LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Iztira ifadesini içeren 66 kelime bulundu...

adud

  • Zalim. Iztırab veren. Hunhar.
  • Bir lokma.
  • Isırıcı köpek veya at.
  • Yavuz kişi.
  • Dar ve derin olan kuyu.

alim

  • Üzüntülü, kederli, ıztırab çeken.

ani

  • (Çoğulu: Anat-Unât) Mütevazi, alçak gönüllü.
  • Köle
  • Meşgul.
  • Iztırab çeken. Muztarib.
  • İşçi.
  • Müfettiş.
  • Tahsildar. (Müennesi: Aniye)

aniz

  • Iztırablı, muztarib.

aruf

  • Uzun zaman ıztırab, elem çeken.

ateş-dide

  • Ateş görmüş, ateşten geçmiş. (Farsça)
  • Mc: Büyük ıztırab çekmiş ve tecrübe geçirmiş adam. (Farsça)

azab-ı cehennem

  • Cehennem azabı.
  • Mc: Büyük ıztırab, sıkıntı.

azir / âzîr

  • Iztırab, sıkıntı. Ağrı, sızı. (Farsça)
  • Azar, tekdir. (Farsça)

bar / bâr

  • Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. (Farsça)
  • Def'a. Kerre. (Farsça)
  • Yemiş, meyve. (Farsça)
  • Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. (Farsça)
  • İzin. (Farsça)

belbal

  • (Belbele) Vesvese. Tasa. Telâş. Yürek yanması. Iztırab.
  • Tehyic ve tahrik eylemek.

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

bias

  • Deprenmek, ıztırab.

cefaset

  • Hazımsızlık ıztırabı, sindirim zorluğu.

cerec

  • Yüzüğün, parmağa geniş olması.
  • Taşlı, sert yer.
  • Muztarib. Iztırab ve acı çeken.

dağdağa

  • Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.
  • Gıcıklamak.

derhem

  • Karışık, karmakarışık. (Farsça)
  • Muztarib, sıkıntılı, ıztırab çeken. (Farsça)
  • İncinme. (Farsça)

dildil

  • Iztırab, acı, elem, sıkıntı, azab. İnilti. (Farsça)

dildil-künan / dildil-künân

  • İnleyenler, acı çekenler, ıztırab çekenler.

endeme

  • Mazideki sıkıntıları hatırlama, geçmişdeki ıztırabları tahattur etme. (Farsça)

enduh

  • (Endüh) : Keder, elem, gam, gussa, kaygı, sıkıntı, ıztırab, üzüntü. (Farsça)

ervenan

  • Dik ses, sadâ.
  • Iztırablı, sıkıntılı, üzüntülü gün.

eşcan

  • (Tekili: Şecen) Şecenler, elemler, gamlar, kederler, tasalar, sıkıntılar, ıztırablar.

etrah

  • (Tekili: Terah) Tasalar, kederler, elemler, gamlar, üzüntüler, sıkıntılar, ıztırablar.

hafakan

  • Sıkıntı. Kalb çarpıntısı. Iztırab.

heyş

  • Hareket.
  • Davar sağmak.
  • Fitne.
  • Iztırab, acı.

ıdcar

  • Gönül kırmak. Iztırab vermek. Darıltmak.

irtiad

  • (Ra'd ve Ri'd. den) Iztırablı ve sıkıntılı olmak.
  • Deprenme. Titreme.

irtihaş

  • Rahatsız olma, huzuru kaçma. Sıkıntı ve ıztırâb içinde bulunma.

irtikaz

  • Çocuğun, ana karnında kımıldaması.
  • Çalkanıp durma.
  • Acı çekme, ıztırâb duyma.

irtimaz

  • Iztırab ve acı içinde kıvranma.
  • Remzetme.

istırab

  • (Bak: Iztırab)

ıztırab-aver / ıztırab-âver

  • Iztırab veren, elem çektiren. (Farsça)

ıztırabat

  • (Tekili: Iztırâb) Elemler, acılar, sıkıntılar, azablar. Vesveseler.

ıztırariyat

  • (Tekili: Iztırarî) Mecburi olarak yapılan şeyler, mecburiyetler.

kabet

  • Kederli ve ıztırablı olma.

kalb-i muztarib

  • Iztırab çeken kalb.

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

küdur

  • (Tekili: Keder) Kederler, hüzünler, üzüntüler, sıkıntılar, ıztırablar.

külbet

  • Sıkıntı, zorluk, ıztırab. Şiddet.
  • İki sahtiyan arasına konup dikilen kırmızı kayış.

künc-i mihen

  • Mihnet, sıkıntı ve ıztırab köşesi.

lahif

  • Zulüm görmüş, ıztırab ve sıkıntı çekmiş.

laklaka

  • Leylek sesi.
  • Hareketten ve ıztıraptan dolayı çıkan ses.
  • Şiddetli ses ve galebe ile çağrışmak.
  • Boş ve mânasız söz.

merc

  • (Merec) Katıştırmak.
  • Kararsızlık.
  • Iztırab.
  • Bozulmak.
  • Boşa gitmek.
  • Serbest bırakmak, salıvermek.
  • Hayvanların salındığı otlak.

mezl

  • Muztarib olmak, acı ve ıztırab çekmek.

muhadiş

  • Zahmet, ıztırab ve sıkıntı verici. Tırmalayıcı.

mütehaddiş

  • Iztırab çeken.
  • Tırmalanan, tahaddüş eden.

muzcer

  • Sıkıntılı, ıztırablı.

muzcir

  • Sıkıntı ve ıztırab veren.

muztarib

  • (Muzdarib) (Darb. dan) Sıkıntılı. Iztırab çeken. Hasta. Bir tarafı sızlayan. Ağrıyan. Ağlayan.

muztaribane

  • Rahatsız olarak, ıztırab ve sıkıntı çekerek. (Farsça)

muztarım

  • Alevlenen, ıztıram eden.

muztarip olmak

  • Iztırap çekmek.

nagaşan

  • Iztırab, acı.

perva

  • Korku, çekinmek. (Farsça)
  • Alâka, ilgi, bağ. (Farsça)
  • Takat. (Farsça)
  • Durup dinlenmek. (Farsça)
  • Bilmek. (Farsça)
  • Vesvese. (Farsça)
  • Kayd. (Farsça)
  • Iztırab. (Farsça)
  • Terk, feragat. (Farsça)
  • Hayran, şaşmış. (Farsça)
  • Meyl, teveccüh, iltifat, kayırmak. (Farsça)
  • Gussalanmak. (Farsça)

piç ü tab

  • Iztırab ve sıkıntı.

rayb-el menun

  • Zamanın hâdiseleri.
  • Ölüm.
  • Iztırab veren hâdiseler.

recefan

  • Şiddetle sarsılma, sallanma.
  • Şiddetle gürüldeme. Şiddetli ıztırab, büyük acı.

recif

  • Şiddetli ıztırab.

şahs

  • Acı çekmek. Iztırab çekmek.

sehf

  • Maktulün can çekişirken olan ıztırabı, acısı.

şekavet-i dünyeviye

  • Dünyanın nihayetsiz belâ, sıkıntı ve ıztırabı.

şiddet-i teessür

  • Üzüntü ve ıztırabın şiddeti.

teba'sus

  • Muztarib olmak, ıztırab çekmek. Acı çekmek.

teberrüm

  • Muztarib olmak, ıztırab ve acı çekmek.

teskin

  • Rahatlandırma. Yatıştırma. Sükunet verme. Şiddet, hiddet ve ıztırabını izale etme.
  • Gr: Bir harfi sâkin okuma.

vicdan-suz

  • Acı ve keder veren, kalb yakan, vicdânen çok ıztırab verici. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın