LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te KOLAY ifadesini içeren 214 kelime bulundu...

ağmaz

  • Kolay anlaşılmayan, pek derin.

agrar

  • (Tekili: Gırr) Tecrübesizler. Acemiler. Kolay aldananlar.

amyant

  • Kolayca bükülebilen, ateşe dayanıklı liflerden yapılmış bir çeşit asbest.

asan / âsân / آسان / آسَانْ

  • Kolay. Suhuletli. Yesir. (Farsça)
  • Bükülmüş ipin her katı. (Farsça)
  • Kolay.
  • Kolay.
  • Kolay. (Farsça)
  • Kolay.

asani / âsânî

  • Suhulet, kolaylık.

azimet / azîmet

  • Kuvvetli irâde, istek, arzu. Haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınmakla berâber, mümkün olduğu kadar ruhsatlardan yâni dinde izin verilen kolaylıklardan uzak durup; evlâyı, en iyi olduğu bildirilenleri, nefse zor gelenleri yapmak; takvâ yol u.

basit / basît / بسيط

  • Sade. (Arapça)
  • Kolay. (Arapça)

bedihiyyet

  • Açıklık. Kolayca anlaşılır ve görülür olmak.

ber-vech-i yesir

  • Kolaylıkla, kolayca.

biselamet-il-emr

  • İşin kolaylıkla ve zahmetsiz yapılması.

biselameti'l-emr / biselâmeti'l-emr

  • İşin kolaylıkla ve kazasız belâsız yapılması.

bittariki'l-evla / bittarîki'l-evlâ

  • Daha kolay yolla, daha güçlü bir öncelikle.

bun

  • Nihâyet, dip. (Farsça)
  • Kolay, suhûletli. (Farsça)
  • Rahim. (Farsça)
  • Temizlenmiş olan koyun bağırsağı. (Farsça)

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

deff

  • Yan, cenb.
  • Kolay.

deli'

  • Âsan yol, kolay olan yol.

deluk

  • Dişleri kırılmış ve kütelmiş olan yaşlı deve.
  • Kınından çıkması kolay olan kılıç.

dest-keş

  • Gözleri görmeyen bir kimseyi ellerinden tutup dolaştıran. (Farsça)
  • Kazanç. Kâr. (Farsça)
  • Yay gibi elde kolaylıkla idare olunabilen şey. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)
  • Bir işten vazgeçen. (Farsça)

dimase

  • Yumuşak.
  • Asanlık, kolaylık.

dü'bub

  • Zayıf nesne.
  • Çirkin huylu, kısa boylu kimse.
  • Kolay yol.
  • Uzun at.
  • Karınca nevinden bir nev.
  • Hububattan bir cins.

dun / dûn

  • Aşağı, alçak. Kolay. Zayıf. Gölgeli. Aşağılık. Altta, aşağıda.

dunehu hart-ül katat

  • "Elini dikenli ağaç üzerine çekmek, ondan daha kolay." meâlinde bir tabirdir.

ebced hesabı / ebced hesâbı

  • Her harfi bir rakamı gösteren arabî harflerle yazılı sekiz kelimeden meydana gelen bir hesab sistemi. Hâdiselerin zamânının tesbiti ve hatırda daha kolay kalması için rakamları harf olan târih düşürme sanatı.

efhem

  • Anlayışlı, kolay anlayan.

ehven / اهون

  • Daha kolay.
  • Çok ucuz. (Arapça)
  • Çok kolay. (Arapça)

elli dört farz

  • İslâm âlimlerinin, müslümanların hâtırlarında tutmalarını kolaylaştırmak için, öncelikle bilmeleri îcâbeden pek çok farzdan, Allahü teâlânın emirlerinden derledikleri elli dört tânesi.

eshel / اسهل / اَسْهَلْ

  • Çok kolay, daha kolay, asan.
  • Daha kolay.
  • Daha kolay.
  • En kolay. (Arapça)
  • En kolay.

eshel-i tarik

  • En çıkar yol. En kolay ve kestirme olan yol.

eshel-i umur

  • İşlerin en kolayı.

eyser

  • Sol taraf. Soldaki.
  • Pek kolay.

fasl-ı hitab / fasl-ı hitâb

  • Kolay, açık ve anlaşılır söz söyleme.

feleği müsait

  • Talihi, bahtı ve şansı müsait; hedefe ulaşmada büyük kolaylıklara mazhar.

fettah / fettâh

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına hayır kapılarını, dileklerine kavuşmak istiyen kullarına kapalı kapıları açan, peygamberlerini düşmanlarının elinden kurtarıp, memleketlerin fethini müyesser (kolay) kılan; evliyâsına (sevdiği kullarına) melekûtünün (gözle görülmeyen

gamıza

  • Kolay anlaşılmayan, derin.
  • Kolay anlaşılmayan ince mes'ele. Derin.
  • Mâruf ve mütebeyyin olmayan hesab.

gamz

  • (Çoğulu: Gamuz) Göz yummak, gizli olmak, yumuşak muamele etmek.
  • Kolay görerek ihmal etmek.
  • Çukur yer.

gayya

  • Cehennemin beşinci tabakasındaki çok korkunç bir kuyunun adı. İçine düşenin kolay kolay kurtulamıyacağı korkunç yer.

gazr

  • (Gazâre) (Çoğulu: Gazâyir) Men etmek, engel olmak.
  • Hapsetmek.
  • Geçim kolaylığı, maişet genişliği.
  • Büyük çanak.

güvar

  • Hazmı kolay olan ve zaikaya hoş gelen, nefsin meylettiği şey.

güvarende

  • Hazmedilmesi kolay. (Farsça)

hadad

  • Mürekkep.
  • Nakış.
  • Akılsız, ahmak adam.
  • Kolay.

hamas

  • Verem.
  • Yumuşaklıkla ve kolaylıkla bir şeyi çıkarmak.

heni / henî

  • Hazmı kolay olan, faydalı ve sıhhate uygun.

heniyye

  • Kolaylık, sühulet.

heşş

  • Gevrek, kolayca kırılabilir olan.
  • Keyifli, şen.

hevn

  • Kolaylık, sühulet.
  • Vakar. Teenni.
  • Sükunet. Sekine. Rıfk.
  • Ufak şey. Hor ve zelil olmak.

heyn

  • (Heyyin) Kolay. Rahat.
  • Vakar. Sükunet.

heyyin

  • Kolay, sühuletli.
  • Kolay.

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

hidrofil

  • Suyu kolayca emen madde. (Fransızca)

hıffet

  • Hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı 'kavele' dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için 'vav' harfi 'elif'e çevrilerek kàle denmiştir.

hile-i şer'iyye / hîle-i şer'iyye

  • Şer'î (dînî) çâre. Müslümanların, İslâmiyet'e uymaları ve haram işlememeleri için ihtiyatlı yol aramaları. Herhangi bir hususta İslâmiyete uymağa mani bir durum bulununca o şeyi yapabilmek için kolay olan bir çâre aramak veya bu sûretle bulunan çıkış yolu.

hoşgüvar / hoşgüvâr / خوش گوار

  • Hazmı kolay, tatlı, hoş, sindirici. (Farsça)
  • Leziz. (Farsça)
  • Hazmy kolay. (Farsça)

hükm-i müleffak

  • Helâl ve haram, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, birkaç mezhebin hükümlerini karıştırarak kolayına geleni seçtiği hüküm.

hüveyna

  • Kolaylık, sühulet.

i'lal

  • Harf-i illetlerin kolaylık için başka harfe değiştirilmesine denir. ( ) nin ( ) olduğu gibi.

ibham

  • Mübhem, kapalı bırakmak. Belirsiz olmak. Muayyen olmayan.
  • Edb: Sözün kolayca anlaşılmayacak şekilde kapalı olması, vâzıh olmayışı.
  • Baş parmak.

iksir

  • Çok te'sirli, her derde devâ sayılan mevhum cisim. Bir şeyin olmasına veya hastanın iyileşmesine sebeb olan ehemmiyetli madde.
  • Tıb: Oldukça şekerli ve kolayca alınabilen bir ilâç.
  • Eski kimyada: (Bazılarının söylediğine göre) kıymetsiz madenleri ve sair şeyleri altuna tebdile

intidam

  • Kolayca ele geçme. Kolay bir şekilde elde etme.

irfak

  • Fayda vermek, işe yaramak. Kolaylık ve mülâyemetle tutmak.

irgan

  • Bir işi kolaylaştırma.

isaga

  • Kolaylıkla ve rahatlıkla yutulma.

isaga-i taam

  • Yemeğin kolaylıkla yutulması.

iştibah

  • Şüphelenmek. Şüphe etmek.
  • Kolay fark olunmaz derecede benzemek.

istihal

  • Müstehak olmak, bir şeye ehil olmak.
  • Kolaylık elde etmek.

istisar

  • Kolaylaşmak, kolay olmak.

istishal

  • Kolay saymak. Bir şeyi kolay addetmek.

ıtlak-ı lisan

  • Ağzına geleni söylemek. Çok serbest ve kolay konuşmak.

kabil-i inkisar

  • Kolaylıkla kırılabilir şeyler, kırılması kolay olan nesneler.

kafur / kâfur

  • Beyaz ve yarı şeffaf, kolaylıkla parçalanan bir madde. Sert, güzel kokulu, katı ve yağlı bir madde.
  • Cennette bir kaynak ismi.

kasıf

  • Deve avazı.
  • Ağacın ince ve kuru olması.
  • Kırılması kolay olan şey.

kemal-i suhulet / kemâl-i suhulet / kemâl-i suhûlet / كَمَالِ سُهُولَتْ

  • Tam ve eksiksiz bir kolaylık, kolayca.
  • Tam bir kolaylık.

kemal-i sür'at ve suhulet / kemâl-i sür'at ve suhulet

  • Tam bir hız ve kolaylık.

keş

  • Akılsız, kolay aldanır. Ahmak.

kesret-i suhulet

  • Herşeyde kolaylığın bulunması.

keylus

  • Hazmı kolay olan gıda.

kine-i peleng

  • "Kaplan kini" : Kolay kolay sükunet bulmayan kin.

külah

  • Takke. Kalpak. Baş örtüsü.
  • Kazıkların toprağa girmesini kolaylaştırmak için uçlarına geçirilen huni şeklindeki demir gömlek.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

lesa'

  • Kolayca çocuk doğurmak.

leyyin-ül canib / leyyin-ül cânib

  • Görüşülmesi kolay, mütevâzi, kibirsiz kimse. Kanı sıcak insan.

ma'n

  • Az miktar.
  • Kolay.

manga

  • Ask. Tek bir kumandanın kolaylıkla sevk ve idare edebileceği kadar erden kurulu küçük askerî birlik. (Yaklaşık olarak on erden kurulabilecek olan mangada birkaç makinalı tüfek veya tabanca ile avcı erleri bulunur.)
  • Savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş.

melekat-ı akliyye / melekât-ı akliyye

  • Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.

mesag

  • Açlık.
  • Geçmesi kolay olan.
  • İtibar, değer.
  • İzin. Müsaade. Ruhsat, cevaz.

meyasir

  • (Tekili: Meysur) Kolaylaştırılmış şeyler.

meysir

  • Meyser. Kolaylık yeri. Kolaylık.
  • Kumar. Arablar arasında ok ile oynanan kumar.
  • Kumar için kesilen hayvan.

meysur

  • Kolay. Kolay olmuş. Asan. Kolay kılınmış şey.

meysurat

  • (Tekili: Meysur ve Meysure) Kolaylatılmış şeyler. Asan edilmiş şeyler.

mühevvin

  • Kolaylaştıran.
  • Hiffet ve kolaylık gösteren. Kolaylaştıran.

müleffık

  • Telfik yapan. Belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, dört mezhebin hükümlerinden kolayına geleni yapıp karıştıran.

mülk-i habis / mülk-i habîs

  • Helâl yolla kazanılan mal ile, haram yolla kazanılan malın karışmasından meydana gelen ve birbirinden kolayca ayrılamayan mülk.

müsag

  • Kolay yutulmuş. Boğazdan kolaylıkla geçirilmiş.

musahale / musâhale

  • Kolaylaştırma.

müsahele

  • İşi sıkı tutmayıp gevşeklik göstermek. Kolaylaştırarak, kıymet vermiyerek tutmak.
  • Kolaylık gösterme, kolaylaştırma.

müsahelekar / müsahelekâr

  • Kolaylık gösteren. (Farsça)
  • Kolay sanan. (Farsça)

müsahelekarlık / müsâhelekârlık

  • Kolaylık gösterme. (Arapça - Farsça - Türkçe)

müsehhil

  • Teshil eden, kolaylaştıran.
  • Kolaylaştıran.

müshil / مسهل

  • (Çoğulu: Müshilât) (Sehl. den) Kolaylaştıran.
  • Bağırsakları temizleyen. İshal veren. Kazuratı kolaylıkla dışarı attıran ilâç.
  • Kolaylaştıran. (Arapça)
  • İshal edici. (Arapça)

müşkil-pesend

  • Zorla beğenen. Her şeyi kolay kolay beğenmiyen. Zorlaştıran. (Farsça)

müşkil-pesendan / müşkil-pesendân

  • (Tekili: Müşkil- pesend) Herşeyi kolay kolay beğenmiyenler.

müşkil-üt tahsil

  • Elde edilmesi, tahsili zor olan. Kolay tahsil edilemeyen.

müsteshil

  • Kolay sayan.

müsteshilane / müsteshilâne

  • Kolay sayarcasına. (Farsça)

müsteyser

  • Hazır, kolaylanmış.

müteyessir

  • (Yüsr. den) Kolaylıkla olabilen. Kolay yapılabilir. Yapılması kolay.

müyesser / مُيَسَّرْ

  • (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.
  • Kolay(ca nasip) kılınan.

müyesseriyet

  • Kolaylıkla elde etme.

müyessir

  • Kolay yapan, teshil eden, kolaylaştıran.

müzcad

  • Az şey, az.
  • Tam salih olmayan şey.
  • Defnetmesi ve sevketmesi kolay olan şey.

na-meysur

  • Ele geçirememiş. Elde edememiş. (Farsça)
  • İşi kolaylaştırılmış. (Farsça)

naci'

  • Hazmı kolay olan yiyecek.

nükte

  • Güzel mânâlı söz.
  • Derin düşünerek ve zihni yorarak ilmî, edebî veya başka bir söz ve yazıdan çıkarılan ince mânâ. Meselâ bu sözde bir nükte vardır, bu şiirin nüktelerini anlamak kolay değildir, denir.

rabbi yessir vela tüassir / rabbi yessir velâ tüassir

  • Ey Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma, bana imdad eyle, yardım eyle (meâlinde).

ragad

  • Refah, genişlik, kolaylık.
  • Geçim kolaylığı.

ravh

  • Rahatlık. Rahmet ve kolaylık.
  • Serin serin esen rüzgârın vücuda dokunmasiyle verdiği serinlik ve sefa.
  • Koklamak.

refahet / رَفَاهَتْ

  • Geçimde kolaylık ve genişlik.

resül-ür rahat

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismidir. Kendisine tâbi olup onun getirdiği hakikatları tasdik ve iman ile insanlar büyük nimetlere ve rahatlara mazhar olduklarından kendisine bu isim verilmiştir. Ve kendisi buyurmuştur ki: "Ben dinin doğruluğu ve kolaylığı için peygamber gönderildim." ... İnsanlara e

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini
  • İzin, müsaade; kulların özürlerine binaen, kendilerine bir kolaylık ve müsaade olmak üzere ikinci derecede meşru olan şeyler, yolculukta Ramazan orucunun tutulmaması gibi.
  • İslâmiyet'in, meşakkat ve zarûret gibi sebeblere bağlı olarak, ibâdetlerde ve diğer işlerde tanıdığı izin ve kolaylık; azîmetin zıttı.

sa'b-sehl

  • Zor-kolay.

sadedil / sâdedil

  • Kalb sâfi, derin mes'elelere aklı ermeyen insan. Temiz kalbli olup, kolayca aldatılabilen kimse. (Farsça)
  • Kolay aldanan.

saf-derunluk / sâf-derunluk

  • Kolay aldanma, saflık.

safderun / sâfderun

  • Safi, içi temiz, kolay aldanabilen. (Farsça)
  • Kolay aldanan.

safderunane

  • Kalbi safi olanlara ve kolay aldananlara yakışır surette. (Farsça)

safdil / sâfdil

  • Saf, ahmak, bön, kolay aldatılan kimse. (Farsça)
  • Saf kalpli, kolay aldanan.

safdillik

  • Kolay aldanma.

saig

  • Boğazdan kolay ve hoş geçen yiyecek veya içecek.

saigan

  • Boğazdan kolayca geçerek.

samha

  • Kolaylık. Asânlık. Sühulet.

secic

  • Asan, kolay.
  • Yumuşak yer.

şedidü'ş-şekime / şedîdü'ş-şekîme

  • Başkasına kolay kolay boyun eğmeyen, inatçı.

sehil / sehîl / سَهِلْ

  • Kolay.
  • Kolay.

sehl / سهل

  • Kolay.
  • Kolay.
  • Toprağı yumuşak düz yer.
  • Sâde.
  • Kolay.
  • Kolay. (Arapça)

sehl-i mümteni

  • İmkânsız birşeyi kolayca ifade etme.

sehl-i mümteni'

  • Edb: "Hem kolay, hem güç" mânasına bir tâbirdir. Yazılışı veya söylenişi kolay göründüğü hâlde taklidine kalkışınca, taklidi imkânsız eser demektir.

sehl-ül me'haz

  • Kolay olarak alıncak ve elde edilecek şey.

sehlen

  • Kolaylıkla, kolay surette.

sehlimümteni

  • Yazılması veya söylenmesi kolay görünen, ama denendiğinde zor olduğu anlaşılan eser.

sehlter

  • En kolay, çok kolay. (Farsça)

selaset / selâset

  • Edb: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade.
  • Sözün akıcılığı, ifadedeki ahenk, kolaylık ve akıcılık.

selis

  • Kolay, yumuşak.
  • Boyun eğmiş, bağlı.

semha

  • Kolaylık, sühulet.

şerh

  • Açma, genişletme.
  • Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme.
  • Bir şeyi dilim dilim kesme.
  • Bollaştırma.
  • Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme.
  • Açıklanmış yazı, risale.

seriütteessür / serîütteessür

  • Çabuk ve kolay etkilenen.

serra

  • Kolaylık, rahatlık, genişlik.
  • Sevinçli oluş.
  • Bolluk.

şeva

  • Kolay.
  • Vücut organları. (El, ayak gibi).
  • Malın kötüsü.

sevg

  • Aşağı batmak. Suyun boğaza girmesi.
  • Kolay, âsan ve yumuşak olmak.

süda

  • Kendi kendine çobansız gezen hayvan.
  • Bir şeyi kendi kolayına bırakmak.

süheyl

  • Kolay, uygun ve yumuşak.
  • Semânın güney tarafında ve Yemenden daha iyi görülen bir yıldız adı. (Bunun için buna Süheyl-i Yemâni denir. Kuzey kutup yıldızının naziri, benzeridir.)
  • Kolay, uygun, yumuşak, bir yıldız.

suhulet / suhûlet

  • Kolaylık.
  • Kolaylık.
  • Kolaylık.
  • Kolaylık.

sühulet / sühûlet

  • Kolaylık. Kolaylık vasıtası.
  • Yavaşlık. Nâzik muamele.
  • Elverişli. Kullanışlı.
  • Paraca kolaylık.
  • Kolaylık.
  • Kolaylık.
  • Kolaylık, kolaylık aracı, yavaşlık, nazik muamele, elverişli, kullanışlı, paraca kolaylık.

suhulet / سهولت

  • Kolaylık.

sühulet / sühûlet / سهولت

  • Kolaylık. (Arapça)

suhulet / suhûlet / سُهُولَتْ

  • Kolaylık.

sühulet-bahş

  • Kolaylık veren. Kolay kullanılan. Pratik. (Farsça)

suhulet-i beyan / suhûlet-i beyân / سُهُولَتِ بَيَانْ

  • Açıklama kolaylığı.
  • Açıklamada kolaylık.

suhulet-i fevkalade / suhulet-i fevkalâde

  • Olağanüstü kolaylık.

suhulet-i intişar

  • Yayılmadaki kolaylık.

suhulet-i mutlak

  • Tam kolaylık.

suhulet-i mutlaka

  • Sınırsız kolaylık.

sühulet-i mutlaka

  • Sonsuz ve tam kolaylık.

suhulet-i mutlaka / suhûlet-i mutlaka / سُهُولَتِ مُطْلَقَه

  • Nihâyetsiz kolaylık.

suhulet-i rızık

  • Rızkın kolay elde edilmesi.

suhuletle / suhûletle

  • Kolayca, kolaylıkla.
  • Kolaylıkla.

suhuletli

  • Kolay.

sünuh

  • (Çoğulu: Sünuhat) Çok düşünmeden akla ve kalbe gelen mânâ.
  • Zuhur etmek. Vaki olmak.
  • Sözü kinâye ve târiz ile söylemek.
  • Kolay olmak.
  • Birini güçlüğe düşürmek.

suret-i sehl ve basita

  • Kolay ve basit şekil, suret.

suret-i sehl ve basite / sûret-i sehl ve basite

  • Kolay ve basit şekil.

tahfif

  • (Hıffet. den) Hafifletme, yükünü azaltma. Kolaylaştırma.
  • Lâyıkı vechiyle hürmet etmemek.
  • Maddî-manevî bir ızdırabı azaltmak.
  • Kelimelerin bazı harflerini terketmekle telâffuzunu kolaylaştırmak.

tahfifat / tahfifât

  • (Tekili: Tahfif) Hafifletmeler; yükünü eksiltmeler, kolaylaştırmalar.

tahfiz

  • Aşağı indirmek.
  • Asan etmek, kolaylaştırmak.

tahlil

  • Müşkül meseleyi halletmek.
  • Bir şeyi kolaylıkla tutmak.
  • Eritmek.
  • Bir şeyi helâl kılmak.
  • Yemine kefaret etmek.
  • Man: Terkibin zıddıdır. Bir kıyas neticesinin mantık şekillerinin hangisinden olduğunu bilmek için delilin tahlili, araştırılması.
  • Fiz:

tasavvuf

  • Ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâ

te'nis-i ezhan

  • Zihinleri alıştırmak, anlayışı kolaylaştırmak.

teetti

  • Asan olmak, kolaylaşmak.
  • Beklemek, gözlemek.

tefessuh

  • Fasih olma. Anlaşılması kolay olma.

teheyyün

  • Asan olmak, kolay olmak.

tehvin

  • (Hevn. den) Kolaylaştırma.
  • Ucuzlatma. Ucuzlatılma.
  • Alçaltma. Alçaltılma.
  • Cevr ve hakaret eylemek. Saymamak. Hakir görmek.
  • Kolay gösterme, küçük gösterme.
  • Kolaylaştırma.

tekbit

  • (Cihaz) Az olmak.
  • Asan olmak, kolay olmak.

telfik

  • Helâl ve harâm, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, mezheblerin hükümlerinden kolay olanı yapma ve karıştırma.

temşiye

  • (Meşy. den) Yürütme, ilerleme.
  • Meydana gelmesini kolaylaştırma.

terhim

  • Atmak.
  • Kolaylaştırmak, âsân etmek.
  • Deveyi sebepsiz kesmek.
  • Yumuşak ve ince etmek.
  • Bir ismi kısaltma.

tesahül

  • Kolay görerek ihmal etme, gevşeklik gösterme.

tesamuh

  • Hoş görme. Hoş görürlük. Birbirine kolaylık gösterme. Kayıtsız olma. Gaflet etmek.
  • İhmal etmek.

teshil / teshîl / تسهيل / تَسْه۪يلْ

  • (Çoğulu: Teshilât) Kolaylaştırma. Zorluğa âit şeyleri kaldırma.
  • Kolaylaştırma.
  • Kolaylaştırma.
  • Kolaylaştırma. (Arapça)
  • Teshîl etmek: Kolaylaştırmak. (Arapça)
  • Kolaylaştırma.

teshil etme

  • Kolaylaştırma.

teshil etmek

  • Kolaylaştırmak.

teshil-i muhabere

  • Haberleşmenin kolaylaşması.

teshilat / teshilât / teshîlât / تسهيلات

  • (Tekili: Teshil) Kolaylıklar.
  • Kolaylaştırmalar.
  • Kolaylaştırmalar.
  • Kolaylıklar. (Arapça)

teshilen

  • Kolay olmak üzere.

tesniye

  • Bir şeyi kolaylaştırma.

tesrih

  • Talâk. Boşanma, ayrılma.
  • Halâs etme, kurtarma.
  • Bırakma, salıverme.
  • Kıl tarama.
  • Asan etme, kolaylaştırma.

tesvig

  • Cevaz verme.
  • Kolaylaştırma.
  • Tecavüz etmek, haddini aşmak.

tevfik / tevfîk

  • Allahü teâlânın kullarının işini, rızâsına muvâfık (uygun) kılması, şer (kötülük) yolunu kapayıp, hayır (iyilik) yolunu kolaylaştırması.

tevvab / tevvâb

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına tövbe etme sebeblerini kolaylaştıran, şartlarına uygun tövbe edenlerin tövbesini kabûl eden.

teyessür

  • Kolaylıkla husule gelme.
  • Muvaffakiyet ve başarı ile bitme.

teysir

  • (Yüsr. den) Kolaylaştırma. Kolaylaştırılma.
  • Kolaylaştırma.

ulum-u bedihiyyat / ulum-u bedihiyyât

  • Delil ve isbatına lüzum görülmeyip kolaylıkla bilinen ilimler.

vadk

  • Yağmur damlamak.
  • Alışmak.
  • Yağmur.
  • Genişlik.
  • Kolaylaştırmak, yakın olmak.

vati

  • Yumuşak ve kolay olan şey. (Kuş tüyünden yapılmış yastık gibi)

vesile-i teshil ve takrib

  • Yakınlaştırma ve kolaylaştırma vesilesi.

vesile-i teshilat / vesile-i teshilât

  • Kolaylık vesilesi.

yesar

  • Sol, sol el.
  • Varlık, zenginlik.
  • Gençlik.
  • Bolluk.
  • Kolaylık.

yesaret

  • Zenginlik.
  • Kolaylık.

yeser

  • Kolaylık, sühulet.
  • Birinin sağ tarafından gelme.
  • Yün, ip gibi şeyleri bükme.

yesir / yesîr / یسير

  • Az şey, az, kalil.
  • Kumarbaz.
  • Kolay.
  • Kolay. (Arapça)

yessir

  • Kolaylaştır (meâlinde duâ).

yüsr / يُسْرْ / یسر

  • Kolaylık. Genişlik. Rahatlık. Zenginlik. Gına. Refah.
  • Kolaylık; zahmetsizlik.
  • Kolaylık.
  • Kolaylık. (Arapça)
  • Zenginlik. (Arapça)

yüsr-ü din

  • Dindeki kolaylık.

yüsr-ü vahdet / يُسْرُ وَحْدَتْ

  • Birliğin kolaylığı; bir işin birinin idaresinde ve bir merkezde yapılmasının kolaylığı.
  • Birlikten gelen kolaylık.

yüsret

  • Kolaylık, sühulet. Rahat.

yüsür

  • Kolaylık, sühulet, yüsr.

zeca'

  • Hüküm geçmek.
  • Kolaylık.

zelaka

  • (İzlâk - Zellâka) Fasâhat, kolaylık ve lisan inceliği, keskinlik. Nutkun güzel ve çabuk olması.

zeri'

  • Çabuk ve kolay olan.