LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kil kelimesini içeren 122 kelime bulundu...

berk-i süyuf

  • Kılıç darbesi, parıltısı.
  • Kılıçların şimşeği, kılıç korkusu.

bevarik-i süyuf / bevârik-i süyuf

  • Kılıçların parıltıları.

bissüyuf / bissüyûf

  • Kılıçlarla ve kuvvet ile.

ca'l

  • Kılma, yapma.

çakaçak / çâkâçâk / چاكاچاک

  • Kılıç şakırtısı. (Farsça)

çeh

  • Kılıç, bıçak ve hançer gibi âletlerin kını, kılıfı. (Farsça)

çekaçak / çekâçâk / چكاچاک

  • Kılıç şakırtısı. (Farsça)

cereng

  • Kılıç veya topuzun çarpmasından çıkan ses. Zil veya çan sesi. (Farsça)

delil / delîl / دَلِيلْ

  • Kılavuz, rehber.

deyrhane

  • Kilise, manastır. (Farsça)

ehadd-i süyuf

  • Kılıçların en keskini.

engizisyon

  • Kiliselerin işkenceci mahkemeleri.

enza'

  • Kılsız, tüysüz kimse.

esyaf / esyâf / اسياف

  • Kılıçlar. (Arapça)

fersahlarca

  • Kilometrelerce.

fustat

  • Kıldan yapılmış büyük çadır.
  • Kıldan yapılan büyük çadır.

gil

  • Kil, çamur, balçık.

gılaf / gılâf

  • Kılıç, kın, muhafaza.
  • Kılıf, kın.

gılaf-ı seyf

  • Kılıç kını.

haliçe

  • Kilim, halı.

hamail / hamâil / حمائل

  • Kılıç kayışı. (Arapça)

han-salar

  • Kilerci, sofracıbaşı. (Farsça)

hansalar / hânsâlar / خوان سالار

  • Kilerci. (Farsça)

hiddet-i seyf

  • Kılıç keskinliği.

hılle

  • Kılıç gediği.

hüsam / حسام

  • Kılıç. (Arapça)

huslet

  • Kıldan bükülmüş nesne.

hutut-u cevher

  • Kılıcın çelik kısmındaki dalgalı çizgiler, meneviş, hare, dalgır (Buradaki maksat; kalemle kılıcın güç birliğidir.).

igmad-ı seyf

  • Kılıcı kınına sokma.

igtilaf

  • Kılıf içine girme, gılaflanma.

igtilaf-ı seyf

  • Kılıcın kınına girmesi.

ıhtirat

  • Kılıç çekme.

ıkfal

  • Kilitlemek.

ikfal

  • Kilitlenmek, kilitlemek, kilit takmak.

iktiyal

  • Kile veya ölçek ile ölçme.

imtiha-yi seyf

  • Kılıcın bilenmesi, keskinleştirilmesi.

infilal-i seyf

  • Kılıcın keskinliğinin gitmesi, körlenmesi.

işhaz-ı seyf

  • Kılınç bileme.

iskendan

  • Kilit. (Farsça)

istilal-i seyf

  • Kılıcı kınından sıyırıp çıkarma.

kabia

  • Kılıç kabzasının başında olan gümüş veya demir.

kabza-i tig / kabza-i tîg

  • Kılıncın kabzası, sapı.

kadib / kadîb

  • Kılıç.

kalaye

  • Kilise odası.

kelce

  • Kile, mikyâl.

kenise / kenîse / كنيسه

  • Kilise. (Arapça)

keşişhane / keşişhâne

  • Kilise, manastır. (Farsça)

keyli / keylî

  • Kile ile ölçülen şeyler.

keyyal

  • Kile ile ölçen kimse. Kileci.

kilar

  • Kiler. (Farsça)

kile / kîle / كيله

  • Kile. (Arapça)

kilisa / kilîsa / كليسا

  • Kilise. (Farsça)
  • Kilise. (Farsça)

kırab

  • Kılıç veya bıçak kını.

kisve

  • Kılık, elbise.

kıyafet / قيافت

  • Kılık, görünüm. (Arapça)

kıyye-i aşari / kıyye-i âşâri

  • Kilo. Bin gram olan ağırlık ölçüsü.

kufl / قفل

  • Kilit. (Arapça)

kulafe

  • Kılıf, kın, kabuk. Zarf.

kurtubi / kurtubî

  • Kılıç. Halid bin Velid'in kılıcı.

madrebe

  • Kılıncın ağzı.

maglak

  • Kilitlenecek yer.

makalid

  • Kilitli yerler.

makbız

  • Kılıcın ve yayın kabzası.

masa'

  • Kılıçla vuruşmak.

mazille

  • Kıldan yapılma büyük çadır.

medd-i bisat

  • Kilim yayma, halı serme.

mekil / mekîl

  • Kile ve ölçek ile yâni hacim ile ölçülen mal.

mekyul

  • Kile ile ölçülmüş.

minmas

  • Kıl yolacak âlet.

miv

  • Kıl. (Farsça)

mu / mû / مو

  • Kıl. (Farsça)

muaraza-i bis-süyuf

  • Kılınçla, kuvvetle, silâhla mücadele etmek. Silâhla karşı koymak.

muharebe-i bissüyuf

  • Kılıçlarla savaşma, silahlı mücadele.

muhda'

  • Kiler.

mündell

  • Kılavuzluk edilmiş, yol gösterilmiş.

münsal

  • Kılıç, seyf.

muşikafane / mûşikâfâne / موشكافانه

  • Kılı kırk yararak. (Farsça)

mütegallif

  • Kılıflanmış. Kılıflı. Kın içinde bulunan.

mütekallid

  • Kılıç kuşanan, takınan; bir vazifeyi üzerine alan, yüklenen.

nakus

  • Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli vakitlerde çalınan çan. Kilisenin büyük çanı.

nasil

  • Kıl dökücü ilâç.

nedg

  • Kılıçla veya sözle taan etmek, çekiştirmek.

nemas

  • Kılın ince olması.

netf

  • Kıl yolma.

nicad

  • Kılıç bağı.

niyam

  • Kılıf, kın. Kılıç kını. (Farsça)

papaz

  • Kilisenin önde gelen din adamı.

pejmürde-hal

  • Kılığı kıyafeti pejmürde olan, üstü başı pis bir halde bulunan. (Farsça)

petgir

  • Kıl elek. (Farsça)

rehber / رهبر

  • Kılavuz. (Farsça)

rehberi / rehberî

  • Kılavuzluk, rehberlik.

rehnümuni / rehnümunî

  • Kılavuzluk, rehberlik. (Farsça)

rübd

  • Kılıcın cevheri ve rengi.

şa'ar

  • Kıl büken.

şa'r / شعر

  • Kıl. (Arapça)

şa're

  • Kıl, saç.

safak

  • Kıllı derinin altında olan ince deri.

sahib-üs seyf / sâhib-üs seyf

  • Kılınç sahibi. Maddeten kuvvetli olup, maddi cihad ile vazifeli olan.

sahibü's-seyf / sâhibü's-seyf

  • Kılıç sahibi.

sahibüsseyf

  • Kılıç sahibi, savaşçı.

sell-i seyf

  • Kılıç çekme.

şemşir / şemşîr / شمشير

  • Kılıç. (Farsça)
  • Kılıç. (Farsça)

şemşir-zen

  • Kılıç çeken, kılıçla vuran. (Farsça)

seyf / سيف / سَيْفْ

  • Kılıç.
  • Kılıç.
  • Kılıç.
  • Kılıç. (Arapça)
  • Kılıç.

şimşir / شمشير

  • Kılıç. (Farsça)

sitam

  • Kılıcın ağızı.

siyafet

  • Kılıççılık sanatı.

sumnat

  • Kilise, puthane. (Farsça)

süyuf / süyûf / سيوف

  • Kılıçlar.
  • Kılıçlar. (Arapça)

tabbağ

  • Kılıç yapan kimse.

taklid-i seyf

  • Kılıç kuşatma.

tig / tîg

  • Kılıç, seyf. (Farsça)

tiğ / tîğ / تيغ

  • Kılıç. (Farsça)

tigbend / tîgbend

  • Kılıç kuşanan, kılıç bağlayan. (Farsça)

tigdar / tîgdâr

  • Kılıç taşıyan, kılıçlı. (Farsça)

tizna

  • Kılıç, bıçak gibi şeylerin keskin olan ağız tarafı. (Farsça)

unsut

  • Kıldan bükülme ip.

vafih

  • Kilise kayyımı.

vefhiyye

  • Kilisede kayyımlık hizmetini etmek.

zahm-i tig / zahm-i tîg

  • Kılıç yarası.

zarf

  • Kılıf, kap.

zerreşikaf / zerreşikâf / ذره شكاف

  • Kılı kırk yaran. (Arapça - Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın