LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Koca ifadesini içeren 122 kelime bulundu...

acaiz

  • (Tekili: Acuze) Kocakarılar. İhtiyar kadınlar.

acuz / acûz / عجوز

  • Çok yaşlı kadın. Kocakarı.
  • Kılıç.
  • Şarap.
  • Sırtlan.
  • Kocakarı. (Arapça)
  • Cadı. (Arapça)

acuze / acûze / عجوزه

  • Güçsüz kocakarı.
  • Kocakarı. (Arapça)
  • Cadı. (Arapça)

acuze-i şemta

  • Saçı ağarmış kocakarı.

aşir

  • Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası.
  • Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası.
  • Dost, yardımcı, yardak.
  • Koca.
  • Kabile.
  • Kötülükte yardımcılık eden.
  • Sahip.
  • Toz.

asy

  • Yaşamak.
  • Kocamak, ihtiyarlamak.

azebe

  • Kocası olmayan kadın.

ba'l

  • (Çoğulu: Buûl) Cahiliyet devrine mahsus bir put. Güneş Tanrısı.
  • Karıkocadan herbiri.
  • Yılda bir kez yağmur yağan yüksek yer.
  • Hayret.
  • Zaaf, zayıflık.

berd-ül acuz / berd-ül acûz

  • Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)

berdülacuz / بردالعجوز

  • Kocakarı soğuğu. (Arapça)

bevar

  • Mahvolma, çürüme, yok olma.
  • Kadının kocaya varmayıp evde kalması.

beyn-ez zevceyn

  • Karı-koca arasında.

bi-fasal / bî-fasal

  • (Kürtçe) Fırsat vermeyen, kocaman mahlûk.

bive

  • Dul kadın, kocasız kadın. (Farsça)

bivegi / bivegî

  • Dulluk. Kocasız kadının hâli. (Farsça)

buulet

  • Zevciyet. Karıkocalık.
  • İmtinâ ve red ve muhalefet etmek.

cadu

  • Büyücü, cadı. (Farsça)
  • Hortlak, gulyabani. (Farsça)
  • Acuze, çirkin kocakarı. (Farsça)
  • Çok güzel söz. (Farsça)

cesim / cesîm

  • İri, kocaman.

cülazi / cülazî

  • Kocaman ve kuvvetli. İriyarı.
  • Hâdim, hademe, hizmetkâr.
  • Kilise veya manastır uşağı.
  • Papaz veya keşiş.

dahamet / dahâmet

  • İrilik, kocamanlık, kabalık, vücutça büyük olmaklık.
  • Tıb: Hipertrophie.

dahm

  • İri, büyük, kocaman, cüsseli, kalın.

ehl

  • Sahip, malik,
  • Maharetli, usta.
  • Bİr yerde oturan.
  • Karıkocadan herbiri.

er'es

  • Başı büyük, kocakafa.

eramil

  • (Tekili: Ermele) Bekârlar. Dul kadınlar. Kocaları ölmüş veya boşanmış kadınlar.

ezvac

  • Çiftler. Zevceler. Nikâhlı karılar.
  • Kocalar.

fena

  • (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma.
  • Geçici dünya.
  • Geçip gitme.
  • Tas: Kendi varlığından geçmek.
  • Kötü.
  • Devamlı olmayan.
  • Çok kocamış olmak.

fertut

  • Pir, çok ihtiyar. (Farsça)
  • Bunak, kocamış. (Farsça)

fükuk

  • Yaşamak.
  • Kocalmak, ihtiyarlamak.
  • Ayrılmak.

ganec

  • Koca.
  • Şeyh.

hadaka

  • Elmas.
  • Her görüp beğendiğini aldırmak için kocasına teklif eden kadın.

halil / halîl

  • Zevc, koca. Nikâhlı karı. Zevce.
  • Dost.
  • Zevc, koca.

halvet-i faside / halvet-i fâside

  • Karı-kocanın aralarında şer'î mâni olmasına rağmen birleşmeleri.

halvet-i sahiha

  • Karı-kocanın aralarında şer'î mâni bulunmaması halinde birleşmeleri.

hani'

  • Karısını boşamış koca veya kocasından boşanmış kadın.

hem-ser

  • Arkadaş, Karı kocadan her biri. (Farsça)

hemser / همسر

  • Eş, karı kocadan her biri. (Farsça)

herem

  • Kocamak, yaşlanmak, ihtiyar olmak.
  • Mısır'da firavunlar zamanından kalmış piramit şeklindeki mezarların beheri.
  • Geo: Mahrutî şekil, piramit.
  • İhtiyarlama, kocama.
  • Mısır ehramlarından biri.

heremdide / heremdîde

  • Yaşlanmış, kocamış, ihtiyarlamış. (Farsça)

herim

  • Çok ihtiyarlamış ve kocamış kimse.

heymere

  • Koca avret. İhtiyar kadın.

hiba

  • Bahşiş.
  • Kadına kocasından kalan hisse.
  • Vergi.

hillevf

  • Kocamış, ihtiyarlamış.
  • Yalancı, hilekâr.

hızve

  • Kadının, kocası yanında hürmetli, izzetli ve mertebeli olması.

hukuk-u zevciye

  • Karı ile kocanın birbirlerine karşı hâiz olduğu haklar. Aile hukuku.

hulle

  • Ağır, pahalı.
  • Belden aşağı ve belden yukarı olan iki parçadan ibâret olan elbise.
  • Cennet elbisesi.
  • Fık: Üç defa kocasının boşadığı bir kadının dördüncü defa eski kocasına nikâh düşebilmesi için başka birine nikâhlanması. Müslim bir erkek karısını üç talak ile boşarsa,

iddet

  • Bekleme müddeti.
  • Sayılmış. Madud.
  • Cemaat.
  • Hıfz.
  • Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.)
  • Kocasının ölümüyle dul kalan veya talak (boşama) ve fesh (nikâhın bozulması) sebebiyle evlilik bağı çözülen kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken zaman.
  • Bekleme süresi. İslâm hukukunda kocasından boşanan bir kadının 100 gün, kocası ölen bir kadının 130 gün bekleme müddeti. Bu müddet geçmeden başkasıyla evlenemez.
  • Kocası ölen kadının bekleme süresi.

iddet-i haml

  • Fık: Çocuk doğurmakla biten iddet. Kocası ölen veya boşanan gebe kadının, çocuğun doğmasını beklemesi demektir.

iddet-i vefat

  • Fık: Ölüm neticesinde icab eden iddet. Kocası ölen kadın hür ise 130 gün, cariye ise 65 gün iddet bekler.

ihtila'

  • (Kadın) Nikâhı bozdurma. Kadın mehrinden vazgeçip veya çok para vererek kocasından boşanması.

ihtişar

  • Büyük kafalı olma, koca başlı olma.
  • Toplanma, cem' olma.

iktihal

  • İhtiyarlama, yaşlılanma, kocama.
  • Saç ve sakala kır düşme.

ila / îlâ

  • Kocanın karısına dört ay veya daha çok zaman veya zaman söylemeyerek "Sana yaklaşmayacağım" diye yemîn etmesi.

ırs

  • Koca ile karıdan her biri.
  • Nâmus.

irs

  • Karı ile kocadan her biri.

kaside / kasîde

  • Onbeş beyitten aşağı olmamak, bütün beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. Koçaklama.

kasırat-üt tarf

  • Kocasından başkasına aslâ bakmayan. (Cennet kadınlarının bir vasfı) Huriler.

kaus

  • Yaşlı, koca, ihtiyar.

kayın

  • Kadının veya kocanın erkek kardeşi.

kaynata

  • Karı ve kocaya göre birbirlerinin babası.
  • Kayınpeder.

kazulet

  • Kocaman.

kenud

  • Çok küfran-ı nimet eden kimse. Çok levm ve küfreden cahud.
  • Birşey yetiştirilemiyen verimsiz arazi.
  • Kocasının hukukuna ve iyiliklerine küfran eden nankör kadın.
  • Yemeğini misafirden sakınarak yalnızca yiyen cimri.
  • Kölesini, uşağını çok döven kimse.

kıtfir

  • Zeliha'nın kocası olan Mısır azizinin ismi.

kühensal / kühensâl

  • Yaşlanmış, ihtiyarlamış, kocamış. Eskimiş. (Farsça)

kuş'am

  • (Çoğulu: Kaşâım) Yaşlı ihtiyar, koca kimse.
  • Belâ.
  • Arslan.
  • Sırtlan.
  • Örümcek.
  • Karınca yuvası.

lefüt

  • Evvelki kocasından çocuğu olan ve daima çocuğuna iltifat eden evli kadın.

libas

  • Giyilecek şey. Elbise.
  • Karı ve koca.
  • Mc: İctima'.
  • Şübhe kabul eden söz.

mahule

  • Kocası ölmüş kadın.

me'vum

  • Koca başlı ve gövdeli kimse.

mefred

  • Çok büyük, kocaman, aşırı derecede iri.

mesfiyy

  • Üç kez karısı ölmüş adam. (Üç kez kocası ölmüş kadına "mesfiye" derler.)

metruke

  • (Terk. den) (Erkekten) boşanmış.
  • Kocası tarafından bırakılmış kadın.

mizvac

  • Çok koca değiştiren kadın. Çok kocalı kadın.

mualleka

  • (Çoğulu: Muallekat) Askılar. Henüz karar verilmemiş olanlar.
  • Kocası kaybolan kadın.
  • İslâmiyet'ten evvel Arabların meşhur edib ve şâirlerinin Kâbe duvarına astıkları yazılar ve şiirler.

muamele-i zevciye

  • Karı koca ilişkisi.

muazzam

  • Büyük, iri, cesim, mükerrem, mübeccel, koskoca.

mübaale

  • Cilveleşme, oynaşma (karı-koca arasında).

müfarakat

  • Ayrılık. Bir yere bırakıp gitmek. Dostlarından ayrı düşmek.
  • Fık: Karı-kocanın talâk veya fesh ile birbirlerinden ayrılmaları.

muhalaa / muhâlaa

  • (Muhâlaat) Birbirlerinden resmen ayrılma (karı-koca.)
  • Kadının mal karşılığı kocasına kendini boşattırması.

muhallil

  • (Hall. den) Eriten. Analiz yapan, tahlil eden.
  • Fık: Üç talakla boşanan ve iddetini bitiren bir kadınla evlenen erkek. (Karıyı boşayan birinci kocaya: Muhallelün leh denir.)
  • Tıb: Şişlere, iltihablara yarıyan ilaç.

mühtecin

  • Pek küçük yaşta iken evlendirilerek kocaya verilmiş olan kız.

muhteli'

  • Kocasından boşanan kadın. İhtilâ eden kadın.

muktir

  • Dar hâlli, durumu sıkıntılı.
  • Kocasını nafaka bakımından sıkıştıran kadın.

nafaka-i iddet

  • Fık: Kadının iddeti içinde muhtaç olduğu nafaka. Koca, boşadığı karısını iddeti bitinceye kadar infakla mükellef olduğu için bu müddet zarfındaki nafaka hakkında bu tâbir meydana gelmiştir.

naşiz

  • Karısına karşı çok zâlim olan koca.
  • (Kalb) heyecanla coşma.
  • Kalkmış, kabarmış, atan (damar).

naşize / nâşize

  • Kocasının hanesinden, izni olmaksızın çıkıp kendisini kocasından haksız yere men'eden kadın. Bu çıkış hakikaten olabileceği gibi, hükmen de olabilir.
  • Kabarmış, şişmiş.
  • Kocasının izni olmaksızın evinden kaçan ve kendisini beyinden haksız yere men eden kadın.
  • Kocasına üstünlük taslayan kadın.

nüşuz / nüşûz

  • Kocasına kötü muamelede bulunma, geçimsizlik.
  • Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.
  • Kadının kocasına itaat etmemesi.

nüşuze

  • Kadının, kocasından nefret edip kaçması.
  • Fık: Kocasına karşı üstünlük iddia eden kadın.

padav

  • Kocakarı. (Farsça)

parav

  • Kocakarı, acûze. (Farsça)

paru

  • (Pârub) Kocakarı, acûze. (Farsça)

pirezen

  • Kocakarı, acuze. (Farsça)

piri / pirî

  • İhtiyarlık. Kocamışlık.

pirsal

  • Kocamış, ihtiyar, yaşlı. (Farsça)

pirzen

  • Kocakarı, acuze. Yaşlı kadın. (Farsça)

rabbat

  • Kadınların efendileri, sâhipleri, kocaları.

refik / refîk

  • Koca, eş.
  • Arkadaş.

revv

  • Çift, karı-koca, zevc.

ric'i / ric'î

  • Geri dönmeye ait ve mensub.
  • Üç talakla boşanmamış kadın. Tekrar kocasına dönmesi mümkün olan. Buna talak-ı ric'î denir.

şemta

  • Saçı ağarmış kadın. Kocakarı, acuze.
  • Akı karasına karışmış saç.
  • Kocakarı.

şevher / شوهر

  • Erkek eş, koca, zevc. (Farsça)
  • Koca. (Farsça)

sıhr

  • Damat yahut enişte.
  • Huk: Karı-kocadan biri ile diğerinin kan hısımları arasındaki akrabalık.

şuy / şûy / شوی

  • Koca, eş, zevc. (Farsça)
  • Koca. (Farsça)

taarrus

  • (Çoğulu: Taarrusât) Kocanın, karısına karşı sevgisini göstermesi.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Zevcenin iddet müddeti (üç temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasına dönmehakkı bulunmayan talâk.

teba'ul

  • Kadının kocasıyla konuşup görüşmesi.

tehrim

  • Kocaltma.

telvih

  • Açıklamak.
  • Zâhir ve aşikâre kılmak.
  • Susuzluktan insanın çehresi bozulmak.
  • Bir şeyi ateşle kızdırmak. Güneş veya ateşin sıcaklığı bir nesnenin rengini değiştirmek.
  • Posa hâline getirmek.
  • Kocamak. Saç ağarması.
  • Almak.
  • İşaret etmek.

teremmül

  • Dul kalma. (Kadının) kocası ölme.

tesellüb

  • Soyunma.
  • Kocası ölen kadının, zinetli elbisesini çıkarıp, matem elbisesini giymesi. (Bu iyi bir âdet değildir.)

tezvic / tezvîc

  • Evlendirme, kocaya verme.

tivele

  • Bir kadına kocası buğzedip (gizli düşmanlık edip) kendisinden soğuduktan sonra, kadının, kocasının sevgisini tekrar celbetmek (çekmek) için mutlak te'sir edeceğine inanarak sihir yapması.

vebr

  • Kocakarı soğuğundan bir gün.
  • Ada tavşanı, ak tavşan.

verdane

  • Toplu oklava.
  • Koca başlı kertenkele.

zat-üz-zevc / zât-üz-zevc

  • Kocası olan kadın.

zeff

  • Kişinin nikâhlısını kocasına teslim etmek.

zefif

  • Çabuk davranan. Çevik.
  • Deve kuşunun yelmesi.
  • Gelini kocasına göndermek.
  • Hızla gitmek.

zevc / زوج

  • Çift. İki şeyden meydana gelen.
  • Sınıf, cins, nev'.
  • Karı ve kocanın herbiri.
  • Koca, eş.
  • Erkek eş, koca.
  • Koca, eş.
  • Koca. (Arapça)
  • Çiftin teki. (Arapça)

zevceteyn / زوجتين

  • Karıkoca. (Arapça)

zevceyn / زوجين

  • Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.
  • Karıkoca. (Arapça)

zevciyyet

  • Karı kocalık.
  • Kocalık, karılık. Eşlik. Karı ve koca oluş.

zevcyen

  • Karı-koca, iki eş.

zıhar

  • İki şey arasında münasebet ve mutabakat meydana getirmek. İki şeyi birbirine mutabık eylemek. Arka arkaya, mukabil kılmak.
  • Karşılıklı yardımlaşmak.
  • Fık: Bir kocanın, karısını müebbeden mahremi olan birisinin bakması câiz olmayan bir yerine teşbih etmesi.Meselâ, bir adam karıs
  • Kocanın karısına "sen anam gibisin" demesi.