LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kıran ifadesini içeren 53 kelime bulundu...

ane / âne

  • Kelime sonuna getirilerek zarfiyet ifâdesi için kullanılan nisbet edatıdır. Meselâ: Mütefekkirâne (: Mütefekkire yakışır halde) kelimesinde olduğu gibi. (Farsça)

azarende

  • Azarlıyan, tekdir eden. (Farsça)
  • Kalb kıran, inciten. (Farsça)

bütşiken

  • Put kıran. (Farsça)

dag-zen

  • Damga vuran, nişan koyan. (Farsça)
  • Kalb kıran, gönül kıran. (Farsça)

dehan-ı hakikat

  • Hakikat ve gerçekleri haykıran, konuşan ağız.

dıl-azar

  • Gönlü inciten, hatır kıran. (Farsça)

dilazar / dilâzâr / دل آزار

  • Gönül kıran, inciten. (Farsça)

dilşiken / دل شكن

  • Kalp kıran. (Farsça)

garran

  • Kükreyen, haykıran. Homurdanan. (Farsça)

gurran

  • Haykıran, gürleyen, homurdayan. (Farsça)

hakikatşiken / hakîkatşiken

  • Hakikatı kıran.

haşim

  • Kuru ekmek kırıntısı doğruyan. Ezen, yaran, kıran, parçalayan.

hatır-azar

  • Hatır kıran. (Farsça)

hatır-şiken

  • Gönül inciten, kalb kıran, hatır kıran. (Farsça)

hatırazar / hâtırâzâr / خاطر آزار

  • Gönül inciten, hatır kıran. (Arapça - Farsça)

haysiyet-şiken

  • Haysiyet kıran. (Farsça)

hürriyet-şiken

  • Hürriyeti bozan, hürriyeti kıran.

icarat

  • Kiranın gelirleri. Gelirler.

icare-i münecceze

  • Bir şeyi akd-i icare ânından itibaren kiraya vermektir. Akd zamanında kiranın başlangıcı söylenmezse kira, bir icare-yi müneccezeye haml olunur.

kamıh

  • Kam' eden, ezip kıran, mahveden, perişan eden. Kahreden, yok eden. Alçaltan, zelil eden.

kar

  • (Çoğulu: Kur-Kirân) Zift, kara boya.
  • Deve. Dağ keçisi.
  • Ses çıkmasın diye ayağın kenarıyla yürümek.
  • Küçük tepe.
  • Kara taşlı yer.
  • Kara büyük taş.

kasıf

  • Kasırga. Rastladığı şeyi kıran şiddetli rüzgâr.
  • Şiddetle seslenen. Çok gürleyen.

kasir / kâsir

  • (Kesr. den) Kıran, kırıcı.
  • Tavşancıl kuşu.

kasir-ül esnam / kâsir-ül esnam

  • Putları kıran. (Hz. İbrahim'in A.S. lâkabıdır)

kıran

  • (Çoğulu: Kırânât) Yakınlık, mukarenet.
  • Ayrı iki şeyin birleşmesi.
  • İki gezegenin bir burçta bulunması.

küvr

  • (Çoğulu: Ekvâr-Ekvür-Kirân) Deve palanı.
  • İz.
  • Ateş yakacak yer.
  • Arı kovanı.

küvre

  • (Çoğulu: Küvr-Kirân) Ateş yakacak yer.
  • Düz nâhiye.
  • şehir.

leşkerşikaf / leşkerşikâf

  • Düşman askerini kıran. (Farsça)

leşkerşiken

  • Düşman askerini kıran. (Farsça)

leşkerşükuf / leşkerşükûf

  • Düşman askerini kıran. (Farsça)

mısvat

  • Çok haykıran, çok bağıran.
  • Ses kuvveti.

müfettit

  • (Fett. den) Kıran, ezen, ufalayan. Didik didik eden.

muhaşşi'

  • Kibirli bir kimsenin kibir ve gururunu kıran.

mukavemet-şiken

  • Mukavemeti kıran. (Farsça)

mukavemet-suz

  • Dayanmayı te'sirsiz hâle koyan. Tahammülsüzlük veren. Mukavemeti kıran. (Farsça)

mükessir

  • Kıran. Parçalayan.

mütedeffik

  • Fışkıran su.

nabi'

  • (Nâbia) (Nebean. dan) Yerden fışkıran, kaynayan, akan.

nadi

  • Nidâ eden, haykıran, çağıran.
  • Halkın, meşveret gibi, birşey konuşmak üzere bir yere toplanmaları. Nitekim İslâmdan evvel Mekke'de Kureyş'in toplandığı meclis binasına "Darünnedve" denilirdi. Nâdi; orada ve o gibi yerlerde toplanan heyettir ki; bezm, meclis, mahfil, kongre tâbirleri g

nair

  • Haykıran, nâra atan.
  • Uzak. Irak, baid.

nakıf

  • Kırıcı, kıran.
  • Bakan, nâzır.

nebean eden / nebeân eden

  • Fışkıran, ortaya çıkan.

sabır-şiken

  • Sabrı kıran, sabrı bozan. (Farsça)

sabırşiken

  • Sabrı kıran ve bozan.

sedm

  • Dik fışkıran su.

selata

  • Kahır, galebe, hiddet.
  • Kötü konuşan, gönül inciten, kalb kıran.
  • Merhametsiz olmak.
  • Acı söz söylemek.

semsam

  • Eline ne alırsa kıran.

şiken / شكن

  • (Şikesten mastarından) Kıvrım, büküm. (Farsça)
  • Koparan, parçalayan mânâsında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Haysiyet-şiken : f. Haysiyet kıran. (Farsça)
  • "Koparan, kıran" mânâsında son ek.
  • Kıran. (Farsça)
  • Kıvrım, büklüm. (Farsça)

şikest

  • Kırma, kırılma. (Farsça)
  • Kıran. (Farsça)
  • Yenilme, mağlubiyet. (Farsça)

tahammülsuz / tahammülsûz

  • Dayanma gücünü kıran.

terakkişiken

  • Terakkiyi kıran, ilerlemeyi önleyen, terakkinin aleyhinde bulunan. (Farsça)

velvele-i istihsan

  • Güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

velvele-i takdir ve istihsan

  • Takdirleri ve güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.