları ile secavend mahalleridir. (Farsça)
  • Kur'ân-ı kerîmin, mânâsına uygun ve doğru okunabilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren işâretler.
  • Kur'ân-ı Kerim'i doğru okumak için yapılan işaretler.

secde suresi / secde sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 32. Suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz ikinci sûresi.

secde-i tilavet / secde-i tilâvet

  • Kur'an okunurken veya dinlerken edilen secde. Okuma secdesi.
  • Kur'ân-ı kerîmin on dört yerindeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın yapması vâcib olan secde.

sedd-i kur'an / sedd-i kur'ân

  • Kur'ân seddi.

sedd-i kur'ani / sedd-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın yıkılmaz seddi, kalesi.

sedd-i zülkarneyn

  • Kur'ân-ı kerîmde Zülkarneyn adıyla bildirilen peygamber veya evliyâ olan mübârek bir zâtın, Ye'cûc ve Me'cûc için yaptırdığı sed.

sefine-i necat

  • Kurtuluş gemisi.

selamet / selâmet

  • Kurtuluş, emniyet.

selaset-i nazm / selâset-i nazm

  • Kur'ân'ın âyet ve cümlelerinin tertip ve düzenindeki açıklık, ahenk, akıcılık.

sema-i kur'an / semâ-i kur'ân

  • Kur'an'ın semâsı, yüceliği.

sema-i kur'ani / semâ-i kur'âni

  • Kur'ân'ın semâsı; Kur'ân'ın yüce makam ve mânâsı.

sema-yı kur'an / semâ-yı kur'ân

  • Kur'ân seması.

şematet / şemâtet

  • Kuru gürültü. şamata.
  • Kuru gürültü, şamata.

şematetkarane / şematetkârane

  • Kuru gürültü yapmak suretiyle, arsızca, gürültü ile bağırmak. (Farsça)

semavat-ı kur'aniye / semâvât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın yüce makam ve dereceleri.

semere-i kur'aniye / semere-i kur'âniye

  • Kur'ân meyvesi.

şems suresi / şems sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan birinci sûresi.

şems-i kur'an / şems-i kur'ân

  • Kur'ân güneşi.

sena-i kur'aniye / senâ-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın methedişi.

sena-yı kur'ani / senâ-yı kur'ânî

  • Kur'ân'ın methi.

sena-yı kur'aniye / senâ-yı kur'ânîye / ثَنَايِ قُرْاٰن۪يّهَ

  • Kurânın övmesi.

sene-i kur'aniye / sene-i kur'âniye

  • Kur'ân yılı.

şeriat / شريعت

  • Kur'an yolu.

serir / serîr

  • Kürsü, taht.

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî / şevk-i tenzîlî / شَوْقِ تَنْزِيلِي

  • Kur'ân'ın verdiği şevk, arzu.
  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.
  • Kur'âna âid arzu, istek.

seyf-i kur'ani / seyf-i kur'ânî

  • Kur'ânî kılıç.

şeyzuman

  • Kurt.

şifa ayet-i kerimeleri / şifâ âyet-i kerîmeleri

  • Kur'ân-ı kerîmdeki altı şifâ âyeti. Tevbe sûresi on dördüncü âyetinin sonu, Yûnus sûresi elli yedinci âyetinin ortası, Nahl sûresi altmış dokuzuncu âyetinin orta kısmı, İsrâ sûresi seksen ikinci âyetinin baş tarafı, Şuarâ sûresinin sekseninci âyeti, Fussilet sûresi kırk dördüncü âyetinin ortası.

şifahane-i kur'an / şifâhâne-i kur'ân

  • Kur'ân'ın şifâ dairesi.

siff

  • Kuru deri.

silahhane-i kur'an / silâhhâne-i kur'ân

  • Kur'ân cephanesi.

silsile-i kur'an / silsile-i kur'ân

  • Kur'ân'daki tevafuklu ve bağlantılı ifadeler.

silsile-i mevhumat / silsile-i mevhûmât

  • Kuruntular zinciri.

şın

  • Kur'an alfabesinin onüçüncü harfi olup, ebcedî değeri 300'dür.

sircin

  • Kurumuş davar tersi.

sirkin

  • Kuru davar tersi.

sırr-ı furkan

  • Kur'ân'ın sırrı, özü, ruhu, gücü.

sırr-ı i'caz-ı kur'an / sırr-ı i'câz-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın mu'cize oluşunun sırrı, espirisi.

sırr-ı kur'an / sırr-ı kur'ân

  • Kur'ân içinde gizli olan sırlı bilgiler.

şuara suresi / şuarâ sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi altıncı sûresi.

şule-i i'caz-ı kur'ani / şûle-i i'câz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın mu'cizesinin bir parıltısı.

süleyman aleyhisselam / süleymân aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

sülüs-ü kur'an / sülüs-ü kur'ân / ثُلُثُ قُرْآنْ

  • Kur'ân'ın üçte biri.
  • Kur'ân'ın üçte biri.

şümus-u kur'an / şümus-u kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimin içinde bulunan ve her birisi güneş gibi iman hakikatlerini açıkça gösteren temel özellikleri.

şümus-u kur'aniye / şümûs-u kur'âniye

  • Kur'ân'ın güneşleri.

sünuhat-ı kur'aniye / sünuhat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın nuruyla kalbe gelen mânâlar, hakikatler.

şura suresi / şûrâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 42. suresi olup, "Hâ mim ayn sin kaf" Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk ikinci sûresi.

sürb

  • Kurşun, kalay. Kurşun ve kalay karışımı. (Farsça)

sure / sûre

  • Kur'ân-ı kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çokluk şekli süverdir. Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Bekara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb'ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha'ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesâ
  • Kur'ân'ın ayrıldığı 114 bölümden her biri.
  • Kurânın âyetlerden oluşan her bir bölümü.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri.

sure-i ahkaf / sûre-i ahkâf

  • Kur'ân-ı Kerimin 46. sûresi olan Ahkâf Sûresi.

sure-i ahzab / sûre-i ahzab

  • Kur'ân'ın 33. sûresi olan Ahzab Sûresi.

sure-i al-i imran / sûre-i âl-i imrân

  • Kur'ân-ı Kerimin 3. sûresi olan Âl-i İmran Sûresi.

sure-i alak / sûre-i alâk

  • Kur'ân-ı Kerimin 96. sûresi olan Alâk Sûresi.

sure-i amme / sûre-i amme

  • Kur'ân'da yer alan Nebe Suresi.

sure-i ankebut / sûre-i ankebût

  • Kur'ân'ın 29. sûresi olan Ankebût Sûresi.

sure-i bakara / sûre-i bakara

  • Kur'ân'ın 2. sûresi olan Bakara Sûresi.

sure-i casiye / sûre-i câsiye

  • Kur'ân-ı Kerimin 45. sûresi olan Câsiye Sûresi.

sure-i feth / sûre-i feth

  • Kur'ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi.

sure-i fil / sûre-i fîl

  • Kur'ân-ı Kerimin 105. sûresi olan Fil Sûresi.

sure-i hac / sûre-i hac

  • Kur'ân'ın 22. sûresi olan Hac Sûresi.

sure-i hadid / sûre-i hadid

  • Kur'ân-ı Kerimin 57. sûresi olan Hadid Sûresi.

sure-i haşr / sûre-i haşr

  • Kur'ân'ın 59. sûresi olan Haşir Sûresi.

sure-i hud / sûre-i hûd

  • Kur'ân-ı Kerimin 11. sûresi olan Hûd Sûresi.

sure-i ibrahim / sûre-i ibrahim

  • Kur'an'ın 14. sûresi.

sure-i ihlas / sûre-i ihlâs

  • Kur'ân'ın 112. sûresi olan İhlâs Sûresi.

sure-i isra / sûre-i isrâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 17. sûresi.

sure-i kadir / sûre-i kadir

  • Kur'ân-ı Kerimin 97. Sûresi olan Kadîr Sûresi.

sure-i kevser / sûre-i kevser

  • Kur'ân'ın 108. sûresi olan Kevser Sûresi.

sure-i kur'aniye / sûre-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın sûresi.

sure-i lokman / sûre-i lokman

  • Kur'ân'ın 31. sûresi olan Lokman Sûresi.

sure-i mü'min / sûre-i mü'min

  • Kur'ân-ı Kerimin 40. sûresi.

sure-i mürselat / sûre-i mürselât

  • Kur'ân-ı Kerimin 77. sûresi.

sure-i necm / sûre-i necm

  • Kur'ân-ı Kerimin 53. sûresi.

sure-i nur / sûre-i nur

  • Kur'ân-ı Kerimin 24. sûresi olan Nur Sûresi.

sure-i rahman / sûre-i rahmân

  • Kur'ân'ın 55. sûresi olan Rahmân Sûresi.

sure-i rum / sûre-i rûm

  • Kur'ân'ın 30. sûresi olan Rûm Sûresi.

sure-i saf / sûre-i saf

  • Kur'ân-ı Kerimin 61. sûresi.

sure-i şura / sûre-i şûrâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 42. sûresi.

sure-i tevbe / sûre-i tevbe

  • Kur'ân-ı Kerimin 9. âyeti.

sure-i ve'l-asr / sûre-i ve'l-asr

  • Kur'ân-ı Kerimin 103. Sûresi.

sure-i ve'l-asri / sûre-i ve'l-asrî

  • Kur'ân-ı Kerim'in 103. sûresi olan Asr Sûresi.

sure-i yusuf / sûre-i yûsuf

  • Kur'ân-ı Kerimin 12. sûresi.

sure-i zuhruf / sûre-i zuhruf

  • Kur'ân-ı Kerimin 43. sûresi.

sure-i zümer / sûre-i zümer

  • Kur'ân-ı Kerim'in 39. sûresi.

sure-i zümer, casiye, ahkaf / sûre-i zümer, câsiye, ahkaf

  • Kur'ân-ı Kerimin 39, 45 ve 46. sûreleri.

suret-ül asr

  • Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi.

suret-ül infitar

  • Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.

suver-i kur'aniye / suver-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın sûreleri.

süver-i kur'aniye / süver-i kur'âniye / سُوَرِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın sûreleri.
  • Kurân sureleri.

suy

  • Kurumak.

şüzuz

  • Kural dışı olma.

şüzuz etme / şüzûz etme

  • Kural dışı kalma.

şüzuz etmemek / şüzûz etmemek

  • Kural dışında, saf dışında kalmamak, istisna olmamak.

şüzuzat / şüzuzât

  • Kural dışı olaylar ve varlıklar.

ta

  • Kur'anın alfabesinde üçüncü harfin adıdır. Ebcedî değeri 400'dür.

ta'viz / ta'vîz

  • Kur'ân-ı kerîmde bildirilen ve Peygamberimizden naklen gelen duâları okumak veya bunları yazıp üzerinde taşımak.

tabir-i kur'an / tabir-i kur'ân

  • Kur'ân'ın ifadesi.

tadhiye

  • Kurban kesmek.

taha / tâhâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 20. sûresi.

taha suresi / tâhâ suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir. Mekkîdir.

tahallüs

  • Kurtulma.

tahdiş

  • Kurcalama.

tahlis / tahlîs / تخليص

  • Kurtarma.
  • Kurtarma.
  • Kurtarma. (Arapça)

tahlis eden

  • Kurtaran.

tahrim suresi / tahrîm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 66. Suresidir. "Lime tüharrimu" da denir. Medine'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış altıncı sûresi.

tahrimen mekruh / tahrîmen mekrûh

  • Kur'ân-ı kerîmdeki ve hadîs-i şerîfteki delîlinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın olan fiil, iş.

tahşidat-ı kur'aniye / tahşidat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın tahşidatı; Kur'ânın bazı konular üzerinde yaptığı vurgulamalar.

takaru'

  • Kur'a atışmak.

talak suresi / talâk sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış beşinci sûresi.

tamam-ı kur'an / tamam-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın tamamı.

tarık suresi / târık suresi / târık sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 86. Suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen altıncı sûresi.

tarik-i halas / tarîk-i halâs

  • Kurtuluş yolu.

tarik-ı kur'an / tarîk-ı kur'ân

  • Kur'ân yolu.

tarik-i kur'an / tarik-i kur'ân

  • Kur'ân'ın çizdiği hak yol.

tarik-i kur'an ve iman / tarik-i kur'ân ve iman

  • Kur'ân ve iman yolu.

tarik-i kur'ani / tarîk-i kur'ânî / طَرِيقِ قُرْآنِي

  • Kur'ânî yol.
  • Kur'ân'a ait yol.

tatfif suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 83. suresidir. Mekkîdir.

te'sis / te'sîs / تَأْس۪يسْ

  • Kurma, meydana getirme, temel atma.
  • Kurma.

tebareke suresi / tebâreke sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış yedinci sûresi.

tebbet suresi / tebbet sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on birinci sûresi.

tecebcüb

  • Kurumak.

teceffüf

  • Kuruma, kuruyup katılaşma.

tecvid / tecvîd / تجوید

  • Kur'ân-ı Kerim'i okuma kaidelerini (kurallarını) öğreten bilim.
  • Kur'ân'ı usûlüne göre okuma. (Arapça)

teessüs / تأسس

  • Kurulma, yerleşme.
  • Kurulme, yerleşme.
  • Kurulma. (Arapça)
  • Teessüs etmek: Kurulmak. (Arapça)
  • Teeyyüd etmek: Pekişmek. (Arapça)

teessüs edecek

  • Kurulacak.

tefsir olunan

  • Kur'ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlanan.

tefsir-i hakaik-i kur'aniye / tefsir-i hakaik-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki hakikatlerin tefsiri, açıklaması.

tefsir-i kur'an / tefsir-i kur'ân

  • Kur'ân tefsiri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

tefsir-i kur'ani / tefsir-i kur'ânî

  • Kur'ân tefsiri.

tegabün suresi / tegâbün sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 64. suresidir. Medenîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış dördüncü sûresi.

tehdid-i kur'aniye / tehdid-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın tehdidi.

tehdidat-ı kur'aniye / tehdidat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın tehditleri.

tekasür suresi / tekâsür suresi / tekâsür sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 102. Suresi. Mekkîdir. Makbure Suresi de denilmiştir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz ikinci sûresi.

tekrarat-ı kur'aniye / tekrarat-ı kur'âniye

  • Kur'anda birbirinin aynı olan veya birbirine benzer âyetlerin tekrar edilmiş olması.
  • Kur'ân'daki tekrarlar.

tekvir suresi / tekvîr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 81. Suresidir. Küvvirat Suresi adı da verilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen birinci sûresi.

temsilat-ı kur'aniye / temsilât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın verdiği temsiller, misaller.

tenzil / tenzîl

  • Kur'ân-ı Kerim (Kur'ân-ı Kerim 23 yılda bölüm bölüm indirildiği için "indirilen, parça parça indirilmiş" anlamına gelen Tenzîl ismi verilmiştir).

terbiye-i kur'an / terbiye-i kur'ân

  • Kur'ân'ın terbiyesi.

terbiye-i kur'aniye / terbiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın terbiyesi.

tercümanü'l-kur'an / tercümanü'l-kur'ân

  • Kur'ân'ı tercüme eden.

tertib-i kur'an / tertib-i kur'ân

  • Kur'ân'daki sûrelerin düzenlenmesi, sıralanması.

tertil / tertîl

  • Kur'ân-ı Kerim'i iyi ve kaidelerine (kurallarına) uygun biçimde tane tane okuma.
  • Kur'ân-ı kerîmi tecvîdle yâni usûl ve kâidelerine uyarak, açık açık, tâne tâne, harfleri ve kelimeleri birbirinden ayırarak okuma.

teşekkül

  • Kuruluş, oluşum.

teşekkül eden

  • Kurulan, meydana getirilen.

teselli-i selamet

  • Kurtuluş tesellisi, güvencesi.

tesis

  • Kurma, yerleştirme.

têsis

  • Kurma, kuruluş.

tesis eden

  • Kuran, yerleştiren.

tesis edilen

  • Kurulan, yerleştirilen.

tesis etme

  • Kurma, bina yapma.

tesis etmek

  • Kurmak, yapmak.

tesis olunma

  • Kurulma, yerleştirilme.

teşrik günleri

  • Kurban bayramının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri. Bayramın birinci gününe yevm-i nahr (nahr günü), ikinci ve üçüncü günleri de kurban günü olduğundan hepsine birden "eyyâm-ı nahr" denir. Ondan evvelki güne Arefe günü denir. Ramazân-ı şerîf bayram ında arefe yoktur. Arefe, kurban bayramına mahsus

tevafukat-ı kur'aniye / tevâfukat-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerim'deki tevafuklar, uygunluklar.

tevbe suresi / tevbe sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 9. suresidir. Berae Suresi de denir. Medenîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Berâe sûresi de denir.

tevehhüm / تَوَهُّمْ

  • Kuruntuya kapılma, sanma, zannetme.
  • Kuruntu etme.
  • Kuruntu yapma.

tevehhümkarane / tevehhümkârâne

  • Kuruntu edercesine.

tevehhümüyle

  • Kuruntusuna düşmekle.

tevhid suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 112. Suresidir. İhlâs Suresi gibi çok isimleri de vardır.

teybis

  • Kurutma, kurulama.

tıbs

  • Kurt, zi'b.

tilavet / tilâvet

  • Kur'ân-ı kerîm okumak.

tilavet secdesi / tilâvet secdesi

  • Kur'ân-ı kerîmdeki on dört secde âyetinden herhangi birini okuyan veya işiten bir mükellefin yâni akıllı ve ergenlik çağına erişmiş bir müslümanın yapması vâcib (lâzım gelen) secde. Secde âyetleri, Kur'ân-ı kerîmin; A'râf, Ra'd, Nahl, İsrâ, Meryem, Hac, Furkân, Neml, Secde, Sâd, Necm, İnşikâk ve Ala

tilavet-i kur'an / tilavet-i kur'ân / tilâvet-i kur'ân

  • Kur'an-ı Kerim'i usulüne göre okumak, mânâsını tefekkür etmek.
  • Kur'ân okumak.

tilmiz-i kur'an / tilmiz-i kur'ân / tilmîz-i kur'ân / تِلْمِيزِ قُرْآنْ

  • Kur'ân'ın talebesi.
  • Kur'ân talebesi.

tılsımat-ı kur'aniye / tılsımât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'da bulunan sırlar, gizli gerçekler.

tılv

  • Kurt, zi'b.

tin suresi / tîn suresi / tîn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 95. suresinin ismidir. Mekkîdir. Vettîni Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan beşinci sûresi.

tıval-ı mufassal

  • Kur'an-ı Kerim'de 49'uncudan 85'inciye kadar olan sureler.

tur suresi / tûr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 52. Suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli ikinci sûresi.

ucfet

  • Kuru üzüm çekirdeği.

ukud suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in beşinci suresi olan Mâide Suresinin diğer bir ismi.

ulema-i ilm-i huruf

  • Kur'anın bir harfinden, bir sahife kadar esrar bulduklarını söyleyen ve dâvalarını, o fennin ehline isbat edenler.

ulema-i rasihin / ulemâ-i râsihîn

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan yüksek din âlimlerine verilen isim. Bunlar; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i tâbiîn ve her bakımdan onlara tâbi olan müctehidler, tefsîr ve hadîs âlimleri ve tasavvuf büyükleridir.

ulema-i zahir / ulema-i zâhir / ulemâ-i zâhir

  • Kur'an-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hakikatları değerlendiren âlimler. Şeriatın mâna ve esrarından daha çok, zâhirini ve hükümlerini bilen âlimler.
  • Kur'ân-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hüküm veren ve hakikatlerini değerlendiren âlimler.

ulema-yı ehl-i zahir / ulemâ-yı ehl-i zâhir / عُلَمَايِ اَهْلِ ظَاهِرْ

  • Kur'an ve hadislerin sadece zahirî manalarıyla hükmeden âlimler.

ulum-u kur'aniye / ulûm-u kur'âniye

  • Kur'ân ilimleri.

urcun

  • Kurumuş hurma dalı. Ay gibi eğilen dal. Hurma salkımının dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.

üşbe

  • Kurt, böcek.

üslub-u kur'an / üslûb-u kur'ân

  • Kur'ân'ın ifade tarzı.

üslub-u kur'ani / üslûb-u kur'ânî

  • Kur'ân üslubu.

üsrüb

  • Kurşun. (Farsça)

üzeyir

  • Kurânda adı geçen mübarek bir zat.

vacib / vâcib

  • Kur'ân-ı kerîmde açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin açıkça bildirmesi ile anlaşılmış olan emirler. Şâfiîlere göre vâcib denince farz anlaşılır.

vahime / vahîme

  • Kuruntu veren his.

vahy-i sarihi / vahy-i sarihî

  • Kur'ân-ı Kerim ve bazı kudsî hadisler gibi ap açık şekilde Cenâb-ı Hak tarafından gelen vahiy.

vahy-i zımni / vahy-i zımnî

  • Kur'ân-ı Kerim ve bazı kutsî hadisler dışındaki vahye ve ilhâma dayanan hadisler.

vakıa suresi / vâkıa suresi / vâkıa sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli altıncı sûresi.

vakıf / وَقِفْ

  • Kurândaki durak yeri.

vakvaka

  • Kurbağa, tavuk, kuş sesi veya köpek havlaması.

vareste

  • Kurtulmuş, uzak.

vasıta-i necat

  • Kurtuluş vasıtası.

vav

  • Kur'an alfabesinde sondan üçüncü harftir. Ebced hesabında 6 sayısının karşılığıdır.

vazife-i kur'aniye / vazife-i kur'âniye

  • Kur'ân vazifesi.

vazife-i kur'aniye ve imaniye / vazife-i kur'âniye ve imaniye

  • Kur'ân ve iman ile ilgili görev.

vaziyet-i kur'aniye / vaziyet-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin durumu.

ve'l-asri suresi / ve'l-asri sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimin 103. sûresi.

vehhamlık

  • Kuruntu etme, aşırı vehimli olma.

vehim / وهم / وَهِمْ

  • Kuruntu.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

vehm / وهم

  • Kuruntu, gerçekte olmayan bir şeyi var diye düşünme.
  • Kuruntu. (Arapça)

vehmi / vehmî / وهمى / وَهْم۪ي

  • Kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. (Arapça)
  • Kuruntulu.
  • Kuruntuya âit.

vehmnak / vehmnâk / وهمناک

  • Kuruntulu. (Arapça - Farsça)

vellas

  • Kurt.

vesika-i kur'aniye / vesika-i kur'âniye

  • Kur'ân vesikası, Kur'ânî belge, güvence.

vesile-i necat

  • Kurtuluş aracı.

vesilet-ün necat

  • Kurtuluş vesilesi, kurtuluş sebebi.

veşşemsi suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 91. suresidir. Suret-üş Şems de denir. Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.

vesvese / وسوسه / وَسْوَسَه

  • Kuruntu, gereksiz kaygı.
  • Kuruntu, şüphe.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

virdü'l-azam-ı kur'ani / virdü'l-âzam-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın büyük virdi, Kur'ân duaları.

vücud-u müteşabihat ve müşkilat / vücud-u müteşabihat ve müşkilât

  • Kur'ân'da müteşâbih ve müşkillerin bulunması (birbirleriyle benzerlik içinde birden fazla mânâya gelen ve anlaşılması zor olan kapalı ifadelerin bulunması).

vücuh ilmi / vücûh ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin çeşitli okunuş şekillerini bildiren ilim.

ya

  • Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır.

ya'kub

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. Yusuf Aleyhisselâm'ın babası ve İshak Aleyhisselâm'ın oğludur. Bir adı da İsrail olduğundan bu sülâleden gelenlere İsrail oğulları mânasına, Benî İsrail denilmektedir. Büyük oğlunun adı Yehud olduğundan sonradan bunlara Yahudi denilmiştir.

yabis / yâbis / یابس

  • Kuru.
  • Kuru.
  • Kuru. (Arapça)

yasin suresi / yâsin sûresi / yâsîn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân'ın otuz altıncı sûresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz altıncı sûresi.

yasin-i şerif / yâsin-i şerif

  • Kur'ân'ın 36. sûresi olan Yâsin Sûresi.

ye'cuc ve me'cuc / ye'cûc ve me'cûc

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.
  • Kur'ân-ı Kerim'de bahse konu edilen ve kısa boylu olacakları söylenen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin adı.

ye'cüc-me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

yebuset

  • Kuruluk, nemsizlik, rutubetsizlik.

yevm-i nahr

  • Kurban kesme günü. Zilhicce ayının onuncu yâni kurban bayramının birinci günü. On birinci ve on ikinci günleri de kurban kesme günü olduğundan hepsine birden eyyâm-ı nahr denildi.

yübs

  • Kuruluk.

yübuset

  • Kuruluk.

yubuset / yubûset / یبوست

  • Kuruluk. (Arapça)

yübuset / yübûset / یبوست

  • Kuruluk. (Arapça)

yunus suresi / yûnus sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 10. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin onuncu sûresi.

yusuf aleyhisselam / yûsuf aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti.

yusuf suresi / yûsuf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 12. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on ikinci sûresi.

zahiriyye / zâhiriyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin zâhir, görünen mânâlarından başka hiçbir delîl ve kıyâsı kabûl etmeyen Dâvûd-i Zâhirî'nin kurduğu mezheb.

zariyat suresi / zâriyât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli birinci sûresi.

ze

  • Kur'an alfabesinde onbirinci harftir ve ebcedi kıymeti 7'dir.

zebib

  • Kuru üzüm.

zecr-i kur'ani / zecr-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın şiddetli azarlaması, sakındırması.

zemzeme-i azime

  • Kur'ân hakikatleri için, "hayat veren mübarek ve lezzetli su" anlamında kullanılan bir ifade.

zemzeme-i kur'an / zemzeme-i kur'ân

  • Kur'ân sesi.

zemzeme-i kur'aniye / zemzeme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın nağmesi, hoş sedâsı.

zenberek

  • Kurulan âlet.

  • Kur'an-ı Kerim alfabesinde onyedinci harftir. Ebcedî değeri: 900'dur.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR