LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kendi kendine ifadesini içeren 29 kelime bulundu...

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

araz

  • İşaret, alâmet.
  • Tesadüf.
  • Kaza, felaket.
  • Kendi kendine vücut bulmayıp başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.

binefsiha / binefsihâ

  • Kendi kendine.

binefsihi / binefsihî

  • Kendi kendine.

bizatihi / bizâtihi

  • Kendi kendine, aslında, kendiliğinden, esasında, kendisi, yalnızca zâtından, aslından.

cevher

  • Mâhiyet, asıl, öz. Varlıkta kalabilmesi için başka bir mahlûka muhtâc olmayan, kendi kendine varlıkta kalabilen.

edat

  • Kendi kendine anlamı olmayıp isim ve fiillere katılarak anlam gösteren kelime. 2 Âlet.

hod be hod

  • Kendi kendine, kendi başına.

hod-be-hod

  • Kendi başına, kendi kendine. (Farsça)

hodbehod / خودبخود

  • Kendi kendine. (Farsça)

hodser

  • Dikbaşlı, âsi, serkeş. (Farsça)
  • Kendi kendine giden, müstakil. (Farsça)

ıdtıgan

  • Ayağıyla kendi kendine vurmak.

istibdadkarane / istibdadkârane

  • İstibdad idaresi gibi. Kendi kendine, kanunları ve kimseyi tanımadan idare eder surette. (Farsça)

kalben

  • İçten, kalbden, yürekten, gönülden. Samimi olarak. Kendi kendine.

kelam-ı nefsi / kelâm-ı nefsî

  • İçten kendi kendine konuşma. Cenab-ı Hakk'ın harf, ses ve söz olmaksızın zatî kelamı.

kıraat

  • Okuma. Düzgün ve çabuk okuma.
  • Okuma kitabı.
  • Fık: Namazda Kur'an-ı Kerim'den bir miktar okumak.İnsan bir yazıyı ya kendi kendine yahut başkasına dinletmek üzere okur. Hususi mütâlaa nasıl olsa olur. Fakat dinletmekten maksad, anlatmak olduğu için o yolda okumanın dikkat edilec

meyte

  • Hayvan leşi, kendi kendine ölen hayvan.

muhtariyet

  • Muhtarlık. Kendi kendine hareket edebilme. İhtiyar ve iradesi kendi elinde olma.

müstakil-i bizzat

  • Kendi kendine; bağımsız.

müşterik

  • Kendi kendine söylenen kimse.

mütedavi

  • (Devâ. dan) Kendi kendine ilaç yapan. Tedâvi eden.

sıfat

  • Özellik, hâl, keyfiyyet. Varlıkta kendi kendine duramayıp başka bir şeye muhtaç olan şey.

süda

  • Kendi kendine çobansız gezen hayvan.
  • Bir şeyi kendi kolayına bırakmak.

sükub

  • (Sekub) Kendi kendine dökülen su. Suyun dökülmesi.

tabiatperest

  • Her şeyin kendi kendine olduğunu veya tabiatın meydana getirdiğini kabul eden. Allah'tan (C.C.) gaflet edip, kâinatın tesadüfen olduğunu zu'meden. (Farsça)

tekemmül-ü zati / tekemmül-ü zâtî

  • Kendi kendine gelişen, olgunlaşan.

uzlet

  • Yalnızlık, bir tarafa çekilip kendi kendine tenha kalma.

vahdet

  • Birlik, bir ve tek olma.
  • Yalnızlık, kendi kendine kalış.

zat-ul hareke / zât-ul hareke

  • Kendi kendine hareket eden cisim. Aslında hareketli olan cisim. Otomatik.