LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Klas ifadesini içeren 290 kelime bulundu...

aforoz

  • Hıristiyanlık ve yahûdîlikte, dinden ve cemâatten uzaklaştırma cezâsı.

ahlak ilmi / ahlâk ilmi

  • Kötü huylardan uzaklaşıp, güzel huylar edinme yollarını öğreten ilim.

aleliştirak / aleliştirâk / على الاشتراک

  • Ortaklaşa. (Arapça)

arız / ârız

  • Yaklaşma, ilişme.

arşın

  • Yaklaşık 68 cm'lik bir ölçü birimi.

asus / asûs

  • Yalnız yürüyüp, otlayan deve.
  • Yanından insanlar uzaklaşmayınca kendini sağdırmayan deve.
  • Av arayan kimse.

azife

  • Yaklaşan. Yaklaşmakta olan.
  • Kıyamet.

azl

  • Ayırma, uzaklaştırma.

azletmek

  • Ayırmak, uzaklaştırmak.

balina

  • Denizde yaşıyan ve yaklaşık olarak 20 ilâ 35 metre kadar uzunlukta olan memeli hayvan.

barok

  • Klâsik Rönesans devrinden sonra başlayan bir mimari ve süsleme tarzı.

bayram namazı

  • Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramının birinci günü güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra erkeklerin cemâat hâlinde kılmaları vâcib olan iki rek'atlik namaz.

beyt-ül haram

  • (Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men' edildiği, onlara haram olduğu için bu isimle alınır.

bil-iştirak

  • Birleşerek, ortaklaşa.

büdd

  • Uzaklaşma. Birbirinden uzak düşme.
  • Perâkende etmek, dağıtmak. Put, sanem.
  • Firak.
  • Tâkat, kudret.

buğd-ı fillah / buğd-ı fillâh

  • Allahü teâlânın düşmanlarını Allahü teâlâ için sevmemek ve onlardan uzaklaşmak.

büluğ / bülûğ

  • Erginlik. Olgunluk. Çocukluk devresini tamamlayıp ergenliğe geçiş. Ergenliğe ulaşan genç, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzlarla mükellef (yükümlü) olur.
  • Yaklaşıp çatma.
  • Erginlik, olgunluk çağına girme, yetişme.
  • Yaklaştırma.

bütu'

  • Uzaklaşma.
  • Kesilme.

cehcehe

  • Çağırmak.
  • Irak etmek, uzaklaştırmak.

dadh

  • Yemen baklası.

dafi' / dâfi' / دافع

  • Uzaklaştıran, defeden. (Arapça)

dafi-i beliyyat / dâfi-i beliyyat

  • Belâları uzaklaştıran.

dahr

  • Sürmek.
  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Horluk.

def

  • Uzaklaştırma.

def etme

  • Giderme, uzaklaştırma.

def etmek

  • Gidermek, uzaklaştırmak.

def ve tard etme

  • Uzaklaştırma ve kovma.

def' / دفع / دَفْعْ

  • Ortadan kaldırma, uzaklaştırma.
  • Uzaklaştırma. (Arapça)
  • Def' edilmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırılmak. (Arapça)
  • Giderilmek. (Arapça)
  • Def' etmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırmak. (Arapça)
  • Gidermek. (Arapça)
  • Savma, uzaklaştırma.

def'-i bela / def'-i belâ / دَفْعِ بَلَا

  • Belâyı savma, uzaklaştırma.

def'etmek

  • Uzaklaştırmak.

def-i a'da / def-i a'dâ

  • Düşmanların uzaklaştırılması.

def-i beliyyat / def-i beliyyât

  • Belâların def edilmesi, uzaklaştırılması.

def-i maraz

  • Hastalığı uzaklaştırma, yok etme.

devf

  • Suda ıslamak.
  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Misk ezmek.

dıkka

  • (Çoğulu: Dükuk) Rüzgârın savurduğu toprak.
  • Uzaklaşmış olan şey.

dinar

  • Yaklaşık olarak altın liranın dörtte biri değerinde olan eski bir para.

dirhem

  • Eskiden kullanılan ve yaklaşık 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi.

duhur

  • Def'etme, çıkarma, kovma, uzaklaştırma.

dur etme / dûr etme

  • Uzaklaştırma, kaçırma.

dur etmeme / dûr etmeme

  • Uzaklaştırmama, kaçırmama.

ecnef

  • Haktan, doğruluktan, adaletten uzaklaşan, ayrılan adam.
  • Beli eğri, kambur olan adam.

ednani / ednanî

  • (Denâvet. den) Beni yaklaştırdı (meâlindedir.)

ehlullah

  • Allah'a itaat edip, O'nun sevgisi ile O'na yaklaşmış olan Veli. Allah'ın sevgisine mazhar olan Evliya.

el-iyazü-billah

  • Allah'a sığınır, Allah'a iltica ederiz. Allah korusun, Allah saklasın (meâlinde duâ).

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

eshab-ı fil / eshâb-ı fîl

  • Peygamber efendimizin doğmasına yaklaşık iki ay kala Kâbe'yi yıkmak için Mekke yakınlarına kadar gelen, fakat Allahü teâlânın gönderdiği Ebâbîl kuşlarının üzerlerine bıraktıkları mercimek büyüklüğündeki taşlarla perişân olan Ebrehe ve içinde bir çok fillerin de bulunduğu ordu.

evham-ı batıla / evham-ı bâtıla

  • İnsanları haktan uzaklaştıran bâtıl vehimler ve kuruntular.

gaylule / gaylûle

  • Sabah, tan yerinin ağarmaya başlamasından, tâ güneşin bir mızrak boyu (yaklaşık 45 dk.) yükselmesine kadar geçen zaman dilimi.

gazel

  • Tek kişinin özel bir ahenkle okuduğu manzume. (Aşk ve nefis gibi hislere ait olup, anlamı dine aykırı olursa ve kadın sesi ile câiz değildir.)
  • Edb: Klâsik şark şiirlerinin en çok kullanılan ve (5-15) beyitlik şekil.
  • Sonbaharda ağaç üzerinde kuruyan yapraklar.
  • Ceylân.<

gurub

  • Batma, batış. Batıda görünmez olma. Gözden kaybolmak.
  • Uzaklaşmak. Irak olmak.

guşe-nişin

  • Köşeye çekilen, münzevi, insanlardan uzaklaşan. (Farsça)

habl-i mevhum

  • Mc: Daima olacak gibi görünüp de gittikçe uzaklaşan istek, gaye. Mevhum ip.

hafizallah

  • Allah korusun. Allah muhafaza etsin, Allah saklasın (anlamındadır).

has'

  • Reddetme.
  • Uzak olmak. Uzaklaştırmak.

hasir / hasîr

  • Feri gitmiş, donuklaşmış göz.
  • Hasret çeken. Meramına nail olamayan.
  • Yorulmuş.
  • Açılmış.
  • Zayıf.

hasur

  • Mânevi mücahededen dolayı kadınlara yaklaşmaya rağbet etmeyen.
  • Sır saklayan. Keder ve üzüntüden gönlü daralan, tasadan içi sıkılan.
  • Çok bahil kimse. (Halkla yer ve içer, birşey vermez)
  • Oğlu ve kızı olmayan.
  • Avrete cimâ edemeyen.
  • İhlili dar olan deve.

hatve-i tekarrüb

  • Yaklaşma adımı.

havz-ı kebir / havz-ı kebîr

  • Eni ve boyu yaklaşık beşer metre (onar zrâ') olup, alanı yirmi beş metrekare olan havuz. Derinliğin az veya çok olmasının bir te'siri yoktur.

haynunet

  • Yakın olmak, yaklaşmak.

hayunet

  • Vakit yaklaşma.

helhele

  • Okuyucunun tesirli nağmeyi tekrar etmesi.
  • Unu seyrek elekten elemek.
  • Teenni ile encamını beklemek.
  • Bir şeye pek yaklaşıp çatmak.

hemaguş / hemâgûş / هم آگوش

  • Sarmaş dolaş, kucak kucağa. (Farsça)
  • Hemâgûş olmak: Sarmaş dolaş olmak, kucaklaşmak. (Farsça)

hetr

  • Bunama, alıklaşma. Ateh getirme, ihtiyarlıktan çocuk gibi olma.
  • Sersemleşme, aptallaşma.
  • Birisini kötüleme.
  • Acib emir.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Enine yarmak.

hicran

  • Uzaklaşma. Ayrılık. Ayrılıktan gelen keder, sızı, acı. Dostluğu ve ülfeti kesmek.

hidayet

  • Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

ib'ad / ib'âd / ابعاد

  • Uzaklaştırmak. Sürmek. Kovmak.
  • Uzaklaştırma. (Arapça)

ibane

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Ayırmak.
  • İzhar etmek, göstermek.

ibdad

  • Uzaklaştırma, teb'id.
  • Bir şeyi uzatma.

icnaf

  • Doğruluktan ayrılma. Sadakattan uzaklaşma.

idna'

  • Yakın etmek, yaklaştırmak.

ifal

  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.
  • Uzaklaşmak, ırak olmak.

ıhsa'

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.

ihtirak

  • Yanmak, tutuşmak, yanıp kül olmak.
  • Koz: Bir gezegenin güneşe yaklaşması.

ıksa / ıksâ

  • Uzaklaştırılma. Uzaklaştırma.

ıksa-yı amal / ıksâ-yı âmâl

  • Emel ve isteklerinden uzaklaştırma.

iktirab

  • (Kurb. dan) Yanaşma, yaklaşma, takarrüb.

iktirab-ı saat

  • Kıyamet vaktinin yaklaşması.

iktiran / iktirân / اقتران

  • Ulaşmak. Mukarin olmak. Yaklaşmak. Yetişmek.
  • İki şeyin bir arada gelmesi. İki nimetin aynı anda bulunması gibi...
  • Yakınlaşma, yaklaşma. (Arapça)

ila / îlâ

  • Kocanın karısına dört ay veya daha çok zaman veya zaman söylemeyerek "Sana yaklaşmayacağım" diye yemîn etmesi.
  • Yemin etmek.
  • Erkeğin, bir müddet karısına yaklaşmaması. için yemin etmesi.
  • Sıkıntı ve derde uğrama.

ila'

  • Sıkıntı ve derde uğramak.
  • Karısına yaklaşmamak için erkeğin yemin etmesi.

ilmam

  • İki şey birbirine yaklaşma.
  • Küçük günah işleme.

imata

  • Uzaklaştırma yahut uzaklaştırılma.

ina

  • Uzaklaştırma.

ınak

  • Kucaklaşıp sarılma, muânaka.

inak

  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

infisal / infisâl

  • Ayrılma,
  • Azledilme, işinden uzaklaşma.

infitam

  • Kesilme.
  • Sütten kesilme.
  • Menedilen bir şeyden uzaklaşma.

inhimak

  • Ahmak olma. Ahmaklaşma.
  • Akılsız görünme.

inkızaf

  • Kovulma, def olunma, atılma, uzaklaştırılma.

intisaf

  • Hakkını tam olarak alma, haklaşma.
  • Zaman, yarı olma. Vakit, yarıyı bulma.

ismet

  • Günahsızlık, mâsumluk. Günahlardan kaçınmak melekesine sâhib olmak. Suçsuzluk.
  • Peygamberlik vasıflarından birisidir. Peygamberler (A.S.), hiç bir zaman gizli, âşikâr herhangi bir ma'siyete yaklaşmazlar; bütün kusur ve hatâlardan ve şâibelerden müberrâdırlar.

istib'ad / istib'âd

  • Uzaklaşma. Uzak görme, ihtimal vermeyiş, olmayacak sanma, akıldan uzak görme.
  • Yakıştırmayış.
  • Uzaklaşma, uzaklaştırma, akıl dışı sayma.

istidrac

  • Derece derece yükselmeyi isteyiş.
  • Ist: Hakkı ve hakiki değeri olmadığı halde ve kabiliyetsizliğine rağmen bir kimsenin kesret-i nimete mazhar olması ve bu sebeple küfür ve isyana devam etmesi ile azab ve gazab-ı İlâhiyeye yaklaşması.

istikrab

  • Yaklaştırma, yakınlaştırma.
  • Akraba olma.

istisra'

  • (Sür'at. den) Sür'atlendirme, hızlandırma, çabuklaştırma.

kade

  • Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.

kafir-i matrud / kâfir-i matrud

  • Kavulmuş kâfir, uzaklaştırılmış, tard edilmiş kâfir.

kaşih / kâşih

  • Düşmanlığını gizleyip izhar etmeyen.
  • Dağılıp uzaklaşan kimse.

kıran / قران

  • Yakınlaşma. (Arapça)
  • İki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması. (Arapça)

kıyamet alametleri / kıyâmet alâmetleri

  • Kıyâmetin kopmasının yaklaştığına dâir Resûlullah efendimizin haber verdiği büyük ve küçük alâmetler, işâretler.

kulleteyn

  • "iki kulle" (yaklaşık 13 ton) su.

Kulleteyn

  • Alıntı:
    "iki kulle" (yaklaşık 13 ton) su. Durağan suyun temiz ("tahir") sayılabilmesi için Şafii mezhebine göre bu kadar olması yeterliydi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun "temiz"di artık. "pislik"lerle dolu bile olsa...

    Turan Dursun, Kulleteyn,
    Akyüz Kitabevi, 1990


küşayiş-i fikr / küşâyiş-i fikr

  • Fikir ve düşüncenin berraklaşması.

kuşluk zamanı

  • Güneşin doğuşundan yaklaşık iki saat sonrasından başlayıp öğle vaktine kadar devam eden zaman dilimi.

lett

  • Bağlama.
  • Karıştırma.
  • Vurma, dövme, dayak atma.
  • Yanaşma, yaklaşma.

lühuk

  • Ulaşmak. Yaklaşmak. Sonradan yetişmek.

ma'şeri / ma'şerî

  • Cemiyete âit. Topluluğa âit. Ortaklaşa. Pek çok.

maazallah

  • Allah korusun, Allah saklasın.

mahsur

  • Fersiz göz. Yorulmuş, uzun uzadıya bakmaktan donuklaşmış ve göremez olmuş göz.

makruniyet

  • Yaklaşma. Yakınlık.

manga

  • Ask. Tek bir kumandanın kolaylıkla sevk ve idare edebileceği kadar erden kurulu küçük askerî birlik. (Yaklaşık olarak on erden kurulabilecek olan mangada birkaç makinalı tüfek veya tabanca ile avcı erleri bulunur.)
  • Savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş.

maşaallah / mâşâallah

  • Allah'ın istediği gibi.
  • Allah korusun, Allah saklasın (meâlinde duâdır.)
  • Allah dilemiş ve ne güzel yapmış ve Allah nazardan saklasın gibi anlamlara gelen ve beğeniyi ifade etmek için kullanılan bir söz.

maşeri / maşerî / معشری

  • Kollektif, ortaklaşa. (Arapça)

matred

  • Irak eden, uzaklaştıran.

matrud

  • Kovulmuş. Tardedilmiş. Uzaklaştırılmış olan.

medhur

  • Uzaklaştırılmış veya kovulmuş olan. Tardedilmiş olan.

mehcur

  • (Hicr. den) Uzaklaşmış, uzakta kalmış, ayrı düşmüş. Bırakılmış, metruk, unutulmuş, gayr-i müstâmel.
  • Saçma sapan, hezeyan. Amel edilmeyen. Kullanılmaz olmuş. Ayrılmış.
  • Uzaklaşmış, terk edilmiş.

menfi / menfî / منفى

  • Olumsuz. (Arapça)
  • Hep olumsuz düşünen, her şeye olumsuz yaklaşan. (Arapça)
  • Sürgüne gönderilmiş. (Arapça)

meşa'

  • Duyulan, intişar eden, açıklanan, yayılan. Etrafa yayılmış olan.
  • Bölünmeyip ortaklaşa kalmış olan. Müşterek olan.

meth

  • Yerinden koparmak ve çıkarmak.
  • Cima. Tohum bırakmak için çekirgenin kuyruğunu yere sokması.
  • Vurmak ve uzaklaştırmak.

meyl-i incizab

  • Kendisi gibi olanlara yaklaşma eğilimi, çekici olma.

meyt

  • Irak olmak, ırak etmek. Uzak olmak, uzaklaştırmak. Karışmak.

mida'

  • Bir şeyin son bulduğu yerin sonu.
  • Yolun sıklaştığı yeri.

miskal

  • Yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü.

muahhir

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Peygamberlerini, evliyâsını, sevdiklerini kendine yaklaştırıp, kâfirleri (inanmayanları), fâcirleri, düşmanlarını, sevmediklerini kendisinden uzaklaştıran, hor ve hakîr edip alçaltan.

muanaka / muânaka

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.
  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

muanık

  • Birbirinin boynuna sarılan. Kucaklaşan.

muanik

  • (Unk. dan) Birbirinin boynuna sarılan, kucaklaşan.

müb'id

  • Uzaklaştıran, uzaklaştırıcı.

müba'id

  • (Müba'ide) Uzaklaştıran.

mübaadet

  • (Bu'd. dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma. Nefret etme.
  • İki kişi birbirinden uzaklaşma.

müfarakat / müfârakat

  • Uzaklaşma, ayrılma.

muhacir

  • Göç eden, bir memleketten kalkıp, başka bir yere yerleşen.
  • Mc: Allah'ın yasak ettiğinden uzaklaşan.

mukaddim

  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden: Mahlûklardan (yaratılmışlardan) bâzısını bâzısından önce var ve yok eden; dilediğini kendine yakınlaştıran, dilediğini uzaklaştıran, kendisine yakın kıldığı meleklerini, peygamberlerini aleyhimüsselâm ve âlimlerini üstün kılan.

mukarenet

  • Bitişiklik, yaklaşma, kavuşma, uygunluk, cinsel yaklaşma.

mukarreb

  • (Kurb. dan) Yakınlaşmış. Yakınlaştırılmış. Yakın.
  • Büyük zât veya padişah gibi kimselere hizmette yaklaşmış olan.

mukarrib

  • Takrib eden. Yaklaştıran.
  • Yaklaştıran.

mukarrib-ül vücud

  • Vücudunu yakın eden, yaklaştıran.

muksa

  • Uzaklaştırılmış. Uzak kalınmış.

mukterin

  • (İktiran. dan) Yaklaşan, yakın gelen, iktirân eden.

münadea

  • Süngü ile birbirine hücum etmek.
  • Kucaklaşmak.

mürahaka

  • Büluğ çağına, oniki yaşına yaklaşmak.

mürahik

  • Büluğ yaşına yaklaşmış erkek çocuk. Büluğ yaşına, yani oniki yaşına girip de baliğ olmayan erkek çocuğa denir. On beş yaşına kadar baliğ olmasa yine bu isim verilir. Kız çocuğuna ise: Mürâhika denir.

müravih

  • Uzaklaştıran.

müşaabe

  • Uzaklaşmak.
  • Ölmek, vefat etmek.

musafaha

  • Tokalaşma; kucaklaşma.

müsta'cil

  • Acele yapan, çabuklaştıran.

müstakrib

  • (Kurb. dan) Yaklaştırıcı, yaklaştıran.

müsteb'id

  • Uzak farzeden, uzak gören, uzak sayan. Uzaklaşmış.

müşterek-ül menfaa

  • Beraberce ve ortaklaşa faydalanma.

müştereken / مشتركا

  • Ortak olarak, ortaklaşa.
  • (şirket. den) Ortak olarak, müşterek bir tarzda, ortaklaşa.
  • Ortaklaşa, beraberce.
  • Ortaklaşa. (Arapça)

mutazarrı'

  • Tazarru eden. Alçak gönüllülük eden.
  • Bir şeye gizlice varıp yaklaşan.
  • Can ve gönülden tezellül ile yalvaran.
  • Noksan ve kusurlarını bilerek kibirden, büyüklenmekten çekinip tevazu eden.

mütebaid / mütebâid

  • Uzaklaşan. Bir birinden uzak bulunan.
  • Uzaklaşan.

mütecanib

  • (Cenb. den) İçtinab eden, çekinen, sakınan, uzaklaşan, karışmıyan.

mütegayyib

  • (Gayb. dan) Gözden kaybolan, görünmez olan, uzaklaşan.

mütehallim

  • (Hilm. den) Yumuşak huylu görünen.
  • Meme gibi yuvarlaklaşan.

mütehammik

  • (Humk. dan) Ahmak gibi konuşan veya ahmakçasına hareketlerde bulunan. Ahmaklaşan.

mütekarib

  • (Kurb. dan) Yaklaşan, tekarüb eden. Birbirine yakın olan, gittikçe birbirine yaklaşan.

mütekarin

  • (Karn. dan) Birbirine birleşmiş, bitişmiş olan.
  • Yaklaşmış, yakınlaşmış, tekarün eden.

mütekarrib

  • (Çoğulu: Mütekarribîn) (Kurb. dan) Yaklaşan, yaklaşmağa çalışan, yakın olan, takarrüb eden.

mütekarribin / mütekarribîn

  • (Tekili: Mütekarrib) Takarrüb edenler, yaklaşanlar, yakın olanlar.

mütekasif / mütekâsif

  • (Kesafet. den) Sıklaşmış, koyulaşmış, yoğunlaşmış. Sıklaşan, yoğunlaşan, koyulaşan, tekâsüf eden.

mütesabbi

  • Çocuklaşan, çocuk tavırları takınan.

mütesabbiyane / mütesabbiyâne

  • Çocuklaşarak. Çocuk tavırları takınarak. (Farsça)

mütezavil

  • Bir şey meydana getirmeğe çalışan.
  • Bir şeyi diğer bir şeye yaklaştıran.

müzih

  • Uzaklaştıran.

na'naa

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Hızlı konuşmak, tez tez söylemek.
  • Katı deprenmek.
  • Yemeğe nane koymak.

nebve

  • Uzaklaşmak.
  • Ok hedefe varamamak.
  • Bir yerin havasının mizaca uygun olmaması.
  • Kılıncın vurulan şeye saplanmayıp geri sıçraması.
  • Pek çirkin ve kötü suretten gözün kaçması.

nefs-i mutmainne

  • İyiliği kötülükten ayırt ettirerek insanlık vazifesini tanıttıran ve vicdanına rahatlık veren hâl. İnsanı Allah'a yaklaştıran hâl. Günaha meyleden kötü sıfatlardan temizlenmiş ve güzel ahlâk ile muttasıf olarak kurb-u İlâhiye itmi'nan ve istikrar kazanmış olan insan iradesi. Nefsin, Allah'ın emirler

nefs-i tağut / nefs-i tâğut

  • Her türlü lezzetlerin kaynağı olan, insanı daima kötülüğe sevk eden, Allah'a iman ve kulluktan uzaklaştıran azgın duygu.

niyet

  • Kasd. Kalbin bir şeye yönelmesi.
  • Fık: Yapılan bir vazife ile Cenab-ı Hakk'a taatta bulunmayı ve O'na mânen yaklaşmayı kasdetmektir.

orsa

  • Yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgârın estiği cihete yaklaştırarak seyretmek hâli.
  • Geminin sol tarafı, iskele.

racim / racîm

  • "Allahü teâlânın rahmetinden kovulmuş uzaklaştırılmış" mânâsına şeytanın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen sıfatı.

rasid

  • Muntazır, bekleyen kimse.
  • Avını bekleyen ve yaklaştığında hemen üzerine sıçrayan canavar.

rehak

  • Gaşyetmek, sarıp bürünmek. Bir adamın arkasından yaklaşıp çatmak.
  • Haramlara ve menhiyata dalıp, hep onunla uğraşmak.

rehk

  • Aradan yetişip yaklaşma.
  • Yürüme.
  • şaşa kalma, taaccüb etme, hayrette kalma.
  • Kötü şeylere düşkünlük.

rekub

  • Erkeğinin ölümünü bekleyen kadın.
  • Evlâdı durmayan avret.
  • Kalabalıktan suya yaklaşamıyan deve.

ric'i talak / ric'î talâk

  • Geri dönülebilen talâk (boşanma). Zevceye yaklaştıktan sonra sarîh (açık) veya işâretle, üç adedine veya bir ivâza (bedele, karşılığa) bağlı olmaksızın ve beynûnete yâni ayrılığa delâlet eden (gösteren) bir sıfatla sıfatlanmamış ve bir şeye teşbîh ed ilmemiş (benzetilmemiş), gerek sarîh (açık) lafız

riyazet

  • Nefsi kırma, dünya lezzetlerinden uzaklaşmaya çalışma.

riyazetçi

  • Fâni şeylerden uzaklaşarak, bir köşeye çekilip kendi halinde az gıda ile yaşayan kişi.

sa' / sâ'

  • Genelde tahıl ve yiyeceklerde kullanılan yaklaşık olarak 3 kg. ağırlığında ölçü birimi.

sadaka-i maneviye / sadaka-i mâneviye

  • Belâları uzaklaştıran mânevî sadaka.

santrifüj

  • yun. Merkezden uzaklaşan kuvvet. Merkezkaç kuvvet.

sebeb-i def'-i musibet / سَبَبِ دَفْعِ مُص۪يبَتْ

  • Belâyı uzaklaştırma sebebi.

sebeb-i def-i musibet

  • Belâyı uzaklaştırma sebebi.

sebeb-i tehcir

  • Sürgün sebebi, uzaklaştırma sebebi.

seby

  • Harpte esir alınma.
  • Uzaklaştırma.
  • Bir yerden başka bir yere sürüp giderme.

şeytan

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış. Kibir ve gurûru sebebiyle Allahü teâlânın "Âdem'e secde ediniz" emrine isyân edip, karşı geldiği için, O'nun rahmetinden uzaklaştırılan varlık, İblis.

sihr

  • (Sihir) Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık.
  • Aldatmak.
  • Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek.
  • Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey.
  • Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner.

sinesaf

  • Sarılıp kucaklaşmış. (Farsça)

şinik

  • Yaklaşık on litre su alabilen mahsul ölçüsü.

sirac-ı kurb-i ev edna / sirâc-ı kurb-i ev ednâ

  • Yakınlığın, hatta daha da yakınlığın kandili (Peygamber Efendimiz Miracda Cenâb-ı Hakkın huzuruna geldiğinde Ona çok yaklaşmıştı. O yakınlık makamı kâinatta hiçbir varlığa nasip olmamıştır.).

şirket

  • Ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.

ta'cilat / ta'cilât

  • (Tekili: Ta'cil) Çabuklaştırmalar. Acele ettirmeler. Hızlandırmalar.

ta'riye

  • Soyma. Çıplaklaştırma.

tabiiyyun

  • Tabiatçılar. Naturalistler. "Her şeyi tabiat yapıyor" diyen, maddeye dalmış, Allah'tan (C.C.) mânen uzaklaşmış kişiler.

tacil / tâcil

  • Çabuklaştırma, acele ettirme.
  • Acele ettirme, çabuklaştırma.

tadri'

  • Yakın etmek, yaklaştırmak.

tafe

  • Yağmur.
  • Karanlık.
  • Güneşin, batmaya yaklaşması.

tagrib

  • (Gurbet. den) Birini gurbete gönderme.
  • Memleketten çıkarma, uzaklaştırılma.
  • Kovma.

tağrib / tağrîb

  • Tağrîb etmek: Uzaklaştırmak.

tah

  • Atmak.
  • Uzaklaştırmak, ırak etmek.
  • Cimâ etmek.

tahammuk / تَحَمُّقْ

  • Ahmaklaşma.
  • Ahmaklaşma.
  • Ahmaklaşma.

tahamuk

  • Ahmaklaşmak.

taharrüc

  • Zahmetli yerden uzaklaşmak.
  • Günah işlemek.

tahattur

  • Hatırlamak.
  • Muhatara ve tehlikeden kaçıp uzaklaşmak.

tahmik

  • Ahmaklaştırma.

tahr

  • Uzaklaştırmak. Irak etmek.
  • Atmak.
  • Göz çapağını dışarı atmak.
  • Seri, hızlı.
  • Oku uzak giden yay.

tahrif olma

  • Değiştirilme, aslından uzaklaştırılma.

tahrifat / tahrîfat / تحریفات

  • Anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem oynatmalar. (Arapça)

tahrim

  • Haram kılma. Haram kılınma. Dince yasak edilme.
  • Kudsî sayarak yaklaşmayı yasak etme.

takarrub

  • Yaklaşma.

takarrüb / تقرب

  • Yaklaşma.
  • Yakınlaşmak. Yaklaşmak.
  • Zamanı gelmek. Vakti yakın olmak.
  • Yaklaşma, yakınlaşma.
  • Yaklaşma, yakınlaşma. (Arapça)
  • Takarrüb etmek: Yaklaşmak, yakınlaşmak. (Arapça)

takarrüp

  • Yaklaşmak.

takrib / takrîb / تقریب

  • Yaklaştırma. Aşağı yukarı ve tahmin ile kat'i olmayan şey söyleme. Tahmin.
  • Yolunu bulma.
  • Yaklaştırma.
  • Yaklaştırma, yaklaşık.
  • Yaklaştırma. (Arapça)

takriben / takrîben / تقریبا / تَقْرِيباً

  • Yaklaşık olarak.
  • Tahminen. Yaklaşık olarak. Aşağı yukarı.
  • Yaklaşık olarak.
  • Yaklaşık olarak. (Arapça)
  • Yaklaşık olarak.

takribi / takribî / takrîbî / تقریبى / تَقْر۪يب۪ي

  • Yaklaşık.
  • Yaklaşık.
  • Yaklaşık olarak. (Arapça)
  • Yaklaşık olarak.

takrin

  • (Karin. den) Birlikte bulundurma. Yaklaştırma.

takrip

  • Yakınlaştırma, yaklaştırma.

talak-ı bain / talâk-ı bâin

  • Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama. Zevceye yaklaşmadan önce veya yaklaştıktan sonra beynûneti yâni ayrılığı ifâde eden kinâyî yâni açık olmayan bir söz ile yapılan veya sarîh yâni açık bir söz ile yapılıp da aç ıkça veyâ işâretle üç adedine bağlı bulunan veya

talak-ı ric'i / talâk-ı ric'î

  • Geri dönülebilen talâk. Zevceye yaklaştıktan sonra, sarîh (açık) veya işâretle, üç adedine veya bir ivaza (bedele, karşılığa) bağlı olmaksızın ve beynûnete yâni ayrılığa delâlet eden (gösteren) bir sıfatla sıfatlanmamış ve bir şeye teşbîh edilmemiş (benzetilmemiş), gerek sarîh (açık), gerekse talâk-

tanbur

  • Klâsik Türk müziğinin başlıca çalgılarından biri olan, yay veya mızrapla çalınan, uzun saplı, telli tahta çalgı.

tard / طرد

  • Sürme, kovma, uzaklaştırma.
  • Mektebden veya vazifeden uzaklaştırma. Hizmetten çıkarma.
  • Kovma. (Arapça)
  • Görevden uzaklaştırma. (Arapça)
  • Tard etmek: Kovmak. (Arapça)

tard etme

  • Kovma, uzaklaştırma.

tard etmek

  • Uzaklaştırmak, kovmak.

tardetmek

  • Kovmak, def etmek, uzaklaştırmak.

tared

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Sürüp reddetmek.

tarh

  • Uzaklaştırmak.
  • Vaz' etmek.
  • İndirmek.
  • Bırakmak, elinden atmak.
  • Yerleştirmek.
  • Temel bırakmak.
  • Mat: Çıkarma.

tarid

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış, sürülmüş, çıkarılmış.
  • Bir kimsenin birinci çocuğundan sonra doğan ikinci çocuğu.

tarik-i hidayet / tarîk-i hidayet

  • Hakkı hak, batılı da batıl olarak görüp, doğru olanı yapma, sapıklıktan ve batıl yoldan uzaklaşma yolu.

tasabbi

  • (Saby. dan) Çocuk tavrı takınma. Çocuklaşma.

tazarru'

  • Bir şeye gizlice yaklaşmak.
  • Kendi kusurlarını bilip kibirden vaz geçip tevâzu ile yalvarmak.

tazfir

  • Galip etmek.
  • Tırnaklaşmak.

te'lil

  • Tez etmek, çabuklaştırmak.

teanuk

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.

tearri / tearrî / تعری

  • (Uryet. den) Soyunma. Çıplaklaşma.
  • Arınma. (Arapça)
  • Çıplaklaşma. (Arapça)

teb'id / teb'îd / تبعيد

  • Uzaklaştırma. Bir yerden bir yere sürme, kovma.
  • Uzaklaştırma.
  • Uzaklaştırma. (Arapça)
  • Sürgün etme. (Arapça)
  • Teb'îd edilmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırılmak. (Arapça)
  • Sürgün edilmek. (Arapça)
  • Teb'îd etmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırmak. (Arapça)
  • Sürgün etmek. (Arapça)

tebaud / tebâud

  • Uzaklaşma.
  • Uzaklaşma.

tebaüd / tebâüd / تباعد

  • Uzaklaşma. Uzağa çekilme.
  • Uzama.
  • Uzaklaşma. (Arapça)
  • Tebâüd etmek: Uzaklaşmak. (Arapça)

tebaud eden / tebâud eden

  • Uzaklaşan.

tebaüd-ü acib / tebâüd-ü acîb

  • Hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma.

tebaüdat / tebaüdât

  • (Tekili: Tebaüd) Birbirinden uzak düşmeler. Uzaklaşmalar.

teberri / teberrî

  • Arınma, uzaklaşma.
  • Uzaklaşma; mensubiyeti, hürmeti reddetme, kabul etmeme.
  • Uzaklaşmak, uzak durmak.

teberri etmek / teberrî etmek

  • Uzaklaşmak.

tebid / tebîd

  • Uzaklaştırma.

tecnib

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Atın ayağının eğri olması.

tecrid etmek

  • Soyutlamak, uzaklaştırmak.

tecrid-i zihin

  • Zihnen soyutlanma, zihnini uzaklaştırma.

tedliye

  • Sarkıtmak. Yukarıdan aşağıya bırakma.
  • Şaşırma, dehşete düşme.
  • Delil ve vesika hazırlama.
  • (Akıl) gitmek.
  • Ahmak etmek, salaklaştırmak.

tefessüh

  • Alçaklaşmak. Bozulmak.
  • Çürümek. Kokup dağılmak.
  • Tâkattan düşmek.

tegabi

  • Bilmez olmak. Ahmaklaşmak.

tehechüc

  • Uzaklaşmak. Irak olmak.

tekarrüp

  • Yaklaşma.

tekarüb

  • Birbirine yaklaşma. Birbirine yakın gelme.
  • Tedenni etme.

tekasüf / tekâsüf

  • Kesifleşme. Yoğunlaşma. Sıklaşma.
  • Bir noktada toplanma.
  • Birbirinden ayrılan kimyevi maddelerin tekrar toplanarak birleşmeleri.

teksif

  • (Kesâfet. den) Sıklaştırma, koyulaştırma, yığma, toplama.

tekvir

  • Yuvarlaklaştırmak. Kıvırmak. Sarmak.
  • Toplamak. Cemolmak.
  • Başa sarık sarmak.

telaküm

  • Yumruklaşma. Boks.

temasül

  • Benzeyiş. Benzeme. Birbirine benzemek. Birbirine müsavi ve müşabih olmak.
  • Hasta sıhhate, iyi olmağa yaklaşmak.
  • Mat: Kesirsiz taksim kabul etmek, kesirsiz bölünebilmek.

temerküz etmek

  • Odaklaşmak.

temeyyü'

  • Sulanma, sulu hâle gelme. Akma. Cıvıklaşma, sıvı hâle gelme.

tena'nu'

  • Uzak olmak, uzaklaşmak.

tenazul

  • Birbiri ile oklaşmak.

tenezzüh

  • Uzaklaşmak.
  • Gezinti. Bağ ve bahçe gibi yerlere gam ve kederi izale için çıkmak.
  • Kusur, pislik ve ayıptan uzak olmak.

tenhıye

  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Gidermek.
  • Silkmek.
  • Çıkarmak.

tenkil / tenkîl / تنكيل

  • Uzaklaştırmak. Tepeleyip sindirmek.
  • Başkalarına ders ve ibret olacak şekilde ceza vermek. Rezil ve rüsvay eylemek.
  • Zincire vurmak.
  • Uzaklaştırma. (Arapça)
  • Ortadan kaldırma. (Arapça)
  • Cezalandırma. (Arapça)

tenkilat / tenkilât

  • (Tekili: Tenkil) Örnek olacak biçimde cezâlandırmalar.
  • Düşmanları tepelemeler.
  • Uzaklaştırmalar.

terahi

  • İşde gayretsizlik, gevşeklik, ihmal.
  • Uzaklaşma.
  • Sonraya bırakma.
  • Gecikme, geç kalma.
  • Geri durma, geri çekilme.

terami

  • Oklaşmak, karşılıklı olarak ok atışmak.

teşa'ub

  • Perâkende ve kol kol olup bölükler ve şubeler sahibi olma.
  • Bozuk bir şeyin düzelmesi.
  • Iraklaşmak.

teşam

  • Yılışmak, gülüşmek.
  • Koklaşmak.

tesrian

  • Hızlandırarak. Çabuklaştırmak için.

tesriat / tesriât

  • (Tekili: Tesri') Çabuklaştırmalar, hızlandırmalar.

tetahhur

  • Temizlenme.
  • Günah işlemekten uzaklaşma.

teverrük

  • Kadınların namazda oturma şekli; kaba etlerini yere koyup, uyluklarını birbirine yaklaştırarak, ayaklarını sağ taraftan dışarı çıkarıp, sol uylukları üzerine oturmaları.

tevessül

  • Allah'ın dergâhına yaklaştıracak amel işlemek.
  • Sarılmak.
  • Baş vurmak.
  • İnanmak.
  • Sebeb tutmak.
  • Hırsızlık.
  • Bir şeyi vasıta yaparak yaklaşma, sarılma, çalışma.

tezahhul

  • Irak olmak, uzaklaşmak.

tezenduk

  • Zındıklaşma. Hak yolundan dönme. Kâfir olmak.

tuful

  • Güneşin batmağa yaklaşması.
  • (Tekili: Tıfl) Çocuklar.

uzuf

  • Nefsi kötülüklerden ve şüphelerden menedip uzaklaştırmak.

üzuf

  • Yakın olmak, yaklaşmak.

vaty etmek

  • Erkeğin hanımına yaklaşması; cimâ etmek.

vesile / vesîle

  • (Vâsile) Bahane, sebeb.
  • Fırsat.
  • Elverişli durum.
  • Vasıta. Yol.
  • Pâye, rütbe.
  • Baba.
  • Kurbiyet.
  • Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey.
  • Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletü menziletün fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)<
  • Kişiyi Allahü teâlâya yaklaştıran, Allahü teâlânın nezdinde (katında) yakınlığa ve hâcetlerin yâni ihtiyâçların giderilmesine sebeb olan her şey.

vesile-i def-i bela / vesile-i def-i belâ

  • Belâları ortadan kaldırma, uzaklaştırma vesilesi, aracı.

zahzaha

  • İkrar etme, uzaklaştırma.
  • Uzak, baid olma.

zeval

  • Zâil olma, sona erme.
  • Gitmek. Yerinden ayrılıp gitmek.
  • Güneşin tam ortada gibi, baş ucunda bulunduğu zaman.
  • Güneşin nısf-ı nehar dairesinden batmaya doğru dönmesi. Seyrinin sonuna yaklaşması.

zevd

  • Ayırmak.
  • Uzaklaştırmka, ırak etmek.
  • Defetmek, menetmek.

zevzat

  • Doğurmak.
  • Sür'atle gitmek.
  • Reddedip uzaklaştırmak.

zeyh

  • (Zeyhân) Zulüm etmek. Haktan uzaklaşmak.

zıra'

  • Arşın, el kol uzunluğu, yaklaşık bir metrelik uzunluk ölçüsü.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın