LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kabir ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

ahval-i uhreviye ve berzahiye / ahvâl-i uhreviye ve berzahiye

  • Kabir ve âhiret halleri.

alem-i berzah / âlem-i berzah / عَالَمِ بَرْزَخْ

  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.
  • Berzah âlemi. Kabir âlemi.
  • Kabir âlemi.

alem-i berzah ve ervah / âlem-i berzah ve ervah

  • Kabir âlemi ve ruhlar âlemi.

alem-i kabir / âlem-i kabir

  • Kabir âlemi.

azab-ı kabir / azâb-ı kabir

  • Kabir azabı.

azab-ı kabir ve sakar

  • Kabir ve Cehennem azabı.

bais / bâis

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Öldükten sonra, kabirlerinde çürümüş ve dağılmış olan cesedleri diriltip mahşere, (arasât meydanına) sevkeden, gönderen.

berzah / برزخ / بَرْزَخْ

  • İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası.
  • Perde.
  • Sıkıntılı yer.
  • İki yer arasındaki geçit.
  • Mani'a, engel,. Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âlemin
  • Kabir âlemi.
  • Kabir alemi.
  • Ara yer, kabir, perde.

berzah alemi / berzah âlemi / berzâh âlemi

  • Öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi.
  • Dünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.
  • Tasavvufta âlem-i misâle verilen ad.

berzah-ı kübra / berzâh-ı kübrâ

  • Kabirden kalkıp, mahşer yerinde hesâbın görülüp Cennet veya Cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman.

berzah-ı sugra / berzâh-ı sugrâ

  • Kabre konduktan kıyâmet kopup kabirden kalkıncaya kadar olan zaman.

berzahi / berzahî / berzâhî

  • Kabirle ilgili.
  • Kabre ait, kabir âlemiyle ilgili.

beşir / beşîr

  • Müjdeleyici mânâsına Peygamber efendimizin isimlerinden.
  • Kabirde mü'minlere suâl soran melekler.

cedef

  • (Çoğulu: Ecdâf) Makbere, kabir, mezar.
  • Yemen diyarından gelir bir otun adı. (Bir kimse bu otu yese su içmeye muhtaç olmaz.)

cedes

  • Kabir, mezar.

cenen

  • Mezar, kabir.

dahme

  • Mezar, kabir. türbe. (Farsça)
  • Donanma geceleri atılan hava fişeği. (Farsça)

darih

  • Kabir. Mezar.

ebedgah / ebedgâh

  • Kabir, mezar. (Farsça)

ebedhane

  • Kabir, mezar. (Farsça)

ebil

  • Nasârâ rahibi ve ekâbiri.

ecdas

  • (Tekili: Cedes) Kabirler. Mezarlar.

ehl-i keşf-il kubur

  • Kabir âleminde olanları bilen, kabirdeki ölünün ahvâlini keşfedip doğru olarak haber veren veli, evliya.

ehl-i keşfe'l-kubur / ehl-i keşfe'l-kubûr / اَهْلِ كَشْفَ الْقُبُورْ

  • Kabir ehlinin hâlini görenler.

ehl-i keşfü'l-kubur

  • Mânen kabirdeki ölülerin hallerini anlayanlar.

ehl-i kubur / ehl-i kubûr / اَهْلِ قُبُورْ

  • Kabirdekiler, ölüler.
  • Kabir ehli. Ölüler.
  • Kabir ehli. Kabirdekiler, ölüler. Ne kendi etdi râhat ne âlem etdi huzur, Yıkıldı gitti cihândan dayansın ehl-i kubûr.
  • Kabirdekiler.

ehlikubur / ehlikubûr

  • Kabirdeki ölüler.

fercam-gah / fercam-gâh

  • Son mekân, âkibet yeri. (Farsça)
  • Mc: Kabir, mezar. (Farsça)

gur

  • Kabir, mezar.
  • Meşhur pehlivan Rüstem-i İraninin lâkabı.
  • Yaban eşeği.

habs-i münferid

  • Tek başına olan hapis. Hapishanede bir kişilik hücre.
  • Ehl-i dalâlet için olan ölüm ve kabir.

haşr günü

  • Mahlukların kabirlerinden kalkıp Arasat meydanında toplandıkları kıyâmet günü.

hassa

  • (Çoğulu: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat.
  • Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni.

hayat-ı berzahiye

  • Öldükten sonra kıyamete kadar yaşanan kabir hayatı.

hıssan

  • Mümtaz ve belirli kimseler. Tanınmış iyi kimseler. Ekâbirler.

hücre-i seadet / hücre-i seâdet

  • Medîne-i münevverede Mescid-i Nebevî içinde Peygamber efendimizin mübârek kabirlerinin bulunduğu oda. Peygamber efendimizin sağlığında burası, hanımlarından hazret-i Âişe vâlidemizin odasıydı. Peygamberimiz burada vefât etti. "Peygamberler vefât ettikleri yere defnolunurlar" hadîs-i şerîfi gereğince

inkılabat-ı berzahiye ve uhreviye / inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye

  • Kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler.

kabr / قبر

  • (Kabir) Mezar. Merkad. Ölünün toprağa gömüldüğü yer.
  • Kabir, mezar.
  • Mezar kabir. (Arapça)

kabr-i haps-i münferit

  • Tek başına kabir hapsi, kabirdeki hücre hapsi.

kabr-i şerif

  • Şerefli, değerli kabir, mezar.

kabri / kabrî

  • Kabir âlemine ait.

keda

  • Mekke-i Mükerreme üstünde, Mekâbir yakınında bir yolun adı.

keşf-ül kubur

  • Kabirdeki ölünün hâlinden anlamak. Ölünün azab çekip çekmediği ve sair bazı hususların bâzı veli kimselerce bilinmesi.

keşfelkubur / keşfelkubûr

  • Ölünün kabirdeki durumunu bilme.

keşfü'l-kubur

  • Kabirdeki ölülerin hallerini görme.

keşfü'l-kubur velisi / keşfü'l-kubur velîsi

  • Kabirdeki ölülerin hallerini anlayan ve bilen Allah dostu zât, evliya.

kitab-ı yavakit / kitab-ı yavâkit

  • İmâm-ı Şa'rânî'nin eseridir. Kitabın tam adı el-Yevakit ve'l-Cevahir fî Beyani Akaidi'l-Ekâbir'dir.

kubur / kubûr / قُبُورْ

  • (Tekili: Kabr) Kabirler, mezarlar, türbeler.
  • Kabirler, mezarlar.
  • Mezarlar, kabirler.
  • Kabirler, mezârlar.
  • Kabirler, mezarlar.
  • Kabirler.

kuşe-i kabr / kûşe-i kabr

  • Kabir köşesi.

lahd

  • Kabir kazıldıktan sonra, kabrin taban sathından kıble cihetine kabir boyunca, içine ölü sığacak kadar genişlik ve derinlikte kazılan yer.

lühud

  • (Tekili: Lahd) Çukurlar, kabirler, mezarlar.

madca'

  • Yatılan yer.
  • Kabir. Mezar.

makabir / makâbir / مقابر

  • (Tekili: Kabr) Kabirler. Mezarlar.
  • Mezarlar, kabirler. (Arapça)

makber

  • (Çoğulu: Mekabir) Mezar. Kabir.

makber-i saadet / makber-i saâdet

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek kabirleri.

matamir / matamîr

  • (Tekili: Matmure) Mezarlar, kabirler.
  • Bazı şeyleri saklamak için kullanılan toprakaltı yerler.

matmure

  • Toprak altında bazı şeyleri saklamağa mahsus yer.
  • Kabir, mezar.

mazacı'

  • (Tekili: Mazca) Kabirler, mezârlar.

mazca'

  • (Madca) Yatılacak yer. Mezar, kabir.

medafin

  • (Tekili: Medfen) Mezarlar, kabirler. Gömülecek, defnolunulacak yerler.

megak

  • Mezar, kabir, çukur.

mekabir

  • (Bak: Makabir)

merakid

  • (Tekili: Merkad) Merkadlar, kabirler, mezarlar.

merkad

  • Uyku yeri. Yatacak yer.
  • Mezar, kabir.

mezar / mezâr

  • Ziyaret yeri. Ziyaretgâh.
  • Mezar. Kabir. Ölünün gömüldüğü yer. Makber.
  • Kabir, ölünün gömüldüğü yer.
  • Kabir, ziyaret yeri.

mezarat

  • (Tekili: Mezar) Kabirler. Mezarlar.

minu-yu hak / minu-yu hâk

  • Mezar, kabir.

mübeşşir

  • Kabirde, mü'minlere suâl soran melek.
  • Müjdeleyici mânâsına Peygamber efendimizin isimlerinden.

münker

  • Kabirdeki sual meleklerinden biri.

münker ve nekir

  • Kabirde suâl soran melekler.
  • Sorgu melekleri, öldükten sonra insanları kabirde sorgulayan melekler.

nekir / nekîr

  • Kabirde suâl soran meleklerden biri.
  • Kabirdeki sual meleklerinden biri.

nur-u berzah

  • Kabir hayatının aydınlığı.

rems

  • (Çoğulu: Rumus) Mezar, kabir.

reym

  • Alçak yer.
  • Kabir.
  • Derece.
  • Deveyi boğazlayıp taksim ettikten sonra kalan kemik.
  • Ziyâde çok, fazla.

rumus

  • (Tekili: Rems) Mezarlar, kabirler.

said

  • Yukarıdaki temiz toprak, pislikten uzak pâk toprak. Yeryüzü.
  • Yol, tarik.
  • Mezar, kabir.
  • Yüksek.
  • Yukarı çıkan.

seft

  • Kabir üstüne koyulan taş.
  • Tabut.

sükunetgah / sükûnetgâh

  • Dinlenme yeri. (Farsça)
  • Mc: Kabir, mezar. (Farsça)

tabaka-i hayat

  • Hayat tabakası. Kabirdeki hayat, dünya hayatı gibi.

tarik-i berzahiye

  • Kabir yolu.

telhid

  • (Lahd. dan) Mezar çukuru kazma. Kabire lâhid yapma.
  • Gömme.

telkin / telkîn

  • Definden sonra meyyitin (vefât edenin) yüzüne karşı ayakta durarak okunan, kabir suâllerini ve cevaplarını bildiren sözler.

teyemmün

  • Uğur sayma. Bir şeyle teberrük eylemek. Bir şeyi mesut ve uğurlu saymak.
  • Ölüyü kabirde sağ yanına yatırmak.
  • "Ben Yemenliyim" demek.

vakıat-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye / vâkıât-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye

  • Ahiretle, kabir hayatıyla ve gelecekle ilgili olaylar.

zarih

  • (Darih) Mezar, kabir. Türbe.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR