LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kot kelimesini içeren 228 kelime bulundu...

adat-ı seyyie / âdât-ı seyyie

  • Kötü âdetler.

adavet-i müsi'

  • Kötülük işleyen kişiye düşmanlık.

ahlak ilmi / ahlâk ilmi

  • Kötü huylardan uzaklaşıp, güzel huylar edinme yollarını öğreten ilim.

ahlak-ı rezile / ahlâk-ı rezile

  • Kötü ve aşağılık ahlâk.

ahlak-ı seyyie / ahlâk-ı seyyie / اَخْلَاقِ سَيِّئَه

  • Kötü ahlâk.
  • Kötü ahlâk.

ahlak-ı zemime / ahlâk-ı zemîme / اخلاق ذميمه

  • Kötü ahlâk. Dînin ve aklın beğenmediği huylar.
  • Kötü huylar, çirkin davranışlar.
  • Kötü huy.

ayn-i şer

  • Kötülüğün ta kendisi, tam bir kötülük.

azaim

  • Kötü şeyleri defetmek için yazılan duâlar.

azar / âzâr

  • Kötü sözle incitme.

baht-ı bidad / baht-ı bîdâd

  • Kötü şans, insafsız tâlih.

bed / بد / بَدْ

  • Kötü, çirkin.
  • Kötü, çirkin, işe yaramaz.
  • Kötü, çirkin.
  • Kötü. (Farsça)
  • Kötü.

bed muamele

  • Kötü uygulama.

bed nazar

  • Kötü bakış.
  • Kötü bakış.

bed-cu

  • Kötülük arayan. Kötülük düşünen. (Farsça)

bed-endiş

  • Kötü fikir sahibi, fena düşünen. (Farsça)

bed-hal

  • Kötü ahlâklı. Kötü huylu. Hâli düşkün. Fakir olan. (Farsça)

bed-kar / bed-kâr

  • Kötü iş yapan. Fena hareketli kimse. Fiil ve ameli kabih olan. (Farsça)

bed-nigah

  • Kötü bakışlı. (Farsça)

bed-rah

  • Kötü yola sapan. (Farsça)

bed-sigal

  • Kötü düşünceli, herkes hakkında kötü söyliyen. (Farsça)

bed-tahrir

  • Kötü yazı.

bedavaz / bedâvâz / بدآواز

  • Kötü sesli. (Farsça)

bedbaht / بَدْبَخْتْ

  • Kötü tâlihli.

bedbin / bedbîn / بدبين / بَدْبِينْ

  • Kötü görüşlü. Ümidsiz. Her şeyin fena cihetini görmek isteyen. Bed ve fena görüp, beğenmez, istihsan etmez olan. (Farsça)
  • Kötümser, herşeyin kötü yönünü gören.
  • Kötümser, karamsar, ümitsiz.
  • Kötümser, karamsar. (Farsça)
  • Kötü gören, kötümser.

bedbinane / bedbinâne

  • Kötümser şekilde. Ümitsizce, bedbincesine. (Farsça)

bedbu / bedbû / بدبو

  • Kötü kokulu. (Farsça)

bedçeşm / بدچشم

  • Kötü gözlü. (Farsça)

bedcins / بدجنس

  • Kötü cinsli, cinsi bozuk. (Farsça - Arapça)

beddua

  • Kötü duada bulunma.

bedendiş / bedendîş / بداندیش

  • Kötü düşünceli. (Farsça)

bedfercam / bedfercâm / بدفرجام

  • Kötü sonlu. (Farsça)

bedhah

  • Kötülük isteyen.

bedhal

  • Kötü huylu.

bedkar / bedkâr / بدكار

  • Kötü hareketli. (Farsça)

bednam

  • Kötü tanınmış, adı kötüye çıkmış olan. (Farsça)

bednigah / bednigâh / بدنگاه

  • Kötü gözlü, kötü bakışlı. (Farsça)

bednihad / bednihâd / بدنهاد

  • Kötü huylu. (Farsça)
  • Kötü yaratılışlı, soysuz. (Farsça)

bedreftar / bedreftâr / بدرفتار

  • Kötü davranışlı. (Farsça)

bedsigal / bedsigâl / بدسگال

  • Kötü düşünceli. (Farsça)

bedsirişt / بدسرشت

  • Kötü yaratılışlı, mayası bozuk. (Farsça)

belad

  • Kötü kimse. Müzevir, günahkâr. Fena ve kötü şey.

benes

  • Kötülükden, fenalıkdan ve iyi olmayan şeylerden çekinme ve kaçınma.

bid'at-ı seyyie

  • Kötü yenilikler.

cemaat ve komite

  • Kötü bir maksat için kurulmuş cemiyet ve dernek.

def-i şer

  • Kötülüğü def etme, ortadan kaldırma.
  • Kötülüğü ve şerri def'etmek.

derece-i şenaat

  • Kötülük ve fenalık derecesi, seviyesi.

devb

  • Kötü hâl.

dun-perver / dûn-perver

  • Kötü kimseleri koruyan, alçak kişileri muhafaza edip onların ilerlemelerine yardımcı olan. (Farsça)

ef'al-i seyyie / ef'âl-i seyyie

  • Kötü ve çirkin ameller, fiiller ve işler.

ehl-i garaz / اَهْلِ غَرَضْ

  • Kötü niyetliler.
  • Kötü niyetliler.

ehrimen / اهرمن

  • Kötülük tanrısı, şeytan. (Farsça)

emmare / emmâre

  • Kötülüğü emreden.

ervah-ı habise / ervâh-ı habîse / اَرْوَاحِ خَب۪يثَه

  • Kötü ruhlar.
  • Kötü ruhlar.
  • Kötü, pis ruhlar.

eşkal-i habise / eşkâl-i habîse

  • Kötü ve çirkin şekiller.

evham-ı seyyie / evhâm-ı seyyie / اَوْهَامِ سَيِّئَه

  • Kötü kuruntular.

ezkat

  • Kötü düşünceli kişi. (Farsça)

facire

  • Kötü hayata alışmış, ahlâksız kadın. Günahkâr.

fasık / fâsık / فاسق

  • Kötülük düşünen. (Arapça)

feci / fecî

  • Kötü, acıklı.

fena hayal

  • Kötü hayal.

fena tabiatlı

  • Kötü özellikleri bulunan, mizac ve karakteri kötü olan.

fenalık

  • Kötülük.

fi'l-i mezmum

  • Kötü, fenâ iş. Livâta ve zina.

garaz / غَرَضْ

  • Kötü niyet.
  • Kötü niyet.

garazkar / garazkâr / غَرَضْكَارْ

  • Kötü niyet sahibi, art niyetli.
  • Kötü niyetli.

garazkarlık / garazkârlık

  • Kötü niyet sahibi olma, art niyetlilik.

garazsız

  • Kötü bir niyet taşımaksızın.

habais / habâis / خبائث

  • Kötü, alçak, pis şeyler, haramlar. Habîsin çoğulu.
  • Kötülükler, kötü şeyler.
  • Kötülükler. (Arapça)

habaset / habâset / خباثت

  • Kötülük, alçaklık, fenalık.
  • Kötülük, alçaklık. (Arapça)

habis / habîs / خبيث / خَب۪يثْ

  • Kötü, pis.
  • Kötü, alçak, pis.
  • Kötü, pis. (Arapça)
  • Kötü, pis.

halık-ı şer / hâlık-ı şer

  • Kötülük yaratanı.

halk-ı şer

  • Kötülüğün yaratılması.

halkışer

  • Kötüyü yaratma.

hamil

  • Kötü tanınmış olan kimse.

haslet-i rezile

  • Kötü huy.

hatır-ı nefsani / hâtır-ı nefsânî

  • Kötülükleri istiyen nefs tarafından kalbe getirilen düşünce. Buna hâcis denir.

hem-şerr

  • Kötülükte beraber olan, kötülüğü birlikte yapan. (Farsça)

hev'

  • Kötü hırs.

hılkıd

  • Kötü ahlâklı ve ağır ruhlu kimse.

hissiyat-ı nefsaniye / hissiyât-ı nefsaniye

  • Kötülükleri emreden nefsin yönlendirdiği duygular.

hıyaneten

  • Kötülükte bulunarak, hıyanet ederek.

hubs

  • Kötülük, fenalık, yaramazlık.

ibza'

  • Kötü söyleme, fena söyleme.

ilah-ı şer / ilâh-ı şer

  • Kötülük tanrısı.

irtikap / irtikâp

  • Kötü iş işleme.

işaat-ı kazibane / işaat-ı kâzibane

  • Kötü niyetlerle yalan haberler yayma.

isaet / isâet / اسائت

  • Kötü iş işleme.
  • Kötülük etme. (Arapça)

ıslah-ı nefs / ıslâh-ı nefs

  • Kötü huyları, fenâ alışkanlıkları ve yaramaz işleri bırakıp, iyi huyları, güzel işleri, kulluğa yakışan tâat ve ibâdetleri yapma.

istidad-ı habis

  • Kötü yetenekli, ruhsal özelliği bozuk.

istidad-ı seyyie

  • Kötü bir özellik, yapı.

istiya'

  • Kötü davranma. Fena muamelede bulunma.

kabih / kabîh

  • Kötü, çirkin.

kabiliyet-i şer

  • Kötülük kabiliyeti.

kadh / قدح

  • Kötüleme, kınama. (Arapça)

kasabe

  • Kötü hurma.

kavvad

  • Kötü ve çirkin işler için yol gösterici.

kechulk

  • Kötü huylu kimse. Huyu kötü olan kişi.

kem

  • Kötü.

kem göz

  • Kötü niyetle bakan göz.

kesat

  • Kötü gidiş, durgunluk.

lakıs / lâkıs

  • Kötüleyici ve ayıplayıcı kimse.

lezzet-i menhuse / lezzet-i menhûse

  • Kötü, çirkin lezzet.

ma'zub

  • Kötürüm kimse.

mahall-i ağraz / mahall-i ağrâz

  • Kötü maksat ve kinlerin barındığı yer, ortam.

makam-ı zem ve zecir

  • Kötüleme ve yasaklama makamı.

medar-ı şeamet / medar-ı şeâmet

  • Kötülük, uğursuzluk vesilesi.

medeniyet-i meş'ume

  • Kötü, uğursuz medeniyet.

mekruh

  • Kötü, çirkin.

melkean

  • Kötü, yaramaz kimse.

meş'um

  • Kötü. Uğursuz. Bedbaht.
  • Kötü, fena.

meş'umane / meş'umâne

  • Kötü bir şekilde. Bedbahtcasına. (Farsça)

mesavi / mesâvî / مساوی

  • Kötülükler, fenalıklar, ayıplar, kusurlar.
  • Kötü hâller.
  • Kötülükler. (Arapça)

mevadd-ı şerire

  • Kötü maddeler.

meyelan-ı şer / meyelân-ı şer

  • Kötülüğe eğilim gösterme.

mezmum / mezmûm / مذموم

  • Kötü, makbul olmayan.
  • Kötülenmiş, ayıplanmış. (Arapça)

müfhiş

  • Kötü söz söyleyen.

muk'ad

  • Kötürüm.

mürtekib / مرتكب

  • Kötü bir iş yapan, işleyen. (Arapça)

musi'

  • Kötülük işleyen, günahkâr, isyankâr.

müsi'

  • Kötülük eden.

na-hast

  • Kötürüm. (Farsça)

nai / naî

  • Kötü haber veren.

naşir-i ağraz / nâşir-i ağrâz

  • Kötü maksat ve kin taşıyanların yayın organı, nâşiri.

nefs- i emmare / nefs- i emmâre / نفس اماره

  • Kötülükleri emreden nefis.

nefs-i emmare / nefs-i emmâre

  • Kötülüğü emr eden nefs.

nefs-i levvame / nefs-i levvâme

  • Kötü işlerden dolayı dâimâ kendini kınayan ve ayıplayan nefs.

nehyianilmünker

  • Kötülükten sakındırma.

netice-i seyyie

  • Kötü netice.

palade

  • Kötü söyleyen, ayıp arayan. (Farsça)

redaet

  • Kötülük, fenalık, bayağılık.

ruh-u habis / rûh-u habîs / رُوحُ خَب۪يثْ

  • Kötü ruh.

şahs-ı deni / şahs-ı denî

  • Kötü, alçak kimse.

şeamet / şeâmet

  • Kötülük, uğursuzluk.

seb' etmek

  • Kötülemek, dil uzatmak.

secaya-yı seyyie / secâya-yı seyyie

  • Kötü ahlâklar, karakter ve huylar.

sekene-i habise

  • Kötü ve pis sakinler.

şemahter

  • Kötü, menhus.

sena'buk

  • Kötü kokulu bir ot.

şenaat / şenâat / شناعت / شَنَاعَتْ

  • Kötülük, alçaklık.
  • Kötülük, alçaklık.
  • Kötülük. (Arapça)
  • Kötülük, fenalık.

şengaret

  • Kötü huyluluk.

şeni / şenî

  • Kötü.
  • Kötü, çirkin, alçakça.

şeni' / şenî' / شنيع / شَن۪يعْ

  • Kötü, fena, utanılacak ayıp.
  • Kötü, çirkin. (Arapça)
  • Kötü, fenâ.

şer / شر / شَرْ

  • Kötülük.
  • Kötülük, kötü.
  • Kötülük. (Arapça)
  • Kötülük.

şeraret / şerâret / شرارت

  • Kötülük, şerlilik. (Arapça)

şerir / şerîr / شریر

  • Kötü, şirret. (Arapça)
  • Kötü insan, kötülük eden insan. (Arapça)

şerli

  • Kötü.

şerr

  • Kötülük, fenalık, isyan.

şerr ü fesad

  • Kötülük ve bozukluk. şer ve fesat.

şerriyet

  • Kötülük.

seyyi'

  • Kötü, fena.

seyyiat-alud / seyyiat-âlûd

  • Kötülüklere karışmış, fenalıklara bulaşmış.

seyyie

  • Kötülük, günah.
  • Kötülük.
  • Kötülük, günah, suç. Yaramazlık, fenâlık.

sezase

  • Kötü huylu ve yaramaz dirlikli olmak.

su / sû

  • Kötü.

su' / sû' / سوء

  • Kötülük. (Arapça)

su'-i ef'al / sû'-i ef'âl

  • Kötü davranışlar, tavır ve işler. Ma'sûn et (koru) sû'-i ef'âlden ilâhî, Nasîb et râzı olduğun râhı (yolu).

su'-i fehm / sû'-i fehm

  • Kötü anlayış. Her zarar, insana, kendi nefsinden gelir, Yüz karası, âdeme (insana) sû'-i fehminden gelir.

su'-i hal / sû'-i hâl / سُوءِ حَالْ

  • Kötü hal. Birini tezlîl için zahmetle etme iştigâl, Arkadaş kazanmaya, mâni sû'i hâl.
  • Kötü hal.

su'-i isti'malat / sû'-i isti'mâlât / سُوءِ اِسْتِعْمَالَاتْ

  • Kötüye kullanmalar.

su'-i niyyet / sû'-i niyyet

  • Kötü niyet.

su'-i tefsir / sû'-i tefsîr / سُوءِ تَفْسِيرْ

  • Kötü yorumlama.

su'-i zan / sû'-i zan

  • Kötü zan.

su-i ahlak / su-i ahlâk / sû-i ahlâk

  • Kötü ahlâk.
  • Kötü ahlâk.

su-i ahval / sû-i ahvâl

  • Kötü haller, durumlar.

su-i akıbet / su-i âkıbet / sû-i âkıbet

  • Kötü son.
  • Kötü son.

su-i edeb / sû-i edeb

  • Kötü terbiye.

su-i fehm / sû-i fehm

  • Kötü anlayış.

su-i hal / sû-i hal

  • Kötü durum, hâl.
  • Kötü durum.

su-i hareket

  • Kötü hareket, kötü iş.

su-i hulk / sû-i hulk

  • Kötü ahlâk. Dine, ahlâka yakışmayan fena ahlâklılık.
  • Kötü ahlâk.

su-i ihtiyar

  • Kötü arzu, fena istek.

su-i intihap / sû-i intihap

  • Kötü seçim.

su-i iştihar / sû-i iştihar

  • Kötü şöhret.

su-i istimal / su-i istimâl / sû-i istimâl / سوء استعمال

  • Kötüye kullanma.
  • Kötüye kullanma. Eldeki nimeti veya fırsatı boşuna yahut kendi menfaatine kullanma.
  • Kötüye kullanma.
  • Kötüye kullanma.

su-i istimalat / su-i istimâlat / sû-i istimâlât

  • Kötüye kullanmalar.
  • Kötüye kullanmalar.

su-i itiyat / sû-i itiyat

  • Kötü alışkanlık.

su-i kasd / sû-i kasd

  • Kötü niyet.
  • Kötü kasd, cinayet işlemek, adam öldürmeyi tasarlamak.

su-i maişet / sû-i maişet

  • Kötü beslenme.

su-i maksad

  • Kötü niyet, kötü maksat.

su-i mizac / sû-i mizac

  • Kötü huy, karakter.

su-i nazar / sû-i nazar

  • Kötü nazar, bakış.
  • Kötü nazar, bakış.

su-i niyet / sû-i niyet

  • Kötü niyet.
  • Kötü ve bozuk niyet.
  • Kötü niyet.

su-i şöhret

  • Kötü şöhret.

su-i talih / sû-i tâlih

  • Kötü talih, kötü kısmet.

su-i te'vil / sû-i te'vil

  • Kötü yorumlama.

su-i tefehhüm

  • Kötü anlayış. Yanlış anlama.

su-i tefsir

  • Kötü ve yanlış yorumlama.

su-i tesir / sû-i tesir

  • Kötü etki.
  • Kötü tesir, etki.

su-i tevehhüm

  • Kötü vehim, kötü düşünce.

su-i vesvese / sû-i vesvese

  • Kötü vesvese, şüphe.

su-i zan / sû-i zan / سوء ظن

  • Kötü düşünce.
  • Kötü zanna sahib olma, başkasının hareketini kötü zannetme.
  • Kötü zan; başkaları hakkında kötü düşünce.
  • Kötü düşünme.

süfliyyat

  • Kötü işler, bayağı işler.

suiistimal / suiistimâl / sûiistimal / sûiistimâl

  • Kötüye kullanma.
  • Kötüye kullanma.
  • Kötüye kullanma.

suiistimalat / suiistimalât / sûiistimâlât

  • Kötü kullanımlar, vücut enerjisini israf etmeler.
  • Kötüye kullanımlar.

suikast

  • Kötü kast, tuzak.

suinazar / sûinazar / سوء نظر

  • Kötü gözle bakış. (Arapça - Farsça)

suiniyet / sûiniyet / سوء نيت

  • Kötü niyet. (Arapça - Farsça)

suizan / sûizan / سوء ظن

  • Kötü düşünce.
  • Kötü sanma.
  • Kötü kanıya düşme. (Arapça - Farsça)

şürur / şürûr / شرور

  • Kötülükler. (Arapça)

ta'n etmek

  • Kötülemek, dil uzatmak.

talih / طَالِحْ

  • Kötü, yaramaz.

tatyir

  • Kötü görme. " Bu, filanın şerrinden oluyor" deme.

temayülat-ı şerriye / temâyülât-ı şerriye

  • Kötülüğe duyulan eğilimler, meyiller.

tereddi / tereddî / تَرَدّ۪ي

  • Kötüleşme, soysuzlaşma.

teşêüm

  • Kötüye yorma.

tıynetsiz

  • Kötü mayalı, karaktersiz. (Arapça - Türkçe)

tuhtuh

  • Kötü ahlâk.

ufunet / ufûnet / عُفُونَتْ

  • Kötü koku.

ufunetli / ufûnetli

  • Kötü ve pis kokulu.
  • Kötü, pis kokulu.

ulema-i su / ulemâ-i sû

  • Kötü âlimler; insanları doğru yoldan saptıran, ilmini dünyâ kazancına, mala ve mevkîye kavuşmaya vâsıta eden din adamları.

ulema-üs su' / ulema-üs sû'

  • Kötü âlimler. Dünya için âhiretini unutan âlimler. Dünyayı dine tercih eden âlimler. Menfaat için hakikatı örten âlimler.

ulemau's-su / ulemâû's-sû

  • Kötü âlimler; menfaat için hakikati örten âlimler.

ulemaü's-su / ulemâü's-sû

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan, dünyayı dine tercih eden âlimler.
  • Kötü âlimler; geçici menfaatlar veya baskılar karşısında hakikatları gizleyen ve gerçekleri çarpıtan âlimler.

ulemaü's-su' / ulemâü's-sû'

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan, dünyayı dine tercih eden âlimler.
  • Kötü âlimler; geçici menfaatlar uğruna hakikatları gizleyen ve gerçekleri çarpıtan âlimler.

ülemaü's-su'

  • Kötü âlimler, dünya için âhiretini unutan âlimler, dünyayı dine tercih eden âlimler.

ulemaüssu / ulemâüssû

  • Kötü âlimler, dünya için dinini feda eden bilginler.

ulemaüssu' / ulemâüssû'

  • Kötü âlimler, dünya için âhireti unutan âlimler.

umur-u şerriye

  • Kötü işler.

vazife-i seyyie

  • Kötü görev.

zamanet

  • Kötürümlük.

zefer

  • Kötü koku.

zem / ذَمْ

  • Kötüleme.

zemim / zemîm / ذميم

  • Kötü. (Arapça)

zemime

  • Kötü hâl ve hareket.

zemin

  • Kötürüm kimse.

zemm / ذم

  • Kötüleme, yerme, kınama.
  • Kötüleme.
  • Kötüleme, yerme. (Arapça)
  • Zemm edilmek: Kötülenmek, yerilmek. (Arapça)
  • Zemm etmek: Kötülemek, yermek. (Arapça)

zemmetmek

  • Kötülemek.

zemn

  • Kötürüm olmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın