LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te KAr kelimesini içeren 618 kelime bulundu...

a'vaz

  • Karşılıklar. Bedeller.

a'zeb

  • Karısı olmayan erkek.

adem-i müdahale / adem-i müdâhale

  • Karışmamazlık.

adem-i sebat

  • Kararsızlık, sabit olmama.

adgasu ahlam / adgâsu ahlâm

  • Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.

ahavat

  • Kardeşler.

ahder

  • Kardeş çocuğu. Biraderzâde. (Farsça)

ahi / ahî

  • Kardeşim

ahles

  • Kara ile kırmızı arasında olan renk.

ahsef

  • Kara ile ak, alaca.

ahu / اخو

  • Kardeş, dost.
  • Kardeş. (Arapça)

ahves

  • Karnı sarkık kişi. (Müe: Havsâ)

aide / âide / عائده

  • Kâr, kazanç, gelir. (Arapça)

akd-i uhuvvet / عَقْدِ اُخُوَّتْ

  • Kardeşlik sözleşmesi, anlaşması.
  • Kardeşlik sözleşmesi.

alaka-i şedide-i uhuvvetkarane / alâka-i şedide-i uhuvvetkârane

  • Kardeşlik gibi çok sağlam ve güçlü ilgi, alâka.

alem-i zulümat / âlem-i zulümat

  • Karanlıklar âlemi.

aleyh / عليه

  • Karşı, karşıt; üzerine. (Arapça)

aleyhdar / عليه دار

  • Karşıt, zıt. (Arapça - Farsça)

aleyhinde

  • Karşıt olarak.

aleyhtar

  • Karşı olan, karşıtçı.

aleyhtarlık

  • Karşıt olma.

als

  • Karıştırmak.

alude / âlûde

  • Karışık.

amihte / âmîhte / آميخته

  • Karışmış, karışık. (Farsça)
  • Karışık, karışmış. (Arapça)

amihte-gi / amihte-gî

  • Karışmış olma. (Farsça)

amiz / âmiz

  • Karışık, karışmış. (Âmihten) mastarından imtizaç etmek, karıştırmak mânasındadır. (Farsça)

amus

  • Karanlık.

anarşi

  • Kargaşa, kanun ve kural tanımama.
  • Karışıklık, kargaşalık, düzensizlik.

anarşilik

  • Karışıklık, kanunsuzluk.

ara-i mütekabile / ârâ-i mütekâbile

  • Karşılıklı görüşler.

arz-ı tazimat / arz-ı tâzimât

  • Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.

asakir-i berriyye / asâkir-i berriyye

  • Kara askerleri.

ascel

  • Karnı büyük olan kimse.

aşub / aşûb

  • Karıştırıcı, karıştıran mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

aşub-engiz / aşûb-engiz

  • Karışıklığa medar olan, kargaşalığa sebebiyet veren. (Farsça)

aşubengiz / âşûbengîz / آشوب انگيز

  • Kargaşa çıkaran. (Farsça)

atıfet / âtıfet

  • Karşılıksız sevgi, acıyıp esirgeme.

atuf / atûf

  • Karşılıksız seven ve acıyıp esirgeyen Allah.

azim / âzim / عازم

  • Kararlı. (Arapça)

azm / عَزْمْ

  • Kararlılık.

ba'c

  • Karına dürtmek, karın yarmak.

baharat

  • Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler.

bahr-i siyah / bahr-i siyâh / بحر سياه

  • Karadeniz.
  • Karadeniz.

batın / بَطِنْ

  • Karın.

batn

  • Karın, nesil.
  • Karın, mide.
  • Karın, kuşak, nesil.

becayiş

  • Karşılıklı yer değiştirme, değiş-tokuş.

becayiş-i mekani / becâyiş-i mekânî

  • Karşılıklı yer değiştirme.

bed-ahu / bed-âhû

  • Karakteri bozuk, huyu kötü. (Farsça)

bedbinlik

  • Karamsarlık.

bedel

  • Karşılık.
  • Karşılık.

bekl

  • Karıştırmak, halt.

ber

  • Kara.

ber ve bahr

  • Kara ve deniz.

beray-ı istikbal / berây-ı istikbâl

  • Karşılamak için.

berf / برف

  • Kar. (Farsça)
  • Kar. (Farsça)

berf-ab / berf-âb

  • Karlı soğuk su. Kar suyu. (Farsça)

berf-alud / berf-âlud

  • Kar içinde, kara batmış. (Farsça)

berf-dar / berf-dâr

  • Karlı. (Farsça)

berfin / berfîn / برفين

  • Kar ile ilgili, kardan. (Farsça)
  • Karlı. (Farsça)

berhem-zede

  • Karmakarışık, altı üstüne getirilmiş. (Farsça)

berhem-zen

  • Karmakarışık eden, altını üstüne getiren. (Farsça)

berkarar

  • Kararlı. Yerleşmiş. Devamlı.
  • Kararlı, yerleşmiş.
  • Kararlı.

berr / بَرْ

  • Kara.

berren / برا

  • Karadan, kara yoluyla.
  • Kara yolu ile. (Arapça)

berri / berrî / بری / بَرِّي

  • Karacı, karada olan.
  • Karaya ait.
  • Kara ile ilgili. (Arapça)
  • Karaya ait.

berriye / berrîye / بَرِّيَه

  • Karalara ait olan.
  • Karaya âit.

bevka'

  • Kargaşalık, karışıklık.

beyn-ez zevceyn

  • Karı-koca arasında.

bi-kar / bî-kâr

  • Kârsız, işsiz kimse. Bekâr kişi. (Bekârlık, bikârların kârıdır. İşârât) (Farsça)

bi-karar / bî-karar

  • Kararsız.

bigal

  • Kargı, mızrak. (Farsça)

bikarar / bîkarar / bîkarâr / بى قرار

  • Kararsız.
  • Kararsız, rahatsız.
  • Kararsız. (Farsça - Arapça)

bikarar eyler / bîkarar eyler

  • Kararsız eder, şaşkın yapar.

bilahalt / bilâhalt

  • Karıştırmadan.

bilmukabele / بالمقابله

  • Karşılık olarak.
  • Karşılıklı. Karşılık olarak. Mukabil olarak.
  • Karşılık vermekle.
  • Karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak. (Arapça)

birader / birâder

  • Kardeş.
  • Kardeş.

biraderi / biraderî

  • Kardeşle ilgili. Kardeşlik. (Farsça)

biraderzade / biraderzâde / birâderzâde

  • Kardeş oğlu. (Yeğen: Kızkardeşin oğludur.) (Farsça)
  • Kardeş oğlu, yeğen.
  • Kardeş oğlu.

biraz

  • Karşı karşıya kavga etme. Savaşa atılma.

bıttih

  • Karpuz. Kavun.

buuc

  • Karında olan yaralar.

cafun / cafûn

  • Karpuz.

casus

  • Karpuz.

cayife / cayîfe

  • Karın içine geçmiş olan yara.

caymak

  • Kararından dönmek.

cehiz

  • Karnından çocuk düşüren.

cesle

  • Kara karınca.

çetr-i anberin

  • Karanlık gece.

cevaben

  • Karşılık ve cevap olarak.

ceza / cezâ / جَزَا

  • Karşılık.

cibillet / جبلت

  • Karakter, yaratılış. (Arapça)

cibilliyet / جبليت

  • Karakter, yaratılış. (Arapça)

cibilliyetsiz / جبلتسز

  • Karaktersiz, kötü yaratılışlı. (Arapça - Türkçe)

cun

  • Karnı ve kanadı kara olan bağırtlak kuşu cinsinden bir kuş.

cürvaz

  • Karnı büyük olan kişi.

cüsad

  • Karın ağrısı.

dader / dâder

  • Karındaş, kardeş, birâder. (Farsça)

dagmire

  • Karıştırmak, halt.

damic

  • Karanlık.

dar-ı karar / dâr-ı karar

  • Karar kılınacak, durulacak yer.

dar-ül karar / dâr-ül karar

  • Kararlı surette kalınan, kıyametten sonraki yer. Cennet. Dâr-ül Beka.

derya-yı esved

  • Karadeniz.

devke

  • Karışmak, ihtilât.

devr-i müşevveş

  • Karışık dönem.

dücme

  • Karanlık, zulmet.

dugmeran

  • Kara, esved.

dugn

  • Karanlık, zulmet.

duhseman

  • Kara yağız, iri vücutlu adam.

düstur-u uhuvvet

  • Kardeşlik kuralı.

echel-i mutlak

  • Kara cahil.

ecr u mesubat / ecr u mesubât

  • Karşılık ve mükâfat. İyi amele karşılık Allah tarafından ahirette verilen sevap.

ecsel

  • Karnı büyük olan kişi.

edgas u ahlam / edgâs u ahlâm

  • Karışık rüyalar.

egtaşa

  • Karartı.

ehavat

  • Kardeşler; benzer şeyler.

ehevat / ehevât

  • Kardeşler.

ehevatının ma-fi'z-zamirleri

  • Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.

ehşa

  • Karındaki iç uzuvlar. Karında olan.

emcer

  • Karnı büyük kimse.

emniyet dairesi

  • Karakol, emniyet amirliği.

emniyet-i mütekabile

  • Karşılıklı güven.

emzer

  • Karnı büyük olan, şişman.

enuk

  • Kartal kuşu.

esham

  • Kara nesne.

esl

  • Karaılgın ağacı.

esmer / اسمر

  • Karayağız, esmer, koyu tenli. (Arapça)

esvel

  • Karnı sarkık olan erkek. (Müe: Sevlâ)

etmeseh

  • Karanlık, sessiz gece.

evca-i batn

  • Karın ağrıları.

evham-ı muzlime

  • Karanlık vehimler, kuşkular.

ezdad / ezdâd / اضداد

  • Karşıtlar, zıtlar. (Arapça)

fahmiyyet

  • Karbonat. Kömürleşmiş olan şey.

fahri / fahrî

  • Karşılıksız, parasız, gönüllü olarak bir şeyi yapma.
  • Karşılıksız, parasız.

faide-mend / fâide-mend

  • Kârlı, faydalanan, menfaat elde eden. (Farsça)

faysal / فَيْصَلْ

  • Karar. Hüküm. Fasıl. Hall.
  • Karar, hüküm.

faza

  • Karışık.

fazli / fazlî

  • Karşılıksız verilen.

fena fil'ihvan

  • Kardeşinde fena olma, yok olma.

fenafilihvan / fenâfilihvan

  • Kardeşlerin varlığında erime.

ferhal

  • Karışık ve kıvırcık olmayan uzun saç. (Farsça)

fetret

  • Karanlık, mânevî buhran zamanı.

fetret devri

  • Karanlık dönem, vahyin kesildiği mânevî buhran zamanı.

fevza / fevzâ

  • Kargaşa.
  • Kargaşa.

fitne / فِتْنَه

  • Kargaşa, karışıklık.
  • Karışıklık, azgınlık.

gabari

  • Kara nakil vasıtalarındaki yükün yükseklik ölçüsü. (Fransızca)

gabs

  • Karıştırmak.

gafis

  • Kara ağaç.

gak

  • Karga sesi.

gari / garî

  • Kararsız, sebatsız. (Farsça)

garsan

  • Karnı aç kimse.

gasm

  • Karanlık, zulmet.

gasuk

  • Karanlık olmak.

gayr-i kabil-i mukavemet / gayr-i kâbil-i mukavemet / غير قابل مقاومت

  • Karşı konulmaz.

gıllugış

  • Karar verememe, gönül sıkıntısı.

girift / گرفت

  • Karmaşık, iç içe.
  • Karışık, girişik, çapraşık.
  • Karmaşık, çapraşık. (Farsça)

girudar / gîrûdâr / گيرودار

  • Kargaşa, kavga. (Farsça)

gurab / gurâb / غراب

  • Karga. (Arapça)

habhab

  • Karpuz.

habn

  • Karnın şişmesi.

hacer-i esved / حجر اسود

  • Karataş.

hacif

  • Karın gurultusu.

hafif-ül mizac

  • Kararsız, hoppa, temkinsiz.

hafud

  • Karnındaki yavrusunu âzası belirmeden düşüren deve.

halek

  • Kara, siyah.

halif

  • Karşılıklı olarak yapılan bir antlaşmanın şartlarını yerine getirmeye yemin eden, and içen, müttefik.

halita / halîta / خَل۪يطَه

  • Karışık halde olan; karışım.
  • Karışık olan, karma.
  • Karışım.

halt / خلط / خَلْطْ

  • Karıştırmak. Münasebetsiz söz söylemek. Bir şeyi bir şeye karıştırmak. Hatâ etmek.
  • Karıştırma, hata.
  • Karıştırma. (Arapça)
  • Karıştırma, uygunsuz söz söyleme.

haltsız

  • Karıştırmaksızın.

halvet-i faside / halvet-i fâside

  • Karı-kocanın aralarında şer'î mâni olmasına rağmen birleşmeleri.

halvet-i sahiha

  • Karı-kocanın aralarında şer'î mâni bulunmaması halinde birleşmeleri.

hama'

  • Kara balçık.

hamızıkarbon / hâmızıkarbon

  • Karbondioksit.

hani'

  • Karısını boşamış koca veya kocasından boşanmış kadın.

harbüz

  • Karpuz, kavun. (Farsça)

harbüze-füruş

  • Karpuz kavun satan adam. (Farsça)

harbüze-zar

  • Karpuz kavun bostanı.

hasbi / hasbî / حَسْب۪ي

  • Karşılıksız; sırf Allah rızası için.
  • Karşılıksız. Allah rızası için.
  • Karşılık beklemeyen.
  • Karşılıksız.

hasisa / hasîsa / خصيصه

  • Karakter. (Arapça)

hava-i zulmet / havâ-i zulmet

  • Karanlık hava.

havsa'

  • Karnı sarkık olan kadın. (Müz: Ahves)

hayat-ı ihtilal / hayat-ı ihtilâl

  • Karışıklığın, ayaklanmanın hayatı ve sebebi.

hays

  • Karıştırmak, halt.

haysebeyse

  • Kararsızlık, karışıklık, darlık.

hayvan-ı berri / hayvan-ı berrî

  • Karada yaşayan hayvan.

hayvanat-ı berriyye

  • Kara hayvanları, karada yaşıyan hayvanlar.

hemaluş

  • Kara balçık.

hemrace

  • Karıştırmak.

hemt

  • Karıştırmak. Değerini anlamadan almak.

hengame / hengâme / هنگامه

  • Kargaşa. (Farsça)

herc

  • Karışıklık. (Farsça)

herç

  • Karışıklık, gürültü. Nizamsızlık.

herc ü fesadat / herc ü fesâdat

  • Karışıklıklar ve bozukluklar.

herc ü merc

  • Karışıklık, dağınıklık.

hercele

  • Karışık yürümek.

hercümerc

  • Karmakarışık.
  • Karmakarışık.

hercümerç

  • Karışıklık, dağınıklık.

hercümerc / هرج و مرج

  • Kargaşa, dağınıklık, düzensizlik. (Farsça)

heshese

  • Karışıp görüşme.

hilaf / hilâf

  • Karşı, muhâlif, âdet ve kâidenin aksine.
  • Karşı, zıt, aykırı.

hılas

  • Kara ile ak arasında olan çocuk.

hımas

  • Karnı aç kimseler.

hinduvane / hinduvâne / هندوانه

  • Karpuz. (Farsça)

hirek

  • Karaman koyunundan daha küçük yapıda, yassı ve geniş kuyruklu bir koyun cinsi.

hırs-ı muaraza / hırs-ı muâraza

  • Karşı koymak için aşırı istek.

hiss-i uhuvvet

  • Kardeşlik hissi.

hoşamedi etme / hoşâmedî etme

  • Karşılama, hoş geldin deme.

hudri / hudrî

  • Kara eşek.

hükl

  • Karınca gibi sesi işitilmeyen hayvan.

hukuk-u zevciye

  • Karı ile kocanın birbirlerine karşı hâiz olduğu haklar. Aile hukuku.

hüküm / حكم

  • Karar.

hürmet-i mütekabile

  • Karşılıklı saygı göstermek.

huvve

  • Karalık. Siyahlık.

iade-i ziyaret

  • Karşı ziyarette bulunma.

idli'mam

  • Kararmak.

ifsatçı

  • Karıştıran, karışıklık çıkaran.

iğerçin

  • Karar veremeyen, mütereddit, kuşkulu.

igtaş

  • Karanlık olmak.

iğtişaş / iğtişâş / اغتشاش

  • Karışıklık.
  • Karışıklık, kargaşa, anarşi. (Arapça)

iğtişaşat / iğtişâşât / اغتشاشات

  • Karışıklıklar, anarşiler. (Arapça)

iğtişaşçı

  • Karışıklık çıkaran, hilekâr.

ihtica'

  • Karşılıklı olarak birbirini hicvetme.

ihtilal / ihtilâl / اِخْتِلَالْ

  • Karışıklık, ayaklanma.

ihtilalkarane / ihtilâlkârâne

  • Karışıklık çıkararak.

ihtilat / ihtilât / اختلاط

  • Karışmak, karışıp görüşmek.
  • Karışma, karışıp görüşme komplikasyon.
  • Karışıp görüşmek.
  • Karışma, görüşme.
  • Karışmak.

ihtilatat / ihtilâtat

  • Karışıklıklar.
  • Karışmalar, görüşmeler.

ihvan / ihvân / اخوان / اِخْوَانْ

  • Kardeşler, arkadaşlar, aynı tarikata mensup olanlar.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.
  • Kardeşler.

ihvani / ihvânî

  • Kardeşlikle ilgili.

ihve

  • Kardeşler. Arkadaşlar.

ihveti / ihvetî

  • Kardeşim.

iltibas / التباس

  • Karıştırma.
  • Karıştırma, ayıramama.
  • Karıştıma.

iltibas etmek

  • Karıştırmak.

iltibas olmamak

  • Karışmamak.

iltihak

  • Karışmak. Katılmak. Yetişmek. Bitişmek.

iltizam-ı muhalif

  • Karşı tarafın fikrine taraftar olma.

inkişaf-ı uhuvvet / inkişâf-ı uhuvvet / اِنْكِشَافِ اُخُوَّتْ

  • Kardeşliğin açığa çıkması, gelişmesi.
  • Kardeşliğin açığa çıkması.

intifah-ı batni / intifah-ı batnî

  • Karnın, gazların birikmesinden dolayı şişmesi.

ıra

  • Karakter, seciye.

irs

  • Karı ile kocadan her biri.

islac

  • Kara tutulma. Karlı olma.

istiaza

  • Karşılık olarak, ivaz olarak bir şey istemek.

iştibak

  • Karışıklık; birbirine geçme.

istikbal / istikbâl / اِسْتِقْبَالْ

  • Karşılama.

istikbal etmek

  • Karşılamak.

istikbalinde

  • Karşısında.

istikrar / istikrâr / استقرار

  • Karar ve sebat üzere olmak. Karar kılma. Sâkin olmak. Yerleşmek.
  • Kararlı olma, devamlı bir hal üzere olma.
  • Karar kılma, yerleşme.
  • Kararlılık.
  • Kararlılık. (Arapça)

isvidad

  • Kararma, kara olma, esmerleşme. Siyahlanma.

isyan / isyân

  • Karşı gelme, baş kaldırma, âsî olma.

itidal-i mizacı

  • Karakterinin, tabiatının ölçülülü ve aşırılıklardan uzak olması.

itiraz / îtiraz

  • Karşı çıkma, karşı söz.

ıvaz

  • Karşılık, bedel.

ivaz / عوض

  • Karşılık olarak verilen şey. Bedel.
  • Karşılık, bedel.
  • Karşılık olarak verilen şey, bedel.
  • Karşılık.
  • Karşılık, bedel. (Arapça)

ivazan / عوضا

  • Karşılık olarak, mukabilinde, karşılığında.
  • Karşılığında, karşılık olarak. (Arapça)

ivazsız

  • Karşılıksız, bedelsiz.

izhar-ı muhalefet

  • Karşı olduğunu ortaya koyma; açık bir şekilde muhalefet yapma.

izlam

  • Karanlık olmak. Zulme giriftar olmak. Zulme tutulmak.

kabkab

  • Karın, batn.

kabus / kâbûs / كابوس

  • Karabasan. (Arapça)

kanun-u mübareze

  • Karşılıklı mücadele, çatışma kanunu.

kara'belane

  • Karnı büyük, yassı bir böcek.

karain / karâin

  • Karineler, ip uçları.

karargah / karargâh

  • Karar yeri.
  • Karar yeri, askeriyede kurmayların yeri.

karargir / karargîr / قرارگير

  • Karara bağlanmış. Kararı verilmiş. (Farsça)
  • Karar verilmiş. (Arapça - Farsça)
  • Karargîr olmak: Karara bağlanmak. (Arapça - Farsça)

kararname / kararnâme

  • Kararların yazısı.

karavol

  • Karakol. (Farsça)

kardeşane / kardeşâne

  • Kardeşce.
  • Kardeşçesine.

kariha-zad / kariha-zâd

  • Karihadan doğan, karihadan meydana gelen. (Farsça)

karındaş

  • Kardeş.

karine / karîne

  • Karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına yarayan hal, ipucu.

karnabit

  • Karnıbahar.

kartaban

  • Karısı ile nâmahrem kimseyi gördüğü hâlde aldırış etmeyen.

kasık

  • Karnın alt tarafı. (Türkçe)

kazib

  • Karada ve denizde ticarete hırslı olan kimse.

kebed / كبد

  • Karaciğer. (Arapça)

kefh

  • Karşı karşıya savaşma.

kelağ / kelâğ / كلاغ

  • Karakarga, kuzgun. (Farsça)

kenak

  • Karın ağrısı. Buruntu. (Farsça)

kerker

  • Karındaş sığır.

keşiş

  • Karabaş, evlenmez rahip, manastır rahibi.

keşmekeş / كشمكش / كَشْمَكَشْ

  • Karışıklık.
  • Karışıklık.
  • Kararsızlık. Karışıklık. Tereddüd. Kavga. Çekişme. (Farsça)
  • Kargaşa, çekişme. (Farsça)
  • Karma karışıklık.

keşmekeşlik

  • Karışıklık.

kılıbık

  • Karısının sözünden çıkmayan erkek. Karısının baskısı altında olan adam.

kıt'a

  • Kara parçası.

kıta / kıtâ

  • Kara parçası, şiir parçası.

kitab-ı ilzam ve iskat / kitab-ı ilzam ve iskât

  • Karşısındakini delillerle mağlup edip susturan kitap.

kıyas / kıyâs / قياس

  • Karşılaştırma.
  • Karşılaştırma.
  • Karşılaştırma, mukayese. (Arapça)

kıyas etme

  • Karşılaştırma.

kıyasat / kıyâsât

  • Karşılaştırmalar.

kıyasen / kıyâsen / قِيَاسًا

  • Karşılaştırarak.
  • Karşılaştırarak.

kompleks

  • Karmaşık, şuur dışı meyillerin tümü.

kunta

  • Karalık.

kurra / kurrâ

  • Kârîler, kırâat âlimleri, Kur'ân-ı kerîm okuyucuları.

küsuf / küsûf

  • Kararma, tutulma (güneş tutulması).
  • Kararma, güneş tutulması.

küsufat / küsûfât

  • Kararmalar, güneş tutulmaları.

lethan

  • Karnı aç olan kişi.

leyl-i tarık / leyl-i târık

  • Karanlık gece.

leyle-i süveyda / leyle-i süveydâ

  • Karanlık gece, göz bebeğindeki siyah nokta.

macun / mâcun

  • Karışım halinde ilaç.

magmaga

  • Karışmak, ihtilat.

mağşuş / مغشوش

  • Karışık, katışık, saf olmayan.
  • Sikke-i mağşuş: Karışık, hileli madenî para.
  • Karışmış. (Arapça)

magtuş

  • Karanlık yer.

mahall-i karar

  • Karar yeri.

mahlut / mahlût / مخلوط / مَخْلُوطْ

  • Karıştırılmış, karışık.
  • Karışık. (Arapça)
  • Karışık, karıştırılan.

makam-ı ifham ve ilzam

  • Karşı tarafı susturma, âciz bırakma makamı.

makarr

  • Karar yeri, durulan yer.

makis / mâkis

  • Karşılaştırma.

maruz bırakmak

  • Karşı karşıya bırakmak.

meb'uc

  • Karnı delinmiş.

mebtun

  • Karnı hasta olan kimse.

meclis-i ihvan / meclis-i ihvân / مَجْلِسِ اِخْوَانْ

  • Kardeşler meclisi.
  • Kardeşler meclisi.

medar-ı iltibas

  • Karıştırma sebebi.

medar-ı müfaharet

  • Karşılıklı övünç vesilesi, gurur sebebi.

mef'em

  • Karnı geniş olan kişi.

mehd-i uhuvvet

  • Kardeşlik beşiği.

melhuk

  • Karışmış, kavuşmuş. İltihak etmiş.

meltut

  • Karışmış, mahlut.

memzuc / memzûc

  • Karışık.
  • Karışık, karışmış, mezc olmuş.

memzuç

  • Karışmış.

memzuc / ممزوج

  • Karışık. (Arapça)

merhamet-i mütekabile

  • Karşılıklı merhamet besleme.

meş'ale

  • Karanlıkları aydınlatmaya yarayan âlet; lâmba.

meşc

  • Karıştırmak. Haltetmek.

meslec

  • Karlık.

meslek-i uhuvvet / مَسْلَكِ اُخُوَّتْ

  • Kardeşlik mesleği.
  • Kardeşlik mesleği.

mesmese

  • Karıştırmak.
  • Karışık ve mültebis olmak.

meşreb-i uhuvvetkarane / meşreb-i uhuvvetkârâne

  • Kardeşliği öngören hareket tarzı.

meşub

  • Karışmış.

mevahib / mevâhib

  • Karşılıksız verilenler, ihsanlar.

mevhube

  • Karşılıksız olarak verilen; hibe edilen.

meylü't-tehaddi / meylü't-tehaddî

  • Karşı koyma meyli, eğilimi.

mezc / مزج / مَزْجْ

  • Karıştırma, birbiri içinde bütünleştirme.
  • Karıştırma, katıştırma.
  • Karıştırma. (Arapça)
  • Karıştırma, katma.

mezc olma

  • Karışma.

mezcen

  • Karıştırmakla. Katma suretiyle.

mezcetmek

  • Karıştırmak.

mezcetmek:

  • Karıştırmak. (Arapça - Türkçe)

miktar-ı mukabil

  • Karşılığının bir miktarı, en ufak karşılık.

miktar-ı mukabili

  • Karşılığı olan miktarı.

mil-i berri / mil-i berrî

  • Kara mili. (1609 metre)

mismas

  • Karıştırmak.

mızrak / مزراق

  • Kargı. (Arapça)

mü'teşeb

  • Karışmış, mahlut.

muadat

  • Karşılıklı düşmanlık, karşılıklı husumet.

muahat

  • Kardeşlik edinme.

muahede / muâhede

  • Karşılıklı yeminleşme, anlaşma. Devletler arasında andlaşma.
  • Karşılıklı and içme, antlaşma.

muamele-i zevciye

  • Karı koca ilişkisi.

muanid / muânid

  • Karşı, zıt.

muaraza / معارضه / muâraza / مُعَارَضَه

  • Karşı gelme.
  • Karşı çıkma.

muarefe / muârefe

  • Karşılıklı görüşme, tanışma.

muarız / muârız / معارض / مُعَارِضْ

  • Karşı gelen.
  • Karşıt, itirazcı. (Arapça)
  • Karşı çıkan.

muarız kalma

  • Karşı gelme, aykırı tavır sergileme.

muarız kalmak

  • Karşı gelmek, muhalif kalmak.

muarız olma

  • Karşı olma, karşı gelme.

muaşere

  • Karışmak.

mübahase / mübâhase / مُبَاحَثَه

  • Karşılıklı konuşma, fikir belirtme, sohbet.
  • Karşılıklı konuşma.

mübahese

  • Karşılıklı konuşma, bahse giriş.

mübareze etmek

  • Karşı koymak, çarpışmak.

mübarezekarane / mübarezekârâne

  • Karşı koyarcasına.

mübzi'

  • Kârı ve kazancı tamamen kendisine kalmak üzere birine sermaye veren.

mücadele / mücâdele

  • Karşısındakinin câhilliğini veya haksızlığını ortaya koymak ve kendisinin akıl, fazîlet ve şeref bakımından üstün olduğunu isbât etmek için iki kişinin bir şey üzerinde tartışması.

mücamelet

  • Karşılıklı olarak iyi muamelede bulunma. Güzel ve hoş geçinme.

mücazebe

  • Karşılıklı birbirini çekme ve cezbetme.

mucib-i tetkik ve nakz

  • Kararı bozma ve tekrar araştırıp inceleme gerektirici durum, gerekçe.

müdahale / müdâhale / مداخله

  • Karışma.
  • Karışma, girme.
  • Karışma. (Arapça)

müdahale etme

  • Karışma.

müdlehimm

  • Karanlık.

müfahare

  • Karşılıklı övünme.

mugabese

  • Karıştırmak.

mugazebe

  • Karşılıklı olarak birbirini kızdırıp gazaba getirme.

muğlak / مغلق

  • Karmaşık, çapraşık. (Arapça)

muğlakiyet / مغلقيت

  • Karmaşıklık, çapraşıklık. (Arapça)

muhalefet / muhâlefet / مخالفت

  • Karşı gelme, ayrı düşünme, uymama.
  • Karşıt olma, aykırılık.
  • Karşı gelme itâat etmeme, uymamak.
  • Karşı çıkma.
  • Karşı düşüncede olma. (Arapça)

muhalefet etme

  • Karşıt olma, aykırı davranma.

muhalif / muhâlif / مخالف

  • Karşı, zıt, aykırı, uymaz.
  • Karşı olan.

muhasamet

  • Karşılıklı düşmanlık besleme.

muhaverat / muhaverât

  • Karşılıklı konuşmalar.

muhavere / muhâvere / مُحَاوَرَه

  • Karşılıklı konuşma.
  • Karşılıklı konuşma.

muhavere-i latife / muhâvere-i lâtife

  • Karşılıklı olarak yapılan güzel ve nükteli bir sohbet.

muhtelit / مختلط

  • Karışmış. Karışık. Karma.
  • Karışmış, iç içe girmiş.
  • Karışmış.
  • Karışık. (Arapça)

muhtelit olma

  • Karışma.

mukabele / مقابله

  • Karşılık.
  • Karşılık verme.
  • Karşılık verme.

mukabele eden

  • Karşılık veren.

mukabele etmek / mukâbele etmek

  • Karşılık vermek.

mukabele-i bilmisil

  • Karşılaştığı aynı muameleyi sahibine iade etmek, o kimseye aynı muameleyi yapmak. Mukabil hareketi karşısındakine icra etmek.

mukabelesiz

  • Karşılık vermeksizin.

mukabeleten

  • Karşılık olarak.
  • Karşılık vererek.

mukabil

  • Karşılık.
  • Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı.

mukàbil

  • Karşılık.

mukabil / mukâbil / مقابل

  • Karşılık.
  • Karşı olan.

mukabildir

  • Karşı karşıyadır, karşısındadır.

mukabilinde

  • Karşılığında.

mukàbilinde

  • Karşılığında.

mukabilsiz

  • Karşılıksız.

mükafele / mükâfele

  • Karşılıklı olarak birbirine kefil olma.

mükafil / mükâfil

  • Karşılıklı kefillerden herbiri.

mükaleme / mükâleme / مُكَالَمَه

  • Karşılıklı konuşma.
  • Karşılıklı konuşma. Anlaşma. Müzakere. Muhavere. Söyleşme.
  • Karşılıklı konuşma.

mükaleme-i kudsiye / mükâleme-i kudsiye

  • Karşılıklı kutsal konuşma.

mukanat

  • Karıştırmak.

mukarrer

  • Kararlaşmış. Takrir edilmiş. Karar verilmiş. Kat'i. Şek ve şüpheden beri olan. Muhakkak ve müsellem olan. Anlatılmış. Bildirilmiş.
  • Kararlaşmış.

mukarrerat / mukarrerât / مقررات

  • Kararlaştırılan şeyler, kararlar.
  • Kararlar. (Arapça)

mukavemet / مقاومت

  • Karşı durmak, dayanmak. Karşı koymak. Muhalefetle kıyam etmek.
  • Karşı koyma, direnme. (Arapça)
  • Mukavemet etmek: Karşı koymak, direnmek. (Arapça)

mukavemet-suz / mukavemet-sûz

  • Karşı konulmaz.

mukavemetsiz

  • Karşı konulmaz, direnilmez.

mukavim / مقاوم

  • Karşı koyan, direnen, dirençli. (Arapça)

mukayese / مقايسه

  • Karşılaştırma.
  • Karşılaştırma.

mukteza-yı seciye

  • Karakter ve yaratılışın gereği.

mülaane

  • Karşılıklı beddua etme, ilenme, lânet etme.

mülabeset / mülâbeset

  • Karışma, münasebet, iki şeyin karıştırılarak birbirine benzetilmesi.
  • Karışma, bulaşma.

mülakat / mülâkat

  • Karşılıklı görüşme.

mülatefe / mülâtefe

  • Karşılıklı lâtifede bulunma, espiri yapma.

mültebis / مُلْتَبِسْ

  • Karıştırmış, yanılmış.
  • Karıştırılan.

mümalata / mümâlata

  • Karşılıklı şiir söyleme.

mümanea / mümânea

  • Karşılıklı menetme, ruhsat vermeyip önleme.
  • Karşılıklı engelleme.

mümazeka

  • Karışmak.

mümtezicen

  • Karışmış olarak. Birbirine tamamen uyar bir hâlde.

münaferet / münâferet

  • Karşılıklı nefret.

münakale

  • Karşılıklı iletişim, etkileşim, alış-veriş.

münazara / münâzara

  • Karşılıklı konuşmak. İlmî ve kaideye uygun olarak yapılan münakaşa. Mübahese.
  • Karşılıklı fikir alışverişi, ilmi tartışma.

mur / mûr / مور

  • Karınca. Neml. (Farsça)
  • Karınca. (Farsça)

murabba

  • Kare.

murane

  • Karıncavâri, karınca gibi. (Farsça)

mürhe

  • Karışmamış, saf, katıksız.

müsabaka

  • Karşılıklı yarışma. Hangisinin ileride olduğunu anlamak için yapılan tecrübe, imtihan. Bir şeyde derece anlama için iki veya daha çok şahıslar arasında bazı şartlarla yapılan tecrübe.

musaberet

  • Karşılıklı sabır. Sabırlılık. Katlanmak.

musahabe / musâhabe

  • Karşılıklı sohbet etme, konuşma.

musahabet

  • Karşılıklı sohbet.

musalaha

  • Karşılıklı anlaşmak. Barışmak. Sulh akd etmek.

müsalemet / müsâlemet

  • Karşılıklı barış içinde olma.

musammem / مُصَمَّمْ

  • Kararlaştırılmış, hakkında karar verilmiş.
  • Kararlaştırılmış.

müsevved

  • Karalanmış.

müşevveş / مشوش / مُشَوَّشْ

  • Karmakarışık, anlaşılmaz, düzensiz.
  • Karışık. (Arapça)
  • Karışık.

müşevveş etme

  • Karıştırma.

müşevveşiyet / مُشَوَّشِيَتْ

  • Karışıklık.
  • Karışıklık, karmakarışık vaziyet.
  • Karışıklık, dağınıklık.
  • Karışıklık.

müşevviş

  • Karıştıran, anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz hâle koyan.

müstakar

  • Kararlı.

müstekar

  • Karar kılan, yerleşen, sabit.

mutabaat

  • Karşılıklı anlaşma. Uyma tâbi olma. Bir şeye uyup muvafakat etme.

mütamettia

  • Kâr eden, kazanan, kârlı. (Doğrusu: Mütemettia)

mütareke / mütâreke / مُتَارَكَه

  • Karşılıklı ateşkes.

mütarik

  • Karşılıklı olarak terkeden, bırakan. Mütâreke eden.

mütearris

  • Karısına sevgisini bildiren.

mütecavib

  • Karşılıklı cevap veren.

mütehallit

  • Karışan, karışık olan, tahallüt eden.

müteharhır

  • Karnı büyük olanın karnının oynaması, sallanması.

mütehasım

  • Karşılıklı düşmanlık eden; karşılıklı olarak dâvâ eden.

mütekabil / mütekâbil / متقابل

  • Karşılıklı, bir diğerinin karşısında.
  • Karşılıklı.
  • Karşılıklı.
  • Karşılıklı. (Arapça)

mütekabile / mütekâbile / متقابله

  • Karşılıklı olan.
  • Karşılıklı davranış veya vaziyet.
  • Karşılıklı. (Arapça)

mütekabilen / mütekâbilen / متقابلا

  • Karşılıklı olarak, karşı karşıya.
  • Karşılıklı olarak. (Arapça)

mütekabiliyet

  • Karşılıklı vaziyet, karşılıklı durum.

mütekalkıl

  • Kararsız, şüpheci, endişeli.

mütekatı'

  • Karşılıklı kesişen, birbirini kesen.

mütenemmil

  • Karınca gibi kaynaşan.

mütereddid / مُتَرَدِّدْ

  • Kararsız.

mütereddit

  • Kararsız, şüpheye düşmüş.

müteşettit / متشتت

  • Karışık, dağınık. (Arapça)

mütevacihen

  • Karşılaşarak, karşı karşıya olarak. Yüz yüze gelerek, yüzleşerek.

muvacehe / muvâcehe / مواجهه

  • Karşı, ön, yüz yüze geliş.
  • Karşı, ön, yüzleşme.
  • Karşı, yüzyüze. (Arapça)

muvacehesinde

  • Karşısında, önünde, çerçevesinde.

muvaceheten

  • Karşı karşıya. Yüz yüze.

muvazene etmek

  • Karşılaştırmak; dengeye getirmek.

müzahemet / müzâhemet

  • Karşılıklı olarak sıkıntı ve zahmet verme.

müzakere

  • Karşılıklı fikir alışverişi, görüşme.

müzebzib

  • Karıştıran. Karmakarışık eden.

muzlim / مظلم / مُظْلِمْ

  • Karanlık.
  • Karanlıklı.
  • Karanlık. (Arapça)
  • Karanlık.

na'b

  • Karga veya horoz ibiği.

nafize

  • Karından vurulup arkaya çıkmış olan yara.

naib

  • Karga gibi çirkin sesli kuşların ötüşü.

nakizeyn

  • Karşılıklı iki zıt şey.

ne-şebperestem

  • Karanlık ve zulümatı seven ve isteyen değilim.

necm-i sakıb / necm-i sâkıb

  • Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.

necm-i sakıp / necm-i sâkıp

  • Karanlığı delip geçen parlak yıldız.

necmisakıb

  • Karanlığı delen parlak yıldız.

nef u zarar

  • Kâr ve zarar.

neml / نمل

  • Karınca.
  • Karınca.
  • Karınca.
  • Karınca. (Arapça)

netice-i karar

  • Kararın sonucu.

neyseb

  • Karıncaların birbirine bitişerek yol almaları.

nokta-i muzlim

  • Karanlık nokta.

nuhl

  • Karşılıksız hediye ve hibe.

pa-çile

  • Karda yürüyüp yol açmak gayesiyle ayağa giyilen bir çeşit ayakkabı. (Farsça)

paluş

  • Karışık. (Farsça)

pasuh

  • Karşılık, cevap. (Farsça)

pezire

  • Karşılama, karşılayış. (Farsça)

piç-a-piç

  • Karma karış, pek dolaşık, kıvrım kıvrım. (Farsça)

piçide

  • Karışmış, bükülmüş, kıvrılmış. (Farsça)

pülpül

  • Karabiber. (Farsça)

rabbu'l-berri ve'l-bahr

  • Karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah.

rebk

  • Karıştırmak.

redd-i müdahale / redd-i müdâhale / رَدِّ مُدَاخَلَه

  • Karışmayı reddetme.

rehhas

  • Kârgir bina yapan.

retn

  • Karıştırmak.

rıbh

  • Kâr, kazanç.

ru-siyah

  • Kara yüzlü. Ayıbı olan. (Farsça)

sabit-kadem / sâbit-kadem

  • Kararlı.

sahife-i zulmaniye / sahife-i zulmâniye

  • Karanlık sayfa.

salih

  • Kara yılan.

saye-i muzlimane / sâye-i muzlimâne

  • Karanlık yapan gölge; kötü koruma.

sayha-i gurab / sayha-i gurâb

  • Karga bağırışı.

se'sem

  • Kara abnus ağacı.

sebat etme

  • Kararlılıkla devam etme, sabit olma.

sebat etmek

  • Kararlılık göstermek, gevşememek, sabretmek.

sebat eyleme

  • Kararlı olma.

sebatkarane / sebatkârâne

  • Kararlılıkla.

şebk

  • Karıştırmak.

secaya / secâyâ / سجایا

  • Karakterler. (Arapça)

seciye

  • Karakter, huy.
  • Karakter.

seciyeten

  • Karakter itibariyle.

seciyevi / seciyevî / سجيوی

  • Karakter ile ilgili. (Arapça)

seciyye / سجيه

  • Karakter. (Arapça)

seciyyesiz

  • Karaktersiz. (Arapça - Türkçe)

şedidü'ş-sekime / şedîdü'ş-sekîme

  • Karşı koymaya muktedir, sebatlı ve çok güçlü.

şehazan

  • Karnı aç olan kimse.

sehme

  • Karalık, siyahlık.

şehşeh

  • Karışmak.

selt

  • Karın gürüldemesi.

sembol

  • Kararlaştırılmış bir mânası olan işaret. Bir mânanın şekil veya madde halinde gösterilmiş sureti. (Fransızca)

şemit

  • Karışık.

şeref-i mülaki / şeref-i mülâki

  • Karşılaşma ve tanışma şerefi.

sevad / sevâd

  • Karartı.
  • Karartı.

sevde

  • Karalık, siyahlık.

şevh

  • Kara ve çirkin olmak.

sevit

  • Karışmış, muhtelit.

sevl

  • Karnı göbeğinden aşağıya sarkmak.

şevsa

  • Karın içinde olan yel.

şevşeb

  • Karınca.

şibr

  • Karış.

siga-i hitap

  • Karşılıklı konuşma kipi.

şikem

  • Karın. (Farsça)

şikemderd / شكم درد

  • Karın ağrısı.
  • Karın ağrısı. (Farsça)

şıkk-ı muhalif / şıkk-ı muhâlif / شِقِّ مُخَالِفْ

  • Karşıt görüş.
  • Karşı taraf.

sinyal

  • Kararlaştırılmış bir haberi verme işareti. İşaret. (Fransızca)

sırr-ı uhuvvet / سِرِّ اُخُوَّتْ

  • Kardeşlik sırrı.
  • Kardeşlik sırrı.

siyah / siyâh / سياه

  • Kara. (Farsça)

siyahbaht / siyâhbaht / سياه بخت

  • Karatalihli. (Farsça)

siyahlika

  • Kara yüzlü. (Farsça)

siyeh / سيه

  • Kara, siyah. (Farsça)

sücle

  • Karnın geniş ve büyük olması. Şişmanlık.

sud

  • Kâr, faide, kazanç. (Farsça)

şuha

  • Karın ağrısı.

suhme

  • Karalık, siyahlık.

şur-efgen

  • Karma karışık yapan, kargaşalık çıkaran. (Farsça)

şuriş / şûriş / شورش

  • Karışıklık, kargaşalık. (Farsça)
  • Kargaşa. (Farsça)

şüş / شش

  • Karaciğer. (Farsça)
  • Karaciğer. (Farsça)

ta'vizen

  • Karşılık olarak, karşılık alınmak suretiyle. Gelecekte gelirinden kesilmek şartıyla.

taarüf

  • Karşılıklı tanışma, birbirini tanıma.

tağşiş

  • Karıştırma.

tahabbüb

  • Karşılıklı sevgi gösterme.

tahlit / تخليط

  • Karıştırma. (Arapça)

tahya

  • Karanlık gece.

takarrür

  • Kararlaşma, yerleşme.

takarrur / تَقَرُّرْ

  • Karar kılma.

takas

  • Karşılıklı değişme.

takdiriyle

  • Kararıyla.

takrir / takrîr / تَقْر۪يرْ

  • Kararlaştırma, yerleştirme.

taly

  • Karışmak.

taraf-ı muhalif

  • Karşıt taraf.

taran

  • Karanlık. (Farsça)

tari / tarî

  • Karanlık, meçhul.

tarik / târîk / تاریك

  • Karanlık. (Farsça)
  • Karanlık. (Farsça)

tarik-i zulmani / tarik-i zulmanî

  • Karanlıklı yol.

tarz-ı mükaleme / tarz-ı mükâleme

  • Karşılıklı konuşma tarzı.

tasavül

  • Karşılıklı hamle etmek.

taviz / tâviz

  • Karşılık, bedel.

tavtiş

  • Karşılıklı olarak reddetmek.

teakkün

  • Karın buruşukluğu.

tearuz / teâruz / تعارض

  • Karşılıklı zıtlık, çelişme. (Arapça)
  • Teâruz etmek: Çelişmek. (Arapça)

tebekkül

  • Karışmak.

tebyiz

  • Karalama şeklinde yazılan bir yazıyı temize geçme.

tecazüb / tecâzüb

  • Karşılıklı çekicilik.

teczir / teczîr / تجذیر

  • Karekök alma. (Arapça)

tedahük

  • Karşılıklı gülüşme.

tefani / tefânî

  • Kardeşler arasında fani olmak.

tehabbüb / tehâbbüb

  • Karşılıklı sevme.

tekabül / تقابل

  • Karşılıklı olma.
  • Karşılıklı olma, bir şeyin karşılığı olma, yüzleşme, karşılık olma, karşılama.
  • Karşılama. (Arapça)
  • Tekabül etmek: Karşılamak. (Arapça)

tekabül edecek

  • Karşılığı olacak, yerini tutacak.

telazum / telâzum

  • Karşılıklı gerektirme, birbirini gerekli kılma.

telif-i müşevveş

  • Karışık ve anlaşılması zor olan bir kitap.

temekkük

  • Karışmak.

ten'ab

  • Karga sesi.

tenafür / tenâfür

  • Karşılıklı nefret.

terahün

  • Karşılıklı olarak rehin vermek.

terakus

  • Karşılıklı olarak oynaşıp raksetme.

tereddüd

  • Kararsızlık. Bir mes'ele hakkında karar veremiyerek şüphede kalmak.
  • Kararsızlık.

tesanüd

  • Karşılıklı yardımlaşma. Birbirine istinad etme.

teşbi'

  • Karnını doyurma.

teşevvüş / تشوش

  • Karışıklık, bulanıklık.
  • Karışıklık. (Arapça)

tesis ve tecdid-i uhuvvet

  • Kardeşliği kurma ve devamlı pekiştirme.

tesvid

  • Karartma. Yazı ile karalama. Yazmak, müsvedde yapmak.

teşviş / teşvîş / تَشْو۪يشْ

  • Karıştırma. Karma karışık etme. Bulandırma.
  • Karıştırma.
  • Karıştırma, bulandırma.
  • Karıştırma.

teşvişiyyet

  • Karışıklık, bozukluk.

tesvit

  • Karıştırmak.

teveccüs

  • Karnını boşaltmak.

tezebzüb

  • Karışıklık. Mütereddit olmak. Kararsızlık.
  • Kararsızlık.

tire

  • Karanlık. Bulanık. (Farsça)

tiregi / tiregî

  • Karalık. Bulanıklık. (Farsça)

tireşeb

  • Karanlık gece. (Farsça)

tırmesa

  • Karanlık, zulmet.

tuhla

  • Kara ile boz arasındaki renk.

tuhyan

  • Karlık gibi su soğutacak kap. Buzluk, buzdolabı.

udmus

  • Karanlık.

üfürre

  • Karışmak.

uhuvvet / اخوت / اُخُوَّتْ

  • Kardeşlik.
  • Kardeşlik. Din kardeşliği. Samimi dostluk.
  • Kardeşlik.
  • Kardeşlik, dostluk, bağlılık.
  • Kardeşlik.
  • Kardeşlik. (Arapça)
  • Kardeşlik.

uhuvvetkar / uhuvvetkâr

  • Kardeş gibi davranan. Kardeş gibi muâmelede bulunan. (Farsça)

uhuvvetkarane / uhuvvetkârane / uhuvvetkârâne

  • Kardeşçesine, kardeş gibi olarak. Birlik, beraberlik ve karşılıklı sevgi ile. (Farsça)
  • Kardeşcesine.
  • Kardeşçesine.

ukab / ukâb / عقاب

  • Kartal. (Arapça)

ukaykan

  • Karınca.

umumiyet-i ihvan / umûmiyet-i ihvân / عُمُومِيَتِ اِخْوَانْ

  • Kardeşlerin geneli.
  • Kardeşlerin umumu.

veyn

  • Kara üzüm.

zac

  • Kara boya.

zağ / zâğ / زاغ

  • Karga. (Farsça)

zag-beçe

  • Karga yavrusu. Yavru karga. (Farsça)

zalam / zalâm / ظلام

  • Karanlık. Zulmet.
  • Karanlıklar.
  • Karanlık.
  • Karanlık. (Arapça)

zebab

  • Karasinek.

zelzele-i hercümerc

  • Karma karışıklığın sarsıntısı.

zemheri

  • Karakış dönümünden (12 Aralıktan) 31 Ocağa kadar olan şiddetli soğuk devresi.

zemherir / zemherîr / زمهریر

  • Karakış.
  • Karakış. (Arapça)

zevceteyn / زوجتين

  • Karıkoca. (Arapça)

zevceyn / زوجين

  • Karı ile koca. Kadın ile erkek çift.
  • Karıkoca. (Arapça)

zevciyyet

  • Karı kocalık.

zevcyen

  • Karı-koca, iki eş.

zırar

  • Karşılıklı zarar vermek.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR