LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Koku ifadesini içeren 382 kelime bulundu...

a'raz / a'râz

  • Araz'lar; bir şeyin aslından olmayan şeyler; renk, koku gibi ilintiler.

a'razi / a'razî

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey, ilinek; hareket ve koku gibi.

acüz

  • (Çoğulu: Acâz) her nesnenin dibi, kökü ve sonu.
  • Yay kabzası.

ahşem

  • Burnu koku almayan.
  • Burnunun içi kokan kimse.

akas

  • Çirkin kokulu olma.

akıs / âkıs

  • Pis kokulu.

aktar

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.

amuz

  • Öğretmek mastarının emir kökü. (Farsça)

anber

  • Güzel koku. Adabalığı ve kaşalot denilen büyük balıkların barsaklarında teşekkül eden güzel kokulu madde.
  • Derisinden kalkan yapılan bir balık.
  • Güzel kokulu bir madde.

anber-bar

  • Güzel kokulu. Anber kokulu. (Farsça)

anber-nisar

  • Güzel koku yayan. Anber kokulu. (Farsça)

anber-sirişt

  • Anber gibi güzel kokulu. (Farsça)

anberbu / anberbû / عنبربو

  • Amber kokulu. (Arapça - Farsça)

anberin / anberîn

  • Güzel kokulu. Anber kokulu.

arare

  • (Çoğulu: Arâr) İyi kokulu bir ot.
  • Şiddet
  • Kötü ahlâk.
  • Evin avlusu, ev içi.
  • Soğuk şiddetli olmak.

arf

  • Güzel koku.
  • Yüksek yer.
  • Atın yelesi.
  • Horozun ibiği.

argon

  • yun. Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz. Havada % 1 nisbetinde bulunur.

aselbent

  • Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

aşen

  • Her nesnenin aslı ve kökü.
  • Sözü kendi kanaatine göre söylemek.

asin / âsin

  • Pis kokulu. Bozulup kokan su.

asl-ı millet

  • Milletin aslı, kökü.

atır

  • (Itr. dan) Güzel kokulu, ıtırlı.
  • Kokuları seven kimse.

atr

  • İyi kokulu şeyler sürünmek.

attar

  • (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan.
  • Itriyat dükkanı, güzel koku satan adam.

aver

  • Averden "getirmek" fiilinin emir köküdür, kelime sonuna getirilerek; yapan, eden, olan, veren, götüren gibi manalara sebeb olur. (Farsça)

ayhüm

  • Ağaç kökü.
  • Kırmızı sahtiyan.

bahar

  • Güzellik.
  • Güzel.
  • Papatya.
  • Ölçek.
  • Put, sanem.
  • Atılmış pamuk.
  • Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır.
  • Sığır gözü.
  • İyi kokulu bir sarı çiçek.
  • Ağız kokusu.

baharat

  • Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler.

bahur / bahûr

  • Sıcakta yerden yükselen buhar.
  • Tütsü. Yakılarak güzel kokular elde edilen ot ve sâir şey.

bed-bu

  • Fena kokulu, pis kokan. (Farsça)

bedbu / bedbû / بدبو

  • Kötü kokulu. (Farsça)

behramec

  • Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı.
  • Her renkte olan leylâk çiçeği.

benefşe

  • Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek. (Farsça)
  • Mor. (Farsça)

benne

  • (Çoğulu: Binân) Güzel, hoş koku.

ber

  • (Burden) "Götürmek" mastarının emir köküdür. Kelimenin sonuna getirilerek terkipler yapılır. Emirber : Emir dinleyen, emir götüren. Fermanber : Emir veren. Emir dinleyen... gibi. (Farsça)

beraa

  • (Beria, Berua) İlim ve fazilet ve cemalde üstünlük (manasına fiil kökü.)

bergamot

  • Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Meyvenin kabuğundan güzel kokulu bir esans da çıkarılır.

berkende

  • Koparılmış, sökülmüş, kökünden çıkarılıp atılmış. (Farsça)

beşam

  • Hicaz'da yetişen bir cins ağaçtır ki, hoş kokuludur ve dallarından misvak yapılır.

besfayic

  • Bir ot kökü ki, içinde fıstığa benzer bir yemişi olur.

beyhuşt

  • Kökünden çıkarılmış, dibinden koparılmış olan şey. (Farsça)

beyincik

  • Art kafa çukurunda beyin kökünün üst arka kısmında bulunan merkezi sinir sisteminin bir organıdır. Mühim bir görevi, hareketlerimizin âhenk içinde olmasını sağlamaktır.

bicu / bicû

  • ( Custen : Aramak) mastarının emir köküne "bi" eklenerek yapılmıştır. Ara, bul mânasında emirdir.
  • (Custen: Aramak) mastarının emir köküne "bi" eklenerek yapılmıştır. Ara, bul meâlinde emirdir.

bih-ken

  • Kökünden çıkaran, kök söken. (Farsça)

bihr

  • Ağız kokusu.

binc

  • Her nesnenin aslı ve kökü.

bostan

  • (Bustan) Ağacı, çiçeği, yeşilliği çok olan yer, kokulu yer. Sebze bahçesi. (Farsça)
  • Kavun, karpuz. (Farsça)

bu / bû / بو

  • Koku. (Farsça)

burak

  • Binek. Cennet'e mahsus bir binek vâsıtası. (Kelimenin kökü; (Berk) dir. Burak'ın Hadis-i Şerife göre ta'rifi: "Merkepten büyük, katırdan küçük hacimde bir dâbbe ki; ayağını gözünün müntehasına basar." Bu ise bir berk ve elektrik sür'atini anlatır. (E.T. sh: 3150)

bustan

  • Çiçek ve gül kokularının çok olduğu yer, bahçe. (Farsça)

buy / bûy / بوی

  • Koku. (Farsça)
  • Ümit, umma. (Farsça)
  • Sevgi, muhabbet. (Farsça)
  • Tamah. (Farsça)
  • Huy. Tabiat. (Farsça)
  • Kısmet, pay, nasib. (Farsça)
  • Koku, râyiha. (Farsça)
  • Koku.
  • Koku. (Farsça)

buy-dar / bûy-dar

  • Kokulu. (Farsça)

buy-i ezhar

  • Çiçeklerin kokusu.

buya / bûya

  • Güzel kokulu.

buydar / bûydâr / بویدار

  • Kokulu. (Farsça)

buyiden

  • Koklamak, koku almak. (Farsça)

cail / câil

  • "Ceale" kökünden yaratıcı, yapıcı.

cebb

  • Bir kimsenin zekerini ve hayasını kesip hadım etmek.
  • Devenin hörgücünü kesmek.
  • Kökünden kesmek.

cez'

  • Ağaç kökü, ağaçların alt kısımları.

cezm

  • Her nesnenin aslı.
  • Ağacın kökü.
  • Kesmek, kat'.

ciz / cîz

  • Hurma ağacının kökü.

ciz'

  • Ağaç kütüğü. Ağaç kökü. Kuru direk. Hurma ağacının kökü. Hurma ağacı.
  • Çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar.

ciz'-un nahl

  • Hurma ağacının kökü, kütüğü.

cizl

  • (Çoğulu: Cüzul-Eczâl) Büyük odun ağacının kökü, tomruk.

cu

  • Custen fiilinin emir kökü. Gelecek misâlde olduğu gibi birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

cürsume-i dıraht

  • Ağacın kökü.

dav'

  • Hoş kokular kokmak. Depretmek.

davmeran

  • Fesleğen denilen iyi kokulu çiçek.

defer

  • Koltuk kokusu gibi olan pis koku.
  • Yemeğe kurt düşmesi.

dem

  • Nefes. Soluk. (Farsça)
  • Ağız. (Farsça)
  • Nazar. (Farsça)
  • An, vakit, saat. (Farsça)
  • Koku. (Farsça)
  • Kibir, gurur. (Farsça)
  • Âli, yüksek. (Farsça)
  • Körük. (Farsça)

ecvef

  • Ortası boş. Kof.
  • Mc: Boş kafalı. Çok cahil.
  • Gr: Ortasında harf-i illet sayılan elif, vav, yâ harfleri bulunan fiil kökü.

edhan

  • (Tekili: Dühn) Sürülecek güzel kokulu yağlar.

efaviye

  • Yemeklere konulan kokulu baharat.

efruz

  • (Efruhten: Tutuşturmak, ziyalandırmak mastarının emir kökü) Şule. Aydınlatıcı. Parıltı. (Farsça)

efzar

  • Ayakkabı, kundura. (Farsça)
  • Gemi yelkeni. (Farsça)
  • Yemeklere koku ve tad vermesi için konulan baharat. (Farsça)
  • San'atkârların kullandıkları san'at âletleri. (Farsça)

elett

  • Dişi kökünden çıkıp düşmüş olan kişi.

enbuy / enbûy

  • Koklama, koku alma. (Farsça)

enf

  • Burun. Koku ve teneffüse mahsus âzâ.
  • Bir şeyin ucu veya evveli veya en şiddetlisi.
  • Bir şeyin sivri yeri.
  • Bir şeyin en şerefli olan yeri.

erec

  • Güzel ve hoş koku. Misk ü anber ve ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.

eric

  • Güzel koku. Misk, anber ve ıtır gibi hoş ve lâtif olan şeylerin kokusu.

erih

  • Râyiha-i tayyibe. Temiz ve güzel koku.

erşem

  • Yemeğin kokusundan iştahı gelep karnı acıkan (adam).
  • Vücuduna iğne batırıp çivit ile şekil veya resim yapan adam.

esans

  • Çeşitli yollarla bitkilerden elde edilen veya suni olarak yapılan, kokulu ve uçucu sıvı.

esas-ı tarikat

  • Tarikatın temeli, kökü.

esasiyle / esâsiyle

  • Köküne kadar, ta temelinden.

eşemm

  • Burnu kuvvetli koku duyan.

ezfar

  • Tırnaklar.
  • Tırnakbahuru denilen tıbbi bir koku.
  • Şimal kutbunda bulunan küçük yıldızlar.

ezfer

  • Güzel kokulu şey.

ezfir

  • Çok iyi kokulu nesne.

ezrab

  • Diş kökü.

fagıre

  • Hind nilüferi denilen bitkinin kökü.

faih

  • (Çoğulu: Fevâih) Meyve ve çiçek kokusu.

fayih

  • Kendiliğinden dağılan güzel koku.

fayiha

  • (Çoğulu: Fevâyıh) Meyve ve çiçek kokusu.
  • Güzel kokulu nesne.

felence

  • Hoş kokulu sarı renkli bir tohumdur. Yemen'den gelir.
  • Besbâse yaprağı.

fen'

  • Malın çok olması.
  • Misk kokusunun etrafa yayılması.
  • Bir kimsenin iyiliğini ve ihsanını söyleyip methetmek.

fergand

  • Fena koku, kokmuş. (Farsça)
  • Sarıldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. (Farsça)

fevaih

  • (Tekili: Fâih) Meyve ve çiçek kokuları.

fevc

  • Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım.
  • Koşmak. Sür'at etmek.
  • İyi kokunun dağılıp yayılması.

fevehan

  • (Tekili: Fevh) Güzel kokular.

fevehat

  • (Tekili: Fevha) Güzel kokular.

feveran / feverân

  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.

fevh

  • Yaradan kan fışkırması.
  • Bolluk, genişlik.
  • Güzel kokunun yayılması.
  • Kaynamak.

fevha

  • (Çoğulu: Fevehât) Güzel koku.

feyh

  • Sıcağın şiddetlenmesi.
  • Koku yayılmak.
  • Kazan kaynamak.
  • Yara kanamak.

fua

  • Keler, kertenkele.
  • Her nesnenin evveli.
  • şiddetli koku. Güzel koku.

füsafis

  • Keneye benzer murdar kokulu bir böcek.
  • Tahta kurusu.

füvh

  • (Çoğulu: Efvâh) Hoş koku.

galiye

  • Galeyan eden.
  • Değerinden çok pahalı.
  • Misk ve amberden yapılmış meşhur koku.
  • Hoş kokulu kıymetli madde.

galiye-bar / galiye-bâr

  • Güzel kokulu şey saçan. (Farsça)

galiye-dan / galiye-dân

  • Güzel kokulu şeylerin muhafaza edildiği kap, mahfaza. (Farsça)

gassak

  • Ehl-i cehennemin vücudundan akan irin.
  • Çok soğuk ve fenâ kokulu içilmez şey.

gavali / gavalî

  • (Galiye) Güzel kokular.

gayr-ı müteaffin

  • Kokuşmamış.

gend

  • Pis koku, fenâ koku. (Farsça)

genday

  • Kokmuş, fenâ kokulu. (Farsça)

gendide / gendîde / گندیده

  • Kokuşmuş, kötü kokmuş. (Farsça)

gir / gîr

  • (Giriften) "Tutmak, yakalamak" mastarının emir köküdür. Türkçedeki: yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan gibi mânalara gelir. Kelimenin sonuna eklenir. (Farsça)

giran / girân / گران

  • Ağır. (Farsça)
  • Pahalı. (Farsça)
  • Kokuşmuş. (Farsça)
  • Katı. (Farsça)

gül

  • Küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhurdur. Şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok cinsi vardır. (Farsça)

gülnefesi / gülnefesî

  • Lâtif ve hoş sözlülük. (Farsça)
  • Güzel kokulu olmak. (Farsça)

hafa

  • Berdi denilen otun beyaz ve yaş olan kökü.

halas

  • Üzüm ağacına benzer bir ağaç (yanındaki ağaca sarılır gider; hoş kokusu vardır; akik gibi taneleri olur.)

hamta

  • Üzüm çiçeğinin kokusu.

hanve

  • Güzel kokulu bir ot.

harf-i asli / harf-i aslî

  • Gr: Arabça bir kelimenin kökünü teşkil eden harften olan. (Ekserisi üç harften ibaret olur.)

harmed

  • Kokusu ve rengi değişen.
  • Kara balçık.

haşem

  • Burun içinde olan bir illettir ve kokuyu değiştirir.
  • Genzin tıkanıp burnun koku almaması.
  • Etin kokması.

havzan

  • Sarı çiçekli, güzel kokulu bir çiçek. Nilüfer çiçeği.
  • Tarhun otu.

hazal

  • Selem ağacının kökünden çıkan bir nesne ki, suda ıslatıp yerler.

hazami

  • Güzel kokulu bir ot.

hem-bu

  • Kokusu bir, aynı kokuda. (Farsça)
  • Mc: Âdet ve tarzları aynı. (Farsça)

hetm

  • Ön dişleri kökünden kırmak.

hevesat-ı müteaffin

  • Kokuşmuş istek ve arzular.

hoşbu / hoşbû / خوشبو

  • Güzel kokulu, hoş kokan. (Farsça)
  • Hoş kokulu. (Farsça)

hoşbuyi / hoşbuyî

  • İyi kokulu olmak, güzel kokmak. (Farsça)

huder

  • Kökü derin olan ot.

hudm

  • Her nesnenin kökü.

hunuz

  • Kokup fenâ olmak.

husum

  • (Tekili: Hasim) Uğursuzluk.
  • İdman. Birbiri ardınca devam üzere olmak.
  • Bir şeyi kökünden kesip dağlayanlar.
  • Fırtına.

hüviyyet

  • Asıl. Mâhiyyet. Birisinin kimliği, kim olduğu, kökü, esası ve ne olduğu.
  • Cenab-ı Hakkın varlık sıfatı.
  • Hamiyyet ve istikametten, ulüvv-ü cenâbdan ibâret olan sıfât-ı hamide.

iab

  • Kökünden koparmak.

ibtida'i / ibtidâ'î / ابتدائى

  • İlkel. (Arapça)
  • İlkokul. (Arapça)

ictisas

  • Ağacı kökünden çekip koparmak.

iddihan

  • (Dühn. den) Güzel kokular sürünme.

ig

  • Koku, rayiha.

ıhtidad

  • Otu köküyle birlikte biçmek.

iksam

  • Çok miktarda mal alıp biriktirme.
  • Kökünü kırma. Hepsini silip süpürme.

iktinah

  • (Künh. den) Bir işin esâsını, künhünü, kökünü ve gerçeğini anlama. İçyüzüne, derinliğine varma.

in'ira

  • Dişin (etleri çekilip) kökü çıkma.

inkıla'

  • (Kal'. den) (Ağaç) kökünden koparılma.

inkıma'

  • Kökü kesilme. Köksüzleşme.

inşak

  • Koklatma. Buruna kokulu bir şey çektirme.
  • Tuzağa veya ağa iliştirme.

intaniye

  • Fena koku ve mikropluluğa dâir, mikroplu hastalıkla alâkalı.

ırk-üz-zeheb

  • Altınkökü denilen bir nebat.

irtibab

  • Kokulu şeyler yapma.
  • Bir çocuğu büluğ çağına varıncaya kadar besleme.

istihaza

  • Kadın âdet görürken fazla kan gelmesi. (Rahimden değil de hastalıktan dolayı bir damardan gelip, tenâsül cihazı yolu ile akan kokusuz bir kandır. Buna "istihâza veya özür kanı" dendiği gibi, böyle bir kadına da "müstahâza" denir.)

iştimam

  • Gereği gibi koklamak. Koku duymak.

istinşa

  • Güzel koku koklama.
  • Haber, havâdis araştırma.

istisal / istisâl / istîsal

  • (Asl. dan) Kökten koparıp çıkarmak.
  • Tıb: Bedenden kesilmesi veya koparılması istenen bir parçayı, uru kökünden koparmak.
  • Kökünden sökmek.
  • Kökünden söküp atmak, kökünü kazımak.
  • Kökünü kazıma.

istişmam

  • Koklamak. Kokusunu almak.
  • Hissetmek, sezmek, dolayısı ile anlamak.
  • Uzaktan haber almak.

ıtabe

  • İyi etmek.
  • Hoş kokulu etmek.

ıtla'

  • Kokulu şeyler sürünmek.
  • Hevâiyata heves etme.

ıtr / عطر

  • Hoş ve güzel koku. Güzel kokulu şey.
  • Yaprakları güzel kokulu bir bitki.
  • Itır, güzel koku.
  • Koku, ıtır. (Arapça)

ıtret

  • Zürriyet. Nesil. Ehl-i beyt.
  • Gerdanlık.
  • Güzel kokulu şey.

ıtri / ıtrî / عطری

  • Itırlı, kokulu. (Arapça)

ıtriyyat / ıtriyyât / عطریات

  • (Tekili: Itr) Güzel kokulu yağ, esans gibi maddeler.
  • Güzel kokular.
  • Kokular, ıtırlar, parfümler. (Arapça)

ıtrnak

  • Güzel ve hoş kokulu. (Farsça)

ıttıla

  • Kokulu şeyler sürünme.

jelatin

  • Tıbda ve fotoğrafçılıkta kullanılan şeffaf, renksiz ve kokusuz bir cisim. Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi kısımlarından elde edilir. (Fransızca)
  • Bir cins kâğıt. (Fransızca)
  • Kokusuz bir madde, bir cins kağıt.

ka's

  • Çirkin kokulu toprak.

kadah

  • Çömlek içinde pişen yemeğin kokusu.

kadv

  • Yemeğin kokusu iyi olmak.

kady

  • Yemeğin kokusu güzel olmak.

kafur / kâfur

  • Beyaz ve yarı şeffaf, kolaylıkla parçalanan bir madde. Sert, güzel kokulu, katı ve yağlı bir madde.
  • Cennette bir kaynak ismi.

kahve

  • şarap.
  • Hâlis süt.
  • Kahve.
  • Güzel koku.
  • Bolluk, bereket.
  • Kahvehane.

kal'

  • Birşeyi kökünden koparıp atma.
  • Bir şeyi kökünden çekip koparmak.
  • Kendisinden iyi kalay çıkan maden.
  • Azletmek. Bir tarafa ayırmak.

kali'

  • (Kal. dan) Kökten söküp atan. Kökünden çıkaran.

kamıh

  • Tarhana.
  • Kokutup ekşitilmiş şey.

kaneme

  • Kir.
  • Yağdan gelen pis koku.

karanful

  • Yaprağı, çiçeği ve kokusu güzel ve uzun olan budaklı bir nebat. Karanfil.

karv

  • Ağaç kadeh.
  • Köpek yalağı.
  • Hurma ağacının kökü.
  • Uzun havuz.
  • Hayanın derisi inip büyümek.
  • Kast.
  • Etraflıca araştırmak, tetebbu.
  • Bir kimsenin mesleğine girmek, onun yoluna süluk etmek.

kasara

  • (Çoğulu: Kasr-Kasarât) Boyun kökü.
  • Yoğun ağaç.
  • Gemilerin baş ve arka taraflarında güverteden daha yüksek yapılan güverte.

katran

  • (Katıran) Siyah, sert kokulu, süretle yanan, hararetli, keskin ve suda erimeyen bir madde.

katt

  • Kuru yonca.
  • Koğuculuk etmek, yalan söylemek, dedikodu yapmak.
  • Zeytin yağını fesliğen ile kokutmak.

kebas

  • Misvak ağacının yemişi.
  • Bir şeyin kokup bozulması.

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

kende

  • Hendek, çukur. (Farsça)
  • Biçilmiş, kesilmiş. (Farsça)
  • Kokmuş, ağır kokulu. (Farsça)

kereb

  • Kova bağladıkları ip.
  • Suyu yatıp ağızla içmek.
  • Hurma ağacının kökü.

keş

  • (Keşiden) Çekmek fiilinin emir kökü. Birleşik kelimeler de yapılır. Meselâ: Cefâ-keş : Cefâ çeken. Esrar-keş : Esrar çeken, esrar içen serseri. (Farsça)

kişniş

  • Güzel kokulu bir tohum olan karakimyon.

kunan

  • Koltuk kokusu.
  • Gömlek yeni.

kunbua

  • (Çoğulu: Kanâbi) Kestikten sonra yine içinde kalan nesne (Ot kökü gibi)

kureyş

  • Kökü Hz. İbrahim'e (A.S.) dayanan, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in de (A.S.M.) mensub olduğu Arab kabilesi.
  • Kökü Hz. İbrahim'e dayanan Peygamberimizin mensup olduğu meşhur Arap kabilesi.

kureyş kabilesi

  • Kökü Hz. İbrahim'e dayanan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in mensup olduğu meşhur arap kabilesi.

kürsüf

  • Evlenmemiş (bâkire) kızların yalnız hayz zamânında, evli veya dul kadınların ise her zaman, edep yerine koydukları ve koku sürdükleri bez veya saf nebâtî pamuk.

küşle

  • Hind vilâyetinde yetişen zehirli bir ot kökü.

kutar

  • Kebap kokusu. Ot kokusu.

kuvve-i şamme / kuvve-i şâmme

  • Koku alma, koklama duygusu. Burun.
  • Koku alma duyusu (sezme kabiliyeti).

laden

  • Çamdan çıkarılan zift gibi siyah ve kokulu zamk. (Farsça)

lahlaha

  • Güzel kokuların karışmasından meydana gelen koku.
  • Güzel kokularla yapılan bir nevi macun.

latime / latîme

  • (Çoğulu: Letâyim) Misk.
  • Güzel kokular konulan kap.
  • Attarlar pazarı.
  • Güzel kokulu nesneleri götüren deve.

lavanta

  • Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı.

lefif

  • Sarılmış, dürülmüş.
  • Gr: Kökü üç harfli olduğunda iki harfi "elif" veya "yâ" nın yan yana olduğu kelime.

lefif-i makrun

  • Kökündeki "elif" veya "ya" nın yan yana olduğu kelime.

lüffah

  • Kokulu geniş yapraklı bir ot.

lükkah

  • Hoş kokulu bir ot.

maatir / maatîr

  • (Tekili: Mı'târ) Devamlı güzel koku sürünenler.

magafir

  • Çirkin kokulu bir zamk.

maklu'

  • Sökülmüş, kökünden çıkarılmış, kal' olunmuş.

makluan

  • Sökülerek, kökünden çıkarılmış olarak.

masdar

  • Bir şeyin sudur ettiği (çıktığı) menba.
  • Gr: Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli, fiil kökü. Okumak, yazmak, kitabet, kıraat, ahz, almak... gibi. Masdar kelimesi.; ism-i mekândır, sudur etmek mânasına gelir. Fiilin mâna ve lâfız ciheti ile mebde' ve me'hazidir.
  • Bir şeyin çıktığı yer, temel, kaynak.
  • Fiil kökü.

mason

  • "Masonluk" denilen kökü dışarıda gizli ve tehlikeli bir örgütün üyesi, islâm düşmanı.

me'nuf

  • Burunda hastalığı olup koku alamayan.

meczur

  • Cezr olunmuş, kare kökü alınmış sayı. (On sayısı yüz sayısının meczurudur, yani kare köküdür.)

mehmuz

  • Gr: Hemzeli kelime. Harfin kökünde hemze varsa o kelimeye denir.

mehmuz-ul ayn

  • Kelime kökündeki ikinci harf "hemze" olursa, o kelimeye denir. Birinci harfi "hemze" olursa ona: Mehmuz-ul fâ; üçüncü harf hemzeli olur ise ona da: Mehmuz-ül lâm denir.

mekatib-i aliye / mekâtib-i âliye / مكاتب عاليه

  • Yüksekokullar.

mekteb-i ali / mekteb-i âlî / مكتب عالى

  • Yüksekokul.

mekteb-i ibtidai / mekteb-i ibtidâî / مكتب ابتدائى

  • İlkokul.

mekteb-i iptidai / mekteb-i iptidaî

  • İlkokul.

melab

  • Bir cins güzel koku.

menşe-i asli / menşe-i aslî

  • Asıl kökü.

mermahur

  • Bir cins güzel koku.

merv

  • Bir cins güzel koku.

meşamm

  • (şemm. den) Koku alacak yer. Burun. Geniz.

meşmum

  • Koklanmış.
  • Itır ve misk gibi güzel kokulu olan şey.

mesnun

  • Sünnet olan. Sünnet olmuş olan.
  • Âdet edilen şey.
  • Bilenmiş bıçak.
  • Üzerinden ömürler geçmiş olan.
  • Şekillendirilmiş.
  • Kalıba dökülmüş.
  • Kokusu değişmiş.

mı'tar

  • (Çoğulu: Meâtır) Devamlı güzel kokular sürünen.

mı'tir / mı'tîr

  • Güzel kokular sürünen.

misk

  • Güzel koku.
  • Bir cins güzel koku ismi. (Asya'nın büyük dağlarında yaşayan bir cins erkek ceylanın karınderisi altındaki bir bezden çıkarılır.)
  • Güzel koku.

misk ü amber

  • Çok hoş bir koku.

misk ü anber

  • Hoş ve güzel koku.

misk-i anber

  • Güzel koku.

misket

  • Alaybozan tüfeği. Patlayan bombadan etrafa sıçrayarak tahribe, yaralanmaya ve ölüme vesile olan sert parça. Eskiden kullanılmış geniş çaplı bir silâh. (Fransızca)
  • Güzel kokulu meyve. (Elma, üzüm vs.) (Fransızca)

misvak / misvâk

  • Kullanılması pek çok faydalı olan ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ehemmiyetle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini de gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça.
  • Sünnet olan diş temizleme aleti, bir ağacın kökü.

mu'tell

  • İlletli. Hasta. Sakat. Alil.
  • Gr: İçinde harf-i illet bulunan kelime kökü.

muanber / معنبر

  • (Anber. den) Güzel kokan. Güzel kokulu.
  • Hoş kokulu, amberli. (Arapça)

muattar

  • Itırlı, kokulu.
  • Güzel kokulu bir lâle çiçeğinin adı.
  • Itırlı, güzel kokulu.

mübtedi / مبتدی

  • Başlayan. (Arapça)
  • İlkokula başlayan öğrenci. (Arapça)

müddehin

  • Güzel kokulu yağ sürünen. İdhan eden.

müdehhen

  • Güzel kokulu yağ sürünmüş.

müdhün

  • İçerisine güzel kokulu yağ, ıtır gibi şeyler konulan şişe, kap.

mugas

  • Yaban narının kökü.

muktela'

  • (Kal'. den) Kökünden koparılmış. Kökünden koparan.

mukteli'

  • (Kal'. den) Kökünden koparan.

mümessek

  • (Misk. den) Misk kokulu.

münkali'

  • (Kal'. dan) Kökünden sökülen.

mürebbeb

  • Büluğ yaşına kadar beslenip terbiye olunmuş.
  • Güzel kokularla hoş ve lâtif olmuş.

mürevveh

  • Kokulandırılmış, râyihalandırılmış.
  • Rahatlandırılmış.

mürevvih

  • Kokulandıran, râyihalandıran.
  • Rahatlandıran.

müşgin / müşgîn

  • Misk kokulu, miskli. (Farsça)
  • Siyah şey. (Farsça)

müşk

  • (Müşg) Misk. Misk kokulu. (Farsça)

müşk-bu

  • Misk kokulu. Misk gibi kokan. (Farsça)

müsta'tır

  • Kendine gökçek ve güzel kokular sürünen.

müste'sal

  • (İstisal. dan) Kökünden koparılmış.
  • Ele geçirilmiş.

müste'sil

  • (İstisal. dan) Kökünden koparan.
  • Ele geçiren.

mutaattır

  • (Itr. dan) Güzel kokular sürünen.

mutayyeb

  • (Tayyib. den) Güzel kokular sürünmüş.
  • Gönlü hoş edilmiş, sevindirilmiş, taltif olunmuş.

mutayyiben

  • Güzel kokular sürünmüş olarak.
  • Sevindirilerek, gönlü hoş edilerek.

mutazavvı'

  • Güzel kokusu etrâfa yayılan.

müteaffin / متعفن / مُتَعَفِّنْ

  • Kokuşmuş.
  • Kokuşan.
  • Kokuşmuş. (Arapça)
  • Kokuşmuş.

müteattır

  • Gökçek kokularla kokulanmış. Güzel kokular sürünmüş.

mütefessih / متفسخ

  • Bozulmuş, kokuşmuş, çürümüş. (Arapça)

mütegalli

  • Güzel kokular sürünen.

mütenessim

  • (Nesim. den) Rüzgâr kokusu olan. Rüzgâr koklıyan.

müterevvih

  • Bir şeyden koku alan. Kokulanan.

mütetayyib

  • Güzel kokulu şey sürünen.

mütezammıh

  • Güzel kokulu şeylerle karışmış olmak.

muzaaf fiil

  • Gr: Fiilin kökündeki iki harfin aynısı beraber olan fiil. Medde - Şedde gibi. Başka tâbirle: Fiilin orta harfi ile son harfi (harf-i lâm'ı) aynı harfin tekerrüründen ibaret olan kelime.

nafe-riz

  • Koku saçan. (Farsça)
  • Göbek düşüren. (Farsça)

neffah

  • Hayır sâhibi ve iyiliksever kimse.
  • Kokusu çok.

nefh

  • Rüzgâr esmek.
  • Güzel kokunun yayılması. Kokmak.
  • Vurmak.
  • Def'etmek, kovmak.
  • Vuruşmak, kat'etmek.

nefha

  • Koku. Rüzgârın hafif esişi. Azıcık koku.

nekkar

  • Ağaçkakan kuşu.
  • Değirmenci.
  • Çok hayırlı.
  • Çok kokulu.

neş'

  • Yiğit olmak.
  • Yüksek olmak.
  • Rüzgâr esmek.
  • İyi ve hoş kokulu şeyler koklamak.

netn

  • Fena kokmak. Kötü, kerih koku.

nih

  • (Nihâden: "Koymak" mastarından emir kökü) Koy. (Farsça)
  • Memleket, şehir, belde. (Farsça)

nükhet / نكهت

  • Râyiha. Ağız kokusu.
  • Günahlı sözler. Hoş olmayan günah olan söz, kelime.
  • Koku.
  • Koku. (Arapça)

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

rakabe

  • Ense kökü, boyun.
  • Kul, köle, câriye.

rayiha / râyiha / râyihâ / رایحه / رَايِحَه

  • Koku.
  • Koku, hoş koku.
  • Güzel ve hoş koku.
  • Koku.
  • Koku. (Arapça)
  • Koku.

rayiha-i kerihe / râyiha-i kerîhe

  • İğrenç ve tiksindirici koku.

rayiha-i tayyibe / râyiha-i tayyibe

  • Güzel, hoş koku.

rayihadar / râyihadar / رایحه دار

  • Kokulu. Hoş kokulu. (Farsça)
  • Kokulu. (Arapça - Farsça)

rayihanisar

  • Koku saçan. (Farsça)

reng ü bu

  • Renk ve koku.

res

  • (Residen: Erişmek mastarının emir köküdür.) "Ulaşan, erişen, yetişen" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

rev

  • (Reften mastarının emir kökü) "Giden, yürüyen" mânasında olup birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Piş-rev : Önde giden. (Farsça)

revaih-i tayyibe / revâih-i tayyibe

  • Hoş ve güzel kokular.

revayih / revâyih

  • (Revâih) Râyihalar, güzel kokular. (Aslı: Revâih)
  • Rayihalar, kokular.

revayih-i tayyibe / revâyih-i tayyibe

  • Temiz ve güzel kokular.

reyah

  • (Tekili: Râh) şaraplar.
  • Gökçek kokulu küçük bir kuyu.

reyhan / reyhân

  • Fesleğen, hoş ve güzel koku.
  • Hoş güzel koku.
  • Rızık ve maişet, rahmet.
  • Ekin yaprağı.
  • Fesleğen denilen kokulu bir ot.
  • Güzel bir koku, hoş kokulu bir bitki.
  • Hoş ve güzel koku veren çiçek.

reyya

  • Güzel koku.

rih

  • Rüzgar, yel.
  • Sızı, romatizma.
  • Mc: Galebe, kuvvet. Rahmet.
  • Devlet. Hoş ve iyi şey.
  • Koku.

rih-ı reyhan

  • Hoş ve güzel kokulu rüzgâr.

rihireyhan / rîhireyhan

  • Hoş kokulu rüzgâr.

rikab

  • (Tekili: Rakabe) Boyunduruk altında olanlar. Kullar, köleler.
  • Boyun, ense kökü.

sa'r

  • Katil zehiri.
  • Kısa boylu adam.
  • Küçük hıyar.
  • Yaban soğanının kökü.

şamm

  • (şemm. den) Koklayan, koku alan.
  • Koklama duygusu. Burun.

şamme / şâmme / شامه

  • Koku alma duygusu.
  • Koku alma duyusu. (Arapça)

sandal

  • (Çoğulu: Sanâdil) Büyük başlı deve.
  • Güzel kokulu bir ağaç.

sarat

  • Suyun çok durmaktan dolayı renginin ve kokusunun değişmesi.

sarm

  • (Surm) Bağ kesmek. Meyve toplamak. Bir şeyi kökünden ayırmak.

saz

  • (Sâhten: Yapmak mastarından emir köküdür) Eden, yapan, uyduran, düzen mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Evham-saz : Evham veren. (Farsça)

secc

  • Gayet ince olan nesne.
  • Duvar sıvamak.
  • Hoş kokulu nesne ezmek.

şecere-i tubaa / şecere-i tubaâ

  • Cennet'teki saadet ağacı, dalları aşağıda ve kökü yukarıda olan Tuba ağacı.

sehek

  • Balık kokusu.
  • Demir pası.
  • Rüzgârın yerden savurduğu toprak.
  • Bir şeyin pis pis kokması.

sekebe

  • Güzel kokulu bir ağaç.

şekir

  • Ağacın çevresinde kökünden biten fidanlar.
  • Fercte olan kıllar.

şemaim

  • (Tekili: Şemime) Güzel kokular.

semen-bu

  • Yâsemin gibi kokan, yâsemin kokulu. (Farsça)

şemim / şemîm / شميم

  • Koku. Hoş koku.
  • Güzel koku. (Arapça)
  • Güzel kokulu. (Arapça)

şemim-i cibal

  • Dağların güzel kokusu.

şemime

  • (Çoğulu: Şemâim) Güzel kokulu şey, râyiha.

şemm

  • Koku hissetmek, koklamak.
  • Koku alma.

şemmam

  • Yeşil, kızıl ve sarı hatları ve güzel kokusu olan küçük bir cins kavun.

sena'buk

  • Kötü kokulu bir ot.

sencilat

  • Bir cins koku.

şerab / şerâb

  • Alkollü içkilerden. Pişmemiş üzüm suyunun havasız fıçılarda durmasıyla gaz habbeleri (kabarcıkları) ve köpük çıkararak kokuşup mayalanması netîcesinde meydana gelen ve içilince sarhoş eden içki. Hamr.

serem

  • Dişin, ağızda kökünden kırılması.

şeza

  • Kokulu şeylerin şiddetle kokması.

siclat

  • Bir güzel kokulu çiçek.

sinh

  • (Çoğulu: Esnâh) Her nesnenin aslı ve kökü.

şitab

  • (Şitâften: Koşmak fiilinin kökü) Seğirtmek, koşmak. Çabukluk, acele etmek. (Farsça)

şiyat

  • Yanmış yün ve pamuk kokusu.

sıyk

  • Kesif toz ve fena ter kokusu.

suht

  • Haram mal, her nevi haram.
  • Yok eylemek. Gidermek. Bir şeyin kökünü kazımak (mânasına saht'dan alınmıştır. Haramın bereketi olmadığından hânumânlar yıktığı için suht denilmiştir.)

sülasi mezid / sülasî mezid

  • Esası, kelime kökü üç harften ibaret olduğu halde, başka harfler ilâvesiyle, başka masdar teşkil edilmiş olur. Aslı üç harfli masdar demektir.

sülasi mezidün fih / sülasî mezidün fih

  • Gr: Zaid harf almış ve kökünde üç aslî harf bulunan kelime.

sülasi mücerred / sülasî mücerred

  • Gr: Üç harfli aslî kelime kökü.

sunan

  • Koltuk kokusu.

surencan

  • Şekil ve kabuğu kestaneye benzeyen bir ot kökü.

sus

  • Huy, tabiat, tıynet.
  • Buğday ve arpa biti. Hububata düşen kurt. Güve.
  • Miyan kökü.

sutu'

  • Yükselme, yukarı çıkma.
  • Belli olma. (Toz, koku v.b) yayılma.

ta'tir

  • (Itr. dan) Güzel koku ile kokulandırma.

taaffün / تعفن / تَعَفُّنْ

  • (Ufunet. den) Çürüyüp kokuşma. Leş kokusu. Fena ve pis kokular.
  • Bozulma, kokuşma, çürüme.
  • Kokuşma.
  • Kokuşma. (Arapça)
  • Taaffün etmek: Kokuşmak. (Arapça)
  • Kokuşma.

taaffunat / taaffunât

  • Kokuşmalar, kokuşmuş şeyler.

taaffünat / taaffünât

  • Kokuşmuş ve kötü koku yayan şeyler.
  • (Tekili: Taaffün) Fena ve pis kokular.
  • Kokuşmalar.

taattur

  • (Itr. dan) Güzel kokular sürünme.

taglif

  • (Gılaf. dan) Kınına koyma, kılıfına sokma.
  • İyi kokulu nesneler yapmak.

tahannüt

  • Ölü üzerine güzel kokular serperek kefenlemek.

tahaşşün

  • Kin tutmak.
  • Kokup yemek.

tahliye

  • (Haly. den) Süslemek. Donatmak. Donatılmak.
  • Tatlılandırmak.
  • Kim: Bir madde içine hassasını veya kokusunu değiştirmek için şeker, baharat ve benzeri gibi şeyleri katmak.

takli'

  • (Kal'. den) Yarmak.
  • Mübalâğa ile koparmak. Kökünden söküp koparmak.

tatayyub

  • Güzel koku sürünme.

tayyib

  • İyi, hoş. İyi davranış. Temiz.
  • Hz. Peygamber'e (A.S.M.) Cenab-ı Allah (C.C.) en güzel kokular vermiştir. Bu yüzden kendisine Tayyib denilmiştir.
  • Fık: Helâlin her türlü şüphelerden uzak, saf ve temiz kısmına denir.

tazavvu'

  • Bir şeyin güzel kokusunun etrafa yayılması.

teczir

  • (Cezr. den) Mat: Kare kökünü alma.

tedhin

  • (Dühn. den) Güzel kokulu yağ sürme. Yağlamak.

tefarık / tefârık

  • Güzel bir koku.

tefarik

  • Büyük yapraklı ve beyaz çiçekli bir bitki; bir koku ismi.

tefessüh

  • Alçaklaşmak. Bozulmak.
  • Çürümek. Kokup dağılmak.
  • Tâkattan düşmek.
  • Kokuşup bozulma.

tegalgul

  • Hoş kokulu şeyler sürünmek.
  • Zorluk, çetinlik, güçlük.
  • Bir şeyin, ilmin içine çok dalmak.

tenessüm

  • (Nesim. den) Havayı teneffüs etme.
  • Güzel kokular kokutmak.
  • Haber erişmek.

terevvuh

  • Bir şeyden koku alma.
  • Mütegayyer olmak, rengi ve tadı değişmek.

tervih

  • (Çoğulu: Tervihât) Râyiha verme. Kokutma. Kokusunu artırma.
  • Rahatlandırma.

tib / tîb / طيب

  • (Çoğulu: Etyâb) Güzel koku. Güzel kokusu için sürülen şey.
  • Güzel koku. (Arapça)

tuba / tûbâ

  • Ne hoş. Ne iyi. Her şeyin iyisi ve efdali.
  • İyilik, güzellik. Baht.
  • Cennette bulunan ve kökü göklerde dalları aşağıda olan ağaç ismi.
  • Çok berrak ve saf olan.
  • Saâdet. Hayır. Devlet.
  • Kökü göklerde ve dalları aşağıda olan Cennet ağacı.

ud

  • Meşhur bir sazın adı.
  • Bir hoş kokulu buhur.
  • Ağaç parçası.
  • Budak.

ufunet / ufûnet / عفونت / عُفُونَتْ

  • Pis koku, kokuşmuşluk.
  • Çıban veya yaranın çürüyüp fena kokması.
  • İltihab.
  • Her hangi bir maddenin çürümesinden hasıl olan pis koku, çürük kokusu.
  • Sıkıntı veren manevî ağırlık.
  • Pis koku, kokuşmuşluk.
  • Pis koku, iltihap.
  • Yangı. (Arapça)
  • Kötü koku. (Arapça)
  • Kötü koku.

ufunetli / ufûnetli

  • Kötü ve pis kokulu.
  • Kötü, pis kokulu.

ünbuş

  • (Ünbûşe) Bitki kökü. Kökü yerden takımıyla birlikte çıkarılan fidan.

üsun

  • Suyun tad ve renginin değişmesi.
  • Bir kimse kuyuya girdiğinde buharından veya murdar kokulardan dolayı aklının gitmesi.

valibe

  • Evvelki ekinin kökünden biten ekin.

vers

  • Yemende yetişen güzel kokulu sarı bir ot.

veşice

  • Lif.
  • Ağaç kökü.

yab

  • "Yaften: Bulmak" mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab : Şifa bulan, iyileşen. (Farsça)

yasemin

  • Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç. (Farsça)

yüksek tahsil

  • Yüksekokul, üniversite.

za'feran

  • (Çoğulu: Zeâfir) Güzel kokulu meşhur bir çiçek.

zaha

  • Çirkin kokulu, pis kokulu.

zaki

  • Güzel kokulu, keskin kokulu.

zefer

  • Kötü koku.

zeka / zekâ

  • Çabuk anlama ve bilme kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma.
  • Ateşin alevlenmesi.
  • Güzel koku alma.

zen

  • Vuran, kesen, atan mânalarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Zeden: Vurmak mastarında emir köküdür) Lâf-zen : Söz atan, lâf atan. (Farsça)

zenbak

  • Güzel kokulu bir çiçek. Zambak.
  • Yâsemin yağı.

zencebil / zencebîl

  • Hoş kokulu bir baharat adı.
  • Hoş kokulu bir baharat, zencefil.

zenh

  • Yemeğin kokup bozulması.

zerneb

  • Turunç kokusu gibi güzel kokan bir ot.
  • Fercin dışarısında olan et.

zırban

  • (Çoğulu: Zerâbin) Kokarca denilen küçük, kediye benzer, çirkin kokulu bir hayvan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR