LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kerim ifadesini içeren 582 kelime bulundu...

ayat-ı hırz / âyât-ı hırz

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olan âyet-i kerîmeler.

işaret-i nass / işâret-i nass

  • Nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) görünen mânâsından başka, ayrıca maksûd olmayan, kastedilmeyen bir mânâyı da bildirmesi.

ishak aleyhisselam / ishâk aleyhisselâm

  • Şam ve Filistin ahâlisine (halkına) gönderilen peygamberlerden. İbrâhim aleyhisselâmın ikinci oğlu olup, annesi hazret-i Sâre'dir. İbrâhim aleyhisselâmın dînini insanlara tebliğ etti. İsmi, Kur'ân-ı kerîmde on yedi yerde bildirilmiştir.

müteşabih ayet / müteşâbih âyet

  • Mânâsı açık olmayan âyet-i kerîme. Çoğulu, müteşâbihâttır.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Mânâsı kapalı âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler. Müteşâbihâta îmân etmeli, mânâsını Allahü teâlâya bırakmalıdır. Bunlar, Allahü teâlânın sevdiklerine bildirdiği sırların sembolleri, işâretleridir. Bunları anlıyanlar açıklamamışlardır.

a'la suresi / a'lâ suresi / a'lâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen yedinci sûresi.

a'raf suresi / a'râf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 7. suresidir. Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur. Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yedinci sûresi.

abese suresi / abese sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte,

adem / âdem

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası.

adiyat suresi / âdiyat suresi / âdiyât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 100. suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüzüncü sûresi.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahir-i feth / âhir-i feth

  • Kur'ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi'nin sonu.

ahkaf suresi / ahkâf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk altıncı sûresi.

ahkam-ı ictihadiyye / ahkâm-ı ictihâdiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte açıkça bildirilmeyip, müctehid denilen âlimlerin açıkça bildirilenlere benzeterek elde ettikleri hükümler.

ahkam-ı kur'aniye / ahkâm-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Farsça)

ahzab suresi / ahzâb sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz üçüncü sûresi.

akval-i müfessirin / akvâl-i müfessirîn

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir edip yorumlayan âlimlerin görüşleri.

al-i imran / âl-i imrân

  • Kur'ân-ı Kerîm'in 3. sûresi.

al-i imran suresi / âl-i imran suresi / âl-i imrân sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin üçüncü sûresi.

alak suresi / alak sûresi / alâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan altıncı sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 96. sûresi.

alim / alîm / âlim

  • Bilen. İlmi, ebedi ve ezeli olan Cenab-ı Hak. (Kur'an-ı Kerim'de bu isim 126 kerre zikredilir.)
  • Bilen, ilim sâhibi.
  • Her şeyi bilen mânâsına Allahü teâlânın sıfatlarından biri.
  • Zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur'ân-ı kerîmin ve yüzbinlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm'ın yirmi ana ilmi ve bunların kolları olan seksen ilminde mütehassıs (uzman),

amelde mezheb

  • Mutlak müctehid denilen derin âlimin, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf, icmâ ve Eshâb-ı kirâma âit nakilleri esas alarak, iş ve ibâdetle ilgili hükmü açıkça bildirilmeyen husûslarda çıkardığı hükümlerin hepsi.

ameysel

  • Arslan.
  • Şişman, büyük deve.
  • Kaftanını yere sürüyerek gezen tembel kimse.
  • Uzun kuyruklu geyik.
  • Enli nesne.
  • Kerim, şerif nesne.

amme cüz'ü

  • Amme Sûresiyle başlayan Kur'ân-ı Kerim'in son cüz'ü.

ankebut suresi / ankebût sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.)
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi dokuzuncu sûresi.

asabe

  • Baba tarafından akrabâ, hısım. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisse (pay) takdîr edip bildirdiği vârislerden (Eshâb-ı ferâizden) sonra gelen ve belli bir payı olmayıp artan malı almaya hak kazanan, ölene erkek vâsıtasıyla bağlanan erkek akrabâ veya bâzı durumlarda bunlar gibi vâris olan kadınlar.

aşir

  • Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası.
  • Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası.
  • Dost, yardımcı, yardak.
  • Koca.
  • Kabile.
  • Kötülükte yardımcılık eden.
  • Sahip.
  • Toz.
  • Kur'ân-ı Kerimden on âyetten oluşan bir bölüm.

aşr

  • (Aşir) On.
  • On adetten birisini almak. On etmek.
  • Kur'ân-ı Kerim'den on âyet mikdarı kısım.
  • Kur'ân-ı Kerimden bir vesileyle okunan on âyet miktarı kısım.
  • On. Bir cemâat içerisinde ve daha çok cemâatle kılınan namazlardan sonra Kur'ân-ı kerîmden sesli olarak okunan on âyet veya bu mikdara yakın bir bölüm.
  • Kur'ân-ı Kerim'den on âyet miktarı okunan kısım.

asr suresi / asr sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz üçüncü sûresi.

asr-ı nüzul-i furkan

  • Kur'an-ı Kerimin indiği dönem.

ayet / âyet

  • Alâmet, işâret, mûcize, ibret.
  • Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır.
  • Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret.
  • Mûcize.
  • Eser.
  • Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret.
  • Menzil, mekân.
  • Kur'ân-ı Kerim'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa, intibâha sebeb olan hâdise. (Kur'ân-ı Kerim'de 6666 âyet vardır.)

ayet-el kürsi / âyet-el kürsî

  • Kur'ân-ı kerîmde Bekara sûresinin, fazîletiyle bilinen 255. âyet-i kerîmesi.

ayet-i hasbiye / âyet-i hasbiye

  • "Allah bize yeter; O ne güzel Vekîl'dir" mânâsındaki "Hasbünallâhü ve ni'me'l-Vekîl" âyet-i kerimesi; Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti.

ayet-i müdayene / âyet-i müdâyene

  • Kur'an-ı Kerim'de (Sure-i Bakara, 281. âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.)

ayet-i muhkeme / âyet-i muhkeme

  • Muhkem âyet. Çoğulu âyât-ı muhkemât'tır.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Kur'ân-ı kerîmde mânâsı açık olan âyet-i kerîmelere verilen ad.

ayet-i nuriye / âyet-i nuriye

  • Kur'ân-ı Kerim'in 24. sûresi olan Nur Sûresinin 35. âyeti.

ayn harfi

  • Kur'ân-ı kerîmde Ömer-ül-Fârûk'un radıyallahü anh namaz kıldırırken, ayakta okumayı bitirip, rükû'a eğildiği yeri gösteren işâret. Ayn harfi hep âyet-i kerîmelerin sonunda bulunmaktadır.

bakara

  • Sığır, inek.
  • Kur'ân-ı Kerim'in ikinci sûresi: Bu sûrede yahudilere bir inek kurban etmeleri emredilip bu konuda geniş bilgi verildiğinden, sûre bu adı almıştır.

bakara suresi / bakara sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan ş

batıniyye

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin ve hadis-i şeriflerin zâhir ve âşikâr mânalarından ayrılarak, usûlsüz ve yanlış te'viller ile âyet ve hadislerin gizli ve sırlı mânalarını bulmak iddiasında olan sapık bir tarikat ve buna bağlı olanlar.Esasen âyet ve hadislerin ince, derin ve küllî mânalarını tefsir ve

bekara (bakara) suresi / bekara (bakara) sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin ikinci ve en uzun sûresi.

beled suresi / beled sûresi

  • (El-beled) Kur'an-ı Kerim'de 90. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksanıncı sûresi.

benul-ahyaf / benûl-ahyâf

  • İslâm mîrâs hukûkunda Eshâb-ı ferâiz adı verilen (Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini, paylarını bildirdiği) kimselerden ana bir erkek ve kız kardeşler.

berae suresi / berâe sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Tevbe sûresi de denir.

beşaret-i kur'aniye / beşaret-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin müjdesi.

beyyine

  • Açık delîl.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Mûcize.
  • Delil, şâhid.
  • Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
  • Peygamber efendimizin isimlerinden.

beyyine suresi / beyyine sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 98. suresi olup "Kayyime, Münfekkin, Beriyye, Lemyekün" Sûresi gibi isimlerle de söylenir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan sekizinci sûresi.

biat-ı rıdvan

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. Sûresi olan Fetih Sûresinde zikri geçen, Hz. Peygamber'e (A.S.M.) bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir. Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir. (R.A.)

buhari-işerif / buhârî-işerîf

  • İslâm dîninde Kur'ân-ı kerîmden sonra en kıymetli, en üstün kitap. Kütüb-i sitte adı verilen meşhur altı hadîs kitabının birincisi.

büruc suresi / bürûc sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 85. suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen beşinci sûresi.

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim

cahil / câhil

  • Allahü teâlâyı unutmuş olan; gâfil, bilgisiz. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
  • İlmiyle amel etmeyen.

cami-i kur'an

  • Kur'an-ı Kerim'i toplayan mânâsında olup, Halife Hz. Osman (R.A.) kasdedilir.

casiye suresi / câsiye suresi / câsiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. Şeriat, Dehir Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk beşinci sûresi. Hâ-mîm de denir.

cezalet-i nazmiye

  • Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.

cezm

  • (Cezim) Kat'î karar. Yemin. Kararlaştırmak.
  • Kesmek.
  • Niyet. Tahmin. Takdir.
  • İlzam.
  • İcâbe.
  • Gr: Arabçada kelime sonundaki harfi sâkin okumak. Kur'ân-ı Kerim okurken harfleri yerlerine vaz'edip mahrecinden çıkarırken tâne tâne, fesahat, beyan ve teenni ve

cim secavendi / cim secâvendi

  • Kur'ân-ı Kerim'deki durma yerlerinden biri. Bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.

cinn suresi / cinn sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.

cum'a suresi / cum'a sûresi / cum'â sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 62. ve Medine-i Münevvere'de nâzil olan sûresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış ikinci sûresi.

cüz

  • Kısım, parça. Bir şeyin bir parçası.
  • Kitab forması.
  • Küllün mukabili.
  • Kur'ân-ı Kerim'in otuzda bir parçası.
  • Kanaat. İktifâ eylemek.
  • Düğümü sağlam yapmak. Bir şeyi pekiştirip muhkem kılmak.
  • Kız evlâdı.

cüzhan

  • Kur'ân-ı Kerim cüzlerini okuyan kimse. (Farsça)

davud / dâvud

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçer ve Benî İsrail Peygamberlerindendir. Hz. Süleyman'ın (A.S.) babasıdır. Hem Peygamber, hem Sultandı. İbranice Zebur kitabı kendisine nâzil olmuştur. Sesi çok güzeldi. M.Ö. 1010 da vefat ettiği nakledilir.

davud aleyhisselam / dâvûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hem peygamber, hem sultân yâni hükümdâr idi. Soyu Yâkûb aleyhisselâmın Yehûda adlı oğluna ulaşır. Süleymân aleyhisselâmın babasıdır. Kudüs'te doğdu. Orada yaşadı ve orada vefât etti.

dehmus

  • Cömert kişi. Kerim kimse.

dehr suresi / dehr sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 76. suresi olup Sure-i İnsan, Ebrar, Emşac, Hel Etâ Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi. İnsan sûresi ve Hel'etâ da denir.

delailü'l-i'caz / delâilü'l-i'câz

  • Abdülkâhir-i Cürcânî'nin, Kur'ân-ı Kerim'in edebî yönünü anlattığı bir eseri.

delalet-i nass / delâlet-i nass

  • Nassın delâleti. Nass'da (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte) zikredilen şeyin hükmünün, müşterek (ortak) illet sebebiyle zikredilmeyen şey hakkında da sâbit olduğuna delâlet etmesi. Bâzı âlimler delâlet-i nass'a, kıyâs-ı celî(açık kıyâs) demişlerdir.

delil-i kat'i / delîl-i kat'î

  • Mânâsı açıkça anlaşılan âyet-i kerîme ve tevâtürle bildirilmiş olan hadîs-i şerîf. Bunlar, farzlar ile haramları bildirirler. Kesin delil.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Naklî delil, Kitabî delil. Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i şeriflere istinad eden delil.

delil-i zanni / delîl-i zannî

  • Mânâsı açıkça anlaşılmayan, tek bir mânâya, delâlet etmeyen âyet-i kerîme ve tek bir Sahâbî tarafından bildirilen, mânâsı açık hadîs-i şerîf.

dellal-ı kitab-ı mübin / dellâl-ı kitab-ı mübîn

  • Bütün hakikatleri açıklayan Kur'ân-ı Kerimdeki gizil sırları insanlara duyuran.

devr-han

  • Kur'an-ı Kerim'i devamlı okuyup devreden kişi. (Farsça)

dirayet tefsiri / dirâyet tefsîri

  • Resûlullah'tan sallallahü aleyhi ve sellem gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur'ân-ı kerîmin lisan bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma'kul, re'y tefsîri ve te'vîl de denir.

duh

  • Kız, kerime, duhter. (Farsça)
  • Havai fişek. (Farsça)
  • Hasır otu, hasır sazı. (Farsça)

duha

  • Kuşluk vakti.
  • Güneş.
  • Vuzuh ve beyan.
  • Kur'ân-ı Kerim'in 93. Suresinin adı. Vedduhâ da denir.

duha suresi / duhâ sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan üçüncü sûresi.

duhan

  • Duman. Tütün.
  • Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
  • Mc: Gaflet ve dalâlet dumanı ki, hakikatların görünmesine mâni olur. Arap lisanında galib olan şerre, duhan tesmiye ederler.
  • Kıtlık ve kuraklık.

duhan suresi / duhân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dördüncü sûresi.

duht

  • Kız, kerime. (Farsça)

ebced hesabı

  • Ebced harf tertibinde görüldüğü gibi, Kur'ân-ı Kerim daha nâzil olmadan harflere rakam değeri verilerek tarih yazılır ve hâdiseler kaydedilirdi. Bundan böyle Arab, Fars ve Türk Ebediyatında hâdiselerin tarihleri Ebced hesâbı ile yazılırdı. Birçok muharebe, zafer, büyüklerin doğum ve ölümü, yüksek me

ecza / eczâ

  • Cüzler.
  • Eczacılıkta kullanılan maddeler.
  • Bir kitabın parçaları. Kur'ân-ı Kerim'in cüzleri.

ecza-yı şerife / eczâ-yı şerife

  • Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren otuz cüz.

edeb-i furkani / edeb-i furkanî

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur'ân-ı Kerim'in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı.

edille-i erbaa

  • (Edille-i şer'iye) Fık: Fıkıh ilminin istinad ettiği deliller: Kitab (yani Kur'an-ı Kerim'deki deliller), sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. (Usul-ü erbaa ve edille-i asliye tabirleri de aynı mânada kullanılır.)

efsun / efsûn

  • Fen yolu ile tecrübe edilmemiş maddeler ve Kur'ân-ı kerîmden olmayan, mânâsız yazılar kullanmak. Mânâsı bilinmeyen ve îmânın gitmesine sebeb olan şeyleri okumak.

ekarim

  • (Tekili: Kerim) Kerem sâhibi olanlar.

ekrem

  • Çok cömert, daha kerim, en kerim.
  • Daha kerim, en iyi.

ekremü'l-ekremin / ekremü'l-ekremîn

  • Cömertlerin en cömerdi. Çok kerim, çok cömert olan Allah.

el-bakara suresi / el-bakara sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimin 2. suresi.

el-fatiha

  • Kur'ân-ı Kerim'in birinci suresinin adı olup bu sureyi okumaya işâret için söylenir.

el-furkan

  • Kur'ân-ı Kerim.

el-hüda / el-hüdâ

  • Hidayet, Kur'ân-ı Kerim.

el-kerim / el-kerîm

  • (Bak. KERÎM)

elest

  • Rabbiniz değil miyim? (meâlinde olan âyet-i kerimenin kısaltılmış işaretidir.)

elyesa' aleyhisselam; / elyesa' aleyhisselâm;

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İlyâs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderilmiş ve Mûsâ aleyhisselâmın dînini yaymakla vazîfelendirilmişti. İsmi Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir.

en'am

  • Deve, sığır, koyun gibi hayvanlar.
  • Kur'ân-ı Kerimin altıncı Suresinin adı ve bir kısım Kur'ân âyetlerinden ve Surelerinden müteşekkil dua kitabı.

en'am suresi / en'âm sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altıncı sûresi.

enbiya / enbiyâ

  • Nebiler, peygamberler.
  • Kur'ân-ı Kerimin 21. sûresi.

enbiya suresi / enbiyâ sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 21.suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi birinci sûresi.

enfal / enfâl

  • Kur'ân-ı Kerimin 8. sûresi.
  • "Nefel"in çoğulu. Harpte düşmandan alınan mallar, ganimetler. Kur'ân-ı Kerim'in 8. Sûresi.

enfal suresi / enfâl sûresi

  • Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin sekizinci sûresi.

esbab-ı nüzul / esbâb-ı nüzûl

  • İnmesinin sebebleri.
  • Kur'an-ı Kerim âyetlerinin gelmesine (Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile indirilmesine) sebeb olan hâdiseler.
  • Kur'ân-ı kerîm âyetlerinin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize indiriliş sebebleri.

eser-i tefsir / eser-i tefsîr

  • Tefsîr eseri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

eshab-ı feraiz / eshâb-ı ferâiz

  • Ölen bir kimsenin mîrâsına (geriye bıraktığı mala) vâris (hak sâhibi) olan ve Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini (paylarını) bildirdiği dördü erkek, sekizi kadın on iki kişi.

eshab-ı kehf / eshâb-ı kehf

  • Mağara arkadaşları; Îsâ aleyhisselâmdan sonra din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, hicret eden ve Efsûs (Tarsus)'daki mağarada bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur'ân-ı kerîm de Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir

esma-i hüsna / esmâ-i hüsnâ

  • Güzel isimler. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen doksan dokuz ism-i şerîfi.

esrar-ı kitabullah

  • Allah'ın kitabı olan Kur'ân-ı Kerim.

evsat-ı mufassal / evsât-ı mufassal

  • Kur'ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir.

eyyam-ı ilahiye / eyyâm-ı ilâhiye

  • İlâhi günler; Kur'ân-ı Kerîmin bahsettiği günler.

eyyam-ı kur'aniye

  • Kur'an-ı Kerim'e göre olan günler (...Semavatta herhangi bir kürenin kendi etrafında bir defa dönmesi ile gün; mensub olduğu seyyarenin etrafında bir defa dönmesi ile de senesi meydana gelir. Her yıldızın kendine göre bir günü ve senesi vardır. Meselâ: Şems-üş-şumusun bir günü ellibin sene ve Şi'ra

eyyub / eyyûb

  • (A.S.) : Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen İshak Aleyhisselâm'ın oğlu olan Ays'ın evlâdından Eyyûb Aleyhisselâm, bir peygamber idi. Pek çok malı ve Şam tarafında çok mülkü vardı. Her makbul kulunu ve peygamberini Allah imtihana çektiği gibi onu da denedi. Cümle emlâki emvâli elinden gitti. O yine şükrett

eyyub aleyhisselam / eyyûb aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ez-zikr

  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

fakih / fakîh

  • Fıkıh âlimi. Dînin amelî (yapılacak işlerle ilgili) hükümlerinde mütehassıs âlim. Çoğulu fukahâdır.
  • Müctehid. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmemiş olan hükümleri, açık ve geniş olarak bildirilenlere benzeterek meydana çıkarabilen derin âlim. İctihâd derecesine

fariza / farîza

  • Namaz, oruç, zekât gibi kesin delil (mânâsı açık olan âyet-i kerîme) ile bildirilen emirler.
  • Miktârı bildirilen vârislerden her birine düşen hisse. Mîrâs payı.

farz

  • Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde yapılmasını açıkca bildirdiği emirler.

fasıla / fâsıla

  • Aralık, ara, bölme.
  • Ayıran, bölen, Kur'ân-ı Kerim âyetlerinin sonları.

fatiha / fâtiha / fâtihâ

  • Bir şeyin başlangıcı, ibtidası.
  • Mübaşeret. Başlamak.
  • Karar vermek.
  • Bir duânın sonunda veya duâya başlarken Fâtiha Suresini okumayı hatırlatan ifade.
  • Kur'an-ı Kerim'in birinci suresi.
  • Kur'ân-ı Kerimin 1. sûresi.

fatiha suresi / fâtiha sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin birinci sûresi.

fatiha-i şerife / fâtiha-i şerife

  • Kur'ân-ı Kerimin ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi.

fatır suresi / fâtır suresi / fâtır sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 35. suresi. Melâike Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz beşinci sûresi. Melâike sûresi de denilmektedir.

fecr suresi / fecr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 89. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dokuzuncu sûresi.

fehil / fehîl

  • Kerim, cömert adam. Ulu ve kuvvetli kimse.

felak suresi / felak sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 113. suredir. Nâs Suresiyle beraber ikisine Muavvezeyn; İhlâs suresi ile beraber olursa üçüne Muavvezât adı verilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on üçüncü sûresi.

fenik

  • (Çoğulu: Finak-Efnâk) Gayet kerim ve necip olan.

ferman-ı azam / fermân-ı âzam

  • En büyük buyruk olan Kur'ân-ı Kerim.

ferman-ı rahman / ferman-ı rahmân

  • Rahmân olan Allah'ın buyruğu, Kur'ân-ı Kerim.

ferman-ı risalet / fermân-ı risalet

  • Peygamberlik fermânı, buyruğu; Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bütün cin ve insanlara tebliğ ettiği Kur'ân-ı Kerim.

fetih suresi / fetih sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk sekizinci sûresi.

fıkıh usulü / fıkıh usûlü

  • Fıkıh bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nâsıl çıkarıldığını öğreten ilim.

fil suresi / fîl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz beşinci sûresi.

fırka-i dalle / fırka-i dâlle

  • Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre mânâ vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalardan her biri.

fırka-i naciye / fırka-i nâciye

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Sünnet-i Seniyeye sıkı sıkıya bağlı olup Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ayrılmayan müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar lütf-u İlahî ile devam eder.

furkan

  • Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı farkedip ayıran.
  • Kur'an-ı Kerim.
  • Kur'an-ı Kerim'in 25. suresinin ismi.
  • Hak ile batılı ayırmak, iyi ile kötüyü ayırd etmek.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

furkan suresi / furkân sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi beşinci sûresi.

furkan-ı ahkem

  • Doğruyu yanlıştan en hikmetli ve sağlam şekilde ayıran Kur'ân-ı Kerim.

furkan-ı azim / furkan-ı azîm

  • Hakkı bâtıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap olan Kur'ân-ı Kerim.

fussilet suresi / fussilet sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 41. suresidir. Mekkî'dir. Secde, Sure-i Akvat ve Mesabih Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk birinci sûresi. Secde sûresi ve Hâ mîm de denir.

gaşiye suresi / gâşiye sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 88. suredir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen sekizinci sûresi.

gayb

  • Hazır olmama, gizli kalma. Hazır olmayan gizli kalan, görünmeyen.
  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde bildirilmeyen, his organları, tecrübe ve hesâb ile anlaşılmayan gizli şeyler.
  • Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen, Allahü teâ

gaydak

  • Geniş.
  • Yumuşak.
  • Kerim kişi. İyi huylu kimse.
  • Keler yavrusu.
  • Büluğ çağına varmamış çocuk.

habl-ül metin

  • Sağlam ip.
  • Mc: İslamiyet. Kur'an-ı Kerim.

hablü'l-metin

  • Sağlam ip. İslâ-miyet, Kur'ân-ı Kerim.

hablullah

  • Allah'ın ipi. Kur'an-ı Kerim. Allah'a kavuşma vasıtası. İhlâs. İtaat. Cemaat.
  • Allahü teâlânın ipi, Kur'ân-ı kerîm veya İslâm dîni.

hablülmetin

  • Sağlam ip; İslâmiyet, Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet.

hac

  • Kur'ân-ı Kerimin 22. sûresi.

hac suresi / hac sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi ikinci sûresi.

hacc suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir.

hadid suresi / hadîd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 57. suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli yedinci sûresi.

hadim-i furkan / hâdim-i furkan

  • Hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'ân-ı Kerimin hizmetkârı.

hadis-i kavi / hadîs-i kavî

  • Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.

hadis-i kudsi / hadîs-i kudsî

  • Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Cenâb-ı Haktan "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur" diyerek rivayet ettiği (naklettiği) Kur'ân-ı Kerîm dışındaki sözler.

hafız / hâfız

  • Kur'ân-ı Kerim'i tamamen ezbere okuyan.
  • Kur'an-ı Kerim'in mânası ile beraber her şeyini yaşamaya ve muhafazaya çalışan.
  • Muhafaza eden. Koruyan. Hıfzeden.

hafız mektebi

  • Kur'ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul.

hafız-ı kur'an / hâfız-ı kur'ân

  • Kur'ân-ı kerîmi ezbere bilen.
  • Kur'ân-ı Kerimi ezberleyen.

hakayık-ı seb'a

  • Yedi hakikat. Fatiha suresinin yedi âyeti. İmanın altı şartı ve İslâmiyet ile yedi olan mühim hakikatlar. Kur'an-ı Kerim'in yedi vechile hârika olması gibi hakikatlar.

hakka suresi / hâkka suresi / hâkka sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış dokuzuncu sûresi.

hakkaniyet-i kur'aniye / hakkaniyet-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu, gerçekçiliği.

halife-i adile / halîfe-i âdile

  • Halîfe olacağı, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin işâreti ile anlaşılan halîfe. Hazret-i Ebû Bekr'in halîfeliği böyledir.

halife-i raşide / halîfe-i râşide

  • İnsanlara, İslâm dînini anlatma vazîfesini Peygamber efendimiz gibi yapan ve âyet-i kerîmelerde veya hadîs-i şerîflerde halîfe olacağı işâret olunan halîfe. Buna, Halîfe-i âdile de denir.

hanifen müslimen / hanîfen müslimen

  • Allah'ı bir olarak tanıyan dosdoğru bir Müslüman (Kur'ân-ı Kerimde Hz. İbrahim için söylenen bir ibare).

haram / harâm

  • Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde yapmayınız diye açıkça yasak ettiği şeyler.

harun aleyhisselam / hârûn aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîm'de adı geçen peygamberlerden.

harut ve marut

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen iki meleğin ismidir.

haşr suresi / haşr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 59. suresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli dokuzuncu sûresi.

hatm

  • Hitâma erdirmek, bitirmek. Kur'an-ı Kerim'i veya herhangi bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek.
  • Mühürleme. Mühürlenme.
  • Kur'ân-ı kerîmi başından (Fâtiha sûresinden başlıyarak) sonuna (Nâs sûresine) kadar okumak.

hatme

  • Baştan aşağı (bütün Kur'ân-ı Kerimi) okuyup bitirmek.
  • Bir arada muayyen bir şeyi okuyup bitirmek.

hatme-i kur'aniye / hatme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hatmi; Kur'ân-ı Kerimi baştan sona okuyup bitirme.

hazret-i kur'an / hazret-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerim.

hehca'

  • Kerim, cömert kimse.

hican

  • İyi, kerim kimse.
  • Güzel ve beyaz deve.

hicr

  • Kur'ân-ı Kerimin 15. sûresi.

hicr suresi / hicr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 15. suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on beşinci sûresi.

hidemat-ı imaniye

  • İmâni hizmetler. (Kur'an-ı Kerim'i ve mânâsını öğrenmeğe vesile olmak; imâni şüphelerin giderilmesine çalışmak; İslâmiyetin, hak din olduğunu isbat etmek veya isbâta vesile olmak gibi.) Görülen hizmetler. Eşyanın ve mahlukatın lisan-ı hâl ile esmâ-i İlâhiyeye ait yaptıkları tesbih ve ibadetleri.

hıfz-ı kur'an

  • Kur'an-ı Kerim'i tamamıyla ezberleme.

hırk

  • Cömert, kerim.

hırrik

  • (Çoğulu: Ehrak - Hurrak - Huruk) Cömerd, kerim. Zarif.

hırz ayetleri / hırz âyetleri

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olduğu bildirilen âyet-i kerîmeler.

hizb

  • Bölük, taraftar.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sayfadan meydana gelen cüzlerinin dörtte biri olan beş sahife.

hizbullah

  • Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)

hızır

  • İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim.

hizmet-i neşriye

  • Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini yayma hizmeti.

hucurat suresi / hucurât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 49. suredir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk dokuzuncu sûresi.

hud / hûd

  • Kur'ân-ı Kerimin 11. sûresi.

hud aleyhisselam / hûd aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

hud suresi / hûd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 11. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin on birinci sûresi. Mekke-i mükerremede indi. Yüz yirmi üç âyet-i kerîmedir.

hüda

  • Doğru yol göstermek.
  • Doğruluk. Hidâyet.
  • Kur'ân-ı Kerimin bir ismi.
  • Doğru yol gösterme.
  • Hidayet etme.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

hükm-i şer'i / hükm-i şer'î

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Din-i İslâm'a uygun kanun ile verilen karar. Şeriatın hükmü.

huluk-ı azim / huluk-ı azîm

  • Kur'ân-ı kerîmin bildirdiği ve Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sâhib olduğu güzel huylar.

hümeze suresi / hümeze sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 104. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz dördüncü sûresi.

huruf-ı mukattaa / hurûf-ı mukattaa

  • Kur'ân-ı kerîmde bâzı sûre başlarında bulunan ve mânâsı açık olmayan ikisi üçü bir arada veya tek başına yazılı harfler. Elif lâm mîm, Yâsîn, Elîf lâm râ... gibi.

huruf-u mu'ceme

  • Gr: Kur'an-ı Kerim harflerindeki noktalı harfler.

huruf-ul mukattaa

  • Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir.

hutuvat-ı sitte

  • Altı adım. (Kur'an-ı Kerim'deki "Hutuvat-üş şeytan" tabirinden istifaze ile, şeytanların ve onların insî mümessilleri olan şerir insanların fitnekâr ve dalâlete sevkedici adımları, izleri ve desiseleri gibi mânalarla alâkalı olarak "bir mühim eser"e verilen isim) Şeytanın altı desisesi.

ibaret-inass / ibâret-inass

  • Mânâya delâleti bakımından lafzın dört kısmından biri. Nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) yalnız ibâresinden anlaşılan mânâya delâlet etmesi.

ibn-i cevzi / ibn-i cevzî

  • (Hi: 508-597) El-Muğni isimli Kur'an-ı Kerim tefsiri vardır. Hanbelî fıkhı ve tarihî bilgilerde muhakkik âlimlerdendir. Ebu-l Ferec İbn-i Cevzî diye de meşhurdur.

ibn-i mes'ud

  • Ebu Abdurrahman Abdullah Bin Mes'ud da denir. (R.A.)şeref-i İslâm ile müşerref olanların altıncısıdır. Bütün gazvelere iştirak etmiştir. Dâimî surette huzur-u Risalette bulunduğundan Kur'an-ı Kerim'i herkesten iyi öğrendiği gibi, pekçok hadis de işitmiş ve ezberlemişti. Kur'an-ı Kerim'i en evvel Mek

ibrahim aleyhisselam / ibrâhim aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden.

ibrahim suresi / ibrâhim sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin on dördüncü sûresi.

ictihad / ictihâd

  • İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarma.

idris aleyhisselam / idrîs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden.

ihlas / ihlâs

  • Samimiyet, doğruluk, riyasızlık. Kur'ân-ı Kerim'in 112. Sûresi.

ihlas suresi / ihlâs sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de şirkin ve küfrün envâını reddedip, tevhidi ilân eden 112. Sure. Bu sureye: Esas, Tevhid, Tefrid, Tecrid, Necat, Velâyet, Marifet, Samed, Muavvize, Mazhar, Berâe, Nur, İman suresi de denilmektedir. Maâni, Müzekkire gibi isimleri de vardır.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on ikinci sûresi. Tevhîd, Tefrîd, Tecrîd, Necâd, Vilâyet ve Mârifet sûresi de denilmiştir.

iktibas

  • Bir söz veya yazıyı olduğu gibi veya kısaltarak almak. Birisinden ilmen istifade etmek. İstifade suretiyle almak, alınmak.
  • Söz arasında Kur'an-ı Kerimden veya Hadis-i Şeriftden veya başka makbul eserlerden bir cümlenin kâmilen veya kısmen az tasarruf ile veya tasarrufsuz alınması.

iktiza-i nass / iktizâ-i nass

  • Âyet ve hadîslerin gerektirdiği şey; nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) hükmünün anlaşılabilmesi ve istenilen mânânın ortaya çıkması için sözün tamâmına bakılarak gerekli hükmün taktir edilmesi.

ilhad / ilhâd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

ilm-i kıraat / ilm-i kırâat

  • Usul ve kaidesine uygun olarak Kur'an-ı Kerimin okunması ilmi. Bak: (Kıraat) ve (Kıraat-ı seb'a) ve (Fenn-i kıraat)
  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin doğru olarak okunuşundan bâzı kelimelerin ise, farklı okunmasından bahseden ilim.

ilm-i tefsir / ilm-i tefsîr

  • Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, Allahü teâlânın kastettiği mânâyı açıklayan ilim.

ilm-i usul-i fıkıh / ilm-i usûl-i fıkıh

  • Fıkıh bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

ilm-i usul-i kelam / ilm-i usûl-i kelâm

  • Kelâm ilminin, îmân bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

ilm-i usul-i tefsir / ilm-i usûl-i tefsîr

  • Tefsîr ilminin metodlarından, kâidelerinden, müfessirde bulunması gereken şartlarından, âyet-i kerîmelerin; nâsih ve mensûhundan, hâss ve âmmından bahseden ilim.

ilyas

  • Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, ç

ilyas aleyhisselam / ilyâs aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden biri. Hârûn aleyhisselâmın neslindendir.

infitar suresi / infitar sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin seksen ikinci sûresi.

inna lillah ve inna ileyhi raci'un / innâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn

  • Belâ ve musîbet gelince veya kötü bir haber duyunca okunan, Bekara sûresinin; "Biz Allahü teâlânın kullarıyız (vefât ettikten sonra diriltilip yine) O'na döneceğiz" meâlindeki yüz elli altıncı âyet-i kerîmesi.

insan suresi / insan sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 76. Suresi olup "Dehr, Ebrar, Emşac, Hel-etâ Suresi" de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş altıncı sûresi.

inşikak suresi / inşikâk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 84. Suresi olup İnşakkat suresi de denir. Mekkî'dir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen dördüncü sûresi.

inşirah suresi / inşirâh sûresi

  • Kur'an-ı Kerimin 94. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan dördüncü sûresi.

inzal / inzâl

  • İndirmek.
  • Kur'ân-ı kerîmin, Ramazân-ı şerîf ayında Kadir gecesinde Levh-i mahfûzdan, dünyâ semâsındaki Beyt-ül-izze denilen makâma bir defâda, topluca indirilmesi.

isa

  • Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.

ishak

  • Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. İbrahim (A.S.)ın oğludur. Yakub (A.S.)ın babasıdır.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

isra suresi / isrâ suresi / isrâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 17. Suredir. Mekkidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on yedinci sûresi.

istihrac

  • Birşeyin içinden bir şey çıkarma; ilmî ve mânevî güçle Kur'ân-ı Kerimden mânâ çıkartma.

istihracat

  • Çıkarımlar; ilmî ve mânevî güçle Kur'ân-ı Kerimden çıkartılan mânâlar.

istihracat-ı kur'aniye / istihracat-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimden anlam çıkarma işlemleri.

istinbat / istinbât

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş hükümleri, bilgileri, açıkça bildirilenlere benzeterek, meydana çıkarmak.

istirca' / istircâ'

  • Belâ ve musîbet zamânında veya kötü bir haber duyunca "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn (Muhakkak ki Allahü teâlânın kullarıyız, vefât ettikten sonra diriltilme ve neşr ile yine O'na döneceğiz) (Bekara sûresi: 156) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuya rak Allahü teâlâya sığınmak.

istiva / istivâ

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih, yâni görülen, ilk anlaşılan mânâların verilmesi akla ve dîne uygun olmayıp günâh olan ve bu sebeble tevîl etmek yâni uygun olan mânâları vermek îcâb eden kapalı sözlerden biri.

kabr ziyareti / kabr ziyâreti

  • Ölümü ve âhireti hatırlayıp ibret almak, mezarlıkta medfûn (gömülü) olanlara duâ etmek ve Kur'ân-ı kerîm okumak ve velî olan ölülerin rûhlarından istifâde etmek maksadıyla bir kabre veya mezarlığa gitmek.

kadr (kadir) gecesi

  • Daha çok Ramazân-ı şerîf ayı içerisinde bulunduğu bildirilen ve Kur'ân-ı kerîmin indirilmeye başladığı mübârek gece.

kadr (kadir) suresi / kadr (kadir) sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan yedinci sûresi.

kadr suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 97. sure olup İnna Enzelna diye de söylenir.

kaf suresi / kâf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 50. suresidir. Bâsikat ismi de verilir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin ellinci sûresi.

kafirun suresi / kâfirûn suresi / kâfirûn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 109. sure olup El-Kâfirûn da denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz dokuzuncu sûresi.

kalem suresi / kalem sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 68. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış sekizinci sûresi. Nûn sûresi de denir.

kamer suresi / kamer sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 54. Suresinin ismi olup İktarabet Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli dördüncü sûresi.

kandi / kandî

  • Şekerimsi, şekerle ilgili, şekerden.

kari / kârî

  • Kur'ân-ı kerîmi ezberleyen ve okuyan.

karia suresi / kâria sûresi

  • Kur'an-ı Kerim' in 101. Suresidir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz birinci sûresi.

kasas suresi / kasas sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 28. Suresidir. Mekkîdir. (Kısas da denir.)
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi sekizinci sûresi.

kat'i delil / kat'î delîl

  • Kesin delil. Âyet-i kerîmeler ve tevâtürle bildirilen mânâsı açık hadîs-i şerîfler.

katib-i vahy / kâtib-i vahy

  • Kur'an-ı Kerim âyetlerini yazan. Vahy kâtibi.

kavari'

  • (Tekili: Karia) İnsan öleceği zaman, halet-i nezi'de okunan âyet-i kerime.
  • Şiddetli esen rüzgârlar.
  • Ansızın Allah tarafından gönderilen belâ ve musibetler.

kavl

  • Müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden din bilgilerini elde edebilen) âlimlerin bir işin hükmünü bildiren sözü yâni re'yi, ictihâdı.

kavl-i kadim / kavl-i kadîm

  • İmâm-ı Şâfiî'nin Bağdâd'daki ilk ictihâdlarına (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkardığı hükümlere) verilen ad. Bunlara onun mezheb-i kadîmi de denir. İmâm-ı Şâfiî, kavl-i kâdimini el-Hucce adlı eserinde topladı. Mısır'a yerleşince, muhîtin (y örenin) örf ve âdetlerini de nazar-ı îtibâra (dik

kavmiyetçilik

  • İslâmiyetin âyet-i kerime ve hadis-i şerifle men'ettiği, soy sop üstünlüğü ileri sürerek, kendi kavminden olmayanlardan ayrılmak ve onları hakir görmek.

kehf

  • Kur'ân-ı Kerimin 18. sûresi.

kehf suresi / kehf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 18. suresidir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin on sekizinci sûresi.

kelam-ı ilahi / kelâm-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kelâmı. Kur'ân-ı kerîm.

kelam-ı kadim / kelâm-ı kadim / kelâm-ı kadîm

  • Kur'an-ı Kerim, Kadim kelâm.
  • Ezelî yâni başlangıcı olmayan söz, kelâm; Kur'ân-ı kerîm.

kelam-ı mudari / kelâm-ı mudarî / kelâm-ı mudârî

  • Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça. Kur'an-ı Kerim bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.
  • Arap kabîlelerinden Mudar kabilesinin konuştuğu Arapça, Kur'ân-ı Kerîm bu lehçe üzerine nâzil olmuştur, en fasîh Arapça'dır.

kelamullah / kelâmullah

  • Allah sözü, Kur'-ân-ı Kerim.
  • Allah kelâmı, Kur'ân-ı Kerim.

kelimetullah

  • Allah'ın kelâmı, Kur'ân-ı Kerîm.

kerahet-i tahrimiyye / kerâhet-i tahrîmiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfteki delilinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın mekruh.

kerim

  • Her şeyin iyisi, faydalısı. Kerem ile muttasıf olan, ihsan ve inayet sâhibi. Şerefli ve izzetli. Muhterem, cömert, müsamahakâr. (Kur'an-ı Kerim tâbirindeki kerim; muazzez, mükerrem mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 27 defa geçer ve ancak iki defa Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır.)

kerimane / kerîmâne

  • Kerim olana mahsus hâlde. Lutfederek. Kerime hâs bir suretde. (Farsça)
  • Kerimce.

kerimiyet / kerîmiyet

  • Kerîmlik.

kesre

  • Kur'an-ı Kerim yazısında harfin altına konarak, o harfi "İ" veya "I" diye okutan ve bir adı da "esre" olan işâret.

kevser suresi / kevser sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 108. Suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz sekizinci sûresi.

kıraat

  • Okuma. Düzgün ve çabuk okuma.
  • Okuma kitabı.
  • Fık: Namazda Kur'an-ı Kerim'den bir miktar okumak.İnsan bir yazıyı ya kendi kendine yahut başkasına dinletmek üzere okur. Hususi mütâlaa nasıl olsa olur. Fakat dinletmekten maksad, anlatmak olduğu için o yolda okumanın dikkat edilec

kıraat-ı seb'a

  • Kur'an-ı Kerim'i yedi türlü okuma tarzı. Mâna değişmemek üzere Kur'an-ı Kerim Kureyş, Huzeyl, Havâzin, Kinane, Sakif, Temim ve Yemen lehçeleriyle "sırat, mâlik, cibril" gibi kelimelerin yedi türlü okunmasına denir.
  • Yedi türlü okuma.

kıraet ilmi / kırâet ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin kelimelerinin okunuş şekillerini râvileriyle berâber bildiren ilim.

kıraet-i şazze / kırâet-i şâzze

  • Arabî gramer şartlarına uyan ve mânâyı değiştirmeyen, fakat bâzı kelimeleri hazret-i Osman'ın çoğalttığı nüshaya benzemeyen Kur'ân-ı kerîm kırâeti (okunuş şekli).

kiram / kirâm

  • Benzetmeli, kinâyeli.
  • (Tekili: Kerim) Kerimler, şerefliler.
  • Eli açık cömert kimseler.
  • Ulular, cömertler, kerimler.

kısar-ı mufassal

  • Kur'an-ı Kerim'de 99. sure olan Zilzal suresinden 114. olan Nas suresine kadar olan surelerdir.

kitab / kitâb

  • Edille-i şer'iyyenin (İslâm dînindeki hükümlerin, din bilgilerinin) birinci kaynağı olan Kur'ân-ı kerîm.
  • Amel defteri.

kitab ve sünnet / kitâb ve sünnet

  • Kur'ân-ı kerîm ve Peygamber efendimizin hadîs-i şerîfleri (söz, iş ve görüp de bir şey demedikleri hususlar) mânâsına olan bir terim.

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn

  • Açık, hak ile batılı ayıran kitap, Kur'ân-ı Kerim.
  • Herşeyi açıkça beyan eden kitap, Kur'ân-ı Kerim.

kitab-ı münir

  • Nurlu kitap, Kur'ân-ı Kerim.

kitabullah

  • Allah kitabı, Kur'-ân-ı Kerim.

kitap

  • Kur'ân-ı Kerim.

kıyame suresi / kıyâme sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş beşinci sûresi.

kıyamet suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 75. Suresi olup "Lâ Uksimu" Suresi de denir. Mekkidir.

kıyas / kıyâs

  • Bir şeyi diğer bir şeyle ölçme, bir şeyi başka şeye benzetme; hakkında nass (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf) bulunmayan bir mes'elenin hükmünü, buna benzeyen ve hakkında nass bulunan başka bir mes'elenin hükmüne benzeterek anlama.

küfr-i cühudi / küfr-i cühûdî

  • Allahü teâlâya, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş, inanılması lâzım olan şeylere inanmamakta bilerek inâd etmek.

kur'an-ı cami' / kur'ân-ı cami'

  • Herşeyi içinde bulunduran Kur'ân-ı Kerim.

kur'an-ı hakim / kur'an-ı hakîm

  • Hakim olan Kur'an-ı Kerim. Hakim: Hikmetli, hikmet sâhibi, yahut çok hâkim ve muhkem mânalarına gelir.

kur'an-ı mu'cizi'l-beyan / kur'ân-ı mu'cizi'l-beyân

  • Açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur'ân-ı Kerim.

kur'ani müşkilat / kur'ânî müşkilât

  • Kur'ân-ı Kerimde anlaşılması zor olan yerler.

kürema

  • (Tekili: Kerim) Kerimler.

kureyş lehçesi

  • Arab dilinin Kureyş kabîlesince konuşulan lehçesi. Kur'an-ı kerîm bu lehçe üzerine inmiş ve bu lehçe üzerine yazılmıştır.

kureyş suresi / kureyş sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 106. Suresidir. Liilâfi Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz altıncı sûresi.

kurra / kurrâ

  • (Tekili: Kari') Okuyucular. Kur'ân-ı Kerimi usul ve tecvidine göre okuyanlar. Dindar ve sâlih kimse.
  • Kârîler, kırâat âlimleri, Kur'ân-ı kerîm okuyucuları.

kurra-i seb'a / kurrâ-i seb'a

  • Allahü teâlânın kelâmı olan Kur'ân-ı kerîmin kırâatini (okunuşunu) Peygamberimizin okuduğu gibi bildiren yedi büyük kırâat âlimi.

kütüb-i ehadis

  • İlâhî kitaplar: Tevrat, Zebur, İncil, Kur'ân-ı Kerim.

kütüb-i sitte

  • Altı kitab. Kur'ân-ı kerîmden sonra, İslâm dîninin ikinci kaynağı olan hadîs-i şerîfleri ihtivâ eden ve doğruluğu İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilen altı hadîs kitâbının hepsine birden verilen ad. Bunlar; İmâm-ı Buhârî'nin Sahîh-i Buhârî'si, İmâ m-ı Müslim'in Câmi'us-Sahîh'i, İmâm-ı Mâlik'in Mu

kütüb-ü ilahiye / kütüb-ü ilâhiye

  • İlâhî kitaplar, Allah tarafından gönderilen semavî kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerîm.

kütüb-ü mensuha-i semaviyye

  • İslâma ve bütün beşeriyyete gönderilen Kur'an-ı Kerim'den evvel eski peygamberlere gelen -Tevrat, İncil, Zebur- namlarındaki şimdi hükmü kalkmış olan mukaddes kitablar.

kütüb-ü mukaddese

  • Kutsal kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerim.

kütüb-ü mukaddese-i semaviye / kütüb-ü mukaddese-i semâviye

  • Vahye dayanan kutsal kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerîm.

kütüb-ü semaviye / kütüb-ü semâviye

  • Allah'ın gönderdiği kutsal kitaplar; vahiy ile gelen Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerim.

küvviret suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 81. Suredir. İzeşşemsü Küvviret veya Tekvir Suresi de denir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.

lafzullah

  • Allah lâfzı. (Bu kelime Kur'ân-ı Kerimde 2806 defa zikredilmiştir. Bu lâfız bütün "sıfat-ı kemâliyeyi" tazammun eden bir sadeftir.)

lahin / lâhin

  • Kur'ân-ı Kerim'i okurken telaffuzunda yanlışlık yapan.

lataknetu / lâtaknetu

  • Ayet-i Kerimeden bir kısım olup: Ümidinizi kesmeyiniz (meâlindedir.)

leheb suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 111. suresi olup "Tebbet, Mesed" Suresi de denir. Mekkîdir.

leyl suresi / leyl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 92. Suresinin ismidir.
  • Kur'ân- kerîmin doksan ikinci sûresi.

leyle-i kadr

  • Daha çok Ramazân-ı şerîf ayı içinde bulunduğu bildirilen ve Kur'ân-ı kerîmin gelmeye başladığı mübârek gece.

lian / liân

  • Lânetleşmek, erkeğin zevcesini (hanımını) zinâ etmekle suçlaması veya bu çocuk benden değildir demesi hâlinde dört şâhid getiremezse, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çağrılarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmedeki bildirildiği şekilde) kar şılıklı yemîn etmeleri ve lânetleşmeleri. Buna mu

lisan-ı gayb

  • Gaybın haberlerini bildiren dil. Ahiret ahvalini veya bizce bilinmeyen gayb hükmündeki haberleri söyleyen. "Kur'an-ı Kerim"

lisanullah

  • Allahın lisânı. Kur'an-ı Kerim.

lokman hakim / lokman hakîm

  • Allahü teâlâ tarafından kendisine ilim ve hikmet; akıl, anlayış, idrâk verilen peygamber veya velî. Kur'ân-ı kerîmde ismi zikr edildi. Dâvûd aleyhisselâm zamânında Arabistan Yarımadası'nın Umman taraflarında yaşadı. Uzun bir ömür yaşadıktan sonra ibâ det hâlindeyken Kudüs ile Remle arasında vefât et

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

lokman suresi / lokman sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 31. Suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz birinci sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerimin 31. sûresi.

lut aleyhisselam / lût aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden. Bugün Ürdün ile Filistin arasında bulunan Lût gölü yanındaki Sedûm şehri halkına peygamber olarak gönderildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâmın dînini tebliğ etti.

ma'un suresi / mâ'ûn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz yedinci sûresi.

macid

  • Çok âli. Şerif. Yüce. Kerim.
  • Hoş. Nâzik meşreb.

maide

  • Yemek yenilen sofra, yemek, ziyafet.
  • Kur'ân-ı Kerim'in
  • sûresi.

maide suresi / mâide sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin beşinci sûresi.

makàsıd-ı irşadiye-i kur'aniye / makàsıd-ı irşadiye-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin doğruluğu gösterme, uyarma maksatları.

makasıd-ı kur'aniye / makasıd-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin maksatları, hedefleri, gayeleri.

mana mertebeleri

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin anlaşılmasında bilinen muhtelif ma'nâlar. Zâhirî, bâtınî, sarihî, harfî, ismî, işarî, remzî, mecazî, mefhumî, riyazî mânâlar gibi.

manevi tefsir / mânevî tefsir

  • Kur'ân-ı Kerimin işaret ettiği hakikatleri asrın ilmî gelişmeleri ışığında ortaya koyarak, iman hakikatlerini güçlü ve sarsılmaz delillerle açıklayan, yorumlayan eser.

maun suresi / mâun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 107. Suresidir. "Eraeyte Suresi" de denir.

meal / meâl

  • Tefsîr âlimlerinin yaptıkları tefsirlerin (açıklamaların) ışığı altında, âyet-i kerîmelere verilen mânâ, açıklama.

mearic suresi / meâric sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 70. Suresi olup Seele veya Mevaki Suresi de denir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmişinci sûresi.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.

medeni / medenî

  • Faziletli, terbiyeli, kibâr.
  • Medineli. Şehirli.
  • Kur'an-ı Kerimin Medine şehrinde nâzil olan âyet ve sureleri.
  • Topluluk hâlinde yardımlaşarak yaşayan, kibâr, nâzik, terbiyeli, görgülü kimse.
  • Medîne'de nâzil olan âyet-i kerîmeler ve sûreler.

meharic-i huruf / mehâric-i hurûf

  • Kur'ân-ı kerîm harflerinin herbirinin ağızdan ses olarak çıktığı yer.

mekki / mekkî

  • Peygamber efendimizin Mekke-i mükerremeden, Medîne-i münevvereye hicretinden (göç etmesinden) önce nâzil olan (inen) âyet-i kerîmeler. Âyet-i kerîmelerin Mekkî olmalarında âlimlerin arasında meşhûr olan görüş budur. Bu hususta başka görüşler de vardır.

mekki sureler / mekkî sûreler

  • İçerisindeki âyet-i kerîmelerin çoğunun Mekkî (hicretten önce inmiş) yâhut, baş kısmı Mekkî âyet-i kerîmeler olan sûreler.

mekruh / mekrûh

  • Hoş görülmeyen, beğenilmeyen şey. Peygamber efendimizin beğenmediği ve ibâdetin sevâbını gideren şeyler. Yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla berâber, Kur'ân-ı kerîmde, şüpheli delil ile, yâni açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin (Peygamb er efendimizin arkadaşlarının) bildirmesi ile anl

meryem

  • Kur'ân-ı Kerimin 19. sûresi.

meryem suresi / meryem sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 19. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on dokuzuncu sûresi.

mezheb

  • Gitmek, tâkib etmek, gidilen yol. Mutlak müctehîd denilen dinde söz sâhibi âlimlerin, müslümanların yapmaları gereken hususlarla ilgili olarak dînî delîllerden (Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve İcmâ'dan) hüküm çıkarma usûlleri ve çıkarıp bildirdik leri hükümlerin hepsi.

mezheb imamı / mezheb imâmı

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, Eshâb-ı kirâmdan işiterek veya nakl ile toplayan, açıkça bildirilmemiş olanları da, kendi koydukları usûllere (metod) göre açıkça bildirilmiş olanlara benzeterek çıkaran derin âlim, mutlak müctehîd.

mim

  • Kur'ân-ı Kerim alfabesindeki yirmidördüncü harf olup, ebced hesabında kırk sayısının karşılığıdır.
  • Tarih yazarken bazan Muharrem ayına bir işaret olabilir.
  • Bir kitap veya ibarenin sonuna veya altına temme (bitti) yerine ve "mâlum oldu, görüldü" makamında konulan bir harftir.<

mıshaf

  • Kur'ân-ı kerîmin tamâmının yazılı olduğu mübârek kitab.

mıska

  • Şifâ âyet-i kerîme ve duâlarının yazılı olduğu kâğıt, muska.

mu'cizbeyan

  • Anlatış tavrı herkese benzemeyen. Tarz-ı beyanı mu'cize olan. Kur'an-ı Kerim. (Farsça)

mü'min suresi / mü'min sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 40. Suresidir. Gafir, Tavl Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırkıncı sûresi. Gâfir sûresi de denir.

mü'minun suresi / mü'minûn suresi / mü'minûn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi üçüncü sûresi.

muavvezetan / muavvezetân

  • (Muavvezeteyn) Kur'ân-ı Kerim'in son iki suresi. (Dâima okunacak gâyet lüzumlu dersleri verdiği ve her çeşit şerli işlerden Allah'a sığınmayı tavsiye ve emrettiği için bu isim verilmiştir.)

muaz ibn-i cebel

  • (Ebu Abdurrahman el Ensarî) Ashâb-ı Kirâm arasında hürmetle yâd olunan büyük fakihlerdendir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sağlığında Kur'an-ı Kerim'i cem'edip ezberleyen bahtiyarlardandır. Peygamberimiz, "Kur'ânı, Muaz İbn-i Cebel'den alınız" buyurmuştur. 157 hadis rivâyet etmiştir. Ürdün

mücadele suresi / mücâdele sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin elli sekizinci sûresi.

mücadile suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 58. Suresi olup Kad-semi' ve Sure-i Zıhâr da denilmiştir.

mücessime

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu fırkaya müşe bbihe de denir.

mücevvid

  • (Tecvid. den) Kur'ân-ı Kerim'i tecvid usulüne göre okuyan ve tecvidi iyi bilen kimse.

müctehid

  • İctihâd makâmına yâni Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîf ve diğer dînî delillerden hüküm çıkarma derecesine yükselmiş büyük din âlimi. Bütün İslâm ilimleri ve zamânın fen bilgilerinde söz sâhibi âlim.

müctehid fil-mezheb

  • Mezhebde müctehid; mezheb reisinin (imâmının) koyduğu usûl ve kâidelere uyarak, dört delîlden (Kitâb, yâni Kur'ân-ı kerîm, sünnet, icmâ', kıyâs,hüküm çıkaran İslâm âlimi. Buna, müctehid-i mukayyed ve müctehid-i müntesib de den ir.

müctehid-i fiş-şer'

  • Dînî hükümleri, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkarırken, kendine mahsûs kâide ve usûl koyan mezheb sâhibi müctehid. Buna müctehid-i mutlak da denir.

müctehid-i müstekıl

  • Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden doğrudan hüküm çıkarabilen ve kendine mahsûs kâide ve usûl koyan mezheb sâhibi müctehid. Buna, mutlak müctehid de denir.

müctehid-i mutlak

  • Dînî hükümleri, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ve diğer dînî delillerden (kaynaklardan) istinbât ederken, çıkarırken kendine mahsûs kâide ve usûl koyan müctehid. Buna, müctehid fiş-şer' ve müctehid-i müstekıl de denir.

müddessir

  • Örtünen, bürünen. Gizlenen.
  • Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz Resul-i Ekreme (A.S.M.) "Ey müddessir!" diye hitâb vardır.

müddessir suresi / müddessir sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 74. Suresi olup, Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş dördüncü sûresi.

müfessir

  • Kur'ân-ı kerîmi tefsîr eden; Allahü teâlânın kelâmında, murâd edilen, kasdedilen mânâyı anlayan âlim.
  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse.
  • Tefsir eden, izah eden. Anlayabildiği mânayı söyleyen ve yazan.
  • Kur'an-ı Kerim'i tefsir edebilmek salahiyetini hâiz olan, âlim, fâzıl ve kuvve-i kudsiye sahibi zât.

müfessir-i azam / müfessir-i âzam

  • Büyük müfessir; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse.

müfessir-i hakiki / müfessir-i hakikî

  • Gerçek müfessir; Kur'ân-ı Kerimi tam ve doğru olarak açıklayan hadis.

müfessir-i kur'an / müfessir-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, mânâ bakımından yorumlayan kimse.

müfessirin / müfessirîn

  • Kur'an-ı Kerim'in mânasını hakkıyla anlayıp tefsir edebilen, ilmi ile âmil, kâmil ve sâlih muhakkikler.

müfti / müftî

  • Fetvâ veren.
  • Vilâyet ve kazâlarda din işlerine bakan, İslâm âlimlerinin dînî bir konuda vermiş oldukları hükümleri yâni fetvâyı, insanlara bildiren kimse; nakleden me'mur.
  • Fetvâ veren, yâni herhangi bir şeyin, İslâm dînine uygun olup olmadığını bildiren, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şer

muhammed suresi / muhammed sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 47. Suresi olup Kıtal Suresi de denir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk yedinci sûresi.

muhkemat / muhkemât

  • Kur'ân-ı kerîmdeki mânâsı açık, meydanda olan, anlaşılabilen âyet-i kerîmeler. Muhkemin çoğulu.

muhsin

  • İhsan eden, iyilik eden. Kerim. Cömert.
  • Allah'ı görür gibi O'na ibadet eden.

mukabele / mukâbele

  • Karşılık, karşılamak.
  • Mücadele.
  • Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma.
  • Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.
  • Yüz yüze olmak.
  • Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunm
  • Ramazân-ı şerîf ayında câmide her gün Kur'ân-ı kerîmden bir cüz (yirmi sayfa) olacak şekilde cemâatin huzûrunda Kur'ân-ı kerîm okumak.

mukaddes kitaplar

  • Dört büyük kitap Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerim.

mükerrem

  • Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan. (İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.)
  • Kerîm olan, kendisine değer verilen, saygıdeğer.

mukri'

  • Kur'an-ı Kerimi kaidelerine uygun okuyan.

mülaane / mülâane

  • Zevcesini (eşini) zinâ ile suçlayan erkeğin dört şâhit getirememesi hâlinde, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çıkarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmelerde bildirilen ifâdelerle) karşılıklı yemin etmeleri ve lânetleşmeleri.

mülhid

  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere yanlış mânâ vererek dinden çıkan, yâni îmânı bozuk olan, Eshâb-ı kirâma (Peygamber efendimizin arkadaşlarına) söğen.

mülk suresi / mülk sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 67. suresidir. Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mânia, Vakiye, Mennea Suresi gibi isimleri de vardır. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış yedinci sûresi.

mümtehine suresi / mümtehine sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 60. Suresidir. İmtihan veya Meveddet Suresi de denilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmışıncı sûresi.

münafıkun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 63. Suresidir. Medenîdir.

münafikun suresi / münâfikûn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış üçüncü sûresi.

münezzil

  • (Nüzul. den) Tenzil eden, indiren.
  • Kur'an-ı Kerim'i vahiy ile insanlara rahmet olarak ihsan eden Allah (C.C.)

münker

  • Yapılması uygun olmayan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle ve müctehidlerin (dinde söz sâhibi âlimlerin) söz birliği ile yasak edilen şey; günah.

mürettil

  • Kur'ân-ı Kerimi ağır ağır ve tecvid kaidelerine göre okuyan.

mürselat suresi / mürselât sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş yedinci sûresi.

mürşid-i ekber

  • En büyük mürşid.
  • Kur'ân-ı Kerim veya Hazret-i Peygamber (A.S.M.).

müşebbihe

  • Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri görünen lugat mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının olduğunu iddiâ eden bozuk fırka.

mushaf

  • Sahife. Sahife halinde yazılı kitap.
  • Kur'ân-ı Kerim'in bir ismi.
  • Kur'ân-ı kerîmin tamâmının yazılı olduğu kitap. Mıshaf da denir.

müşkilat-ı kur'aniyye / müşkilât-ı kur'âniyye

  • Anlaşılması bir hayli güç olan Kur'ân-ı Kerîmin bazı âyetleri.

mutaffifin suresi / mutaffifîn sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin seksen üçüncü sûresi.

müteşabih

  • Birbirine benzeyenler.
  • Fık: Mânası açık olmayan âyet ve hadis. Kur'an-ı Kerim'in ve hadislerin mecazî mânalara gelen ifadeleri. "Muhkem" olmayan âyet veya hadis.
  • Zâhirî mânası kastedilmeyen ve teşbih ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifade.
  • Birbirine benzeyen.
  • Kur'ân-ı Kerim'de mânâ ve lafız bakımından tevile elverişli olan âyetler. Muhkem olmayan âyet.

müteşabihat-ı kur'aniye / müteşabihât-ı kur'aniye

  • Beşer lisanının, lügatını vaz etmediği, sezip düşünemediği, misalini göremediği hakikatların teşbih ve temsiller ile anlatıldığı âyet-i kerimeler.

mutlak müctehid / mutlak müctehîd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan hükümleri ve mes'eleleri, açık olarak bildirilenlere benzeterek meydana çıkarabilen derin âlim. Ehl-i sünnetin ameldeki mezheb imâmlarından her biri.

müzekkir

  • Andıran, hatıra getiren, yâd ettiren, zikrettiren, hatırda tutturan.
  • Zikreden, ibâdet eden.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mü'minleri ve bütün beşeriyeti tehlikeli şeylerden halâs edip iki cihan saadetine nâil olma yolunu tâlim ettiğinden, Kur'an-ı Kerim'de müzekkir diye isimlendiril

müzzemmil suresi / müzzemmil sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 73. suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş üçüncü sûresi.

nacil

  • Nesli kerim, şerefli olan, soyu temiz.

nahl

  • Kur'ân-ı Kerimin 16. sûresi.

nahl suresi / nahl sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 16. Suredir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on altıncı sûresi.

nakıl / nâkıl

  • Nakleden, birinden duyduğunu veya okuduğu şeyi bildiren. İctihâd derecesine varamayıp, sâdece müctehid (Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkarabilecek dereceye ulaşmış olan) âlimlerin verdikleri fetvâları (dînî suâllere verdikleri cevâb ları) nakleden âlim.

nakl

  • Kur'ân-ı Kerim, hadis-i şerif gibi İslâmın asıl kaynakları.

nas suresi / nâs sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 114. Sure.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on dördüncü ve son sûresi.

nasih / nâsih

  • Daha önce bildirilen bir hükmü kaldıran, âyet-i kerîme veya hadîs-i şerîf. Kaldırılan hükme mensûh denir.

nasr suresi / nasr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'deki 110. Sure. İza-câe veya Tevdi' Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz onuncu sûresi.

nass

  • Kat'ilik, kesinlik, açıklık. Te'vile ihtimali olmayan söz veya delil.
  • Kur'ân-ı Kerim veya Hadis-i Şerifde bir iş ve mes'ele hakkında olan açıklık ve bu şekilde açık olan kelâm ve âyet. Akide.
  • Bir haberi kimden aldığını söyleyerek, en nihayet o haberi ilk söyleyene kadar nakle
  • Açıklık, açık hüküm.
  • Kur'ân-ı Kerim'de veya hadiste bir iş hakkında olan açık söz, âyet.
  • Âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler. Çoğulu nüsûs'tur.
  • Fıkıh usûlü ilminde mânâsı açık ve meydanda olan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler.

nass-ı azim / nass-ı azîm

  • Büyük mânâlar taşıyan âyet-i kerime.

nass-ı celil / nass-ı celîl

  • Yüksek mânâları olan âyet-i kerime.

nass-ı kur'an / nass-ı kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerim'in açık ve kesin hükmü.

naziat suresi / nâziât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 79. Suresidir. Sâhire ve Tâmme Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş dokuzuncu sûresi.

nazm

  • Kur'ân-ı Kerim'in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.

nazm-ı celil

  • Pek büyük kıymetli nazm edilmiş güzel söz.
  • Kur'an-ı Kerim'in bir vasfı.
  • Celil olan Cenab-ı Hakk'ın nazmı.
  • Kur'ân-ı Kerim.

nazm-ı ilahi / nazm-ı ilâhî

  • Allahü taâlâ tarafından yanyana dizilen mübârek sözler, Kur'ân-ı kerîm.

nazm-ı kur'an / nazm-ı kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerim'in tertibi.

nazm-ı mecid / nazm-ı mecîd

  • Kur'ân-ı Kerim'in âyetleri.
  • Kur'ân-ı Kerim'in tertibi, düzeni.

nebe' suresi / nebe' sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 78. Suredir. Amme Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş sekizinci sûresi.

necib

  • Cömert, kerim kişi.
  • Soyu ve nesli temiz, aslı kerim olan. Cömert. Asilzâde. Güzel huylu ve ahlâklı.

necm suresi / necm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 53. Suresidir. Vennecmi Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli üçüncü sûresi.

nefs-i kur'an / nefs-i kur'ân

  • Kur'ân'ı Kerimin kendisi.

nehy

  • Yasak, yasak edilen şey.
  • Kur'ân-ı kerîmde yapılması istenmeyen şeyleri bildiren kelâm-ı ilâhî (Allahü teâlânın mübârek sözü).

neml suresi / neml sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 27. Sure olup Süleyman Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi yedinci sûresi.

nezh

  • (Nezih) Nezihlik, temizlik, saflık.
  • Hiçbir kötü hareketi olmamak.
  • Kerim, pak, pâkize.

nisa suresi / nisâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in dördüncü suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin dördüncü sûresi.

nısf

  • Yarım, yarı. İslâm mîrâs hukûkunda eshâb-ı ferâiz adı verilen yâni Kur'ân-ı kerîmde payları bildirilenlerden bâzı kimselere verilen yarım hisse.

nücum-u kur'aniye / nücûm-u kur'âniye

  • Kur'ân'ın yıldızları; âyet-i kerîmeler.

nuh

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi.

nuh aleyhisselam / nûh aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine Ülü'l-azm denilen altı peygamberin ikincisi. İdrîs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderildi.

nuh suresi / nûh sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 71. Suredir ve Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yetmiş birinci sûresi.

nüket-i kur'aniye / nüket-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimdeki ince noktalar.

nun suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 68. sure ve Kur'anda müteşabih ve şifre olan bir harf.

nur / nûr

  • Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık.
  • Kur'ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber.
  • Zulmeti def eden, şule, ışık.
  • Aydınlık, ışık, feyz, bereket ihsân.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Îmân.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya göktekileri ve yerdekileri nûru ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıld

nur suresi / nûr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 24. Suresinin ismi.
  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi dördüncü sûresi.

öşür

  • Ondalık, onda bir. Mahsullerden, Kur'an-ı Kerim hükümlerince onda bir olarak alınan zekât.

pare

  • Cüz, parça. Kesinti. (Farsça)
  • Para. Kuruşun kırkta biri. (Farsça)
  • Kur'an-ı Kerim'in otuz kısmından bir kısmı, bir cüz'ü. (Farsça)
  • Sayı, bölük. (Farsça)
  • "Parça" mânâsına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Meh-pâre : Ay parçası. (Farsça)
  • Güzel. Yek-pâre : Tek parça, bir parça. (Farsça)

pota-i furkan

  • Hak ile batılı birbirinden ayıran Kur'ân-ı Kerim potası ve kalıbı.

ra'd suresi / ra'd sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 13. Suresi.
  • Kur'ân-ı kerîmin on üçüncü sûresi.

racim / racîm

  • "Allahü teâlânın rahmetinden kovulmuş uzaklaştırılmış" mânâsına şeytanın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen sıfatı.

rahim

  • (Rahmet. den) Rahmet edici, merhamet eyleyen. Rahmedici. Muhafaza eden, bağışlayan. Rahmet ve merhamet sahibi, şefkat eden, gufran sahibi. (Kur'an-ı Kerim'de bu isim 220 defa zikredilir.)

rahman suresi / rahmân sûresi

  • (Errahman Suresi de denir.) Kur'an-ı Kerim'in 55. suresidir. Bu sureye Arus-ül Kur'an da denilmiştir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli beşinci sûresi.

rahmet

  • Acıma, merhamet.
  • Sevgili Peygamberimiz hazret-i Muhammed'in isimlerinden.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Yağmur.

ramazan

  • Mübarek ayların en mühimmi ve mübarek üç ayların sonuncusu. Kur'an-ı Kerim'in nâzil olmağa başladığı oruç ayı. Arabî ve Kamerî olan takvime göre 9. ay. Oruç tutanın günahlarını yaktığı, mahveylediği için bu isim verildiği rivayet edilir.

rasih alim / râsih âlim

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan büyük din âlimi.

re'y

  • Müctehid İslâm âlimlerinin, açıkça bildirilmeyen bir mes'ele hakkında dînî delillerden yâni Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf ve icmâ-i ümmetten çıkardıkları hüküm, kıyâs.

re'y yolu

  • Kıyas yolu. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş bir işin hükmünü buna benziyen ve açıkça bildirilen başka bir işin hükmüne benzeterek bulma yolu.

reddiye

  • Ferâiz yâni İslâm mîrâs hukûkunda, Eshâb-ı ferâiz adı verilen Kur'ân-ı kerîmde hisseleri bildirilen mîrâsçılar hisselerini aldıktan sonra terike (ölenin bıraktığı mal) artmış ise ve kalanı alacak kimse yoksa, artan terikenin yine aynı mirasçılar aras ında payları oranında taksim edilmesi. Bu sûretle

resuliekrem / resûliekrem

  • "En kerim peygamber" mânâsında Peygamberimiz.

rık'a

  • Kur'an-ı Kerim'in harfleri ile bir yazı çeşidi.

rivayet tefsiri / rivâyet tefsiri

  • Kur'ân-ı kerîmdeki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamber efendimizin sünneti veya Eshâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me'sur veya naklî tefsir de denir.

rum suresi / rûm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 30. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuzuncu sûresi.

sa'

  • Çiy, rutubet, şebnem.
  • Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı.

sad suresi / sad sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 38. Suredir. Dâvud Suresi de denir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz sekizinci sûresi.

saf suresi / saf sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış birinci sûresi.

saff suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de 61. suredir. İsa, Havariyyun Suresi de denir. Medenîdir.

saffat suresi / sâffât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 37. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz yedinci sûresi.

sahih-i buhari / sahîh-i buhârî

  • Kur'ân-ı kerîmden sonra, doğru oldukları, bütün İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilmiş olan meşhur altı hadîs kitâbından birincisi.

sahihayn / sahîhayn

  • Kur'ân-ı kerîmden sonra, doğru oldukları, bütün İslâm âlimleri tarafından tasdîk edilmiş olan altı hadîs kitâbından Sahîh-i Buhârî ile Sahîh-i Müslim'in ikisine birden verilen isim.

sakalan / sakalân

  • İnsanlar ve cinler.
  • Kıymetlerini bildirmek için, Kur'ân-ı kerîm ve Ehl-i beyte (yâni Peygamber efendimizin akrabâlarına) verilen isim.

şakk-ı kamer

  • Ayın iki parça olması mu'cizesi. (Kur'ân-ı Kerimin nass-ı kat'isi ile de sâbit olan ve mütevâtir olarak da bilinen Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın parmağının işâreti ile ayın iki parçaya ayrıldığı hadisesi ki, büyük mu'cizelerindendir.)

santit

  • Ulu, kerim kişi.

sarfe mezhebi

  • Kur'an-ı Kerim'in mu'cize olduğuna dair ikinci mercuh bir mezheb ismi.

sebe' suresi / sebe' sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 34. Suresi olup Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz dördüncü sûresi.

sebeb-i nüzul / sebeb-i nüzûl

  • Kur'ân-ı kerîmin nüzûl (inme) sebebi.

secavend / secâvend

  • Kur'an-ı Kerim'de doğru okunması için yapılan işaretler.Kur'an-ı Azîmüşşan'ı okurken durularak nefes alınacak yerler, âyet sonları ile secavend mahalleridir. (Farsça)
  • Kur'ân-ı kerîmin, mânâsına uygun ve doğru okunabilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren işâretler.
  • Kur'ân-ı Kerim'i doğru okumak için yapılan işaretler.

secde ayetleri / secde âyetleri

  • Okunduklarında veya işitildiğinde secde yapılan, Kur'ân-ı kerîmdeki on dört secde âyet-i kerîmesi. Bunlar: A'râf: 206, Ra'd: 15, Nahl: 50, İsrâ: 109, Meryem: 58, Hac: 18, Furkân: 60, Neml: 25, Secde: 15, Sa'd: 24, Fussilet: 37, Necm: 62, İnşikâk: 21, Alak: 19. âyet-i kerîmeleridir.

secde suresi / secde sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 32. Suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz ikinci sûresi.

secde-i tilavet / secde-i tilâvet

  • Kur'ân-ı kerîmin on dört yerindeki secde âyetinden birini okuyan veya duyanın yapması vâcib olan secde.

sedd-i zülkarneyn

  • Kur'ân-ı kerîmde Zülkarneyn adıyla bildirilen peygamber veya evliyâ olan mübârek bir zâtın, Ye'cûc ve Me'cûc için yaptırdığı sed.

şedde

  • Kur'an-ı Kerim okurken tek sessiz harfin iki defa okunmasına yarayan işaret.
  • Seğirtmek. Yürümekle şiddet göstermek. Bir şeyi kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak.

selefiye

  • İtikadca Ehl-i Sünnet Mezhebi üzerinde olan Sahabe ve Tâbiîn'in gittikleri yol. Ve bu yolda giden fakihler, muhaddisler ve bu mezhebden olanlar.
  • Cenab-ı Hakk'ın varlığında ve diğer hususlarda Kur'an-ı Kerim aşikâr ne söylemiş ise aynen kabul edenler. Bunlara "Eseriyye" de denir.

semavi kitaplar / semavî kitaplar

  • Gökle ilgili kitaplar, Kur'ân-ı Kerim, Tevrat, İncil, Zebur.

şems suresi / şems sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin doksan birinci sûresi.

şems-i mu'cizbeyan

  • Mu'cizeli açıklamalarıyla varlık âlemini aydınlatan güneş, Kur'ân-ı Kerim.

şeriat

  • Doğru yol. Hak din yolu.
  • Büyük ve geniş cadde.
  • Nur, aydınlık, ışık.
  • Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın târif ettiği ve bildirdiği yol. Allah (C.C.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm vâsıtasiyle vaz' ve tebliğ olunan hükümleri hâvi İlâhî kan

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî

  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.

şifa ayet-i kerimeleri / şifâ âyet-i kerîmeleri

  • Kur'ân-ı kerîmdeki altı şifâ âyeti. Tevbe sûresi on dördüncü âyetinin sonu, Yûnus sûresi elli yedinci âyetinin ortası, Nahl sûresi altmış dokuzuncu âyetinin orta kısmı, İsrâ sûresi seksen ikinci âyetinin baş tarafı, Şuarâ sûresinin sekseninci âyeti, Fussilet sûresi kırk dördüncü âyetinin ortası.

sipare

  • (Si-pâre) Kur'an-ı Kerimin herbir cüz'ü. (Farsça)
  • Küçük kitap, mecmua. (Farsça)
  • Otuz cüz. (Farsça)

şuara

  • (Tekili: Şâir) Şâirler.
  • Kur'an-ı Kerim'in 26. suresinin ismidir. Mekkîdir.

şuara suresi / şuarâ sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yirmi altıncı sûresi.

süleyman aleyhisselam / süleymân aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden.

şümus-u kur'an / şümus-u kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimin içinde bulunan ve her birisi güneş gibi iman hakikatlerini açıkça gösteren temel özellikleri.

şura suresi / şûrâ sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 42. suresi olup, "Hâ mim ayn sin kaf" Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin kırk ikinci sûresi.

sure / sûre

  • Kur'an-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri.
  • Derece.
  • Duracak yer. Menzilet.
  • Şeref ve şan.
  • Güzel inşa edilmiş bina. Sur.
  • Refi'.
  • Alâmet, nişan.
  • Kur'ân-ı kerîmin en az üç âyetten meydana gelen bölümlerinden her biri. Çokluk şekli süverdir. Kur'ân-ı kerîmde 114 sûre olup, bâzı sûrelerin birkaç ismi vardır. Bekara sûresinden Berâe sûresine kadar olan yedi sûreye es-Seb'ut-tıvâl (uzun sûreler), Fâtiha'ya ve âyetleri yüzden az olan sûrelere mesâ
  • Kur'ân-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri.

sure-i a'raf / sûre-i a'râf

  • A'râf Sûresi, Kur'ân-ı Kerimin 7. sûresi.

sure-i ahkaf / sûre-i ahkâf

  • Kur'ân-ı Kerimin 46. sûresi olan Ahkâf Sûresi.

sure-i al-i imran / sûre-i âl-i imrân

  • Kur'ân-ı Kerimin 3. sûresi olan Âl-i İmran Sûresi.

sure-i alak / sûre-i alâk

  • Kur'ân-ı Kerimin 96. sûresi olan Alâk Sûresi.

sure-i casiye / sûre-i câsiye

  • Kur'ân-ı Kerimin 45. sûresi olan Câsiye Sûresi.

sure-i fatır / sûre-i fâtır

  • Fâtır Süresi, Kur'ân-ı Kerim'in 35. süresi.

sure-i feth / sûre-i feth

  • Kur'ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi.

sure-i fil / sûre-i fîl

  • Kur'ân-ı Kerimin 105. sûresi olan Fil Sûresi.

sure-i hadid / sûre-i hadid

  • Kur'ân-ı Kerimin 57. sûresi olan Hadid Sûresi.

sure-i hud / sûre-i hûd

  • Kur'ân-ı Kerimin 11. sûresi olan Hûd Sûresi.

sure-i isra / sûre-i isrâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 17. sûresi.

sure-i kadir / sûre-i kadir

  • Kur'ân-ı Kerimin 97. Sûresi olan Kadîr Sûresi.

sure-i kehf / sûre-i kehf

  • Kehf Sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in 18. Sûresi.

sure-i maide / sûre-i mâide

  • Mâide Sûresi; Kur'ân-ı Kerimin 5. sûresi.

sure-i mü'min / sûre-i mü'min

  • Kur'ân-ı Kerimin 40. sûresi.

sure-i muhammed / sûre-i muhammed

  • Muhammed Süresi, Kur'ân-ı Kerimin 47. süresi.

sure-i mürselat / sûre-i mürselât

  • Kur'ân-ı Kerimin 77. sûresi.

sure-i nahl / sûre-i nahl

  • Nahl Sûresi, Kur'ân-ı Kerimin 16. sûresi.

sure-i necm / sûre-i necm

  • Kur'ân-ı Kerimin 53. sûresi.

sure-i nisa / sûre-i nisâ

  • Nisâ Sûresi; Kur'ân-ı Kerimin 4. sûresi.

sure-i nur / sûre-i nur

  • Kur'ân-ı Kerimin 24. sûresi olan Nur Sûresi.

sure-i saf / sûre-i saf

  • Kur'ân-ı Kerimin 61. sûresi.

sure-i sebe / sûre-i sebe

  • Sebe Sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in 34. süresi.

sure-i şura / sûre-i şûrâ

  • Kur'ân-ı Kerimin 42. sûresi.

sure-i tevbe / sûre-i tevbe

  • Kur'ân-ı Kerimin 9. âyeti.

sure-i ve'l-asr / sûre-i ve'l-asr

  • Kur'ân-ı Kerimin 103. Sûresi.

sure-i ve'l-asri / sûre-i ve'l-asrî

  • Kur'ân-ı Kerim'in 103. sûresi olan Asr Sûresi.

sure-i yasin / sûre-i yâsin

  • Yâsin Sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in 36. sûresi.

sure-i yusuf / sûre-i yusuf / sûre-i yûsuf

  • Yusuf Sûresi, Kur'ân-ı Kerimin 12. sûresi.
  • Kur'ân-ı Kerimin 12. sûresi.

sure-i zuhruf / sûre-i zuhruf

  • Kur'ân-ı Kerimin 43. sûresi.

sure-i zümer / sûre-i zümer

  • Kur'ân-ı Kerim'in 39. sûresi.

sure-i zümer, casiye, ahkaf / sûre-i zümer, câsiye, ahkaf

  • Kur'ân-ı Kerimin 39, 45 ve 46. sûreleri.

suret-ül asr

  • Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi.

suret-ül infitar

  • Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.

suver-i müteşabihe

  • Müteşâbih ifadeler; Kur'ân-ı Kerimde mânâsı kapalı olan ve yorumlara açık olan suretler, temsiller.

ta'viz / ta'vîz

  • Kur'ân-ı kerîmde bildirilen ve Peygamberimizden naklen gelen duâları okumak veya bunları yazıp üzerinde taşımak.

tabakat-ı müfessirin / tabakât-ı müfessirîn

  • Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, yâni kastedilen mânâyı açıklayan tefsîr ilmi ile meşgûl olan İslâm âlimlerinin dereceleri.
  • Tefsîr âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.

taberi / taberî

  • (Ebu Cafer Muhammed bin Cerir İbn-i Yezid) (Hi: 224 - 310) İslâm tarihçisi ve müfessiri olup Taberistan'da doğmuş, 7 yaşında Kur'anı hıfz edip bütün ömrünü ilme vakf etmiştir. Babasının adına izafetle Ceririye adlı bir fıkıh mektebi kurmuştur. İbn-i Cerir-et Taberî adı meşhurdur. Kur'an-ı Kerimin bü

taha / tâhâ

  • Kur'an-ı Kerim'de mukattaat-ı hurufiyeden olup Cenab-ı Hak ile Peygamberimiz (A.S.M.) arasında bir şifredir.
  • Peygamberimizin (A.S.M.) bir ismidir. Mânası hakkında muhtelif rivayetler vardır.
  • Kur'ân-ı Kerimin 20. sûresi.

taha suresi / tâhâ suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir. Mekkîdir.

tahrim suresi / tahrîm sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 66. Suresidir. "Lime tüharrimu" da denir. Medine'de nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış altıncı sûresi.

tahrimen mekruh / tahrîmen mekrûh

  • Kur'ân-ı kerîmdeki ve hadîs-i şerîfteki delîlinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın olan fiil, iş.

tahzin

  • (Hüzn. den) Kederlendirme, tasalandırma.
  • Hazin hazin Kur'an-ı Kerim okuma.

talak suresi / talâk suresi / talâk sûresi

  • Medenîdir. Nisâ Suresi de denir. Kur'an-ı Kerim'in 4. Suresidir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış beşinci sûresi.

tarık suresi / târık suresi / târık sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 86. Suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen altıncı sûresi.

tatfif suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 83. suresidir. Mekkîdir.

tavasim

  • (Tavâsin) : Kur'an-ı Kerim'den tâ-sin, tâ-sin-mim sureleri.

tayy-ı zaman

  • Zamanı ortadan kaldırmak. Çok uzun bir zamanı pek kısa olarak görmek ve yaşamak. Meselâ: Kur'an-ı Kerimde beyan edilen "Ashab-ı Kehf" mağarada 309 sene kaldıkları halde, kendileri yarım gün veya bir gün kadar kaldıklarını söylemişlerdir.

te'vil / te'vîl

  • (Tef'il veznindendir) Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "Evl: " den alınmıştır. Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da (Evvel: ) lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sa
  • Yorumlamak, açıklamak.
  • Ehl-i sünnet âlimlerinin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemden ve Eshâb-ı kirâmdan bildirdikleri tefsirlere (açıklamalara) bağlı kalarak âyet-i kerîmeleri açıklamak veya bu şekilde yapılan açıklamalar ve îzâhlar.

tebareke suresi / tebâreke sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin altmış yedinci sûresi.

tebbet suresi / tebbet sûresi

  • Kur'ân-ı kerîmin yüz on birinci sûresi.

tecvid / tecvîd

  • (Cevdet. den) Bir şeyi güzel yapma. Süsleme.
  • Kur'an-ı Kerim'i usulüne uygun olarak okuma ilmi ve buna dair yazılan kitap.
  • Kur'ân-ı Kerim'i okuma kaidelerini (kurallarını) öğreten bilim.
  • Güzel yapmak, Kur'ân-ı kerîmi harflerin mahreclerine (çıkış yerlerine) ve sıfatlarına uygun olarak okumak ve bunu anlatan ilim.

tecvid ilmi

  • Harflerin mahreç ve sıfatlarına uymak suretiyle, Kur'an-ı Kerim'i hatasız okumayı öğreten bir ilimdir.

tedvir

  • Devrettirmek, döndürmek. Çevirmek.
  • İdare etmek, yönetmek.
  • Daire şekline sokmak.
  • Edb: Bir mısradaki kelimelerin yerini değiştirmekle veznin ve mânanın bozulmamasıdır.
  • Kur'an-ı Kerim kıraatında: Tahkik ile hadr ortasında bir okuma usulüdür. Her iki yönde meşru m

tefasil

  • (Tekili: Tefsir) Tefsirler, Kur'an-ı Kerim'in mânasını anlatan kitaplar.

tefsir / tefsîr

  • Mestur, gizli bir şeyi aşikâr etmek. Mânâyı izhâr etmek.
  • Anladığını anlatmak. Bildiği kadar açıklamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in mânâsını anlatan kitab.
  • Ehl-i Hadis ıstılahında Tefsire dâir hadis-i şeriflere Tefsir denilir.
  • Örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in anlamını açıklayan bilim.
  • Yorumlama; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.
  • Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur'ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir.

tefsir-i kur'an / tefsir-i kur'ân

  • Kur'ân tefsiri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

tegabün suresi / tegâbün sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 64. suresidir. Medenîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin altmış dördüncü sûresi.

tekasür suresi / tekâsür suresi / tekâsür sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 102. Suresi. Mekkîdir. Makbure Suresi de denilmiştir.
  • Kur'ân-ı kerîmin yüz ikinci sûresi.

tekvir suresi / tekvîr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 81. Suresidir. Küvvirat Suresi adı da verilir.
  • Kur'ân-ı kerîmin seksen birinci sûresi.

tenezzül-ü ilahi / tenezzül-ü ilâhî

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.

tenezzülat-ı ilahiye / tenezzülât-ı ilâhiye

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.

tenzil / tenzîl

  • Bir şeyin bir miktarını çıkarmak.
  • İndirmek, indirilmek, indirilen. Aşağı indirmek.
  • Kur'an-ı Kerim'in vahiy vasıtası ile Peygamberimize (A.S.M.) indirilmesi. Tedricen indirme. (Birden indirmeye inzal, parça parça indirmeye de tenzil denir.)
  • Kur'ân-ı Kerim (Kur'ân-ı Kerim 23 yılda bölüm bölüm indirildiği için "indirilen, parça parça indirilmiş" anlamına gelen Tenzîl ismi verilmiştir).
  • İndirmek, indirilmek; Allahü teâlâ tarafından indirilen kitab, Kur'ân-ı kerîm. İnzâl kelimesinde bir defada indirmek mânâsı bulunduğu halde, tenzîlde azar azar indirme mânâsı vardır. Kur'ân-ı kerîm Levh-i mahfûzdan Beyt-ül-izze (Kur'ân-ı kerîmin bir bütün hâlinde indirildiği ve dünyâ semâsında bulun

tercih ehli / tercîh ehli

  • Hanefî mezhebinde, dînî hükümleri bildiren fıkıh âlimlerinin beşinci tabakasında bulunan ve ictihâd (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden dînî hüküm çıkarma) gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebin kavillerinden (sözlerinden) ve hüküml erinden sahîh ve evlâ (en iyi) olanı seçen mukall

tertil / tertîl

  • Muvafık ve yerli yerinde, güzel, uygun ve lâtif konuşmak.
  • Düşüne düşüne, yavaş yavaş, anlayarak okumak. Beyan eylemek ve âşikâr kılmak.
  • Kur'an-ı Kerim'i usul ve kaidesine göre, acele etmeksizin dura dura anlaya anlaya okumaktır. Kur'an-ı Kerim tertil üzere nâzil olmuştur.
  • Kur'ân-ı Kerim'i iyi ve kaidelerine (kurallarına) uygun biçimde tane tane okuma.
  • Kur'ân-ı kerîmi tecvîdle yâni usûl ve kâidelerine uyarak, açık açık, tâne tâne, harfleri ve kelimeleri birbirinden ayırarak okuma.

tevafukat-ı kur'aniye / tevâfukat-ı kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerim'deki tevafuklar, uygunluklar.

tevbe suresi / tevbe sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 9. suresidir. Berae Suresi de denir. Medenîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Berâe sûresi de denir.

tevhid suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 112. Suresidir. İhlâs Suresi gibi çok isimleri de vardır.

tevrat

  • Hz. Musâ Aleyhisselâm'a nâzil olan kitab-ı mukaddesin nâm-ı celili. (Hakiki Tevrat, Kur'an-ı Kerim ile barışıktır. Şimdiki ise, çok yerleri değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Bu kitabın aslından az bir şey kalmıştır. Aklı başında ve İslâmiyeti, Kur'an-ı Kerim'i tetkik eden Yahudiler de hidayeti seçmi

tevşih

  • (Vişah. dan) (Çoğulu: Tevşihât) Süslü elbise giydirme. Süsleme veya süslendirme.
  • Kur'ân-ı Kerimi usul ve kaidelerine göre okuma.
  • Bir kimseye mücevher gerdanlık takmak.
  • Ist: Bir eseri, büyük bir adamın adıyla süsleme. Eski ilim adamları, bazı kimselerin adına kitap yaz

tilavet / tilâvet

  • Kur'ân-ı kerîm okumak.

tilavet secdesi / tilâvet secdesi

  • Kur'ân-ı kerîmdeki on dört secde âyetinden herhangi birini okuyan veya işiten bir mükellefin yâni akıllı ve ergenlik çağına erişmiş bir müslümanın yapması vâcib (lâzım gelen) secde. Secde âyetleri, Kur'ân-ı kerîmin; A'râf, Ra'd, Nahl, İsrâ, Meryem, Hac, Furkân, Neml, Secde, Sâd, Necm, İnşikâk ve Ala

tilavet-i kur'an / tilavet-i kur'ân

  • Kur'an-ı Kerim'i usulüne göre okumak, mânâsını tefekkür etmek.

tin suresi / tîn suresi / tîn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 95. suresinin ismidir. Mekkîdir. Vettîni Suresi de denir.
  • Kur'ân-ı kerîmin doksan beşinci sûresi.

tıval-ı mufassal

  • Kur'an-ı Kerim'de 49'uncudan 85'inciye kadar olan sureler.

tur suresi / tûr sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 52. Suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli ikinci sûresi.

ukbe bin amir bin kays el-cüheni / ukbe bin amir bin kays el-cühenî

  • Ashab-ı Kiramın mümtaz fakihlerinden ve Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip yazanlardandır. 55 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Mısır Valiliğinde bulunmuş ve orada Hicri 58 tarihinde vefat etmiştir.

ukud suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in beşinci suresi olan Mâide Suresinin diğer bir ismi.

ulema / ulemâ

  • Âlimler, ilim sâhibleri; zamânın fen ve edebiyât bilgilerinde yetişmiş, Kur'ân-ı kerîmin ve binlerce hadîs-i şerîfin mânâsını ezberden bilen, İslâm'ın yirmi ana ilim ve kolları olan seksen ilimde mütehassıs (uzman), tasavvufun (evliyâlığın) en yüksek derecesine ulaşmış, yetişmiş ve yetiştirebilen, i

ulema-i rasihin / ulemâ-i râsihîn

  • Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan yüksek din âlimlerine verilen isim. Bunlar; Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn, Tebe-i tâbiîn ve her bakımdan onlara tâbi olan müctehidler, tefsîr ve hadîs âlimleri ve tasavvuf büyükleridir.

ulema-i zahir / ulema-i zâhir / ulemâ-i zâhir

  • Kur'an-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hakikatları değerlendiren âlimler. Şeriatın mâna ve esrarından daha çok, zâhirini ve hükümlerini bilen âlimler.
  • Kur'ân-ı Kerimin zâhir mânâsına göre hüküm veren ve hakikatlerini değerlendiren âlimler.

ulum-i nakliyye / ulûm-i nakliyye

  • Din bilgileri; edille-i şer'iyye denilen dînin dört temel kaynağından yâni Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâ-ı ümmet, kıyâs-ı fukahâdan elde edilen bilgiler, ilimler.

ümm-ül kitab

  • Kitabın anası, esası. Levh-i Mahfuz ve ilm-i İlâhî. (Yâni: Kur'ân, İlm-i İlâhîde, Levh-i Mahfuz'da ezelî ve ebedî olarak mahfuz bulunduğundan Kur'anın aslı ve anası mânasında kullanılan bir tabirdir.)
  • Kur'an-ı Kerim'in müteşabih olmayan muhkem âyetlerine de kitabın anası, esası mânas

urvet-ül vüska

  • Sağlam kulp. Metin ve muhkem olan tutulacak şey.
  • İslâmiyet.
  • Kur'an-ı Kerim.

urvet-ül-vüska / urvet-ül-vüskâ

  • Tutunulacak en sağlam kulp.
  • İslâmiyet veya Kur'ân-ı kerîm.
  • Dinde güvenilir, kendisine uyulacak büyük âlim mânâsına, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğlu olan Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî'nin lakabı.

usul-i fıkıh / usûl-i fıkıh

  • Fıkıh (ibâdet ve amel) bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

usul-i kelam / usûl-i kelâm

  • Îmân bilgilerinin âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarıldığını öğreten ilim.

üzeyr

  • (A.S.) Kur'an-ı Kerim'de ismi bulunan büyük zâtlardandır. Peygamber olup olmadığı hakkında ihtilâf vardır.

vacib / vâcib

  • Kur'ân-ı kerîmde açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin açıkça bildirmesi ile anlaşılmış olan emirler. Şâfiîlere göre vâcib denince farz anlaşılır.

vahy-i kur'an / vahy-i kur'ân

  • Vahiyle gelen Kur'ân-ı Kerim.

vahy-i kur'ani / vahy-i kur'ânî

  • Vahiyle gelen Kur'ân-ı Kerim.

vahy-i sarihi / vahy-i sarihî

  • Kur'ân-ı Kerim ve bazı kudsî hadisler gibi ap açık şekilde Cenâb-ı Hak tarafından gelen vahiy.

vahy-i zımni / vahy-i zımnî

  • Kur'ân-ı Kerim ve bazı kutsî hadisler dışındaki vahye ve ilhâma dayanan hadisler.

vakıa suresi / vâkıa suresi / vâkıa sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli altıncı sûresi.

vaziyet-i kur'aniye / vaziyet-i kur'âniye

  • Kur'ân-ı Kerimin durumu.

ve'l-asri

  • Asra and olsun; Kur'ân-ı Kerimin 103. sûresi.

ve'l-asri suresi / ve'l-asri sûresi

  • Kur'ân-ı Kerimin 103. sûresi.

ve's-saffat / ve's-sâffât

  • Sâffât Sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in 37. sûresi.

veşşemsi suresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 91. suresidir. Suret-üş Şems de denir. Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur.

vird

  • Sık sık ve devamlı okunan dua.
  • Kur'an-ı Kerim'den her gün okunması vazife bilinen kısım, bir cüz.

vücuh

  • (Tekili: Vech) Çehreler, yüzler, suretler.
  • Tarzlar.
  • Sebepler.
  • İmkânlar.
  • Münasebetler.
  • Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar.
  • Bir memleketin ileri gelenleri.

vücuh ilmi / vücûh ilmi

  • Kur'ân-ı kerîmin çeşitli okunuş şekillerini bildiren ilim.

ya'kub

  • Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. Yusuf Aleyhisselâm'ın babası ve İshak Aleyhisselâm'ın oğludur. Bir adı da İsrail olduğundan bu sülâleden gelenlere İsrail oğulları mânasına, Benî İsrail denilmektedir. Büyük oğlunun adı Yehud olduğundan sonradan bunlara Yahudi denilmiştir.

yasin suresi / yâsîn sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin otuz altıncı sûresi.

yaver-i ekrem / yâver-i ekrem

  • Cenab-ı Hakk'ın emrinde çalışan en makbul yâver, en kerim olan Hazret-i Muhammed. (A.S.M.)

ye'cuc ve me'cuc / ye'cûc ve me'cûc

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.
  • Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.
  • Kur'ân-ı Kerim'de bahse konu edilen ve kısa boylu olacakları söylenen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin adı.

ye'cüc-me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen, ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

yunus suresi / yûnus sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 10. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin onuncu sûresi.

yusuf aleyhisselam / yûsuf aleyhisselâm

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti.

yusuf suresi / yûsuf sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 12. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin on ikinci sûresi.

zahiriyye / zâhiriyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin zâhir, görünen mânâlarından başka hiçbir delîl ve kıyâsı kabûl etmeyen Dâvûd-i Zâhirî'nin kurduğu mezheb.

zanni delil / zannî delil

  • Mânâsı açık anlaşılmayan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler ile bir sahâbî tarafından bildirilen mânâsı açık hadîs-i şerîf.

zariyat suresi / zâriyât sûresi

  • Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir. Mekkîdir.
  • Kur'ân-ı kerîmin elli birinci sûresi.

zehravan

  • (Zehrâveyn) İki parlak şey.
  • Kur'an-ı Kerim'de Sure-i Bakara ile Âl-i İmran Surelerine birlikte verilen isim.

zeyd bin sabit

  • Sahabe-i Güzinden ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Henüz on bir yaşında iken isteği ile İslâmiyet'i kabul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'i kemiklerde yazılı ve hâfızların ezberinde iken bugünkü şeklinde ilk olarak yazan, bu hizmette en büyük hizmet kendisine nasib olandır. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) kâtipliğini

  • Kur'an-ı Kerim alfabesinde onyedinci harftir. Ebcedî değeri: 900'dur.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın