LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kıvrım ifadesini içeren 21 kelime bulundu...

çin

  • Büklüm. (Farsça)
  • Çatıklık. Buruşukluk. Kıvrım. (Farsça)

encuh

  • (Encug) Kıvrım. (Farsça)
  • Buruşmuş, solmuş meyve. (Farsça)

ham-be-ham

  • Kıvrım kıvrım. Büklüm büklüm. (Farsça)

ham-ender-ham

  • Kıvrım kıvrım, büklüm büklüm. (Farsça)

ham-ı zülf

  • Saç lülesinin kıvrımı.

külale

  • Çiçek demeti. (Farsça)
  • Kıvrım kıvrım olan saç. Kıvırcık saç. Bukle. (Farsça)

matavi

  • (Tekili: Matvi) Kıvrımlar. Bükülmüş şeyler.

nerbdan

  • Merdiven. (Neverdi bâm'dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.) (Farsça)

perd

  • Kıvrım, büklüm, kat. (Farsça)

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

piç-a-piç

  • Karma karış, pek dolaşık, kıvrım kıvrım. (Farsça)

piçan

  • Büklüm büklüm, kıvrım kıvrım olan. (Farsça)

piçiş

  • Büklüm, kıvrım. (Farsça)

şiken / شكن

  • (Şikesten mastarından) Kıvrım, büküm. (Farsça)
  • Koparan, parçalayan mânâsında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Haysiyet-şiken : f. Haysiyet kıran. (Farsça)
  • Kıran. (Farsça)
  • Kıvrım, büklüm. (Farsça)

şikenc

  • Kıvrım, büklüm. (Farsça)

ta

  • Kat. Kıvrım. Büklüm. Misil, mânend. Nihayet. Gayet. Kadar, beri, dek. (mânalarına gelir) Meselâ : (Farsça)

tab / tâb / تاب

  • Güç. (Farsça)
  • Sıcaklık. (Farsça)
  • Parlaklık. (Farsça)
  • Kıvrım. (Farsça)
  • Eğen, büken. (Farsça)
  • Aydınlatan. (Farsça)

tabdar / tâbdar / تابدار

  • Işıklı, parlak. Büklümlü, kıvrımlı. (Farsça)
  • Kıvrım kıvrım, kıvrık. (Farsça)
  • Parlak. (Farsça)

telafif / telâfif

  • Birbirine sarmaşmış bölük bölük nebatlar.
  • Büklümler, kıvrımlar.
  • Birbirine girmiş ve sarmaşmış vaziyette olma. Lif lif olma.
  • Lif lif olma, kıvrımlar.

telafif-i dimağiye / telâfif-i dimağiye

  • Beyinde bulunan kıvrımlar.

varik

  • (Çoğulu: Vürük) Süs için palanın önüne geçirip astıkları saçaklı kıvrımlı esvap.
  • Nakışlı kumaştan yapılmış saçaklı palan ve eyer örtüsü.