LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te It kelimesini içeren 165 kelime bulundu...

abluka

  • İtl. Etrafını sarıp hâriçle alâkasını kesme. Bahren muhasara, denizden kuşatma.

aborda

  • İtl. Deniz teknelerinin rıhtıma, iskeleye veya başka bir tekneye yanlamasına yanaşması.

adem-i itaat / adem-i itâat / عَدَمِ اِطَاعَتْ

  • İtaat etmeme.
  • İtâatsizlik, emri dinlememek.
  • İtâat etmeme.

adem-i itikad

  • İtikatsızlık.
  • İtikatsizlik, inançsızlık.

adem-i ittifak

  • İttifaksızlık. Uyuşmazlık.
  • İttifaksızlık, birlik oluşturmamak.

adiyye / âdiyye

  • İtiyad edilmiş. Alışılmış.

akide / akîde

  • İtikad, iman.

ala

  • İtl. İtalyancadan gelen tabirlerin başında bulunup (usulünce, tarzında) manasını ifade eder. Meselâ: Alaturka: Türk tarzında gibi.

alafranga

  • İtl. Frenk tarzında olan, Fransız usulü.

alarga

  • İtl. Açık deniz, engin.

alaturka

  • İtl. Türkvari, Türk usulü, Osmanlı usulü.

armador

  • İtl. Direk, seren, ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta.

asagir ü ekabir / asagir ü ekâbir

  • İtibar ve mevkice küçükler ve büyükler. (Farsça)

attar

  • Itriyat dükkanı, güzel koku satan adam.

bandıra

  • İtl. Geminin hangi devlete ait olduğnu gösteren bayrak.

banka

  • İtl. Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar, zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar, bir mal üretir ve bu mal

baraka

  • İtl. Temelsiz küçük yapı.

bi'l-icma / bi'l-icmâ

  • İttifakla, fikir birliğiyle.

bi'l-ittifak

  • İttifakla.

bil'icma / bil'icmâ

  • İttifakla, fikir birliğiyle.

bil'itiraf

  • İtiraf ve kabul ederek.

bil'ittifak / bil'ittifâk / بِالْاِيِّفَاقْ

  • İttifakla, söz birliğiyle.
  • İttifâkla.

bilittifak

  • İttifakla, beraberce, el birliğiyle.
  • İttifak ile. Beraberce, birlikte, elbirliğiyle.
  • İttifakla, hep birlikte.

bono

  • İtl. Ticaret senedi. Muayyen bir va'denin sonunda belirli bir paranın belli bir kimseye ödeneceğini bildiren senet.

çaçaron

  • İtl. Çok konuşan, çenesi düşük, geveze.

cah / câh

  • İtibar, makam, mevki.

cah-ı masiva / câh-ı mâsiva

  • İtibar, makam, mevki gibi Allah'tan başka, dünya ile alâkalı şeyler ve onların oluşturduğu tehlike çukuru.

cenab-ı rabb-i izzet

  • İtibar ve yücelik sahibi olan Allah.

ceyvad

  • İttika', günahtan sakınma. (Farsça)

dafia / dâfia

  • İtme gücü.

daire-i inkıyad / daire-i inkıyâd

  • İtaat dâiresi, Allah'a kulluk dâiresi.

dayib

  • İtaat eden, vakarlı ve ciddi kişi.

derece-i itaat ve musahhariyet

  • İtaat ve boyun eğmişlik derecesi.

divan-ı harb-i örfi / divan-ı harb-i örfî

  • İttihad ve Terakki hükûmeti zamanında kurulan ve oldukça sert kararlar alan sıkıyönetim mahkemesi.

düello

  • İtl. Hakareti tamir için iki kişi arasında hususan Avrupa'da ve şâhitler önünde yapılan silâhlı çarpışma.

düvel-i müttefika

  • İttifak etmiş, birlik olmuş, birleşmiş devletler. (Farsça)

edille-i katı'a

  • İtiraz edilmeyecek derecede kat'î ve sağlam deliller.

ehl-i izzet

  • İtibar ve şeref sahibi kimseler.

ehl-i sünnet

  • Îtikâdda (inanılacak şeylerde) ve yapılacak işlerde Peygamber efendimizin ve O'nun Eshâbının (arkadaşlarının) ve sonra gelen müctehid İslâm âlimlerinin yolunda bulunan müslümanlar, sünnîler.

entrika

  • İtl. Hile, gizli tedbir ve dolap.

eşari / eşârî

  • İtikadî bir hak mezhep kuran âlimin namı.

evrad / evrâd

  • Îtiyâd ve vazîfe olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbih ve duâlar. Vird kelimesinin çoğuludur.

fahimane / fahimâne

  • İtibar ve nüfuz sahibi kimseye yakışır şekilde, fahim olana yakışacak surette. (Farsça)

ferman-ber

  • İtaatli ve muti olan. Hakkında emir çıkarılan. Fermanlı.

gayzeran

  • İtburnu.

gerden-dade-i inkıyad ve teslim / gerden-dâde-i inkıyâd ve teslim

  • İtaatle boyun eğen, itaat ederek teslim olan.

gerdenbeste-i inkıyad / gerdenbeste-i inkıyâd

  • İtaatle boyun eğen.

hakir

  • İtibarsız, değersiz, önemsiz.

hakk-ı itiraz

  • İtiraz hakkı.

haysiyet / hâysiyet

  • İtibar. Şeref. Değer. Kıymet. Derece. Câh. Mesned. Mertebe.
  • İtibar, şeref, kıymet.

helc

  • İtimat etmeyecek söz söylemek.

hükumet-i ittihadiye / hükûmet-i ittihadiye

  • İttihad ve Terakkî Partisi hükümeti.

i'tikadi / i'tikadî

  • İtikad ve inançla alâkalı.

i'tikadiyat

  • İtikada ait mes'eleler.

i'timaden

  • İtimad ederek, dayanarak, güvenerek.

i'timadname

  • İtimad yazısı, itimad bildiren yazı. (Farsça)

ibah

  • İtibar etmek, ehemmiyet vermek. Hürmet etmek.

idhalat / idhâlât / ادخالات

  • İthalat, dışalım malları. (Arapça)

ihtisat

  • İtibar gösterme, rağbet etme.

intıya'

  • İtaat etme, muti olma, söz dinleme.

işkampaviya

  • İtl. Harp gemilerinden asker naklinde kullanılan en büyük filika. İşkampaviya'lar sandal büyüklüğünde, yalnız ondan daha geniş ve yüksekti. Karaya asker sevkiyatında, gemiye erzak ve levâzım alınmasında kullanıldığı gibi eskiden donanmaya su alınacağı zaman su ile doldurulur, diğer bir filika yedeği

ıskaparma

  • İtl. Bir gemiyi toptan kiralama.

ıskarça

  • İtl. Geminin yükünün pek sıkı olarak istif edilmesi.

iskarlat

  • İtl. Eski devirlerde Venedik mensucatından, boyası has ve kumaşı dayanıklı bir nevi çuhanın adı idi ve şarkta pek makbuldü. Yeniçeri Ocağı ileri gelen ağalarına, sekbanbaşıya ve yeniçeri kâtibine her sene bu çuhadan verilir veya bedeli para olarak tahsis olunurdu. Bu paraya da "İskarlat bedeli" deni

iskona

  • İtl. Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan iki direkli yelkenli harp gemilerine verilen addı.

ıskota

  • İtl. Büyük yelkenleri kullanmaya yarayan ip.

ispiralya

  • İtl. Gemi güvertelerinde kamaraları aydınlatmak için açılan küçük kaporta.

istif

  • İtl. Muntazam yığın. Sıralanmış eşya. Yığma. Nizam. Sıra. Dizi.

istinga

  • İtl. Yelkenlerin yukarı kaldırılıp toplanması ve bu işin yerine getirilmesi için verilen kumanda.

isyan

  • İtaatsizlik. Emre karşı gelmek. Ayaklanmak.
  • İtaatsizlik, emre uymama.

itaatkarane / itaatkârâne

  • İtaat ederek, boyun eğerek.

ithami / ithamî

  • İthamla ilgili.

ithamkarane / ithamkârane

  • İtham ederek, suçlayarak.

itibardan hakikate

  • İtibari, varsayım olmaktan gerçek olmaya.

itirazat / itirâzât / îtirazât

  • İtirazlar.
  • İtirazlar.

itirazkarane / itirazkârane / îtirazkârâne

  • İtiraz ederek.
  • İtiraz edercesine.

itirazname / itiraznâme / îtiraznâme

  • İtiraz dilekçesi.
  • İtiraz yazısı.

itminankarane / itminankârane

  • İtminan göstermek suretiyle. (Farsça)

ıtr

  • Itır, güzel koku.

ıtri / ıtrî / عطری

  • Itırlı, kokulu. (Arapça)

ittifakpezir

  • İttifak ve ittihad kabul eden. (Farsça)

ittihadcılar

  • İttihad ve Terakki mensupları.

ittihatçılar

  • İttihat ve Terakki Fırkasının önde gelen idarecileri.

kadr

  • İtibar. Değer, kıymet. Haysiyet. Derece miktarı. Miktar. Meblağ. Takat. Takdir, rızkı taksim eylemek. Gına.

kalib / kâlib

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim ettiren kimse.

kellab

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim eden kimse.

kemkadr

  • İtibar ve kıymeti düşük. Adi, bayağı. (Farsça)

kemter

  • İtibarsız, eksik anlamında, tevazu ifadesi olarak "ben" yerine kullanılan bir söz.

kestel

  • itl. Küçük kale. Hisarcık.

konsolos

  • İtl. Yabancı ülkelerde yurttaşlarının haklarını korumak ve bağlı bulunduğu hükümete siyasî ve ticarî bilgileri vermekle vazifeli hariciye memuru.

kunut duası / kunût duâsı

  • İtâat etme, ibâdet. Hanefî mezhebinde, vitir namazının üçüncü rek'atinde zamm-ı sûre okunduktan sonra; Şafiî mezhebinde, sabah namazının farzının ikinci rek'atinde rükûdan kalktıktan sonra ve Ramazân-ı şerîf ayının yarısından sonra vitir namazının üç üncü rek'atinde rükûdan kalktıktan sonra okunan d

litre

  • İtl. Akıcı maddelerin, sıvıların ölçü birimi.

ma'siyyet

  • İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar.
  • İtaatsizlik, günah, isyan.

ma-bihi-l-i'timad

  • İtimada vesile ve sebep olan şey.

madalya

  • İtl. Büyük işlerde muvaffak olanlara veya büyük fedakârlık ve kahramanlık gösterenlere hediye ve hatıra olarak verilen ve çok defa yuvarlak biçimde, göğüse takılacak şekilde olan kıymetli madeni parça.

matüridi / mâtüridî

  • İtikadda hak mezhep imamı olan âlim.

medar-ı itiraz / medâr-ı itiraz

  • İtiraz sebebi.

medar-ı ittiham / medâr-ı ittiham

  • İtham etme, suçlama sebebi.

mer'iyy-ül hatır / mer'iyy-ül hâtır

  • İtibarlı. Sözü geçer.

mezc-i ittihad

  • İttihadın verdiği imtizac. Kuvvetli birlik ve beraberlik.

mirfat

  • İttifak etmek, bir olmak, birleşmek.

mu'atebe / mu'âtebe

  • İtâb etme, kızma, azarlama.

mu'tekadat

  • İtikad edilenler. İnanılan hususlar.

mu'tekid

  • İtikad eden, inançlı, dinine bağlı.

mu'tekif

  • İtikâfa çekilmiş olan. İtikâf için bir camiye veya bir odaya kapanıp ibâdete çalışan. Devamlı olan.

mu'temid

  • İtimad eden. İnanan. Güvenen.
  • İtimad eden, güvenen.

mu'teni

  • İtina eden. Özenen. Dikkat ve ehemmiyet veren.

mu'terif

  • İtiraf eden. Kendi noksan ve kabahatlerini kabul edip anlatan ve söyleyen.

mu'teriz

  • İtiraz eden. Kabul etmeyen. Bir şeyi beğenmeyip bozulmasını isteyen, aksini iddia eden.

mu'terizane / mu'terizâne

  • İtiraz eder şekilde. Muteriz suretinde. (Farsça)

mu'terizün-fih / mu'terizün-fîh

  • İtiraz olunan karar, hüküm.

muasat

  • İtâatsizlik etme. Baş kaldırma. İsyân etme.

muasi / muasî

  • İtaatsiz, isyan eden, baş kaldıran.

muattar

  • Itırlı, güzel kokulu.

mucib-i itiraz

  • İtiraz sebebi.

mukırr / مقر

  • İtirafçı. (Arapça)

mülam

  • İtab. Azarlama. Azar.

musahhar / مُسَخَّرْ

  • İtâat ettirilmiş.

musahhariyet / مُسَخَّرِيَتْ

  • İtâat ettirilmişlik.

mutavaat

  • İtaat etme.

mutavi'

  • İtaat eden, muti, itaatli.

mütemacid

  • İtibar, şeref ve haysiyetiyle iftihar edip övünen.

mutemed

  • İtimad edilir, güvenilir.

muterifane / muterifâne

  • İtiraf ederek.

muteriz / mûteriz

  • İtiraz eden.
  • İtiraz eden, karşı çıkan.
  • İtiraz eden, karşı çıkan.

muterizane / mûterizane

  • İtiraz edercesine.

muti / mutî / مطيع

  • İtaat eden, emre uyan.
  • İtaat eden.
  • İtaat eden, boyun eğen. (Arapça)
  • Mutî olmak: İtaat etmek, boyun eğmek. (Arapça)

muti' / مطيع / mutî' / مُط۪يعْ

  • İtaatkâr, emre uyan.
  • İtaat eden.
  • İtâatkar.

mutia / mutîa

  • İtaatkâr, emre uyan.

mutmainn

  • İtmi'nanlı. İçi rahat. Müsterih. Şüphesi kalmamış. Emin.

muttasıf

  • İttisâf eden. İyi veya kötü bir sıfatla tarif edilen. Vasıflanmış, vasfı mevcut olan.

müttebi

  • İttiba eden, tabi olan, uyan.

müttebi'

  • İttiba eden. Uyan, tâbi olan. Muktedi.

müttefik

  • İttifak etmiş, birleşmiş.
  • İttifak eden. Birbiriyle aynı fikirde olan. Birleşmiş, anlaşmış olan.

müttefikane

  • İttifak ederek, birleşerek.

müttehaz

  • İttihaz edilen. Kabul edilen, yürürlükte olan, alınan.

muvazza'

  • İtibarsız kimse.

nebih

  • İt avazı, köpek uluması.

nokta-i itiraz

  • İtiraz noktası.

papa

  • İtl. (Baba kelimesinden) Roma Katolik kilisesinin ruhâni reisi.

papağan

  • İtl. İnsan konuşmasını taklid edebilen bir kuş.

payedari / payedârî

  • İtibarlılık, rütbelilik, pâyedarlık. (Farsça)

pırlanta

  • İtl. Çok tıraş edilmiş, foyasız parlak elmas. Taşı pırlanta olan.

politika

  • İtl. Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset.

ram / râm / رام

  • İtaat eden, boyun eğen. (Farsça)
  • Râm etmek: Boyun eğdirmek, itaat ettirmek. (Farsça)
  • Râm olmak: Boyun eğmek, itaat etmek. (Farsça)

ram olmak / ram

  • İtaat etmek, boyun eğmek.
    Ram: İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad.
    Teslim olmak, hükmü altına girmek (Farsça)

sebükmaye / sebükmâye

  • İtibarsız, değersiz, kıymetsiz. (Farsça)

secde-i itaat

  • İtaat secdesi.

şekk-i itiraz

  • İtirazdan kaynaklanan şüphe.

serfüru bürde-i itaat ve ihtiram

  • İtaat ve saygıyla boyun eğme.

serkeş / سَرْكَشْ

  • İtâatsiz.

serkeşane / serkeşâne

  • İtaatsizlikle, dikbaşlılıkla, inatla. (Farsça)

serkeşi / serkeşî

  • İtaatsizlik, inatçılık, serkeşlik, dikbaşlılık. (Farsça)

sermaye-yi itiraz

  • İtiraz malzemesi.

şevk-i itaat

  • İtaat etme arzusu, isteği.

taat / tâat

  • İtaat, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınma.

takhim

  • İthal etmek, içeri sokmak, girdirmek.

tedafü' / tedâfü'

  • İtişip kakışma.

teshir / تسخير / teshîr / تَسْخ۪يرْ

  • İtaat ettirme.
  • İtâat ettirme.

teshirat

  • İtaat ettirmeler.

tetimme-i itiraz

  • İtiraz dilekçesinin eki, ilâvesi.

tiramola

  • İtl. Halat çekme.

tuma'nine

  • İtminan. Emin olma, inanma, gönlü rahat olma.

umur-u itibariye / umur-u itibâriye

  • İtibârî işler; öyle sayılan işler.

zaman-ı isyan ve tuğyan ve küfran

  • İtaatsizlik, zulüm ve küfürde çok ileri gitme ve Allah'ın varlığına, birliğine inanmama, nimetini inkar etme devri.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın