LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te KAN. ifadesini içeren 340 kelime bulundu...

a'meş

  • Gözünün yaşı durmayıp akan.
  • Tomlaç gözlü.

ab-ı hayat

  • Kan. Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime, edebiyatta : "çok güzel ifâde, lâtif söz, parlaklık, letâfet" mânalarında geçer.
  • Tas : Aşk-ı hakiki, aşk-ı ilâhi, ilm-i ledün, mârifetullah'tan kinayedir. Âb-ı Hızır, âb-ı hayvan, âb-ı beka gibi isimlerle de söyle

abil

  • Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan.
  • Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan.

abus / abûs / عبوس

  • Asık yüzlü, somurtkan.
  • Somurtkan. (Arapça)

akab

  • Topuk. Ökçe.
  • Bir şeyin hemen arkası.
  • Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan.

alak

  • Kan. Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan.
  • Yapışkan veya ilişken nesne.
  • Hayvanat.
  • Bir işe mülâzemet eylemek.
  • Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime. Aşk ve muhabbet eylemek. Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak.
  • Bir şeye ilişip tutulmak.
  • Yapışkan, ba

alak-ı dem

  • Kan pıhtısı, pıhtılaşmış kan.

alaka

  • Kan pıhtısı. Uyuşuk kan.

aleka

  • (Çoğulu: Alekat) Yapışkan balçık, çamur.
  • Kan pıhtısı.
  • Uyuşmuş kan.
  • Sülük.

alem-suz / âlem-suz

  • Cihanı yakan. (Farsça)

ameş

  • Gözü zayıf olan, gözü yaşlanıp durmadan akan.

arazan

  • Rastgele, tesadüfen, tevafukan.

arız / ârız / عَارِضْ

  • Sonradan ortaya çıkan.

arız olan / ârız olan

  • Sonradan ortaya çıkan.

arras

  • Gürleyen, şimşek çakan.
  • şimşekli.

asir

  • Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.

asub / asûb

  • Bey, başbuğ. Hakan.
  • Arı beyi.

ateşefruz / âteşefrûz / آتش افروز

  • Ateş yakan. (Farsça)

atıf / âtıf

  • (Atf. dan) Yüzünü çeviren, bakan. Meyleden, yönelen.
  • Bağlaç.
  • Şefkat edici kimse. Merhametli, müşfik.
  • Yarış atlarının altıncısı.
  • Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime.

ayet / âyet

  • Eser.
  • Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret.
  • Menzil, mekân.
  • Kur'ân-ı Kerim'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa, intibâha sebeb olan hâdise. (Kur'ân-ı Kerim'de 6666 âyet vardır.)

bahir / bâhir

  • Yalancı. Ahmak, serseri adam.
  • Kırmızı kan.

basiret

  • Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat.
  • İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet.
  • Bir evin iki tarafının arası.
  • Yer üstündeki kan.

başvekil

  • Başbakan.
  • Başbakan.

bed-bu

  • Fena kokulu, pis kokan. (Farsça)

ber-taraf

  • Bir yana atılan, ortadan kalkan.
  • Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, yok etmek.

berkan

  • Parıldama.
  • Volkan.

bühre

  • Geniş yer, büyük mekân.
  • Kesik kesik soluyuş.
  • Dere içindeki sazlık ve çayırlık.

ca / câ

  • Yer. Mekân. Mevki. (Farsça)

calis

  • (Çoğulu: Cüllâs) Oturan, oturucu, cülûs eden. Tahta çıkan.

cangüdaz / cângüdâz / جان گداز

  • Yürek yakan. (Farsça)

cay-gah / cay-gâh

  • Mevki, makam, rütbe. (Farsça)
  • Yer, mekân. (Farsça)

cediyye

  • (Çoğulu: Cedâyâ) Gövdeye yapışan kan.

cerahat

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.

çeşende

  • Tadıcı, tadan, tadına bakan. (Farsça)

çevik çalak

  • Hareketli, çalışkan.

ciğersuz / ciğersûz

  • Ciğer yakan.

cigersuz / cigersûz / جگرسوز

  • Yürek yakan. (Farsça)

çirk

  • Kir, pas, pislik, murdarlık, necaset.
  • Yarada olan irin ve kan.

cisad

  • Kan. Safran.

cümd

  • (Çoğulu: Cümâd-Ecmâd) Yüce, sağlam mekân.

cünnet

  • Örtü, kadın başörtüsü.
  • Yağan.
  • Kalkan.

dağıt

  • Emin.
  • Nâzır, bakan.
  • Şiddet veren.
  • Üzüm toplamada kullanılan âlet.

dahis

  • Müfsid, arayı bozan.
  • Koyun yüzerken deri ile etin arasına elini sokan.
  • Bir meşhur atın adı.

daraka

  • (Çoğulu: Derk- Edrâk-Dırâk) Deriden yapılmış olan kalkan.
  • Gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan şeklinde olanı.

dem / دم

  • Kan.
  • Kan. (Arapça)

dem-i mesfuh

  • Dökülmüş kan.

der-ban

  • Kapıcı, kapıya bakan. (Farsça)

dereka

  • (Çoğulu: Deruk) Sığır derisinden yapılan kalkan.

dil-suz

  • Gönül yakan.

dilsuz / dilsûz / دلسوز

  • Yürek yakan. (Farsça)

eflah

  • Çok felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan. Taleb ettiği şeye, arzusuna vasıl olan.

efradını cami ağyarını mani / efradını câmi ağyârını mani

  • Kendisine ait olanları toplayan, olmayanları dışarda bırakan.

emir / emîr

  • Bey, başkan.

erbab / erbâb / ارباب

  • Sahip. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)
  • Usta. (Arapça)

evc-gir

  • Yükselen, yükseğe çıkan. (Farsça)

fa'al / fa'âl / فعال

  • (Mübalâgalı ism-i fâil) Çok işleyen ve çalışan. Durmayıp işleyen. Çalışkan. Devamlı iş yapan.
  • Hareketli, çalışkan. (Arapça)

fedfed

  • (Çoğulu: Fedâfid) Düz yer.
  • Büyük sahrâ.
  • Yaban.
  • Yüksek mekân.
  • Sığır buzağısı.

feşar

  • Sıkıcı. Sıkan. Sıkıp suyunu çıkaran. (Farsça)

fukara-perver

  • Fakire bakan. Fukarayı koruyan. (Farsça)

gamze-figen

  • Gamze saçan, süzgün süzgün bakan. (Farsça)

gavvas

  • Çok gayretli. Çalışkan.
  • Suya dalan.
  • İnci arayan dalgıç.

gayret-mend

  • Gayretli, çalışkan. (Farsça)

gayret-şiar

  • Gayretli. çalışkan. (Farsça)

gayur

  • Hamiyetli. Çok çalışkan. Dayanıklı. Çok gayretli.
  • Kıskanç. ("Gayyur" diye yazılması yanlıştır.)

gayyur / gayyûr

  • Gayretli, çalışkan.
  • Gayretli, çalışkan.
  • Gayretli, çalışkan.

hacfe

  • (Çoğulu: Hucuf) Sade demirden olan kalkan.

hadim-ül lezzat / hâdim-ül lezzat

  • Lezzetleri mahveden, yıkan. (Ölüm)

haif

  • (Havf. dan) Korkan. Korkmuş olan.

halis-üd dem / hâlis-üd dem

  • Arı kan, safkan.

hanman-suz / hânmân-sûz

  • Ocak yakıcı, ev-bark yakan. (Farsça)

hanut

  • (Çoğulu: Havânit) Meyhane, içki içilen yer.
  • Dükkân.

haremgah-ı ilahi / haremgâh-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın mübarek kıldığı ve özel kimselerden başkasına açmadığı kutsal mekân.

harık / hârık

  • Yakıcı, yakan.

hasıl / hâsıl / حَاصِلْ

  • Ortaya çıkan.

haşin

  • Korkak, korkan.

havf eden

  • Korkan.

hayret-engiz

  • Hayret veren. Hayret içinde bırakan. (Farsça)

hayretnüma / hayretnümâ

  • Hayret içinde bırakan.

hayyiz

  • Yer.
  • Cihet, yön.
  • Mekân. Vüs'at. (Cismin kapladığı hacim)

hayz

  • Sıhhatli bir kızın veya âdet zamânı son dakikasından îtibâren tam temizlik (hiç kan gelmeden en az on beş gün) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve Hanefî mezhebine göre en az üç gün (ilk görülmesinden îtibâren yetmiş iki saat), en çok on gün devâm eden kan.

heri'

  • Acele, sür'at.
  • Akıcı kan.
  • Korkak kimse.
  • Zayıf kimse.

herzevekil

  • Kendine vazife olmayan şeylere karışan. Fodul, boşboğaz. Her şeye burnunu sokan. (Farsça)

hetıl

  • Akıcı, akan.

hey'et-i vekile reisi

  • Bakanlar kurulu başkanı, Başbakan.

heyet-i vekile reisi

  • Bakanlar Kurulu Başkanı, Başbakan.

hoşbu

  • Güzel kokulu, hoş kokan. (Farsça)

hükumet reisi / hükûmet reisi

  • Başbakan.

hun / hûn / خون

  • Kan. (Farsça)

hun-ab

  • Sulu kan, kanlı su, su ile karışık kan. (Farsça)
  • Mc: Kanlı gözyaşı. (Farsça)

hunçegan / hunçegân

  • Kendisinden kan akan. (Farsça)

huzur-u peygamberi / huzur-u peygamberî

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hazır bulunduğu mekân.

i'cazkar / i'câzkâr / اِعْجَازْكَارْ

  • Mûcizeli, başka şeyleri kendisine yetişmekten âciz bırakan.
  • Âciz bırakan.

icaz / îcâz

  • Benzerini yapmakta insanı âciz bırakan.

ifakat-yaft

  • Sıhhat bulan, iyileşen, hastalıktan kalkan. (Farsça)

ind

  • Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve manevî mekân. Maddî ve manevî huzura delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. Gayr-ı mütemekkindir. Yani harekeleri değişmez. İzafete göre zamanı ifade eder (Min) harf-i cerriyle birleşebilir. Bazan da zarf olmaz. Baz

inkişaf eden

  • Ortaya çıkan.

iras eden / îras eden

  • Netice veren, bırakan.

işgüzar

  • Becerikli, çalışkan. (Farsça)
  • Kendini göstermek için gerekmezken işe karışan. (Farsça)
  • Çalışkan.

isper

  • Savaş âletlerinden kalkan. (Farsça)

istihaza / istihâza

  • Kadınlarda âdet ve lohusalık dışında gelen ve oruç ile namaza mânî olmayan kan.

ıtri / ıtrî

  • Itra mensub, ıtır gibi kokan.
  • Müzik ilminde bir üstaddır. Asıl adı Mustafa'dır. Bayramlarda okunan tekbirin ilâhi ve kuvvetli bestesi onundur. Bestelere âid Segâh, Ayin-i Şerif gibi 25 eseri olduğu söylenir. Osmanlı padişahı IV. Mehmed'in nedimlik ve esirler kethüdalığında bulunmuştu

kaan

  • Hükümdar, hâkan.

kanif / kânif

  • Udul eden, dönen, yoldan çıkan.

karded

  • Kaba mekan. Düz arz.

karhane / kârhâne

  • İş yeri, iş yapılan yer, dükkan.

kedb

  • Tâze kan.

kenef

  • (Çoğulu: Eknâf) Yön, taraf.
  • Sığınılacak yer. Korunulacak mekân.
  • Tuvâlet, helâ, ayakyolu.

kenif

  • (Çoğulu: Künüf) Hıfzedici, koruyan.
  • Örtücü.
  • Kalkan.
  • Deve ağılı.
  • Ayakyolu, tuvalet.

kerih

  • İğrenç, tiksindirici, pis kokan.

kerih-ün nefes

  • Nefesi ve ağzı pis kokan.

kibs

  • Menzil, mekân.

kürbak

  • Dükkân.

kürbe

  • Dükkân. (Farsça)

kurbuk

  • Mevzi ismi.
  • Yardım.
  • Dükkân.

küreyc

  • Dükkân.

lasıb

  • (Çoğulu: Levâsıb) Yapışkan.
  • Dar ve derin kuyu.

lasık

  • Yapışık, yapışmış olan. Yapışıcı, yapışkan.

leffaf

  • Çok konuşan, çok lâf eden. Pek fazla söyliyen. Can sıkan.

lenf

  • (Lenfâ) Tıb: İnce damarların içinde dolaşan beyaz kan. Kanın esasını teşkil eden sıvı.
  • Eski tıbba göre; ahlât-ı erbaa'dan birisi.
  • Beyaz kan.

lider

  • Şef. Başkan. Siyasi bir topluluğun başı.

lüabi / lüabî

  • Tükrük ve salya ile alâkalı.
  • Salya gibi yapışkan.

lüzuci / lüzucî

  • Yapışkan.
  • Kopmadan uzayan.

maan

  • Menzil, mekân.

mafat / mâfât

  • Kaybolan, elden çıkan.

mahall

  • Yer. Mekân. Cây.

mahtid

  • Kişinin durduğu mekân.

mani' / mâni'

  • Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Engel. Özür.

marık / mârık

  • Dinsiz, mürted, hak dinden çıkan.
  • Dinsiz, hak dinden çıkan.

masik

  • Yapışkan.
  • Zapteden, istilâ eden, tutan.

mastub

  • Damarlardan taşmış kan.

me'va

  • Mekân. Varılacak yer. Mesken.
  • Sığınacak yer.

mebrade

  • Soğukluk.
  • Soğukluk verecek zaman ve mekan.

mecal

  • Tâkat. Güç. Kuvvet.
  • İktidar. İmkân.
  • Fırsat.

mecdere

  • Lâyık olacak mekân.

mekan-ı muayyen / mekân-ı muayyen

  • Belirli bir mekân.

melal-aver

  • Usanç verici, usandıran, sıkan. (Farsça)

mele'

  • (Çoğulu: Emlâ) Bir cemâatin ileri gelenleri.
  • Hırs, tama'.
  • Zan.
  • Güzellik.
  • Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir.
  • Dolu mekân.
  • Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.

menkal

  • Nakledecek mekân.

merah

  • Yer. Mekân.
  • Sevinç.
  • Rahat edilecek yer.
  • Meşhur bir nahiv kitabının ismi.

mesken

  • Yer, mekan.

mesken-i seyyar

  • Gezici yer, mekân.

mêva / mêvâ

  • Yer, mekân.

micvel

  • Gömlek.
  • Küçük esvap.
  • Kalkan.

mu'ciz-ül beyan

  • Beyanı herkesi âciz bırakan.

mu'cizekar / mu'cizekâr

  • Mu'cizeli, mu'cize hâlinde, başkalarını âciz bırakan. (Farsça)

mu'cizü'l-beyan / mu'cizü'l-beyân / مُعْجِزُ الْبَيَانْ

  • İfadesi, (benzerini getirmede) herkesi âciz bırakan.

mu'sır

  • (Çoğulu: Mu'sırât) Sıkıcı, sıkan.

mu'tekil

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına çekip alan.
  • Devenin dizini büküp bağlıyan.
  • Güreşte rakibini sarmaya getirip yıkan.

mu'teşi / mu'teşî

  • Akşam vakti yola çıkan.

mu'tık

  • Köle azad eden. Esir veya köleyi serbest bırakan.

muacciz

  • Sıkıcı. Bıktırıcı. Usandırıcı. Taciz edici. Rahatsız eden. Yapışkan. Sırnaşık.

muanber

  • (Anber. den) Güzel kokan. Güzel kokulu.

muarız / muârız / مُعَارِضْ

  • Karşı çıkan.

muattıl

  • Atıl bırakan. İşsiz eden. İşe yaramaz hâle getiren.

muavvık

  • Ta'vik eden. Geriye bırakan. Oyalanan.

mübtedi / mübtedî

  • Dinde olmayanı dine sokan.

mücevherat dükkanı / mücevherat dükkânı

  • İçerisinde kıymetli taşların, sanat eserlerinin satıldığı dükkân.

mucib-i merak

  • Merakta bırakan.

muciz / mûciz

  • İnsanı aciz bırakan.

mücna'

  • Kalkan.

müdhil

  • (Dahl. den) Dâhil eden, girdiren, idhal eden, sokan.

müdir / müdîr

  • (Müdür) İdâre eden. Çeviren bakan.
  • İdareden anlayan.
  • İdare memuru. Bir dairede memurların başı.
  • Nâhiye merkezinin idare memuru.

müekkil

  • Vekil tayin eden. İşine vekilini ikame eden. İşleri için başkasını yerine bırakan.

müessir

  • Te'sir eden. İz bırakan. Te'sirli. Dokunaklı.
  • Hükmünü yürüten.
  • Eserin sahibi.
  • Tesir eden, etki, iz bırakan.
  • İşleyen, hükmünü yürüten.
  • Çok hissedilen, içe işleyen.
  • Dokunan, dokunaklı.
  • Eser sahibi. Allah Teâlâ.

müfrid

  • (Ferd. den) Tek başına, yalnız bırakan.

mugterib

  • (Gurub. dan) Batan, gurub eden.
  • Gurub.
  • (Gurbet. den) Gurbete giden. Gurbete çıkan.

muharrib / مُخَرِّبْ

  • Tahrip eden, yıkan.
  • Tahrib eden. Harâb eden. Yıkan. Bozan. Perişan eden.
  • Tahrip eden, yıkan.
  • Harab eden, yıkan.

muharrib-i medeniyet

  • Medeniyeti yok eden, yıkan.

muharrik

  • (Hark. dan) Tahrik eden, çok yakan.
  • Çok susatan, çok harâret veren.
  • Yakıp yıkan.

muhassır

  • Hasrette bırakan.
  • Mina ile Arafat arasında Muhassir vadisi. Ebrehe'yi mağlub eden Ebabil kuşlarının taş yağdırdıkları mevki.

muhayyir

  • Hayret veren. Hayrette bırakan. Şaşkınlık veren.

muhazzil

  • Alçaklık ve bayağılık içinde bırakan. Tahzil eden.

muhrib

  • Tahribeden. Yıkan. Muharrib. Harâb eden.
  • Tahrip eden, yıkan.

muhrik

  • Yakan. Yakıcı.
  • Çok acıtan. İhrak eden.

mukam

  • Durduracak mekân. İkamet mevzii.
  • Durmak, ikamet.

mukarri'

  • Azarlıyan, paylıyan, başa kakan.

mukayyed

  • Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı.
  • Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan. Mevkuf olan.
  • Bir işe ehemmiyet veren. İşine önem verip bakan.

mukayyid

  • Kayd eden. Kayıt me'muru. Kayıt takan.

mukıd / mûkıd

  • Ateş yakan.

münadi / münâdi / منادی

  • Müezzin. (Arapça)
  • Tellal, çığırtkan. (Arapça)

münafık

  • İki yüzlü, araya nifak sokan. Fitnekâr.
  • Ahdini bozan, yalan söyleyen, hıyanet eden.
  • Görünüşte müslüman olup hakikatte kâfir ve düşman olan.

münbais

  • İnbias eden, gönderilen.
  • İleri gelen. Çıkan. Doğan.
  • İleri gelen, çıkan.

münfecir

  • Açılan, söken.
  • Yerden kaynayıp akan.

münsecir

  • Uzanıp sarkan.

münsekib

  • Dökülüp akan.

münşell

  • Şelâle hâlinde atılarak akan.

müntehik

  • Halsiz ve yorgun bırakan.

müntehir

  • Devamlı akan.

muris / mûris

  • Getiren. Veren. Kazandıran.
  • Fık: Miras bırakan.
  • İras eden, iz bırakan, miras bırakan.
  • Mîrâs bırakan.

mürtaki

  • İlerliyen, terakki eden. Yükselen, yukarı çıkan.

mürted / مرتد

  • Dinden çıkan.
  • İslam dininden çıkan. (Arapça)

mürteib

  • (Ru'b. dan) Korkan.

mürteid

  • (Ra'd. dan) Ürken, korkan. Korkup titreyen.

mürtesim

  • İrtisam eden, resmi çıkan. Görünür hâle gelen.

musahib / مصاحب

  • Arkadaş, sohbet arkadaşı. (Arapça)
  • Padişahın özel işlerine bakan. (Arapça)

müşk-bu

  • Misk kokulu. Misk gibi kokan. (Farsça)

müşreib

  • Nâzır, bakan.
  • Muhtaç.

müşrif

  • Etrafı gören, etrafa bakan.
  • Yüce yer, yüksek yer.
  • Yükselen, çıkan.
  • Bir hal almağa yüz tutmuş olan.
  • Yükselen, çıkan.
  • Ölüme pek yakın bulunan.
  • Etrafa bakan, etrafı gören.
  • Vakıf malı koruyan kimse.

müsta'liye

  • (İsti'la. dan) İsti'la eden, yükselen, üstün gelen, üste çıkan.

müstemlekat nazırı / müstemlekât nâzırı

  • Sömürgelerden sorumlu bakan.

müsteşrif

  • Nâzır, bakan.
  • Eğik, mâil.

müstevdi'

  • (Ved. den) Emanet bırakılan yer.
  • Emanet bırakan.

mütarik

  • Karşılıklı olarak terkeden, bırakan. Mütâreke eden.

mutata'ım

  • Tadan. Tadına bakan.

müteaffin

  • Kokan. Taaffün eden. Çürüyüp bozulan.

mütebadir

  • Birden bire akla gelen. Ortaya çıkan.

mütebariz / mütebâriz

  • (Bürüz. dan) Tebarüz eden, meydana çıkan. Bâriz âşikar olan.
  • Açığa çıkan.

mütecella

  • Münkeşif olup görünen, âşikâr olan.
  • Yükseğe çıkan. Yukarı havâle olan.

mütefazzıl

  • (Çoğulu: Mütefazzılîn) (Fazl. dan) Meziyet, fazilet ve bilgi yarışına çıkan.

mütegarrib

  • (Çoğulu: Mütegarribîn) (Gurbet. den) Gurbete çıkan.

mütehaddi

  • Çekişen, çekişip kavga eden. Tahaddi eden.
  • Dikkatle bakan.

mütehaddis

  • (Hudus. dan) Meydana gelen, peydâ olan, meydana çıkan.

mütehakkık

  • Tahakkuk eden, doğruluğu meydana çıkan.

mütehassıl olan

  • Hâsıl olan, meydana gelen, sonuç itibariyle ortaya çıkan.

mütehavvif

  • Korkan. Korkak.
  • Korkan.

mütelakki

  • Telakki ve kabul eden, ...nazarıyla bakan.

mütelali

  • (Mütelal) Parlayan, parıldayan, ışıldayan. Şimşek gibi çakan.

mütemaşi

  • Seyre çıkan.

mütemehhil

  • Hile eden.
  • Bir kimsenin istediğini vermek hususunda onu külfet ve zahmete sokan.

mütemekkin

  • (Mekân. dan) Yerleşen, Mekânlanan, temekkün eden. İkamet eden, sâkin olan.
  • Gr: Üç harekeyi de kabul eden kelime.

mütemevvin

  • İyâline çok nafaka veren. Ailesine, çoluk çocuğuna iyi bakan.

mütemeyyi'

  • (Mey'. den) Mâyi haline gelen, sıvılaşan. Sulanıp akan.

mütenadd

  • Birbirinden ürken, korkan.

mütenazır / mütenâzır / متناظر

  • Birbirine bakan. (Arapça)
  • Simetrik. (Arapça)

mütenazzır

  • Dikkatle bakarak düşünen. Düşünerek dikkatle bakan.

muteriz / mûteriz

  • İtiraz eden, karşı çıkan.
  • İtiraz eden, karşı çıkan.

mütesaid

  • Yükselen, yukarı çıkan.
  • Ziyade olan.
  • Zahmet veren.

müteşemmis

  • (Şems. den) Güneşlenen, güneşe çıkan.

müteveccih

  • Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan.
  • Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. İhsan ve iltifat üzere olmak.
  • Pir-i fâni olmak.
  • Bir tarafa yönelen, bir tarafa gitmeye kalkan.
  • Birine karşı sevgisi ve iyi düşünceleri olan.

mütevekkil / متوكل

  • Tevekkül eden her işini Tanrı'nın iradesine bırakan. (Arapça)

mütevellid

  • Doğan, çıkan.
  • Doğan, ortaya çıkan.

mütezahir

  • Görünen, tezahür eden, ortaya çıkan.
  • Muavenet eden, yardım eden.

mütezevvik

  • (Zevk. den) Zevk ve safâ eden.
  • Tadına bakan. Birkaç defa tadan.

mutlık

  • Serbest bırakan. Boşayan. Salıveren. Köle veya esiri serbest bırakan, azad eden.

mutlık-ul üsara / mutlık-ul üsârâ

  • Esirleri salıveren, esirleri serbest bırakan.

mutreka

  • Üstüne sahtiyan bürünmüş kalkan.

müzennid

  • Çakmakla ateş çakan.

muzır

  • (Muzırra) Ziyan veren, zararlı, zarara sokan.

nabi'

  • (Nâbia) (Nebean. dan) Yerden fışkıran, kaynayan, akan.

nafir

  • Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen.
  • Galip olan.
  • Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun.

nalbant

  • (Na'l-bend) Nal takan. (Farsça)

naşi / nâşi / nâşî / نَاشِي

  • Meydana gelen, ortaya çıkan.
  • Ortaya çıkan.

nasih / nâsih

  • (Nesh. den) Battal eden, hükümsüz bırakan.
  • Kitabın kopyasını çıkaran.
  • Battal eden, hükümsüz bırakan. Daha önceki hükmü kaldıran.

nazar eden

  • Bakan.

nazar-baz / nazar-bâz

  • Neşe ile bakan. (Farsça)

nazarendaz

  • Nazar eden, bakan.

nazır / nâzır / ناظر

  • (Çoğulu: Nüzzâr) Nazar eden, bakan.
  • Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis.
  • Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
  • Vâsinin yapacağı tasarruflara nezarette bulunmak üzere musi veya hâkim tarafından tayi
  • Bakan.
  • Nazar eden, bakan.
  • Bakan. (Arapça)
  • Nezaret eden. (Arapça)

nazır-ı binazir / nâzır-ı bînazîr

  • Benzersiz bakıcı, dikkatle bakan.

nazıra

  • Nazar eden, nezaret eden, bakan.
  • Göz.

nebean eden / nebeân eden

  • Fışkıran, ortaya çıkan.

necat

  • Kurtuluş, selâmet.
  • Hırs ve hased.
  • Yüksek mekân.
  • Ağaç budağı.
  • Mantar.

necd

  • Açık ve işlek yol.
  • Yüksek yer.
  • Minder, döşeme gibi oturacak şeyler.
  • Ağaçsız mekân.
  • Hâzık ve mâhir kılavuz.
  • Yiğitlik hâli. Gamlılık, gussa.
  • Hasma galip gelmek.
  • Çok terlemek.
  • Meme.
  • Suudi Arabistan'ın doğu mıntıkası.

nefyan

  • Vurma ânında yara ve cerahatten akan kan.

nesi'

  • (Çoğulu: Ensâ) Yolcuların ve misafirlerin konakladıkları menzilde düşürdükleri esvap.
  • Unutkan.
  • Unutulan. Unutulmuş olmak.

nevrah

  • İlk olarak seyahata çıkan. Yeni yolcu. (Farsça)
  • Yeni yol. (Farsça)

nevsefer

  • Yeni yolculuğa çıkan. (Farsça)

nezel

  • Menzil, mekân.

nezil

  • Menzil, mekân.

nezzar

  • Seyreden, bakan.

nezzare / nezzâre

  • Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden.
  • Birbirini takip eden, birbirine bakan.

nu'man

  • (Tekili: Niam) Dört ayaklı hayvanlar.
  • Kan.
  • İmam-ı Azam Hazretlerinin adı.
  • Şakayık-ı nu'man denen bir lâle çiçeği.

nüfza

  • Bir yere saçılmış veya dökülmüş olan kan.

radd / râdd

  • (Redd. den) Geri döndüren, reddeden, geri bırakan.

rafız

  • Terk eden. Salıveren. Bırakan.

rahib

  • Âbid. Allah'tan (C.C.) korkan.
  • Manastırda oturan nasrani âlimi veya papazı. Keşiş.
  • Aslan.

rasıd

  • (Çoğulu: Râsıdân) (Rasad. dan) Gözleyen, gözeten, rasad eden. Dikkatle bakan.

re's / رأس

  • Baş. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)

rehneverd

  • Yola çıkan. Yolcu. (Farsça)

reis / reîs / رئيس

  • Baş, başkan.
  • Başkan.
  • Başta bulunan kimse, başkan.
  • Başkan. (Arapça)

reis-i enver

  • En nurlu başkan.

reis-i hükumet / reis-i hükûmet

  • Hükümet başkanı, başbakan.

reis-i muhterem

  • Muhterem, saygıdeğer başkan.

reis-i vükela / reis-i vükelâ

  • Başbakan.
  • Vekillerin başı. Başvekil. Başbakan.

revan / revân / روان

  • Giden, akan.
  • Giden. (Farsça)
  • Akan. (Farsça)
  • Ruh. (Farsça)
  • Revan olmak: Gitmek, yola koyulmak. (Farsça)

ru-nüma

  • Yüz gösteren, meydana çıkan. (Farsça)
  • Yüz görümlüğü. (Farsça)

sadır / sâdır / صادر

  • Çıkan.
  • Çıkan. (Arapça)
  • Sâdır olmak: (Arapça)
  • Çıkmak, meydana gelmek. (Arapça)
  • İmzadan çıkmak. (Arapça)

sadire / sâdire / صادره

  • Çıkan. (Arapça)

sadr

  • Her şeyin öncesi ve başlangıcının en iyisi. Kalp, göğüs, ön.Başkan... Baş. Oturulacak yerlerin en iyisi.
  • Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi.
  • Kalb, göğüs, ön.
  • Meclisin önü ve en muteber yeri. Reisin oturduğu yer.
  • Rücu.
  • Bir aruz kalıbı.
  • Baş, reis, başkan.
  • Oturulacak yerlerin en iyisi.

sadrazam / sadrâzam

  • Osmanlı Devletinde hükümet başkanı, başbakan.

safir

  • (Sefir) Sefere çıkan.
  • Elçi.
  • Kâtib.

said

  • (Suud. dan fâil) Yukarı çıkan, yükselen, kalkan.
  • Yukarıdaki temiz toprak, pislikten uzak pâk toprak. Yeryüzü.
  • Yol, tarik.
  • Mezar, kabir.
  • Yüksek.
  • Yukarı çıkan.

sail / sâil / سائل

  • Dilenci. (Arapça)
  • Soran. (Arapça)
  • Akan. (Arapça)

salar / sâlâr

  • Kafile veya kabile reisi. Baş. Başkan. Reis. En büyük âmir. Başkumandan. (Farsça)

satı'

  • (Sâtı'a) Yükselerek meydana çıkan.
  • Yükselerek görünen. Nur saçan. Parlak.

seccac

  • Çağlayan. Şarıltı ile akan.

seherhiz / seherhîz / سحرخيز

  • Sabahları erken kalkan. Erkenci. (Farsça)
  • Sabahleyin esen. (Farsça)
  • Seher vakti kalkan. (Arapça - Farsça)

semahane / semâhâne / سماع خانه

  • Mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan. (Arapça - Farsça)

ser / سر

  • Baş. (Farsça)
  • Başkan. (Farsça)
  • Uç. (Farsça)
  • Serden geçmek: Başından vazgeçmek, ölümü göze almak. (Farsça)

şeref-zahir

  • Şerefle çıkan. (Farsça)

serhayl

  • Kervan veya kafile başı. (Farsça)
  • Baş, başkan. (Farsça)

seriüsseyir / serîüsseyir

  • Çok hızlı olan, süratle akan.

seriüsseyr / serîüsseyr

  • Hızlı akan.

serkub

  • Başa vuran, başa kakan. (Farsça)
  • Başa vuracak şey. (Farsça)

seyyal / seyyâl / سيال

  • Akıcı şey, su gibi sıvı olup akan. Çokça akan su.
  • Yer değiştiren her şey.
  • Akışkan. (Arapça)

seyyid / سيد

  • Hz. Hasan'yn soyundan gelen. (Arapça)
  • Efendi. (Arapça)
  • Ağa. (Arapça)
  • Başkan. (Arapça)

sinesuz

  • Yürek yakan. (Farsça)

sudur eden

  • Çıkan.

suffe

  • Peygamberimizin mescidine bitişik yer, bekâr sahabelerin kaldığı mekân.

süturban / süturbân

  • Hayvana bakan. Seyis. (Farsça)

suz / sûz / سوز

  • Yanma. (Farsça)
  • Yakma. (Farsça)
  • Ateş. (Farsça)
  • Yakan. (Farsça)

suzende

  • Yakan. Yakıcı. (Farsça)

tahribkar / tahribkâr

  • Tahrib eden, yıkan.

tamur

  • Kan.
  • Nefes.

tarafgir

  • Taraf tutan. Taraflardan birine sahip çıkan. (Farsça)

tarah

  • Uzak mekân.

tarik / târik

  • Terkeden, vazgeçen, bırakan.

taze

  • Yeni kesilmiş, bayatlamamış, taravetli, buruşmamış. (Farsça)
  • Yeni duyulan, henüz ortaya çıkan. (Farsça)
  • Kuru olmayan, yeşil. (Farsça)
  • Genç, körpe. (Farsça)

tebahkar / tebâhkâr / تباهكار

  • Yok eden, mahveden, yıkan. (Farsça)

tebeyyün eden

  • Belli olan, ortaya çıkan.

teennuk

  • Nazarında ve fikrinde dikkatli olmak. İttikan. Eşyanın hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yapılışı.

terettüp eden

  • Sonuç olarak ortaya çıkan.

tersan

  • Korkak, korkan. (Farsça)

tersnak

  • Korkak, korkan. (Farsça)

tevdi eden

  • Emanet eden, bırakan.

tugve

  • Dağ başı.
  • Yüksek mekân.

tugye

  • Dağ başı.
  • Yüksek mekân.

tuhfe

  • Turfanda şey.
  • Görülmemiş yeni çıkan. Yeni.
  • Hediye, armağan.

tulu eden / tulû eden

  • Doğan, ortaya çıkan.

türs

  • (Çoğulu: Etrâs-Tirâs-Türus) Ask: Kalkan.

vacife

  • Muztarib olan. Istırab çeken. Korkan.
  • Sallana sallana yürüyen.

vak'

  • Yüksek mekân.
  • Etki, tesir.
  • Düşmek.

vak'a-i acibe

  • Garip, hayrette bırakan.

vakt

  • (Çoğulu: Vikat) İçinde yağmur suyu biriken çukur.
  • Su ile faydalanacak mekân.
  • (Horoz) tavuğa binmek.

vekaletpenah / vekâletpenâh

  • Padişahın vekili olan, sadrâzam. Başvekil. Başbakan. (Farsça)

vekil / وكيل

  • Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan kimse.
  • Nâzır. Bakan.
  • Avukat. (Arapça)
  • Biri tarafından yetki verilmiş. (Arapça)
  • Bakan. (Arapça)

veleh-resan-ı efkar / veleh-resan-ı efkâr

  • Fikirleri, düşünceleri hayrette bırakan.

veleh-resan-ı ukul

  • Akılları hayrette bırakan.
  • Akılları hayrette bırakan.

verzişkar / verzişkâr

  • Çalışkan. (Farsça)

vest

  • Ev içerisinde olan her bir kapalı mekân.

vicdan-suz / vicdan-sûz

  • Vicdanen sıkıntı ve ızdırap veren, vicdanı yakan.

vücud bulan

  • Meydana gelen, varlık âlemine çıkan.

yakut-u müzab

  • Erimiş yakut.
  • Göz yaşı.
  • Kan.
  • Kırmızı şarap.

yeleb

  • Beyaz deve.
  • Polat demir.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Deriden yapılmış cübbe, zırh ve gömlek.
  • Kalkan.

zahir / zahîr / ظَه۪يرْ

  • (Zahr. dan) Kuvvetli deve.
  • Yardımcı, arka çıkan.
  • Geriden gelen kuvvet.
  • Yardımcı, arka çıkan.
  • Arka çıkan.

zahir olan

  • Görünen, ortaya çıkan.

zahirbin / zâhirbîn / ظاهربين

  • Sadece görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)

zahirperest / zâhirperest / ظاهرپرست

  • Sadece dış görünüşe bakan. (Arapça - Farsça)

zaman ve mekan-ı muayyen / zaman ve mekân-ı muayyen

  • Belirli bir zaman ve mekân.

zayi'

  • (Ziya'. dan) Elden çıkan. Kaybolan. Yitik. Zarar, ziyan.

zıhlil

  • Dayanacak ve kayacak dar mekân.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR