LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te KIZ kelimesini içeren 76 kelime bulundu...

ahavat / ahavât / اخوات

  • Kızkardeşler. (Arapça)

akşer

  • Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam.

ayn-üs suht

  • Kızgınlık ile bakış, hiddet gözü.

bab-ul mendeb / bâb-ul mendeb

  • Kızıldeniz'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı.

bahr-i ahmer / بحر احمر / بَحْرِ اَحْمَرْ

  • Kızıl deniz, Şap Denizi.
  • Kızıldeniz.
  • Kızıl deniz.

bahr-i kulzum / بحر قلزم

  • Kızıldeniz.

bakire / bâkire / باكره

  • Kızoğlan kız. (Arapça)

bekaret / bekâret

  • Kızlık. Erkek görmemiş kızın hali.

benat / benât / بنات

  • Kızlar.
  • Kızlar. (Arapça)

berbere

  • Kızgınlık ânında söylenip çağırmak bağırmak.

bint / بنت

  • Kız. Kızı. "Fâtıma bint-i Resûl-i Ekrem (A.S.M.): Resûl-i Ekrem'in (A.S.M.) kızı Fâtıma (R.A.)"
  • Kız.
  • Kız. (Arapça)

birişte

  • Kızartılmış. (Farsça)

çeşm-i gazub

  • Kızgın bakış.

cevcem

  • Kızıl gül, verd-i ahmer.

dağlama

  • Kızdırılmış mâdenle vücûdun bir yerini yakma.

darülmuallimat / dârülmuallimât / دارالمعلمات

  • Kız öğretmen okulu. (Arapça)

defi'

  • Kızgın olan nesne.

duht / دخت

  • Kız, kerime. (Farsça)
  • Kız. (Farsça)

duhter / دختر

  • Kız. (Farsça)
  • Kız. (Farsça)

duhteri / duhterî

  • Kızlık, bekârlık. (Farsça)

duşize / dûşîze / دوشيزه

  • Kız, matmazel. (Farsça)

ebi-l benat / ebi-l benât

  • Kızların babası.

füvve

  • Kızıl boya dedikleri damarlar.

gaiz

  • Kızgın, öfkeli, gayzlı.

gayz ü gazab

  • Kızgınlık ve hiddet.

gazb

  • Kızıl boya, kırmızı renkli boya.

hadis-i mütevatir / hadîs-i mütevatir

  • Kizb üzerine ittifakları aklen tecviz olunmayan cemaatlerin birbirinden ve ilk cemaatin de bizzat Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan rivâyet ettiği Hadis-i şeriftir..

hafide / hafîde / حفيده

  • Kız torun.
  • Kız torun.
  • Kız torun. (Arapça)

haher / hâher / خواهر

  • Kızkardeş. Hemşire. (Farsça)
  • Kızkardeş. (Farsça)

hamralanmak / hamrâlanmak

  • Kızarmak, kırmızılaşmak, al al olmak.

harr / hârr / حار

  • Kızgın, yakıcı. (Arapça)

hasbe / حصبه

  • Kızamık hastalığı. Tane tane gövdede çıkan bir hastalıktır. (Hasta kişiye "mahsub" derler.)
  • Kızamık hastalığı.
  • Kızamık. (Arapça)

hasebe / حصبه

  • Kızamık. (Arapça)

hazelan

  • Kızgın kimsenin yürümesi.

hemşire / hemşîre / همشيره / هَمْش۪يرَه

  • Kız kardeş.
  • Kız kardeş.
  • Kız kardeş, bacı.
  • Kızkardeş. (Farsça)
  • Kız kardeş.

hemşire-zade / hemşire-zâde

  • Kızkardeş çocuğu. (Farsça)

herifçioğlu

  • Kızılan kimse hakkında zamir gibi kullanılan argo bir tabirdir.

hışm

  • Kızgınlık, öfke, gazap.

hışm-nak / hışm-nâk

  • Kızgın, öfkeli, hiddetli, hışımlı. (Farsça)

ibne

  • Kız çocuğu. Veya teennüs eden oğlan.

igaza

  • Kızdırma, darıltma.

iğde

  • Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.

ınas

  • Kızın büluğ çağına vardıktan sonra evlerinde evlenmeden çok durması.

ırk-ı ahmer / عرق احمر

  • Kızıl derili.
  • Kızılderili ırkı.

iştiva'

  • Kızarma, pişip yenecek duruma gelme.

itidal-i dem / itidâl-i dem

  • Kızgınlığa mağlup olmayış, soğukkanlılık.

jiyan

  • Kızgın, kükremiş, hışımlı. (Bu tabir, ekseriyetle arslanlar hakkında kullanılır.) (Farsça)

karabet-i sıhriyye

  • Kız alıp vermekle meydana gelen akrabalık, yakınlık, hısımlık.

kerime / kerîme / كریمه

  • Kız evlat.
  • Kız evlat.
  • Kız çocuk. (Arapça)

kümte

  • Kızıllık, kırmızılık, humret.

kürk

  • Kızıl, kırmızı, ahmer.

ma'tebe

  • Kızgınlık ve hiddetle hitabetmek.

mahsub

  • Kızamık çıkarmış kişi.

mi'kab

  • Kızdan sonra oğlan doğuran kadın. Bir oğlan sonra bir kız doğuran.

mi'nas

  • Kız doğuran kadın.

müfdem

  • Kızıla boyanmış nesne.

muhammat

  • Kızdırılmış nesne.

muhammir

  • Kızdırıcı ilâç.

nebise

  • Kız torun.

öfke

  • Kızma, sinirlenme, hiddet.

sahanet

  • Kızgınlık, sıcaklık.

şezr

  • Kızgınlık ve hiddetten dolayı gözucuyla bakmak.

sıhriz

  • Kızıl hurma.

siyabe

  • Kızlığın bozulması, bekâretin zâil olması.

suht

  • Kızgınlık, gadab. (Rızânın zıddı)

sümkat

  • Kızıl, kırmızı, ahmer.

şuvaz

  • Kızgın ateş.

şuvazlı

  • Kızgın, ateşli.

tefte / تفته

  • Kızgın. (Farsça)

tubal

  • Kızmış bakırdan ve kızmış demirden çekiçle vurulduğunda kopup dökülen parça.

uht / اخت

  • Kızkardeş. (Arapça)

ve'd

  • Kızını diri iken toprağa gömme.

vêd

  • Kız evladı diri diri toprağa gömüp öldürme âdeti.

vegir

  • Kızmış taş üstüne koyarak pişirilen et.

vegire

  • Kızmış taş ile sıcaklık verilerek pişirilen süt.

zagak

  • Kızılcık yemişinin çekirdeği.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR