LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kon kelimesini içeren 124 kelime bulundu...

akd-i meclis

  • Konuşmak için toplanma, meclis kurma.

bab-ı şerif / bâb-ı şerîf

  • Konya'da bulunan Mevlana türbesinin kapısı.

bahis

  • Konu.
  • Konu.

bahs

  • Konu.

Bolşevik

  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.
  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.

burhan-ı natık / burhan-ı nâtık

  • Konuşan delil; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

bürhan-ı natık / bürhan-ı nâtık

  • Konuşan bürhan. Mecaz olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M) kastedilir ki; bütün hakikatları isbat ve izhar etmiştir.

darülbedayi / dârülbedâyi / دارالبدایع

  • Konservatuvar. (Arapça)

darülelhan / dârülelhân / دارالالحان

  • Konservatuvar. (Arapça)

delalet-i vaz'iye / delâlet-i vaz'iye

  • Konulan lâfzın delâleti.

ehl-i kelam / ehl-i kelâm

  • Konusu daha çok inançla ilgili olan kelâm ilmiyle uğraşanlar.

fenn-i beyan

  • Konuşma ve üslup san'atı.

hakim-i müdakkik / hakîm-i müdakkik

  • Konuları gaye, fayda ve san'at yönünden dikkatli bir şekilde araştıran hikmetli kişi.

han

  • Konaklama yeri.

hasr-ı kelami / hasr-ı kelâmî

  • Konuşmanın yalnız belli şeyler üzerinde yoğunlaştırılması.

hatib / hatîb

  • Konuşmacı, hatip.

hatip

  • Konuşan, hitap eden.

hayvan-ı natık / hayvan-ı nâtık

  • Konuşan hayvan. (İnsan)

hayy-ı natık / hayy-ı nâtık

  • Konuşan canlı.

hikmet-i derc

  • Konma, yerleştirilme gayesi, esprisi.

hikmet-i vazı' / hikmet-i vâzı'

  • Konulma gaye ve maksadı.

hitab / hitâb / خطاب

  • Konuşma, seslenme.
  • Konuşma, hitap etme. (Arapça)
  • Hitâb etmek: Muhatap alıp konuşmak. (Arapça)

hitabat / hitâbât

  • Konuşmalar.

hitabe / hitâbe / خطابه

  • Konuşma.
  • Konuşma.
  • Konuşma. (Arapça)

hitaben / hitâben

  • Konuşmakla.

hitabet / hitâbet

  • Konuşma, nutuk.

hitap

  • Konuşma, nida, sesleniş.
  • Konuşma.

hitap eden

  • Konuşan.

hitap etme

  • Konuşma.

hoşsohbet

  • Konuşması tatlı, sohbeti güzel. (Farsça)

hüccet-i natıka / hüccet-i nâtıka

  • Konuşan delil.

hükmünde

  • Konumunda, yapısı içinde.

hukuk-u mevzua

  • Konulmuş kanunların meydana getirdiği hukuk.

husus / husûs / خصوص

  • Konu.
  • Konu. (Arapça)

hususta

  • Konuda.

hususunda

  • Konusunda.

huteba / hutebâ

  • Konuşmacılar.

ifade

  • Konuşma, hakikatleri dile getirme.

intak / intâk / انطاق

  • Konuşturma.
  • Konuşturma.
  • Konuşturma. (Arapça)

irsal-i mesel

  • Konuşurken meşhur hikmetli sözleri kullanmak.

irtitac

  • Konuşurken kekelemeye başlama, dili tutulma.

iskarpin

  • Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı. Alafranga hafif kundura. (Fransızca)

istintak / istintâk / اِستِنْطَاقْ

  • Konuşturma.
  • Konuşmasını isteme, sorgulama.

ıtnab / ıtnâb

  • Konuşurken fazla tafsilât vermek, sözü gereğinden fazla uzatmak.

kàbiliyet-i makam

  • Konunun kaldırabileceği kapasite.

kal

  • Konuşma.

kalen

  • Konuşarak.

kali / kalî

  • Konuşmakla.

kat-ı mükaleme / kat-ı mükâleme

  • Konuşmayı kesme, küsme.

kelam / kelâm / كَلَامْ

  • Konusu îman olan bir ilim.
  • Konuşma (sıfatı).

kelamullah-ı natık / kelâmullah-ı nâtık

  • Konuşan Allah kelâmı, sözü.

kıymet-i natıkıyet / kıymet-i nâtıkıyet

  • Konuşma ve düşünme özelliğinin taşıdığı değer.

kümmi / kümmî

  • Konik. Koni biçiminde olan.

kütüb-ü mutebere

  • Konu hakkında kaleme alınan ve bütün ilim ehli tarafından kabul edilen eserler.

kuvve-i natıka / kuvve-i nâtıka

  • Konuşma, güzel ifade etmek kudreti.

lisan-ı natık / lisân-ı nâtık

  • Konuşan dil.

lisanen

  • Konuşarak. Dil ile. Söz söyleyerek.

mahatt

  • Konak, menzil. Yolculuk esnâsında inilip durulacak yer.

mahrut / mahrût / مخروط

  • Koni.
  • Koni.
  • Koni. (Arapça)

mahruti / mahrutî / mahrûtî / مَخْرُوطِي

  • Koni şeklinde.
  • Konik.
  • Konik.

mebahis / mebâhis / مباحث

  • Konular.
  • Konular, bahisler. (Arapça)

mebahisat

  • Konular.

meclis-i ülfet

  • Konuşma meclisi.

melek-i natık / melek-i nâtık

  • Konuşan melek.

menzil / مَنْزِلْ

  • Konak yeri.

menzilgah / menzilgâh / منزلگاه

  • Konak. Yer. Ev. Bir müddet durulan yer. (Farsça)
  • Konaklama yeri.
  • Konak yeri. (Arapça - Farsça)

menzilhane

  • Konak yeri. Hayvan değiştirilen yer. (Farsça)

mesakin / mesâkin / مساكن

  • Konutlar. (Arapça)

mesele

  • Konu, problem.

mesken / مسكن

  • Konut. (Arapça)
  • Mesken etmek: Yurt tutmak. (Arapça)
  • Mesken ittihaz etmek: Yurt tutmak, mesken edinmek. (Arapça)

mevarid / mevârid / موارد

  • Konular, hususlar, yerler. (Arapça)

mevki

  • Konum.

mevzu / mevzû / موضوع

  • Konu.
  • Konu.
  • Konu. (Arapça)

mevzu' / mevzû' / مَوْضُوعْ

  • Konu.

mihman / mihmân / مهمان

  • Konuk. (Farsça)

misafirhane

  • Konuk evi.

mubahase / mubâhase

  • Konuşma.

muhaverat / muhâverât

  • Konuşmalar.

muhavere / muhâvere / محاوره

  • Konuşma.
  • Konuşma.
  • Konuşma. (Arapça)

mukaleme / mukâleme

  • Konuşma.

mükaleme / mükâleme / مكالمه

  • Konuşma, müzakere, muhavere.
  • Konuşma.
  • Konuşma. (Arapça)

mükessife

  • Kondansatör.

müsagsag

  • Konuştuğu zaman dişleri ağzından hareket edip ızdırap çektiğinden sözü anlaşılmayan kimse.

musahabe / مصاحبه

  • Konuşma, sohbet etme. (Arapça)

mütekellim / مُتَكَلِّمْ

  • Konuşan.
  • Konuşan.

mütekellim-i maalgayr

  • Konuşan kimsenin kendisinin de içinde bulunduğu bir cemaata ait fiili ifade eden kelimelerin sigasıdır. Okuduk, yazıyoruz, gideceğiz, çalışmışız... gibi.

mütekellim-i vahde

  • Konuşan kimsenin yalnız kendine ait fiili gösteren kelimelerin sigasıdır. Baktım, görüyorum, gezmişim, oturacağım gibi.

mütekellimane / mütekellimâne

  • Konuşarak, söz söylercesine.
  • Konuşarak.
  • Konuşur gibi, konuşmak suretiyle. (Farsça)

natık / nâtık / ناطق / نَاطِقْ

  • Konuşan.
  • Konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren.
  • Konuşan.
  • Konuşan. (Arapça)
  • Konuşan.

natıka / nâtıka / ناطقه

  • Konuşabilme.
  • Konuşma gücü. (Arapça)

natıkıyet

  • Konuşma ve söz söyleme özelliği.

natıkıyyet

  • Konuşmaklık, söz söylemeklik.

nedve

  • Konuşma, bir iş hakkında konuşma, istişare.

nefs-i natıka / nefs-i nâtıka

  • Konuşan öz, insan; doğru ile yanlışı birbirinden ayıran insan mahiyetinde bulunan nur, aklî ve naklî meselelerin alâkalarını hissetmeye ve anlamaya kabiliyeti olan insan ruhu, insan.

nihade

  • Konmuş, konulmuş. (Farsça)

nutk

  • Konuşma.
  • Konuşma.

nutuk / نُطُقْ

  • Konuşma.
  • Konuşma.

nutukhan / nutukhân

  • Konuşmacı.

saded / صدد

  • Konu, maksat.
  • Konu, asıl mesele. (Arapça)

saded harici

  • Konuşulan mevzudan dışarı çıkmak. Hududdan dışarı çıkmak.

sanevberi / sanevberî

  • Koni biçiminde olan.

şehbender / شهبندر

  • Konsolos. (Farsça)

şehbenderhane / şehbenderhâne / شهبندر خانه

  • Konsolosluk. (Farsça)

serbesti-i kelam / serbesti-i kelâm

  • Konuşma, ifade özgürlüğü.

sıfat-ı kelam / sıfat-ı kelâm

  • Konuşma sıfatı.

sohbet / صحبت

  • Konuşma. (Arapça)

tadyif

  • Konuk almak.

taht-ı müzakere

  • Konuşulmakta olan.

tasnifat

  • Konu ve meseleleri düzenleyici mâhiyette olan kitaplar.

teftiş

  • Kontrol.
  • Kontrol etme.

tefviye

  • Konuşkan olmak.

tekellüm / تكلم / تَكَلُّمْ

  • Konuşma.
  • Konuşma.
  • Konuşma.
  • Konuşma. (Arapça)
  • Konuşma.

tekellüm etme

  • Konuşma.

tekellüm etmek

  • Konuşmak.

tekellümat / tekellümât

  • Konuşmalar.

tekellümen

  • Konuşarak.

tekellümvari / tekellümvâri

  • Konuşur gibi.

temhid / temhîd

  • Konunun hazırlık bölümü.

tevazzu'

  • Konulma, konulmuş. Bir şeyin bir yere konuşu.

vahdet-i mes'ele

  • Konu birliği.

vaz edilen

  • Konulan.

vaz edilme

  • Konulma, yerleştirilme.

vaz olunan

  • Konulan, yerleştirilen.

vaz'an / وضعا

  • Konumu bakımından. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR