LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te KACAK ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

akrostiş

  • yun. Edb: Mısraların ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okununca manalı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume.

aniye

  • (Tekili: İnâ) Yemek kapları, tabaklar, kap-kacaklar.

avani

  • Kapkacak, yemek takımları.
  • "Beni koru, hıfzeyle" meâlinde dua.

avend

  • Sicim, ip. (Farsça)
  • Senet, delil. (Farsça)
  • Kapkacak. (Farsça)
  • Taht, yüksek mertebe. (Farsça)
  • Satranç oyunu. (Farsça)
  • Evvel, önce, ilk. (Farsça)

baskı

  • t. Basıp sıkacak, tazyik edecek şey. Sıkı tazyik.
  • Basan, ağırlık veren şey.
  • Kalıp, damga.
  • Bir eserin yeni basılışlarının her seferi.
  • Bir basmanın bir def'ada basılan miktarının tamamı. Meselâ: Bu lügatın baskısı 25.000 dir.

dabbet-ül-erd / dâbbet-ül-erd

  • Kıyâmetin büyük alâmetlerinden. Kıyâmetin kopmasına yakın çıkacak olan bir hayvan.

deccal / deccâl / دَجَّالْ

  • Kıyametten az önce çıkacak, insanlardan bir kısmını sapıtacak ve daha sonra Hz. İsa tarafından öldürülecek olan şahıs.
  • Kıyâmete yakın çıkacak, yalancı, dini tahrîb edecek şahıs.

derece

  • (Çoğulu: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak.
  • Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar.
  • Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye.
  • Miktar, rütbe.

etime

  • (Çoğulu: Etâyim) Ateş yakacak yer.

evani

  • Kapkacaklar, kaplar.

evend

  • Kap. Kabkacak. (Farsça)

fakir

  • Biçâre, muhtaç, yoksul. İslâm dini, ev kirası, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç, yakacak gibi zorunlu ihtiyaçları karşılandıktan sonra yılda 96 gram altın alabilecek kadar geliri olmayanları fakir sayar. Fakirlerden vergi alınmaz, İslâm devleti zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada, tedavi, tahsil (öğreni

firari / firarî / firârî / فراری

  • Kaçkın, kaçak.
  • Kaçak.
  • Kaçak. (Arapça)

gürihte

  • Kaçkın, kaçmış, kaçak. (Farsça)

hark

  • Yarma. Yırtma.
  • Su akacak yarık yer.

hayretefza / hayretefzâ

  • Hayret içinde bırakacak şekilde; hayret saçan.

hazab

  • Odun.
  • Yakacak nesne.

hizem / hîzem

  • Yakacak odun. Yakıt olarak kullanılan odun. (Farsça)

i'cazkarane / i'cazkârane

  • Herkesi yarışmada âciz bırakacak yolda. (Farsça)

i'cazlı / i'câzlı

  • Bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakacak şekilde mucizeli.

ihbariyye

  • Haber vermek işi.
  • Kaçak veya kayıp eşyayı haber verene mükâfat olarak verilen para.

ina'

  • Kap-kacak, tencere gibi lüzumlu ev eşyası.
  • Bir şeyin vakti gelip çatmak.

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

kar-nüma / kâr-nüma

  • Menfaat gösteren. (Farsça)
  • Usta çıkacak olan çırakların, ustalıklarını göstermek için yaptıkları örneklik iş. (Farsça)

karname / kârname

  • Usta çıkacak kişilerin ustalıklarını göstermek için yaptıkları iş örneği. (Farsça)

kibrit

  • Kükürt.
  • Kırmızı, yakut, altun.
  • Ucu kibritlenmiş yakacak madde.

küvr

  • (Çoğulu: Ekvâr-Ekvür-Kirân) Deve palanı.
  • İz.
  • Ateş yakacak yer.
  • Arı kovanı.

küvre

  • (Çoğulu: Küvr-Kirân) Ateş yakacak yer.
  • Düz nâhiye.
  • şehir.

lecz

  • Köpeğin kab kacak yalaması.

ma'rec

  • Çıkacak yer, merdiven.

maharic

  • Çıkacak yerler. Huruc edecek yerler.

mahaz

  • Su akacak yer.
  • Tıb: Doğum ağrısı. Doğum esnalarında gelen sancı.

mahdem

  • Baldırın köstek takacak yeri.

mahrec

  • Çıkacak yer.
  • Ses ve harflerin ağızdan çıktıkları yer.
  • Mat: Bayağı kesirde çizginin altındaki sayı. (Payda)
  • Hususi bir meslek için adam yetiştirmeğe mahsus mekteb ve dâire. (Meselâ: Mekteb-i fünun-u harbiye zâbit mahrecidir.)
  • Tarik-i ilmiyede büyük bir pâyeye v
  • Dışarı çıkacak, çıkılacak kapı.
  • Ağızdan harflerin çıktığı yer.

mahrukat / mahrûkat / محروقات

  • Yakacak. (Arapça)

masaid

  • (Tekili: Mas'ad) Yukarı çıkacak yerler.

meharic

  • (Tekili: Mahrec) Mahreçler. Dışarı çıkacak şeyler.

mehaz

  • Su akacak yer, su mecrası.
  • Gebe kadının ağrısının tutması.
  • Gebe deve.

mesil

  • Su yatağı. Suyun akacak olduğu yer, boru.

mezneb

  • (Çoğulu: Mezânib) Kepçe.
  • Suyun akacak olduğu yer.

mı'sam

  • (Çoğulu: Meâsım) Kolun bilezik takacak yeri.

müsevver

  • Etrafı sur ile çevrilmiş olan.
  • Kaplanmış. İhâta olunmuş.
  • Kolun bilezik takacak yeri.

ru'z

  • (Çoğulu: Erâz) Okun, demirini sokacak yeri.

süfyan / süfyân / سُفْيَانْ

  • Müslümanlar içinde çıkacak yalancı dinsiz şahıs.

süfyani deccal / süfyanî deccal

  • Müslümanlar arasında çıkacak olan İslâm Deccalı.

terdid

  • Geri çevirmek, geriletmek.
  • Edb: Karşısındakini merakta bırakacak ve neticeyi sezdirmeyecek şekilde söz etmek.
  • İki ihtimâlle fikir anlatmak. Muhatabın beklemediği bir surette sözü bitirerek söze kuvvet vermek.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR