LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Koy kelimesini içeren 86 kelime bulundu...

ağıl

  • Koyun, keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer, mandıra.

ağnam / ağnâm / اغنام

  • Koyunlar. (Arapça)

aksakal

  • Köy ihtiyarı. Köy ihtiyar heyetinin başı.Muhtar.

aky

  • Koyu olan ve birbiri üstüne sağılmış olan koyun sütü.

asalit

  • Koyu, sahin.

aslat

  • Koyu, sahin.

baliga / bâliga

  • Koyun ve keçi ayağı.

bedevi / bedevî

  • Köylü, kırlarda yaşayan, kırsal bölge insanı.

bedeviler

  • Köylüler, çölde yaşayanlar, şehirli olmayanlar, uygar olmayanlar.

celem

  • Koyun kırkmakta kullanılan büyük makasın herbir yüzü.

damine

  • Köyde olan hurma.

darab

  • Koyu beyaz bal.

dih / ده

  • Köy. (Farsça)

dih-dar

  • Köy ağası. (Farsça)

dih-hüda

  • Köy kâhyâsı, köy ağası. (Farsça)

dihat / dihât / دهات

  • Köyler. (Farsça)

dihı

  • Köyle ilgili, köylü, köye mensub.

egnam

  • Koyunlar.

ehl-i karye

  • Köylü, köy halkı.

ehl-i kura / ehl-i kurâ

  • Köylerde, kasabalarda yaşayan.
  • Köylerde yaşayanlar; kırsal kesimde olanlar.

emihe

  • Koyunlarda meydana gelen uyuzluk.

es

  • Koyuna iys iys demek.

fa'fai / fa'faî

  • Koyun çobanı.

galiz / galîz / غليظ

  • Koyu, yoğun, kaba. (Arapça)

ganem / غنم

  • Koyun.
  • Koyun. (Arapça)

gusfend / gûsfend / گوسفند

  • Koyun. (Farsça)
  • Koyun. (Farsça)

guspend

  • Koyun, ganem. (Farsça)

harkahe

  • Koyuncuların kara evi.

hem-dih

  • Köyleri aynı olan. Aynı köyden olan. (Farsça)

hid'

  • Koyunlar ürküp dağıldıklarında, onları durdurmak için söylenen bir kelimedir.

ia'

  • Koyun sürmek, koyun gütmek.

ictizaz-ı agnam

  • Koyun kırkma.

ilka'

  • Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.

imece

  • Köyün umumi işlerinde veya köylünün kendi işlerinde köy halkının müştereken çalışması. Beraberce birçok kimsenin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin işini halletmesi ve herkesin işinin sıra ile bitirilmesi.

ir'a-yi agnam / ir'â-yi agnam

  • Koyunları otlatma.

kahal

  • Koyunların derisini kurutan bir hastalık.

karye / قریه / قَرْيَه

  • Köy. Nâhiyeden küçük olan, insanlarla meskun yer.
  • Köy.
  • Köy.
  • Köy. (Arapça)
  • Köy.

katred

  • Koyunu ve kuzusu çok olan kişi.

kesif

  • Koyu. Çok sık ve sert. Şeffaf olmayan.

kınve

  • Koyunu döl için saklamak.

kizir

  • Köy muhtarının yamağı hükmünde olan adam. Köy kâhyası.

kuas

  • Koyunun burnunda olan bir hastalık.

küduret / küdûret

  • Koyuluk, kederlilik.

kuhaz

  • Koyunlara ârız olan bir hastalık.

kura / kurâ / قراء

  • Köyler. (Arapça)

kusfend

  • Koyun. (Farsça)

kuvam

  • Koyunun ayaklarını tutan bir hastalık.

lehide / lehîde

  • Koyu olan bulamaç.

merek

  • Köy evlerinin yanında ot, saman ve yaprak gibi şeylerin ve umumiyetle hayvan yiyeceklerinin muhafazasına mahsus kârgir veya kerpiçten yapılmış bina. Samanlık.

mez'ub

  • Koyununa kurt gelen.

miş

  • Koyun, ganem. (Farsça)

mütegannim

  • Koyun şeklinde görünen, ganimetçi.

nahise

  • Koyun sütüyle karışık keçi sütü.

nasb

  • Koyma, yerleştirme.

necer

  • Koyun ve devenin suyu içip kanmaması.

nüza

  • Koyunda olan öldürücü bir hastalık.

posteki

  • Koyun veya keçi postu.

ra'l

  • Koyunun kulağından kesilen parça.

rabız

  • Koyun ağılı.

rebiz

  • Koyun sürüsü.

rüavi

  • Köy yakınında ve halk yöresinde güdülen deve.

rubuz

  • Koyun, sığır, at, katır ve köpeğin ayaklarını büküp yatması. (Yattıkları yere "merbaz" derler)

rusta

  • Köy, karye. (Farsça)

rustai / rustaî

  • Köylü. (Farsça)

rustaki / rustakî

  • Köylü.

sa'ran

  • Koyunun memesinin etrafında olan ve memeye benzeyen sivilceler.

sega'

  • Koyun ve keçi sesi.

sekene-i karye

  • Köyde oturanlar. Köyün sâkinleri.

sevel

  • Koyunlarda olan bir hastalıktır. Hasta koyun sürüye uymaz, otlak yerinde döner durur.

siye

  • Koyun yatağı.

süac

  • Koyun avazı, koyun sesi.

sume

  • Koyuna yapılan işaret ve nişan.

tahfil

  • Koyunun sütü çoğalsın diye birkaç gün sağmayıp bırakmak.

tasriye

  • Koyunun sütü çoğalsın diye birkaç gün sağmayıp bırakmak.

tegannüm

  • Koyunlaşma. Koyun postuna bürünüp kendisini koyun gibi gösterme.

teksif

  • Koyulaştırma, yığma.

tenedduh

  • Koyunun otlamaktan semiz ve besili olması.

vaz

  • Koyma, yerleştirme.
  • Koyma, bırakma.

vaz eden

  • Koyan, yerleştiren.

vaz' / وضع

  • Koyma, yerleştirme.
  • Koyma.

vaz' eden

  • Koyan, yerleştiren.

vaz' etmek

  • Koymak, yerleştirmek.

vazetme

  • Koyma, bırakma.

vazı' / vâzı'

  • Koyan, yerleştiren.

zıhrıt

  • Koyun ve deve burunlarından akan sümük.

zıll-ı zalil / zıll-ı zalîl

  • Koyu gölgeli yer.
  • Koyu gölgeli yer; gölgenin gölgesi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın