REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kiva ifadesini içeren 38 kelime bulundu...

acini / acinî

  • Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.

acn

  • Yoğurma. Ma'cun kıvamına getirme.

ahsen-i mahluk / ahsen-i mahlûk

  • Yaratılmışların en güzeli, yaratılışı en kıvamda olan.

ahsen-i takvim / ahsen-i takvîm / اَحْسَنِ تَقْوِيمْ

  • İnsanın en güzel bir şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olması.
  • En güzel kıvama koyma.
  • Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.
  • En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.
  • En güzel kıvam, biçim verme.

ahsen-i takvim sureti / ahsen-i takvim sûreti

  • Yaratılışın tam kıvamı ve en güzel şekli.

dem

  • Kan, zaman, konu, kıvam.

fahr / فخر

  • Övünç, kıvanç. (Arapça)

hadd-i tam

  • Tam sınırında, derecesinde, kıvamında.

hüsn-ü takvim

  • En güzel şekil, en güzel kıvam.

iftihar / iftihâr / افتخار

  • Övünme, kıvanma.
  • Övünme, kıvanma, kıvanç. (Arapça)
  • İftihar etmek: Övünmek, gurur duymak. (Arapça)
  • İftihâr etmek: Övünmek, kıvanç duymak. (Arapça)

intiaz

  • Kuvvetlenme, kıvama gelme.
  • Kalkma.

inzac

  • İyice pişirip kıvamını buldurma.

kayıd

  • (Çoğulu: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken.
  • Çavuş.
  • Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun.

küvar

  • (Kivar) Petek, bal peteği, kiler. (Farsça)

küvve

  • (Çoğulu: Kivâ) Evin duvarına açılan delik. Pencere.

kuvvet-i kamile / kuvvet-i kâmile

  • Mükemmel güç, kıvam ve zirvesinde olan güç.

ma'cun / مَعْجُونْ

  • Hamur kıvamında şey.

maacin / maacîn

  • (Tekili: Ma'cun) Macunlar. Hamur kıvamındaki yoğurulmuş şeyler.

macun

  • Hamur kıvamındaki ilâç.
  • Hamur gibi yoğurulmuş şey.

magma

  • yun. Jeo: Yanardağlardan çıkan hamur kıvamındaki yoğun madde.

makam-ı ahsen-i takvim

  • Yaratılışın en güzel kıvamında olma derecesi.

miyane

  • Ara. (Farsça)
  • Orta, vasat. (Farsça)
  • Helva gibi bazı yemeklerin pişme kıvamı. (Farsça)
  • Ortaya serilen halı. (Farsça)
  • Gerdanlığın ortasındaki büyük inci. (Farsça)

mukavvim

  • Kıvama getiren. Biçimine koyan. Tesviye ve tanzim edici. Eğriyi doğrultucu.

murabba

  • Terbiye görmüş.
  • Kaynatıp kıvama geldikten sonra dondurulmuş.
  • Meyve suyu tatlısı. Reçel. Ezme.

murabbayat

  • (Tekili: Murabbâ) Kaynatılıp kıvamına getirildikten sonra dondurulmuş meyve suyu tatlıları.

na'z

  • Münteşir olmak, yayılmak.
  • Kıvama gelmek.

nadc

  • Kıvam. Büluğa erme. Pişme.

nadıc

  • (Çoğulu: Nevadıc) Olgunlaşmış, olmuş, kıvama gelmiş.

nazc

  • Olgunluk, olma, pişme, kıvam bulma. Yetişme.
  • Büluğa erme. Bâliğ olma.

nazıc

  • Olgun, pişmiş, kıvama gelmiş, yetişmiş.

nazic

  • Pişmiş, yetişmiş, olgunlaşmış, kıvamına ermiş.

nevazıc

  • (Tekili: Nâzıc) Kıvama gelmişler, olgunlaşmışlar.

şeref / شرف

  • Şeref. (Arapça)
  • Üstünlük. (Arapça)
  • Kıvanç. (Arapça)

sırr-ı ahsen-i takvim

  • İnsanın en güzel şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olmasının sırrı.

takvim / takvîm / تَقْوِيمْ

  • Düzeltme. Doğrultma. Kıvamına koyma. Eğriyi doğru tutma.
  • Ta'dil etme.
  • Bir şeye kıymet tâyin eylemek.
  • Her gün güneşin doğuşu, batışı, ay ahkâmı ve süresi kaydedilmiş olan defter.
  • Günlük olaylardan bahseden gazete.
  • Kıvam, biçim verme.

takvim-i zişan / takvim-i zîşan

  • Yaratılışın tam kıvamında olan şan ve şeref sahibi bir varlık.

tavla

  • Hayvan bağlanan ahır. (San'at Ansiklopedisinde "Tavla" maddesi: "Hayvanların tavlanması yani istirahat edip çalışacak kıvama gelmesi, kuvvet ve tâkat kazanması için beslendiği yer." şeklinde tarif edilmiştir.)

yani'

  • Kıvama gelmiş, olmuş. Pişkin.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın