LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kesme ifadesini içeren 237 kelime bulundu...

abluka

  • İtl. Etrafını sarıp hâriçle alâkasını kesme. Bahren muhasara, denizden kuşatma.

adak

  • Nezr, Allahü teâlânın rızâsının elde edilmesi veya bir isteğin yerine gelmesi veya bir belâ ve musîbetin giderilmesi maksadıyla Allahü teâlâ için oruç tutmak, kurban kesmek gibi başlıbaşına ibâdet olan veyâ benzeyen bir şeyi kendisine vâcib kabûl etm e.

adb

  • Kılıç.
  • Kesmek.
  • Sövmek.
  • Yardımcı.

adid

  • Ağaç kesmek.

akta' / aktâ' / اقطاع

  • Kesmeler, kırılmalar.
  • Beylik araziler.
  • Alâkasızlıklar.
  • Kesmeler. (Arapça)
  • Beylik araziler. (Arapça)

amir / âmir

  • Büyük me'mur. Emreden, iş gösteren.
  • Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse.

azb

  • Kesme.
  • Isırma.
  • Azarlama.
  • Hastalıktan hırpalanma.

bad'

  • Kesmek. Yarmak.
  • Suya kanmak.

belt

  • Kesmek.

betik

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

betk

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

betl

  • Kesmek, kat'etmek.

betr

  • Kat', kesme.
  • Hatalı, eksik bırakma.

bett

  • (Çoğulu: Betût) Kesmek, kat'.
  • Kilim.

boykot

  • (Boykotaj) Bir şahıs veya devlete karşı alış-verişi, münasebetleri kesmek. Bir ülkeyi, bir topluluğu veya bir şahsı zarara sokmak maksadıyla onunla her türlü ilgiyi kesme. (Fransızca)
  • Bir işten geçici olarak çekilme; işe, çalışmaya hep birlikte katılmama. (Fransızca)

cebb

  • Bir kimsenin zekerini ve hayasını kesip hadım etmek.
  • Devenin hörgücünü kesmek.
  • Kökünden kesmek.

ced'

  • Burun, kulak, el kesmek.
  • Hapsetmek.

cedd

  • Babanın babası veya ananın babası.
  • Büyüklük, azimlik.
  • Kat'edip geçmek.
  • Tâli'li olmak.
  • Kesmek.

celm

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Ululuk, büyüklük.

cerm

  • (Çoğulu: Cürüm) Bir cins Arap sandalı.
  • Kat'. Kesme.
  • Günahkâr olma, günah işleme.
  • Koyun kırkma.
  • Sıcak, sıcaklık.

cerz

  • Kat', kesme.
  • Yok etme, mevcudiyetini kaldırma.
  • Katletme, öldürme.

cevb

  • Kesmek.
  • Yırtmak.
  • Mesafe almak.

cez'

  • Dereyi enine kesmek.

cezaze

  • Ekin biçmek.
  • Hurma kesmek.
  • Kıl ve yün kırkmak.

cezel

  • Yoğun ve kuru odun ağacı.
  • Kesmek, kat'.

cezf

  • Kesmek.
  • Sürmek.
  • Evmek.

cezm

  • Her nesnenin aslı.
  • Ağacın kökü.
  • Kesmek, kat'.
  • (Cezim) Kat'î karar. Yemin. Kararlaştırmak.
  • Kesmek.
  • Niyet. Tahmin. Takdir.
  • İlzam.
  • İcâbe.
  • Gr: Arabçada kelime sonundaki harfi sâkin okumak. Kur'ân-ı Kerim okurken harfleri yerlerine vaz'edip mahrecinden çıkarırken tâne tâne, fesahat, beyan ve teenni ve
  • Kesin karar, niyet.
  • Kesme, katı.

cezr

  • Kök, asıl, temel. Bünyâd.
  • Kesmek.
  • Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur.
  • Derya, deniz.
  • Arı kovanından bal almak.
  • Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz

cezz

  • Kesmek, biçmek.

cüzaze

  • (Çoğulu: Cüzâzât) Pâre pâre etmek, ayırmak, kesmek. Ağaçtan yemiş düşürmek.

dadan

  • Kesmez kılıç.
  • Fakir, muhtaç kişi.

dehak

  • Kırmak, kesmek.
  • Acı çektirmek, azap etmek.

dehdak

  • Kesmek. Kat'.

dehmak

  • Kesmek, kat'.

eyyam-ı nahr / eyyâm-ı nahr

  • Kurban kesme günleri. Kurban bayramında, kurbanın kesildiği birinci, ikinci ve üçüncü günler.

fars

  • Yarmak.
  • Yırtmak.
  • Kesmek.

fasd

  • Kan alma, hacamet.
  • Damar kesmek.

fasl

  • (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal.
  • Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme.
  • Bölüm.
  • Mevsim.
  • Aynı makamda çalınan şarkı.
  • Çocuğu memeden kesmek.
  • Birini zem

fasl-ı hitab / fasl-ı hitâb

  • İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş.
  • Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi.
  • Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal-i vüzuh ile fasledip hakikatını gö

fasm

  • Bir şeyi tam kesmeyip ilişik bırakmak.

fatm

  • Kesmek.

fekk

  • Açmak. Ayırmak.
  • Kırmak.
  • Kaldırmak.
  • Kesmek.
  • El ve bilek, yerinden burkulup çıkmak.
  • Rehin verilen şeyi kurtarıp çıkarmak.
  • Köle azadetmek.
  • Pir-i fâni olmak.

fekk-i rabıta / fekk-i râbıta

  • Alâkayı kesme. Bağı koparma.

felh

  • (Çoğulu: Füluh) Yarmak, şakk.
  • Kesmek.

fely

  • Bit toplamak.
  • Şiirin ince mânâlarını çıkarmak.
  • Kesmek.
  • Kılıç ile vurmak.

fery

  • İyi iş işlemek.
  • Meşin dikmek.
  • Yaramaz iş. Bir nesneyi ıslah için kesmek.

fesafis

  • Kesmez kılıç.

fıtam

  • Çocuğu veya yavruyu sütten kesme.

fitam

  • Çocuğu sütten kesmek.

fütar

  • Kesmez kılıç.

garf

  • (Çoğulu: Guref-Agrâf) Kurtarmak.
  • El ile su almak.
  • Bir şeyi kesmek.

gasn

  • Kesmek.

gıldırgıç

  • Mücellit ıstılahlarındandır. Kitapların kenarlarını kesmeğe mahsus, rende biçiminde bir âlettir.

giyotin

  • Eskiden Fransa'da idam cezalarının infazı için kullanılan, kafa kesmeye yarar âlet. (Fransızca)

haff

  • Tavaf etmek.
  • Süslemek.
  • Hizmet etmek.
  • Kesmek.

hakk-ı ihtitab

  • Ormana yakın olan kimselerin ormandan odun kesmek hakkı.

harbak

  • Yarmak.
  • Kat'etmek, kesmek.
  • İfsad etmek, bozmak.
  • Deva, ilâç.

hardale

  • Hardal tanesi.
  • Nesneyi ufak edip kesmek.

hasm

  • Kesip atma, kesme, kat'etme.
  • Kat'i olarak bir mes'eleyi hâlledip neticeye varma.

haşş

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Davara ot vermek.
  • Ateş yakmak.

havan

  • İçinde çeşitli şeylerin dövülüp ufalandığı ağaç, mâden veya taştan yapılmış çukurca kap.
  • Tütün kesmekte kullanılan makine.
  • Başkalarına destek olacak gücü bulunmadığı halde, yardakçılık eden kimse.
  • Elektrikî bir boşalmanın ısı değerini gösteren âlet.
  • İçine çuku

haza'

  • Kesme, yarma, ameliyat.

hazar

  • Tahta ve kereste kesmeğe mahsus su ile işler büyük bıçkı.

hazf

  • Aradan çıkarma, çıkarılma. Yok etme, silme, ortadan kaldırma, giderme, düşürme.
  • Selâm ve tahiyyatı uzatmayıp kısa kesmek.
  • Mahvetmek.
  • Vurmak.
  • Atmak.

hazl

  • Kat'etmek, kesmek.

hazm

  • Kat etmek, kesmek.
  • Yab yab yürümek.
  • Hızlandırmak.

hazv

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Takdir etmek.

hazy

  • Kat'etmek, kesmek.

hazz

  • Kesme. Kısaltma.
  • Kazmak.
  • Yırtmak.
  • Silmek.

hebr

  • (Çoğulu: Hübur) Çukur yer.
  • Kesmek.
  • İki dağ arasında olan düz yer.
  • Etli, semiz olmak.

herd

  • Deve kuşunun dişisi.
  • Yarmak.
  • Kat'etmek, kesmek.

hesm

  • Kaba yemek. Bütün bütün yutmak.
  • Kesmek.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Kırmak.
  • Kesmek.

heşm

  • Kırmak veya kesmek.

hezazik / hezazîk

  • Süratle kat'etmek, çok çabuk kesmek.

hezm

  • Çok çabuk kesmek.
  • Sür'atle yemek.

hezz

  • Hızlı okumak.
  • Süratli kesmek.

hicran

  • Uzaklaşma. Ayrılık. Ayrılıktan gelen keder, sızı, acı. Dostluğu ve ülfeti kesmek.

hıdk

  • Kesmek.
  • İhâta etmek, kaplamak, içine almak.

hişam

  • Kırmak.
  • Kesmek.

hubul

  • El ve ayak kesmek.

ibtat

  • Kesmek. Kat'etmek.

ictiza'

  • Ağaç veya dal kesme.

iczam

  • El kesme.
  • Hızlı yürüme.

ifla'

  • Sütten ayırma, memeden kesme.
  • Yabana kaçma.

ifra'

  • Kesmek.
  • Yarmak.

iftam

  • Memeden ayırma, sütten kesme.

iftilaz

  • Kesmek, kat'.
  • Bir kimsenin bir parça malını almak.

ihake

  • Te'sir etme.
  • Kesme.

ıhtirak

  • Kat'etmek, kesmek.

ihtiras

  • (Hiraset. den) Kaçınmak, kendini korumak, muhafaza etmek.
  • Kesmek.

ihtitab

  • (Hatab. dan) Odun toplamak, odun kesmek.

ıhtiza'

  • Parça parça edip taksim etmek.
  • Kat'etmek, kesmek.

iktidab

  • Bir şeyi kendisi için kesmek.
  • Henüz öğretilmemiş deveye binmek.
  • İrticâlen söz söylemek.
  • Edb: Şâir, kasidesinden teşbihi keserek maksadına, yani medhettiğinin medhine geçmek.

iktisar

  • (Kasr. dan) Sözü kısa kesmek. Kısaltmak.

inkilal

  • Yavaşça gülme, tebessüm etme.
  • Körlenme, kesmez hâle gelme.

irtac

  • Bir kimsenin sözünü kesme, konuşturmama.
  • Devamlı yağmur ve kar yağma.
  • Kapıyı örtme, kapama.
  • Kıtlık her tarafa yayılma.

ismail

  • Peygamberlerdendir. İbrahim'in (A.S.) oğludur. Küçükken İbrahim'e (A.S.), oğlunu Allah için kurban etmesi emredildi. Halilullah olan İbrahim, İsmail'i (A.S.) kurban etmek isterken Cenab-ı Hak koç gönderdi. Mu'cize zâhir oldu. Bıçak İsmail'i kesmedi, yerine koç kurban edildi. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.

ıstılam

  • Kesme, koparma.

izmil

  • Keskin demir.
  • Çekiç.
  • Deri kesmekte kullanılan bıçak.

ıztılam

  • Koparmak. Kat'etmek, kesmek.

kalkale

  • Bir şeyi titretmek.
  • Tecvidde: Okurken harflerin üzerinde birden durarak harfi, mahrecinden çıkar çıkmaz kesmek suretiyle bu harfleri tekrar okumak. Kalkale ile okunan harfler şunlardır: Kaf, tı, ba, cim, dal. (Hakk kelimesinde okunduğu gibi)

kalm

  • Kesmek.

karz

  • Borç, ödünç. Kesmek, kat'etmek.
  • şiir söylemek.

kasb

  • Kat'etmek, kesmek.

kasl

  • Kesmek.

kasm

  • Bölmek.
  • Ayırmak.
  • Bahsetmek.
  • Kesmek.
  • Kapa kapa yemek, bütün bütün yutmak.
  • Kesmek.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • İ'tâ etmek, vermek.

kasr

  • Kısa olmak. Kısa kesmek.
  • Birisini bir hususa, bir işe tahsis etmek.
  • Bir işte tembellik etmek.
  • Akşamlamak.
  • Hapseylemek.
  • Yekpâre taş.
  • Beyazlatmak.
  • Gevşetmek.
  • Noksanlaştırmak.
  • Kısa kesme, kısaltma, kısma.
  • Azaltma, kesme, eksiklik.
  • Köşk, saray,
  • Tahsis.
  • Kıraatte uzatmadan okumak.

kass

  • Göğüs.
  • Saç kesmek.
  • Kırkmak.
  • Koyundan kırkılmış yün.

kassabiyye

  • Hayvan kesme ücreti, kasaplık ücreti.

kat

  • Kesme, geçme.

kat' / قطع / قَطْعْ

  • Kesme, ayırma.
  • Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek.
  • Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
  • Edb: Sözün te'sirini arttırmak ve dinleyenin anlayışına bırakmak için söz bitmeden kesivermek."İmtihan geliyor. Çalışın, yoksa..."Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz Size rehberl
  • Kesme, biçme.
  • Halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme.
  • Kesme.
  • Kesme. (Arapça)
  • Kesilme. (Arapça)
  • Kesme.

kat'-ı alaka / kat'-ı alâka

  • Alâkayı kesme.

kat'-ı intisap

  • Mensubiyet bağını kesme.

kat'-ı münasebet / kat'-ı münâsebet

  • Münasebeti ve ahbaplığı kesme.

kat'-ı nazar

  • Bakmamak. İtibar etmemek.
  • Alâkayı kesmek.
  • Bir şeye bakmaktan vazgeçme, ondan ilgisini kesme.

kat'-i rahm

  • Sıla-i rahmi yâni akrabâ ile görüşmeyi, haberleşmeyi kesme.

kat-ı alaka / kat-ı alâka

  • İlişkiyi kesme.

kat-ı mükaleme / kat-ı mükâleme

  • Konuşmayı kesme, küsme.

kat-ı sıla-i rahim

  • Hısım-akrabayı ve özellikle anne-babayı terk etme, bağlantıyı kesme.

kat-ı yed

  • El kesme.

katf

  • Atın veya diğer davarın adımını geç atması.
  • Tırmalamak.
  • Üzüm kesmek.
  • Ağaçtan meyve devşirme.
  • Devşirme mevsimi.

katia

  • (Çoğulu: Katâi') Kesme, kat etme.
  • Kırılma.
  • Alâkayı kesme. Ahbaplığı kesme.
  • Vergi.
  • Arazi.

katl

  • (Çoğulu: Mekâtıl) Kesmek.

katm

  • Kesmek. Isırmak.
  • Tatmak, zevk.
  • Devenin kükremesi.

katt

  • Katı bir cismi yontma, enine kesme.
  • Saçın kıvırcık olması.
  • Narhın, fiatın fazla olması.

kavb

  • Kesmek.
  • Çukur kazmak.

kaz'

  • Kesmek.
  • Kahretmek.
  • Çiğnemek.
  • Fuhşiyat söylemek. Sövmek.

kazb

  • Kesmek.
  • Yonca otu.

kazz

  • Okun yeleğini kesmek.
  • Yalnız, tek, ferd.

kebair

  • (Tekili: Kebire) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah'ı inkâr etmek.-Allah'a şirk koşmak.-Kat'iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah'ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir gün

keham

  • Yaşlı, ihtiyar. (Kesmez kılıca "seyf-i kihâm"; peltek lisana "lisan-ı kihâm"; ağır yürüyüşlü ata "feres-i kihâm" derler.)

kelalet / kelâlet

  • Yorgunluk. Bitkinlik. Usançlık.
  • Bıçak ve kılıç gibi şeylerin kesmez olması.
  • Akrabalığı uzak olanlar. (Amcazâdeler topluluğu gibi).
  • Kör ve kesmez olan.

kelil

  • Körleşmiş.
  • Az gören, donuk gören göz. Uzağı veya yakını iyi göremiyen göz. Miyop veya hipermetrop göz.
  • Kesmez olan âlet.
  • Çakal.
  • Yorulmuş kişi, yorgun kimse.

kelul

  • Kütelip kesmez olmak.
  • Göz nuru zayıf olmak.
  • Çocuğu ve anası olmayan şahıs.

kemş

  • Kesmek.

kend

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Bir kimsenin nimetini ve iyiliğini bilmeyip inkâr etmek.

kesd

  • Davarı üç parmakla sağmak.
  • Bir şeyi dişiyle kesmek.

kesf

  • (Güneş veya Ay) ışığını kesme.
  • Görünmez olma.
  • Kesmek.
  • Yaramaz olmak.

keskese

  • Söylerken sin'i kef'e tebdil edip sin yerine kef okumak.
  • Çabuk kesmek.

keşt

  • Soymak.
  • Keşfetmek.
  • Fazlalığı kesmek. Koparmak.
  • Açmak. Deriyi yüzmek.
  • Yüzden perdeyi kaldırmak.

ketf

  • Omuz. Omuz kemiği.
  • Parça parça kesmek ve bağlamak.

kille

  • Kesmez olmak.
  • Yorulmak. Müsterâh.

kısas / kısâs

  • İşlenen suçun, yapılan kötülüğün aynısını suçluya tatbîk ederek cezâlandırma, öldüreni öldürme, yaralıyanı yaralama, bir uzvu kesenin uzvunu kesme cezâsı.

kısmal

  • Kesmek.

kıta'

  • Kesme, parçalama, kat etme.
  • Haram olan şey.

künd

  • Biçimsiz, yakışıksız, kısa.
  • Kesmez, kör.
  • Yiğit, cesaretli, cesur.
  • Anlayışsız. Fehim ve idraki kısa.

lataknetu / lâtaknetu / lâtaknetû

  • Ayet-i Kerimeden bir kısım olup: Ümidinizi kesmeyiniz (meâlindedir.)
  • Kesmeyiniz.

makatı'

  • (Tekili: Ka, uzun okunur) Kesmeler. Kesişmeler. Kesişen yerler.
  • (Kat') Sözdeki veya nazımdaki durak yerleri. Heceler.

menasik-ül hac

  • Hacı olmak için Mekke-i Mükerreme'ye gidenlerin Kâbe'yi ziyaret etme, Arafat'ta vakfeye durma, kurban kesme, ihram giyme, muayyen bir yerden bir yere kadar yürüme gibi yapılan ibadet rükünleri.

menn

  • Nimet vermek. İyilik etmek.
  • Minnet.
  • Rıza.
  • Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek.
  • Kesmek.
  • Zayıf etmek.
  • Ettiği iyiliği başa kakmak.
  • İki batman ağırlık.
  • Kudret helvası.

menun

  • (Menn. den) Kesmek.
  • Vakit, zaman, ömür ve sâireyi kesen mânâsınadır.

mesule

  • (Çoğulu: Mesulât) Azap vermek, eziyet etmek.
  • Hayvanı oka nişan edip atmak yahut diri iken bir tarafını kesmek.

metr

  • Kesmek.
  • Çekmek.
  • Atmak. (Bazan fercten kinâye olur.)

mez'

  • Evmek, acele, sür'at.
  • Kesmek.

mezk

  • Yarma, yırtma. Kesme.

miclat

  • Ağaç budamada ve bağ filizini kesmekte kullanılan demir.

micveb

  • Bir şey kesmeye yarıyan demir.

mıhtab

  • Balta gibi odun kesmekte kullanılan âlet.

mihtab

  • Balta. Odun kesmekte kullanılan âlet.

mikdad

  • Demir kesme âleti.

mina / minâ

  • Mekke-i mükerremenin doğusundaki dağların eteğinden Arafât'a giden yol üzerinde bulunan yer. Hac ibâdeti esnâsında kurban kesmek ve cemre (şeytan) taşlamak için buraya gidilir. İbrâhim aleyhisselâm, kurban etmek için, oğlu İsmâil'i buraya götürmüştü.

muhazzi'

  • Saman ve ot kesmekte kullanılan bir çeşit ziraat makinesi.

mukataa

  • (Kat'. dan) Kesişmek.
  • Ülfeti terk eylemek.
  • Birbirinden kesmek ve kesişmek.
  • Muayyen bir kira karşılığında arazinin kesime verilmesi.
  • Ekilen toprak için verilen muayyen vergi.

mümakese

  • Satın aldığı şeyin pahâsından kesmek.

nağme-i لاَتَقْنَطُوا

  • "Ümidinizi kesmeyin" nağmesi, melodisi.

nah'

  • Kesme, boğazlama.

naha'

  • Boyun kemiğindeki beyaz iliğe varana kadar kesmek.
  • Yemen taifesinden bir kavim.
  • Hâlis etmek.
  • Uzaklık, ıraklık.

nahr

  • Boğazlamak. Bir hayvanın göğsü üstünden bıçak vurup boğaz damarını kesmek.
  • İki şeyin birbirine göğüs göğüse olması.
  • Boyun. Boğaz çukuru.
  • Sadır.
  • Gündüzün evveli.
  • Namazda kıyamda iken sağ eli sol elin üstüne koymak.
  • Kurbanlık deveyi göğsü üstünden (evdâcını yâni iki büyük damarını) kesmek.

nehr

  • Boğazlamak, kesmek.
  • Namazda sağ elini sol eli üzerine koymak.
  • Sadr, göğüs.

nezr kurbanı

  • Allah rızâsı için, bir koyun veya şu koyunu kurban etmek adağım olsun diyen zengin veya fakir kimsenin Kurban bayramında kesmesi gereken kurban.

nızv

  • (Çoğulu: Nuzuv, Enzâ') Gitmek.
  • Sebkat etmek.
  • Kesmek, kat'etmek.
  • Çekip çıkarmak.
  • Bırakmak.
  • Zayıf deve.
  • Eski elbise.

ra'sa'

  • Kulakları küpe gibi uzunca sarkık olan yahut ucunu kesmekten ilişik kalıp sallanıp duran kulakları asılı olan dişi koyun.

razz

  • Kesmez âlet.

ru'b

  • Korku, havf. Korkudan dolayı iş ve hareketten kesilmek. Korkutmak.
  • Kesmek.
  • Sihir, büyü, efsun.

sad'

  • Yarılmak, yarmak.
  • Kesmek, kat'etmek.
  • Göstermek. İzhar etmek.
  • Beyân ve meyl etmek, açıklamak.

salm

  • Kesmek.

salma'

  • Kesmek.

sarm

  • (Surm) Bağ kesmek. Meyve toplamak. Bir şeyi kökünden ayırmak.

sat'

  • Yüksek olmak. Kesmek, kat'etmek.

şatbe

  • (Çoğulu: Şütab-Şütub) Hurma ağacının budağı.
  • Yaş ekin yaprağı.
  • Yarmak.
  • Kesmek.
  • Uzun boylu kadın.

şedar

  • Sözü şiir ile kesme.
  • Hayvan bağlanan yer.

segab

  • (Çoğulu: Sügbân) Kesmek.
  • Dere içinde yağmurdan biriken su.
  • İyi ve tatlı su.

sekte

  • Durma, kısılma.
  • Kanın birdenbire durması.
  • Bir işin görülmesinde kesiklik, durgunluk hâsıl olmak.
  • Tecvidde: Kıraat esnasında nefes almadan sesi kesmeğe denir.

şer'ab

  • Uzun.
  • Uzununa kesmek. Uzunlamasına yarmak.

şerh

  • Açma, genişletme.
  • Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme.
  • Bir şeyi dilim dilim kesme.
  • Bollaştırma.
  • Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme.
  • Açıklanmış yazı, risale.

serr

  • Çocuğun göbeğini kesmek.
  • Göbekte ağrı olmak.
  • Şâdlık, neşeli ve sevinçli olma.

şerşere

  • Ateş üstüne koyunca cızlayıp ötmek.
  • Yarmak.
  • Kesmek.
  • Meta, mal mülk.
  • Ağırlık. (Bu mânâya Çoğulu: Şerâşir)

serupay

  • Tas: Dervişin, tarikat ve mevlevihâne ile bağını kesmek. (Farsça)

şerz

  • (Çoğulu: Şerâriz-Şevâriz) Şiddet.
  • Zorluk.
  • Kuvvet.
  • Kalabalık, galizlik. Kat'etmek, kesmek.

sılairahim / sılâirahim

  • Akrabalarla alâkayı kesmeyip devam ettirmek.

ta'kir

  • Bir uzvu, organı yararak sinirleri kesme.

ta'til

  • Çalışmağa ara vermek. Çalışmayı durdurmak. İzine başlamak.
  • Kesmek.
  • Muattal bırakmak.
  • Ziynetsiz etmek, süssüz yapmak.
  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tadhiye

  • Kurban kesmek.

tadli'

  • Kavunu dilim dilim kesmek.

tahrim

  • Yarmak. Pâre pâre kesmek, parçalamak.

tahzi'

  • Yarma, kesme.
  • Ameliyat.

tahzim

  • Kesmek.

takdid

  • Eti kurutmak.
  • Uzunlamasına yırtmak veya kesmek.

taklim

  • (Kamış, tırnak, kalem gibi şeyleri) yontma, kesme.

takti

  • Kesme, kesik kesik okuma.

takti' / taktî' / تقطيع

  • Kesme. Kesilme. Parça parça etme. Parçalara bölme.
  • Parçalamak, kesmek, bölmek.
  • Kesme. (Arapça)
  • Şiiri veznine göre parçalara ayırma. (Arapça)

takvir

  • Bir cismi yuvarlak kesmek.

takzib

  • Kesmek.

tamm

  • Saçını kesmek.
  • Galebe etmek. Galib gelmek.
  • Yükselmek, yüce olmak.
  • Defnetmek, gömmek.

tarr

  • Kesmek.
  • Keskinletmek.
  • Yapmak.
  • (Bıyık) gelmek.
  • Çolak olmak.
  • Düşmek.

tasarum

  • Birbirini kesmek.

taslim

  • Kulağı dibinden kesmek.

tatil

  • Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tebtik

  • Kulak kesmek.

tebtil

  • Tamamen hakka yönelmek.
  • İyice ve tamamiyle kesmek.
  • Terbiye etmek.
  • Yemek.

tebtit

  • Kesmek.
  • Dağıtmak.
  • Bitirmek.

tecdi'

  • Bir kimseye iyileşmesin diye beddua etme.
  • Vücudun bir tarafını kesme.
  • Çocuğu zararlı şeylerle besleyip gelişmesini önleme.

teczim

  • (Kol, kanat gibi şeyleri) kesme.

tefes

  • Kir, pislik.
  • Menâsik-i Hacta bıyık ve tırnak kesmek, baş ve kaş yolmak.

tefsa'

  • Kesmek.
  • Eskimek.

tehlib

  • Atın kuyruğunun kılını kesmek.

tekattül

  • Birbirini kesme, kesişme.

tekatu'

  • Kesme. Kesişme.
  • Çatışma. İki çizginin bir noktada birbirini kesmesi.

telbin

  • Kerpiç kesmek.

terhim

  • Atmak.
  • Kolaylaştırmak, âsân etmek.
  • Deveyi sebepsiz kesmek.
  • Yumuşak ve ince etmek.
  • Bir ismi kısaltma.

terr

  • Vurmak.
  • Kesmek.
  • Uzak olmak.

tesbil

  • (Sebil. den) Bir şeyi Allah rızası için vakfetme, Allah yoluna bağlama.
  • Yolcu etme, yola çıkarma.
  • Yol gösterme.
  • Kesme.

tesrid

  • Davar boğazlandığında daha soğumadan bir yerini kesmek veya kırmak.

teşrid

  • Ayırma, dağıtma. Dilim yapıp kesmek.
  • Nefyetme, kovalama.
  • Belâya atma. Ürkütüp kaçırma. Sevketme.
  • Birisinin ayıbını teşhir eylemek.

ukas

  • Bir cins ot.
  • "Kesmek" mânâsına mastardır.

uktua

  • Alâkayı kesmek gayesiyle gönderilen şey. İlgiyi kesmek üzere verilen şey.

umre

  • Ziyâret etmek. Hac zamânı olan beş günü yâni Arefe ve Kurban bayramının dört günü dışında, istenildiği zaman ihrâma girip Kâbe-i muazzamayı tavâf etmek ve Safâ ile Merve arasında sa'y etmek (yürümek), saçı kazımak veya kesmekten ibâret olan ibâdet. Umreye Hacc-ı asgar (küçük hac) da denir.
  • Hac zamânı olan beş günden yâni Arefe ve Kurban bayramının dört gününden başka, senenin her günü ihrâma girip Kâbe'yi tavâf etmek, Safâ ile Merve arasında sa'y yapmak ve saç kazımak veya kesmek.

vafi / vâfî

  • Vefalı, kendini seveni unutmayan, ilgisini kesmeyen.

vefa

  • Sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme.

vekf

  • Evin damlaması.
  • Kat'etmek, kesmek.

ye's

  • Emelinden kesilmek. Ümidsizlik. Nevmid olmak. Matlubunun hâsıl olmasına ümidini kesmek.
  • Ümitsizlik, ümîd kesmek.

ye's-i mutlak

  • Tamamen ümidini kesme.

yevm-i nahr

  • Kurban kesme günü. Zilhicce ayının onuncu yâni kurban bayramının birinci günü. On birinci ve on ikinci günleri de kurban kesme günü olduğundan hepsine birden eyyâm-ı nahr denildi.

zebh / ذبح

  • Kesme, boğazlama. Kurban kesme. (Boğazlanmış veya boğazlanacak hayvana da "zebiha" denir.)
  • Kesme, boğazlama.
  • Boğazlama, kesme. Hayvanın boğazındaki yemek borusu, hava borusu, iki yandaki kan damarından üçünü bir anda kesmek.
  • Kesme, boğazlama.
  • Boğazlama, kesme, kurban kesme.
  • Boğazlama. (Arapça)
  • Zebh edilmek: Boğazlanmak, kesilmek. (Arapça)
  • Zebh etmek: Boğazlamak, kesmek. (Arapça)

zebih

  • Kesme, boğazlama. Kesilecek hayvan.
  • Hz. İsmail'in (A.S.) ve Hazreti Muhammed'in (A.S.M.) babası Hz. Abdullah'ın lâkabı.

zekve

  • Tamamlamak. Kesmek.