LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Karpuz ifadesini içeren 32 kelime bulundu...

berrüste

  • Karpuz, kavun, kabak, çimen gibi dalbudak salıp da yükselmiyen nebat. (Farsça)
  • Mc: Alçak, edepsiz, rezil kimse. (Farsça)

beyare

  • Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat, meyve ve sebze. Kavun, karpuz, kabak...gibi. (Farsça)

bıttih

  • Karpuz. Kavun.

bostan

  • (Bustan) Ağacı, çiçeği, yeşilliği çok olan yer, kokulu yer. Sebze bahçesi. (Farsça)
  • Kavun, karpuz. (Farsça)

cafun / cafûn

  • Karpuz.

cahb

  • (Çoğulu: Echibe) Ebücehil karpuzu.
  • Korkudan dolayı kederli olmak.

caliz

  • Sebze bahçesi, bostan. Kavun karpuz tarlası. (Farsça)

casus

  • Karpuz.

cevh

  • Ulaşmak.
  • Bittih-i şamî denilen karpuz.

dıl'

  • Karpuz veya kavun dilimi.
  • Tıb: Kaburga kemiği.
  • Geo: Dik kenar. Kenar.

eşen

  • Karpuz ve kavun hamı, kelek. (Farsça)
  • Ters giyilmiş elbise. (Farsça)

feng

  • Acı hıyar, ebucehil karpuzu. (Farsça)

ficc

  • Şam karpuzu.
  • Tam olmamış olan meyve.

habhab

  • Karpuz.

hanzal

  • Zakkum. Zakkum ağacı. Ebu Cehil karpuzu denilen portakal büyüklüğünde mevyesi çok acı bir nebat. Karga kabağı diye de adlandırılır.

harbüz

  • Karpuz, kavun. (Farsça)

harbüze-füruş

  • Karpuz kavun satan adam. (Farsça)

harbüze-i rubah

  • Ebucehil karpuzu.

harbüze-zar

  • Karpuz kavun bostanı.

haşif

  • Keskin kılıç.
  • Damdan aşağı asılmış olan karpuz.

hinduvane / hinduvâne / هندوانه

  • Kavun, karpuz. (Farsça)
  • Karpuz. (Farsça)

hışır

  • Kavun ve karpuzun kabuk kısmı.
  • Olgunlaşmamış kavun.
  • Kötü bir tabaklama neticesinde, bazı kısımları sert kalan deri.
  • Mc: Kaba, görgüsüz ve salak kimse.

hıtban

  • Ebucehil karpuzu.

ism-i cins

  • Gr: Cins isim. Bir cinsten, bir nev'den olan şeylerin hepsine verilen bir ad. Vilâyet, karpuz, kedi gibi.

kebse

  • Beraberlik, eşitlik, müsavat.
  • Ebucehil karpuzu.

keştite

  • Yuvarlak karpuz.

kuvare

  • Yuvarlak parça (ki gömlek yakasından veya kavun, karpuz başından keserler.)

lebi / lebî

  • Dilim. Ekmek, kavun, karpuz vs. dilimi. (Farsça)

ma-i mukayyed / mâ-i mukayyed

  • Çiçek, üzüm, kavun-karpuz suyu gibi cinsi ve sıfatı birlikte söylenen sular.

mabtaha

  • (Çoğulu: Mebâtıh) Kavun karpuz ekecek yer.

vezin

  • Hamur yapılmış ebucehil karpuzu.
  • Asil.
  • Sabit.

yaktin / yaktîn

  • Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.