LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kis kelimesini içeren 301 kelime bulundu...

kaved

  • Kısas olarak, öldüreni öldürme.

a'kar

  • Kısır.

abdestlik

  • Kısa cübbe. (Farsça - Türkçe)

abiy

  • Kısmet, nasib,

adem / âdem / آدم

  • Kişi.

afaki hadisat / âfâkî hâdisât

  • Kişiyi ilgilendirmeyen, kendi dışında cereyan eden olaylar.

ağaliş / âğâliş / آغالش

  • Kışkırtma. (Farsça)

ağraz-ı şahsi / ağrâz-ı şahsî

  • Kişisel kinler, garazlar.

akamet / akâmet

  • Kısırlık, verimsizlik.

akaret

  • Kısırlık, kısır olma.

akevka'

  • Kısa boylu.

akim / akîm

  • Kısır, verimsiz, neticesiz.

akl-ı sakim / akl-ı sakîm

  • Kısa görüşlü akıl. Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılan ve çok kere pişmanlığa sebeb olan akıl.

akm / عقم

  • Kısırlık.
  • Kısırlık. (Arapça)

akret

  • Kısırlık.

aksam / aksâm / اقسام / اَقْسَامْ

  • Kısımlar.
  • Kısımlar, bölümler.
  • Kısımlar, bölümler. (Arapça)
  • Kısımlar.

ala-tarik-il icmal / alâ-tarik-il icmal

  • Kısaca, icmal yoluyla.

aşihe

  • Kişneme. (Farsça)

azad

  • Kısa ve sık olarak dikilmiş.

bahar

  • Kış ile yaz arasındaki mevsim. İlk bahar. Rebi'. (Farsça)

bazıyet / bâzıyet

  • Kısımlara ayrılma, ayrılabilir olma, bölünebilir olma.

bekà-yı şahsi / bekà-yı şahsî

  • Kişinin varlığının devamı.

beldah

  • Kişinin kendini yere vurması.

beltah

  • Kişi nefsini yere vurmak.

berf-nak

  • Kış yaz devamlı karlı olan yer. (Farsça)

beyare

  • Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat, meyve ve sebze. Kavun, karpuz, kabak...gibi. (Farsça)

beykara

  • Kişinin başını sallayarak sür'atle gitmesi.

bi-teşvik

  • Kışkırtarak, teşvik ederek.

ca'zeri / ca'zerî

  • Kısa boylu, galiz, sitemkâr kimse.

cahder

  • Kısa boylu.

cahif

  • Kişinin kendi yanında olan şeylerin çokluğundan fahirlenmesi.

caub

  • Kısa adam.

cevab-ı mucez / cevab-ı mûcez

  • Kısa ve özlü cevap.

ceyder

  • Kısa boylu.

ci'zare

  • Kısa boylu tıknaz kimse.

cülul

  • Kişinin, yerinden başka yere çıkması.

cümle-i vecize / cümle-i vecîze

  • Kısa ve öz söz.

cüşüm

  • Kısa boylu, tıknaz kimse.

cüz

  • Kısım, parça.

cüz'

  • Kısım, parça.

cüz'ü

  • Kısım, parça.

dabie

  • Kişinin çoluk çocuğu.

dahdah

  • Kısa boylu adam.

dehles

  • Kısa boylu kimse.

dehy

  • Kişinin fikir ve ferâsetinin isabetli ve doğru olması.

delail-i enfüsiye

  • Kişinin kendi nefsinde olan deliller. Yani vücudun gerek maddi ve gerek (vicdan ve hisler gibi) mânevi yapısında olan ve imana ait hükümleri isbat eden delillerdir.

dereman

  • Kişinin adımlarının birbirine yakın olması. (O kimseye "dârim" derler).

devderi / devderî

  • Kısa boylu cariye.

dey / دی

  • Kış. (Farsça)

dı'zabe

  • Kısa boylu ve eti çok olan kimse.

dıhl

  • Kısa boylu, tıknaz kimse.

dinnabe

  • Kısa boylu kimse.

dinname

  • Kısa boylu.

dinneme

  • Kısa boylu.

dise

  • Kişi, şahıs, zât, fert. (Farsça)

düm-çe

  • Kısa kuyruk, kuyrukçuk. (Farsça)

ecel-i şahsi / ecel-i şahsî

  • Kişinin ölüm vakti.

ef'al-i ihtiyariye ve içtimaiye / ef'âl-i ihtiyariye ve içtimaiye

  • Kişisel ve sosyal işler.

ef'al-i ihtiyariyye / ef'âl-i ihtiyariyye

  • Kişinin kendi isteğiyle yaptığı işler, Kişinin kendi ihtiyârî fiilleri.

elhamdü-lillah

  • Kısaca meali: Her ne kadar hamd ve şükür varsa, ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah'a mahsustur. İman, şükür, hamd, memnuniyet ifâde eden bir deyimdir.

elhasıl / elhâsıl

  • Kısacası, özetle.

elkıssa / القصه

  • Kısacası, sonuç olarak. (Arapça)

enfüsi / enfüsî

  • Kişinin kendisi ile ilgili, nefis ve beden dairesine ait.

eşhas / eşhâs / اشخاص

  • Kişiler. (Arapça)

ez'aki / ez'akî

  • Kısa boylu ve kötü olan adam. Kötülük yapan kimse.

faide-i şahsiye

  • Kişisel fayda.

farz-ı ayn

  • Kişinin bizzat yapması gereken farz. Herkese farz olan.

fasic / fâsic

  • Kısır, semiz davar.

fasıl

  • Kısım.

fasl-ı şita / fasl-ı şitâ

  • Kış mevsimi.

fedn

  • Kısaltmak.

fehm-i kàsır

  • Kısa anlayış.

ferdi / ferdî / فردی

  • Kişisel. (Arapça)

fert

  • Kişi, şahıs.

fıkra / فِقْرَه

  • Kısa yazı.
  • Kısa yazı, küçük hikâye, nükteli hikâyecik.
  • Kısa yazı.

filcümle

  • Kısmen.

fıtrat / فِطْرَتْ

  • Kişiye hâs yaratılış.

gabane

  • Kişinin fikir ve tedbirinin zayıf ve eksik olması.

habenta'

  • Kısa boylu, tıknaz kişi.

habter

  • Kısa boylu.

hakaik-i şahsiye

  • Kişinin kendisine ait gerçekler.

halsan

  • Kişinin dostu, sevgilisi ve yâri.

hasadet / hasâdet / حسادت

  • Kıskançlık. (Arapça)

hased / حسد

  • Kıskançlık.
  • Kıskanmak, çekememek. Allahü teâlânın bir kimseye ihsân ettiği nîmetin, onun elinden çıkmasını istemek. Zararlı bir şeyin ondan ayrılmasını istemek, hased olmaz, gayret olur.
  • Kıskançlık. (Arapça)
  • Hased etmek: Kıskanmak. (Arapça)

haset

  • Kıskançlık.

hasid / hâsid / حاسد

  • Kıskanç. (Arapça)

hasidane / hâsidane

  • Kıskanarak, kıskançlıkla. Hased edercesine. (Farsça)

hasılı / hâsılı

  • Kısaca, özet olarak.

hasretmek

  • Kısaltmak. Sadece bir şeye mahsus kılmak. Bir şey için vakfetmek.

hasud / hasûd / حسود

  • Kıskanan.
  • Kıskanç. (Arapça)

hasudane / hasûdâne / حسودانه

  • Kıskançlıkla, hasetçilikle, hasud olan kimseye benzer surette. (Farsça)
  • Kıskanırcasına.
  • Kıskanarak, kıskançlıkla. (Arapça - Farsça)

hasudi / hasudî / hasûdî / حسودی

  • Kıskançlık, çekememezlik, hasetçilik.
  • Kıskançlık. (Arapça - Farsça)

hayat-ı şahsiye

  • Kişisel hayat.

hayat-ı şahsiye ve uhreviye

  • Kişisel hayat ve âhiret hayatı.

hayfes

  • Kısa adam.

hazeme

  • Kısa boylu kadın.

hazevver

  • Kısa boylu kimse.

hecmet-üş-şita / hecmet-üş-şitâ

  • Kışın şiddeti. Soğuğun sertliği.

henber

  • Kısa boylu kimse.

hengam-ı şita / hengâm-ı şita

  • Kış mevsimi.

henne

  • Kişinin kendi karısı.

hınezkar

  • Kısa boylu kişi.

hizab

  • Kısa boylu bodur kimse.

hukuk-u umumiye ve hususiye

  • Kişisel ve genel haklar.

hulasa-i kelam / hulâsa-i kelâm / خلاصهء كلام

  • Kısacası, sözün kısası.

hülasalı / hülâsalı

  • Kısa, özetlenmiş.

hulasaten

  • Kısaca, özet olarak, hülâsa olarak, muhtasaran.

hulul-i şita

  • Kış mevsiminin gelmesi.

hünbül

  • Kısa boylu. Kürk.

hursend

  • Kısmetine râzı olan, kanaatkâr, tokgözlü. (Farsça)

hutruş

  • Kısa.

hüviyet-i şahsiye

  • Kişinin şahsî hüviyeti, kimliği.

huzurkarane / huzurkârâne

  • Kişinin kendisini Allah'ın huzurunda hissetmesi şeklinde.

icmal / icmâl

  • Kısaltma, ihtisar, özet.
  • Kısaca, özet olarak.

icmalen / icmâlen

  • Kısaca. Özlüce. İcmali ve hülâsa olarak.
  • Kısaca, özetle.
  • Kısaca, özetle.

icmali / icmalî / icmâlî

  • Kısaca, toplu olarak, tafsilatsız. Muhtasaran.
  • Kısaca, özetle.
  • Kısa, özlü.

icmali iman / icmâlî îmân

  • Kısaca inanmak. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâm ne bildirmiş ise hepsine inandım demek.

ıcrim

  • Kısa boylu bodur adam.

ihtar-ı mücmel / ihtâr-ı mücmel / اِخْطَارِ مُجْمَلْ

  • Kısa öz hatırlatma.

ihtisar / ihtisâr / اختصار / اِخْتِصَارْ

  • Kısaltma, özetleme.
  • Kısaltma, icmâl etme.
  • Kısaltma.
  • Kısaltma, özetleme. (Arapça)
  • İhtisâr edilmek: Kısaltılmak, özetlenmek. (Arapça)
  • İhtisâr etmek: Kısaltmak, özetlemek. (Arapça)
  • Kısa tutma.

ihtisaren

  • Kısaca, özetleyerek.
  • Kısaltarak.

ihtiyari / ihtiyârî / اختياری

  • Kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı. (Arapça)

ikam

  • Kısırlar, akamete uğrayanlar.

iktisar / iktisâr / اقتصار

  • Kısaltma.
  • Kısaltma. (Arapça)

iktisaren

  • Kısa ve özet şeklinde.

ılka

  • Kişinin göbeğine dek olan gömlek.

imale / imâle / اماله

  • Kısa heceyi uzun okuma. (Arapça)

iman-ı icmali / îmân-ı icmâlî

  • Kısaca inanmak, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Allahü teâlâdan ne bildirmiş ise, hepsine inandım, demek.

indi / indî / عندی / عِنْد۪ي

  • Kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan. (Arapça)
  • Kişiye göre.

inkısam / inkısâm / اِنْقِسَامْ

  • Kısımlara ayrılma. Bölünme. Taksim olunma.
  • Kısımlara ayrılma.

inkısar

  • Kısalma, kısa olma.
  • Kısalma.

irticaz

  • Kısaltma, ihtisâr.

istifa-yı kısas

  • Kısas hakkının bilfiil yerine getirilmesi. Câni hakkında kısas cezasının tatbik edilmiş olması.

ka't

  • Kısa boylu kimse.

kanaat / kanaât / قناعت

  • Kısmetine razı olma, kabullenme.
  • Kısmetine razı olma.

kanaatkar / kanaatkâr

  • Kısmetine razı olan.

kanaatkarane / kanaatkârâne

  • Kısmetine razı olarak, yetinerek.

kantin

  • Kışla, fabrika, mekteb gibi yerlerde bakkal veya aşcı dükkânı. (Fransızca)

karanitıs

  • Kişiyi sersem eden dimağ dolgunluğu.

karavana

  • Kışla, okul, hastane gibi kurumlarda dağıtılacak yemeğin konulduğu kap.

kareh

  • Kişinin gövdesi kirli olmak. Vücut kirliliği.

karsel

  • Kısa boylu adam. (Müe: Karsele)

kasaret

  • Kısalık. Kısa olma.

kasas

  • Kıssalar.
  • Kıssalar, hikâyeler.

kasır

  • Kısa.

kásır

  • Kısa, dar.

kasir / kasîr / قصير

  • Kısa.
  • Kısa. (Arapça)

kasır / قَصِرْ

  • Kısaltma.

kasir-ül ba' / kasîr-ül bâ'

  • Kısa boylu, beceriksiz, zavallı.

kasir-ül kame / kasîr-ül kame

  • Kısa boylu. Boyu kısa olan.

kasr

  • Kısalık, saray.

kasr-ı nazar

  • Kısa nazar, kısa görüş.

kasretme

  • Kısaltma.

katat

  • Kısa, kıvırcık saç.

kebel

  • Kısa.

kebicek

  • Kış otu.

kehire

  • Kısa boylu kadın.

kerdeme

  • Kısa düşman.

kes / كس

  • Kişi, kimse. (Farsça)

kese

  • Kısa yol, para torbacığı.

kevalik

  • Kısa boylu.

kıbb

  • Kişinin arkasında yumrulanan kemik.

kısas

  • Kıssalar. Fıkralar. Hikâyeler.
  • Kıssalar, hikayeler. (Arapça)
  • Kıssalar, hikâyeler.
  • Kıssalar.

kısasen / kısâsen

  • Kısas yoluyla, kısas yaparak öldüren veya yaralayanı cezalandırma.
  • Kısas yoluyla. Öldüren veya yaralayanı eşit şekilde cezalandırarak.
  • Kısas olarak.

kışlak

  • Kışın, otundan ve suyundan istifade edilen arazi.

kısm / قسم

  • Kısım, bölüm. (Arapça)

kışri / kışrî

  • Kışra, kabuğa dair. Dış yüce ait ve müteallik. Yüzünden. Derinden ve esastan olmayan. Künhü ve esası olmayan.

kıssat / kıssât

  • Kıssalar.
  • Kıssalar, hikâyeler.

kıt'a / قِطْعَه

  • Kısım, parça.

kıyamet-i şahsiye

  • Kişinin kıyameti.

kufuf

  • Kişinin korkudan tüyü ürperip kalkmak.

külkül

  • Kısa boylu bodur adam.

küntan

  • Kısa boylu.

kunyan

  • Kişinin nefsi için saklayıp elden çıkarmadığı mal.

kunye

  • Kişinin nefsi için saklayıp elden çıkarmadığı mal.

kutah / kûtah / كوتاه

  • Kısa. (Farsça)

kutehbal / kûtehbâl

  • Kısa boylu. (Farsça)

kutehbin / kûtehbîn

  • Kısa görüşlü. İleriyi göremez. (Farsça)

kuti / kûtî

  • Kısa boylu adam.

kutruti / kutrutî

  • Kısa boylu küçük adam.

kuvvet-i şahsiye

  • Kişisel kuvvet.

lehire / lehîre

  • Kısa boylu kötü huylu kadın.

liberal

  • Kişi hürriyetine önem veren.

luk

  • Kısa tüylü yük devesi. (Farsça)

madiyan / mâdiyân / مادیان

  • Kısrak. (Farsça)

mahcur / mahcûr

  • Kısıtlı.

mahsud / mahsûd

  • Kıskanılan.

mahtid

  • Kişinin durduğu mekân.

maksur / maksûr

  • Kısaltılmış.

malayaniyat / mâlâyâniyât

  • Kişiyi ilgilendirmeyen şeyler; boş, anlamsız şeyler.

meal / مئال / meâl / مَآلْ

  • Kısa mana.
  • Kısa ma'na.

meal-i icmali / meâl-i icmalî / meâl-i icmâlî

  • Kısaca hülâsası, kısaca mânâsı. İcmalî meâl.
  • Kısaca açıklama, meâl.

meali / meâlî

  • Kısaca mânasına ait.

menfaat-i millet

  • Kişinin mensup olduğu milletin menfaati, yarar ve çıkarı.

menfaat-i nefs

  • Kişisel çıkar.

menfaat-i şahsiye

  • Kişisel çıkar.

mesen

  • Kişinin bevlini tutmaya âciz olması. Bir kimsenin, idrarını tutamaması.

mevkıf

  • Kısım, bölüm.

mevsim-i şita / mevsim-i şitâ

  • Kış mevsimi.
  • Kış mevsimi.

miştat

  • Kış günlerinde oturulacak yer.

mücalih

  • Kışın da sağılan ve süt veren deve.

mucez / mûcez

  • Kısaca; kısa ve özlü.

muciz / mûciz

  • Kısa. Muhtasar. Özlü. Az sözün çok mânâ ifâde edeni.
  • Kısa ve özlü ifade.
  • Kısa, fakat çok mânâlı, özlü.

mücmel / مجمل

  • Kısa. Öz. Muhtasar. Sözü az, mânası çok olan. Hülâsa edilmiş. Müfesser olmayan söz.
  • Kısa, özet.
  • Kısa ve az sözle anlatılmış, öz. Kapalı ifade. (Çoğulu) Mücmelat.
  • Kısa.
  • Kısa, öz.

mücmelen

  • Kısaca.
  • Kısaca, özetle.

mufassıl

  • Kısımlara ayrılan, fasıl fasıl ayıran, adalet eden.

muhafaza-i nefis

  • Kişinin kendisini ve canını koruması.

muhareşe

  • Kışkırtma, halkı birbirine düşürme.

muharriz

  • Kışkırtan. Teşvik ve tahriz eden.

muhcen

  • Kısa boylu ve suyu az olan bir bitki çeşidi.

muhtasar / مختصر / مُخْتَصَرْ

  • Kısa, özet.
  • Kısa.
  • Kısa, özlü. (Arapça)
  • Kısa.

muhtasaran / مختصرا / مُخْتَصَرًا

  • Kısaca.
  • Kısa olarak. Muhtasar olarak. Kısaltılmış tarzda.
  • Kısaca. (Arapça)
  • Kısaca.

muhtasıra

  • Kısaltma. Hülâsa.

mükettel

  • Kısa, kâsır.

muktasır

  • Kısa kesen, uzatmıyan.

muktesir

  • Kısa kesen, iktisar eden.

münazara-i nefsiye

  • Kişinin kendisiyle tartışması.

münkasım / مُنْقَسِمْ

  • Kısımlara ayrılmış, bölünmüş.
  • Kısımlara ayrılmış.

mürtecir

  • Kişnemesi güzel olan at.

müşetta

  • Kış evi.

müstakıss

  • Kısas istiyen.

müteferrik

  • Kısım kısım, farklı farklı, dağınık.

müteşetti

  • Kışı geçiren, bir yerde kışlıyan.

nasip

  • Kısmet.

necim

  • Kısım, parça.

necm

  • Kısım, durak; yıldız.

nefs u cism

  • Kişinin kendisi ve cismi.

nefsi tefekkür / nefsî tefekkür

  • Kişinin kendisi ve kendi varlığı üzerinde etraflıca derinlemesine düşünmesi.

nizam-ı fıtrat / نِظَامِ فِطْرَتْ

  • Kişiye hâs yaratılış düzeni.

nugaşi

  • Kısa boylu adam.

nüku'

  • Kısa boylu kadın.

parafe

  • Kısa imza, işâret. (Fransızca)
  • Kısa imza.

pişmanlık

  • Kişinin işlediği bir iş veya günâh sebebiyle vicdânen üzüntü duyması; tövbeye gelme; nedâmet.

reşk / رشك

  • Kıskanma. Kıskanmayı uyandıran. Kıskanılmış. Hased ve gıpta veren.
  • Kıskançlık. (Farsça)

reşkaver / reşkâver / رشك آور

  • Kıskandırıcı. (Farsça)

reşkin

  • Kıskanç. Kıskanan. Hased eden. Hâsid. (Farsça)

rıhlet-i şitaiye / rıhlet-i şitâiye

  • Kış seyahati, kış yolculuğu.

sahil

  • Kişneyen. Kişneyici.

şahıs

  • Kişi, kimse.

şahs / شخص

  • Kişi, şahıs. (Arapça)

şahsi / şahsî / شخصى

  • Kişisel.
  • Kişiyle ilgili.
  • Kişisel. (Arapça)

şahsi hayat / şahsî hayat

  • Kişisel hayat, ferdin hayatı, yaşamı.

şahsi nüfuz / şahsî nüfuz

  • Kişisel etki, tesir.

şahsiyat

  • Kişilikler.

şahsiyet / شخصيت

  • Kişilik.
  • Kişilik.
  • Kişilik. (Arapça)

serma

  • Kış. Soğuk. (Farsça)

seyahat-i cüz'iye

  • Kısa zaman içindeki yolculuk.

seyr-i enfüsi ve afaki / seyr-i enfüsî ve âfâkî

  • Kişinin kendi iç âleminde ve dış dünyada yaptığı tefekkür ve mânevî yolculuk.

şihe / şîhe / شيهه

  • Kişneme. (Farsça)

sınıf

  • Kısım, bölüm, tabaka.
  • Kısım, bölüm, tabaka.

sintel

  • Kısa boylu.

şita / şitâ / شتا / شِتَا

  • Kış. Senenin soğuk mevsimi.
  • Kış.
  • Kış.
  • Kış. (Arapça)
  • Kış.

şübrüm

  • Kısa boylu kimse.

sülfe

  • Kişinin aceleyle hazırladığı yemek.

suret-i icmali / suret-i icmâlî

  • Kısa ve özlü bir şekil.

tahrik-amiz

  • Kışkırtıcı. Tahrik edici. (Farsça)

taksimat / taksimât

  • Kısımlara ayırma.

taksir

  • Kısaltma, kusur, günah.

tali / tâli

  • Kısmet, talih.

tefri / tefrî

  • Kısım kısım ayırma.

tefrigat

  • Kısım kısım boşaltıp yer açma.

teklif-i malayutak / teklif-i mâlâyutak

  • Kişinin yapmayacağı, gücünün yetmeyeceği bir şeyi ona yükleme.

telhis / telhîs

  • Kısaltma. Hülâsasını alma.
  • Kısaltma, özetleme, hulâsa-sını alma.

telhisen

  • Kısaltılarak, hülâsaten, özet olarak, hülâsa tarzında.

tenbal

  • Kısa boylu, bodur adam.

terk-i menafi-i şahsi / terk-i menafi-i şahsî

  • Kişisel çıkarları terk etme.

terk-i menafi-i şahsiye / terk-i menâfi-i şahsiye

  • Kişisel yararları terk etme.

teşa'ub

  • Kısım ve bölümlere ayrılma.

teştiye

  • Kışın uyuyan hayvanların uykusu.

tevacüd

  • Kişinin kendini vecd suretinde göstermesi.

tezebbu'

  • Kişinin hulku yaramaz olmak, kötü huylu olmak.

tıknaz

  • Kısa boylu ve şişman, toplu.

tinbal

  • Kısa, bodur kimse.

tırad

  • Kısa mızrak.

udtumme

  • Kişinin aslı.

ukre

  • Kısır. Doğurmayan kadın veya hayvan.

ülke-i kisra / ülke-i kisrâ

  • Kisra'nın ülkesi.

ünvan-ı icmali / ünvan-ı icmâlî

  • Kısa ve öz ünvan.

vaciz

  • Kısa.

vasiyet

  • Kişinin öldükten sonra yapılmasını istediği şey.

vaye / vâye / وایه

  • Kısmet. (Farsça)

vayedar / vâyedâr

  • Kısmetli. Nasibi olan. (Farsça)

veciz / vecîz / وَج۪يزْ

  • Kısa ve özlü söz.
  • Kısa ve öz.

vecize

  • Kısa ve özlü sözler.

velhasıl / velhâsıl / والحاصل

  • Kısacası.
  • Kısaca, sözün kısası. (Arapça)

vesile / vesîle

  • Kişiyi Allahü teâlâya yaklaştıran, Allahü teâlânın nezdinde (katında) yakınlığa ve hâcetlerin yâni ihtiyâçların giderilmesine sebeb olan her şey.

vicdan-ı şahsiye

  • Kişisel vicdan.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

za'bub

  • Kısa boylu fena adam.

zaarre

  • Kişinin ahlâk ve huyunun kötü olması.

zabil

  • Kısa boylu.

zaman-ı kasır

  • Kısa zaman.

zaman-ı kasir / zaman-ı kasîr

  • Kısa zaman.

zaman-ı kàsıra

  • Kısa zaman.

zat / zât

  • Kişi.

zati / zâtî / ذاتى

  • Kişisel. (Arapça)

zebtel

  • Kısa boylu.

zeff

  • Kişinin nikâhlısını kocasına teslim etmek.

zemistan / زمستان

  • Kış. Kış mevsimi. (Farsça)
  • Kış. (Farsça)

zemistani / zemistanî / zemistânî / زمستانى

  • Kışlık. Kış mevsimine ait. (Farsça)
  • Kışlık. (Farsça)

zevat / zevât / ذوات

  • Kişiler. (Arapça)