LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Isteme ifadesini içeren 359 kelime bulundu...

agvas

  • (Tekili: Gavs) Yardım istemek için bağırmalar. İmdat istemeler.

ala-küllihal / alâ-küllihal

  • İster istemez. Olduğu kadar. Her halde.

alaküllihal / alâküllihâl

  • İster istemez, her durumda.

arz-ı münacat

  • Yalvarıp yakarma, kurtuluş isteme.

aziz-i cebbar / azîz-i cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, izzet ve yücelik sahibi Allah.

bagy

  • Azgınlık. Zulüm, İsyan.
  • İstemek, talep etmek.
  • Haddini tecâvüz etmek.
  • Yaranın şişmesi.
  • (Yağmur) şiddetle yağmak.

begaye

  • Talep etmek, istemek.

behemahal

  • İster istemez, mutlaka.

behemehal / behemehâl

  • İster istemez. Mutlaka. Her halde. (Farsça)
  • İster istemez.
  • Her halde, ister istemez.

behl

  • Az şey; az su.
  • Lânet, nefret, istememe.

besr

  • Yüz ekşitmek.
  • Talep etmek, istemek.
  • Acele etmek. Hamlık atmak.

bi-z-zarure

  • Zarûri olarak, ister istemez.

bilihtiyar

  • İstemekle.

bilirade / bilirâde

  • İradeyle, istemekle.

bizzarure / bizzarûre

  • İster istemez, zorunlu olarak.
  • İster istemez, zorunlu olarak.

büga'

  • İstemek, talep etmek.

buhu

  • Mütevazi bir şekilde hakkını isteme.

çar naçar

  • İster istemez, mecburiyetle. (Farsça)

çar u naçar / çar u nâçâr

  • İster istemez, mecburen.

çar-naçar / çar-nâçâr

  • İster istemez, mecburiyetle.

çarnaçar / çarnâçar / çârnâçâr / چارناچار

  • İster istemez.
  • İster istemez, çaresiz, mecburen. (Farsça)

cebbar / cebbâr

  • Dilediği herşeyi yapabilecek kudrete sahip olan, herşeyi ve herkesi ister istemez kudretine boyun eğdiren, kudret ve azamet sahibi Allah.

cevs

  • Bir şeyi arayıp istemek.

çile

  • Dervişlerin, nefislerini terbiye ederek tasavvuf yolunda ilerliyebilmek için kırk gün tenhâ bir yerde riyâzet (nefsin istemediği şeyler) ve ibâdetle meşgul olmaları.

cimah

  • Binicisi zabtedemediğinden, atın serkeş olup binicisini istememesi.

cüz-i ihtiyar

  • Dilediği gibi hareket edebilme. Yani: Herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak hususunda bir tarafı tercih etmek iktidar ve serbestliği. Bu serbestlik ile, Cenab-ı Hak insanları, iyiliği veya kötülüğü istemek cihetinde imtihan eder.

dehaz

  • Feryat, figan. Bağırıp çağırma. Yüksek sadâ ile medet isteme. (Farsça)

dua / duâ

  • İsteme, yalvarma. Bir kimsenin kendisi veya başkası hakkında bir dileğine bir arzusuna kavuşması için Allahü teâlâya yalvarması.
  • Allaha yalvarma, yakarış, isteme, dileme.

ecim

  • Bir şeye çok devam etmekten usanç gelme.
  • Suyun necis olup bozulması.
  • Birini istemediği hâle koymak.

emr

  • Buyruk; emredenin, emrolunandan bir işin yapılmasını istemesi veya bu sûretle yapılması istenen şey.
  • İş.

emr-i tacizi / emr-i tâcizî

  • İnsanı âciz bırakan emir; Allah'ın, iman etmeyenlerden Kur'ân'ın benzerini ortaya koymalarını istemesi böyle bir emirdir.

es'ile

  • (Tekili: Sual) Sualler. Bir şey istemeler. Sorular.

esbabperest

  • Allah'ı unutarak sebeblere haddinden ziyade değer veren. Her şeyi bir sebebe bağlayıp, Allah'ın fâil ve her şeyin hâkimi olduğunu inkâr eden veya ona kıymet vermek istemeyen.

fakd

  • Bulunmamak, bir şeyi kaybetmek. Belirsiz olmak.
  • Talebetmek, istemek.

fakr u istiğna

  • Fakirlik ve tok gözlülük; muhtaç olunmasına rağmen kimseden bir şey istememe.

feragat / ferâgat

  • Tok gözlülük. Hakkından vaz geçmek, bir şey istememek. Şahsî dâvasından vaz geçmek.
  • Boşalmak, hâlî olmak.
  • Hakkı olanı bile istememe.

feryad / feryâd / فریاد

  • Bağırıp çağırma. Yüksek sesle medet istemek. Figan. (Farsça)
  • Yüksek sesle yardım isteme.
  • Bağırma, çığlık. (Farsça)
  • İmdat isteme. (Farsça)
  • Feryâd etmek: Bağırmak, çığlık atmak (Farsça)

feryad u fizar / feryad u fîzar

  • Yüksek sesle bağırıp haykırmak, yardım istemek.

feryadüfizar / feryâdüfîzar

  • Yüksek sesle yardım isteme ve yalvarma.

fünun-u müterettibe

  • Düzenlenmiş, belli bir sisteme oturtulmuş fenler, ilimler.

gadab

  • Hiddet, öfke, kızgınlık.
  • Allahü teâlânın, emrine karşı gelen kullarından intikam almak istemesi.

gavs

  • Çağırma. Nida. Medet istemek.
  • Yardım edici. Medet verici.
  • Kurtuluş.

gayr-ı ihtiyari / gayr-ı ihtiyârî

  • Elinde olmayarak, istemeksizin.

gayr-ı kasti / gayr-ı kastî

  • İstem dışı, istemeyerek.

gayret

  • Bir kimseden fâidesi bulunmayan, zararlı olan bir şeyin ayrılmasını istemek, böyle şeyleri reddetmek, kabûl etmemek.

gayret-i ilahiyye / gayret-i ilâhiyye

  • Allahü teâlânın kullarından beğenmediği hallerin ayrılmasını istemesi, böyle şeylere rızâ göstermemesi.

gıbta

  • İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin kendisinde de olmasını arzu etme.
  • İmrenmek. Kişinin, başkasında bulunan iyi bir şeyin ondan gitmesini istemeyip, benzerinin kendisinde de bulunmasını istemesi.

habt

  • Şiddetli vurmak. Önünü görmeyerek körcesine basıp yürümek.
  • Yanılmak, unutmak, hatâ etmek.
  • Fesada vermek.
  • Hiç umulmayan birisinden yardım istemek.
  • Cin çarpmak.

hah

  • (Hasten : "İstemek" mastarından yapılmıştır.) Kelimenin sonuna getirilerek isteyen, ister mânasında terkib yapılır. Meselâ: Bed-hah : Kötülük isteyen. (Farsça)

hah na-hah

  • İster istemez. (Farsça)

hah nahah / hâh nâhâh

  • İster istemez.

hah-nahah / hâh-nâhâh

  • İster istemez.

hahnahah / hâhnâhâh / خواه ناخواه

  • İster istemez. (Farsça)

hamza

  • İstemek. Arzu etmek.
  • Ekşi olan her ota derler.

hasbeten lillah / hasbeten lillâh

  • Allah rızası için. Allah yoluna. Karşılık istemeksizin.
  • Allah rızası için, Allah yolunda, karşılık istemeksizin.

hased

  • Kıskanmak, çekememek. Allahü teâlânın bir kimseye ihsân ettiği nîmetin, onun elinden çıkmasını istemek. Zararlı bir şeyin ondan ayrılmasını istemek, hased olmaz, gayret olur.
  • Başkasının iyi hallerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak.

hatb

  • (Çoğulu: Hatub) Mühim iş.
  • İstemek.
  • Konuşmak.
  • Nidâ.

havs

  • Geceleyin istemek.

havzeri / havzerî

  • Birbirinden ayrılmayı istemek.

hayrhahlık

  • Başkasının iyiliğini istemek. Allahü teâlânın nîmetinin bir kimsenin elinde devamlı kalmasını veya onun böyle bir nîmete kavuşmasını dilemek. Hasedin, kıskançlık ve çekememezliğin zıddı.

herçi bad abad

  • Her ne olursa olsun. İster istemez. (Farsça)

hidayeti istemek

  • Doğru yola ermeyi istemek.

hina'

  • Hayvanın kösneyip erkek istemesi.

hırs / حِرْصْ

  • Şiddetle, açgözlülükle isteme.

hukuki bir mütearife / hukukî bir mütearife

  • İspat istemeyecek kadar açık olan yasal bir durum.

humud / humûd

  • Durgunluk, uyuşukluk; bir mâni olmadığı halde bekârlığı istemek. Şehvet ve iffetin azlığı.

i'sar

  • Fakirlik.
  • Borçluya karşı takaza etmek, sıkıştırarak alacağını istemek, güçleştirmek.

i'tidad

  • Yardım isteme. İmdât isteme.
  • Bir şeyi kol üzerine alma.

i'tifa'

  • Bağış dileme, afvedilmesini isteme.

i'tiraf

  • (İtiraf) Kabahatini saklamamak. Suçunu söylemeği kabul etmek. Gizleyip söylemek istemediği şeyi açıklamak.

i'tizad

  • Yardım etme. Muavenette bulunma.
  • Yardım ve imdat isteme.
  • Bir şeyi kol üzerine alma.

icab / îcâb

  • Zorunlu kılma; bir fiilin yapılmasını isteme ve onun terk edilmesini yasaklama.

ichaş

  • Bir kimseden yardım ve medet istemek.

ictiyas

  • Yağma için dolanma.
  • Taleb etmek, istemek.

idak

  • Davarın kösneyip aygır istemesi.

ihtikak

  • Hakkını istemek. Niza' etmek. Birbirine husumet etmek. Hapseylemek.
  • Fık: İki taraftan her birinin haklı olduğunu iddia etmesi.

ihtitab

  • Nikâhla kadın veya kız istemek.

ihtiyac

  • Çaresiz kalıp istemek. Muhabbetle meyletmek. Acz, fakr ve yoksulluk. Zaruret hali.

ihtiyar

  • Seçme, isteme, yaşlı kimse.

ihtiyar ve irade-i ilahiye / ihtiyar ve irade-i ilâhiye

  • Allah'ın dilemesi, istemesi ve iradesi.

ihtiyari / ihtiyarî

  • İsteğe bağlı, istemekle.

ihtiyarsız

  • İrade dışı, istemeyerek.
  • İstek dışı, istemeden.

ikbal

  • Bir şeye yönelmek. Teveccüh etmek. Reddetmeyip kabul etmek. Bir şeyi birinin önüne götürmek. Baht açıklığı. Talih. Refah.
  • İstemek.

ikra'

  • Okutmak. "Oku" diye emretmek.
  • Selâm göndermek. Yakın gelmek. Ziyafet istemek.

ikrah / ikrâh

  • Bir insanı istemediği bir şeyi yapması için, haksız olarak zorlamak.

ikrah-ı gayr-i mülci / ikrâh-ı gayr-i mülcî

  • Mülcî olmayan ikrâh. Bir kimseyi istemediği bir sözü veya işi yapmaya zorlarken tam şiddet kullanmama.

iktifa

  • Fazla istemeyiş. Yeter bulmak. Kâfi görmek. Var olanı yeter saymak.

iktisas

  • Birinin izinden, ardından gitmek.
  • Kısas istemek. İntikam almak.
  • Kıssa.
  • Hikâyeyi veya bir haberi doğruca söylemek.

ilhaf

  • İstemekle ısrar etme, zorlama.

iltica

  • Sığınmak. Melce' ve penaha varmak. Birinden himâye istemek.

iltimas

  • Tavsiye. Rica. İstirham.
  • Kayırmak, tutmak, haksız olarak yardımda bulunmak.
  • Yapılmasını isteme.

imdad / imdâd / امداد

  • Yardım isteme, imdat. (Arapça)

imtina'

  • Feragat edip geri durma.
  • Muvafakat etmeme. Çekinme. İstememe. Yapmama.
  • İmkânsızlık, mümkün olmayış.

inabe yolu / inâbe yolu

  • Müridlik. Sâlikin (tasavvuf yolunda) nefsin isteklerini yapmamak ve istemediklerini yapmak sûretiyle ve çeşitli sıkıntılara katlanarak Allahü teâlâya kavuşma yolu.

iradat

  • (Tekili: İrade) İstemeler, buyruklar, iradeler, emirler, fermanlar.

irade / irâde

  • Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından. Allahü teâlânın dilemesi.
  • İstemek, seçmek, dilemek tercih etmek.
  • Tasavvuf yoluna yeni girenlerin başlangıç halleri. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya azmedenler, karar verenler için ilk konak.
  • Seçme ve isteme kabiliyeti.

irade etme / irâde etme

  • Dileme, isteme.

irade-i şefkat

  • Şefkat göstermeyi dileme, isteme.

iradet / irâdet / ارادت

  • İsteme, istek. (Arapça)

iradi / irâdî

  • İradeyle ilgili, istemekle.

iraga

  • İsteme, irade etme.

irta'

  • Zoraki ve istemeyerek gülme.

irtica' / irticâ'

  • Gerilik, geriye gitme, eskiyi isteme.

irtiyad

  • Bir kimseden bir şey isteme.

işha'

  • (Şehi. den) İstenileni verme.
  • Göz dikme, almak isteme.

ısrar

  • Bir fikir veya meşru dâvadan dönmemek. Direnmek, sebat etmek. Hayırlı bir hâl üzere sadakatla kalmayı istemek.

isti'cal

  • Acele olmasını istemek. Acele etmek.

isti'da

  • Medet, yardım istemek.

isti'fa / isti'fâ / استعفا

  • Affını, azlini, bağışlanmasını istemek.
  • Kendisinin memuriyetten affını taleb etmek.
  • Affını isteme. (Arapça)
  • Görevinden ayrılma. (Arapça)

isti'lac

  • (İlâc. dan) İlaç isteme.

isti'lam / isti'lâm / استعلام

  • (İlm. den) Bilgi edinmek için yüksek bir makamdan alt makama sorulma.
  • Yazı ile bilgi isteme.
  • Selâm vermeyi isteme.
  • Kâbe'yi tavaf esnasında Hacerü'l-Esved'i selâmlamak.
  • Bilgi isteme. (Arapça)

isti'lan

  • (İlân. dan) İlânını isteme.

isti'mar

  • Bir yeri imar etmek. Bir yerin mâmurluğunu istemek.
  • Müstemleke yapmak, sömürgeleştirmek. İstimlak etmek.

isti'sam

  • İsmetli olmayı istemek. Temizlik istemek. Günah ve ayıplardan temiz olmak.

isti'ta

  • (Atâ. dan) Bahşiş istemek. Atiyye istemek.

isti'taf

  • Yardım taleb etme.
  • Acımayı isteme.

isti'zab

  • Birşeyi tatlı bulmak, tatlı saymak. Tatlı su istemek.

istiade

  • Bir şeyin iade edilip geri gönderilmesini isteme.
  • Yeniden canlanma.
  • Âdet edinme.

istianat / istiânât

  • Yardım istemeler.

istiane / istiâne / استعانه / اِسْتِعَانَه

  • Duâ. Yardım istemek. İane istemek.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme. (Arapça)
  • İstiâne olunmak: Yardım istenmek. (Arapça)
  • Yardım isteme.

istiare

  • Ariyet istemek. Ödünç almak. Birinden iğreti bir şey almak.
  • Edb: Bir kelimenin mânasını muvakkaten başka mânada kullanmak; veya herhangi bir varlığa, ya da mefhuma asıl adını değil de, benzediği başka bir varlığın adını verme san'atına istiare denir.Cesur ve kuvvetli bir insana "arsl

istiaza

  • Karşılık olarak, ivaz olarak bir şey istemek.

istibdad

  • Başlı başına olmak. Keyfî idare sistemi.
  • Zulüm ve tahakküm. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi

istibdal

  • (Bidl ve Bedel. den) Değiştirmek, değiştirilmek.
  • Bir vakfı mülk ile mübadele etmek.
  • Birşey verip yerine başka şey istemek.
  • Askerliği biten erlere tezkere verip yenilerini almak.

istibga'

  • İş için yardım isteme.

istibka / istibkâ

  • Devâmını istemek. Bâki ve dâim kılmak.
  • Devamını isteme, geriye bırakma; bâkîleştirme.
  • Ağlatmak. Ağlamayı istemek.

isticade

  • İhsan ve bahşiş isteme.

istical

  • Sonraya bırakılmasını istemek.

isticare

  • (Cevr. den) Yardım ve korunma isteme.
  • Sığınak isteme.

isticaze

  • (Cevaz. dan) İzin ve cevâz isteme.
  • Sunulan bir manzume için câize, yani para isteme.

isticvab / isticvâb

  • Cevab istemek. Sorguya çekmek.
  • Mahkemede şahidlerin ifadelerini almak. Söyletmek.
  • Sorup cevap isteme.

istid'a / istid'â / استدعا

  • Rica ile istemek. Davet etmek.
  • Bir işi için resmî bir daireye verilen ve istek bildiren kâğıt. Dilekçe.
  • Dilekçe. (Arapça)
  • Yalvararak isteme. (Arapça)

istidame

  • (Devam. dan) Bir halin devamını isteme. Bir şeyin devamını arzu etme.

istidrac / istidrâc

  • Derece derece yükselmeyi istemek.
  • Fâsık veya kâfir olduğu belli bir şahsın gösterdiği harika.

istifa

  • Memuriyetten azlini istemek.

istifham

  • Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak.
  • Edb: Cevap istemek için değil, daha çok dikkati çekmek, hisleri kuvvetlerdirmek maksadıyla soru şeklinde söylemek san'atıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların te'siri altında vuku bulur.

istifrak

  • Farkettirmek, ayırdetmeği istemek.

istifsad

  • (Fesâd. dan) Bir şeyin bozulmasını arzulama, fesâdını isteme.

istifsar / istifsâr / اِسْتِفْسَارْ

  • İfade isteme. Sorma. Sorup anlama.
  • Yorum isteme.
  • Açıklanmasını istemek, sormak.
  • İstifsâr etmek: Açıklama istemek.
  • Açıklama isteme, sorma.

istifta

  • Fetva istemek. Şeriata ait bir mes'ele hakkında salâhiyetli zatlardan hakikati öğrenmek.

istigase / istigâse / استغاثه

  • Medet isteyiş. Yardım istemek.
  • Yardım isteme.
  • Şefâat dileme, yardım isteme; Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliyâyı, sevdiği kullarını vesîle ederek (araya koyarak) isteme, yalvarma, duâ etme.
  • Yağmur isteme, yağmur duası etme.
  • Yardım ve imdad isteme.
  • Yardım isteme. (Arapça)

istiğfar / istiğfâr / اِسْتِغْفَارْ

  • Mağfiret (bağışlanmak) istemek. Allahü teâlâdan kusurlarının ve günâhlarının affedilmesini bağışlanmasını dilemek. Tövbe etmek.
  • Allah'tan affedilmeyi isteme.

istigna

  • Cenab-ı Hak'tan başka kimsenin minneti altına girmemek.
  • Gönül tokluğu. Elindekini kâfi bulmak. Zenginlik istememek. Muhtaç olmayıp zengin olmak.
  • Nazlanmak.
  • Azamet ve tekebbür etmek.

istihab

  • (Hibe. den) Hibe ve hediye olarak isteme. Bağış olarak arzulama.

istihare / istihâre

  • Tefe'ül. Sual sorup cevap istemek.
  • Hayırlı olmayı istemek.
  • Hayran olmak, şaşmak, taaccüb etmek.
  • Bir işin hayırlı olup olmıyacağı niyetiyle abdest alıp, dua edip rüya görmek üzere uykuya yatma.
  • Hayır istemek.
  • Bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rek'at namaz kıldıktan sonra bu husustaki duâyı okuyarak o işle ilgili rüyâ görmek üzere hiç konuşmadan uykuya yatmak.
  • Her gün evden çıkmadan iki rek'at namaz kılıp Allahü teâlâdan o günün ve işinin

istihbar

  • Haber sormak, haber almayı istemek.

istihda'

  • (Hüdâ. dan) İrşad ve hidâyet istemek. Hak, hakikat, imân ve İslâmiyet yolunu istemek.

istihkak

  • Kazanılan şey, hak edilen.
  • Hakkını almak. Hakkını istemek.

istihla

  • Tatlı olmak.
  • Tatlılık istemek.

istihlal

  • Helâl saymak. Helâllaşmayı istemek.

istihma'

  • Himâye isteme, korunma arzulama.

istika'

  • (Saky. den) Su isteme. İçmek için su alma.
  • Kendini zorlıyarak ve sun'i olarak kusma.

istikade

  • Adam öldürmüş olan katilin kısasını isteme.

istikdar

  • Cenab-ı Allah'dan (C.C.) hayırlı şeylerin olmasını isteme.

istikram

  • Kerem ve lütuf isteme.

istıksar

  • (Kasr. dan) Kısma. Bir şeyin kısaltılmasını isteme.

istiksar

  • (Kesret. den) Çok görme, çok görünme. Çoğumsama, çoğumsanma.
  • Çokluğu isteme.

istıksas

  • (Kısas. dan) Kısas isteme. Bir katilin şeriatça öldürülmesini isteme.

istilad

  • Doğurtma. Çocuk isteme.

istilam

  • Öpmek veya el sürmek. Selâm vermeyi isteme.
  • Kâbeyi tavaf esnasında Hacer-ül Esvede el sürmek, el süremese el işareti ile öper gibi yapmak, okşamak.

istiman

  • Aman dilemek, himaye istemek.
  • Teslim olmak.

istimdad / istimdâd / استمداد

  • Medet ve yardım istemek.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme, yardıma çağırma.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme. (Arapça)

istimdad etmek

  • Yardım istemek.

istimdad-ı hayat / istimdâd-ı hayat

  • Hayat talep etmek, hayatî yardım istemek.

istimdad-ı nur

  • Nur isteme.

istimdadgah / istimdâdgâh

  • Yardım isteme yeri.

istimdat

  • Yardım isteme.

istimdat etme

  • Yardım isteme.

istimdatgah / istimdatgâh

  • Medet isteme, yardım dileme yeri.

istimhal / istimhâl / استمهال

  • (Mehl. den) Zaman isteme, mühlet isteme.
  • Ek süre isteme. (Arapça)

istimla

  • Bir şey yazılmasını istemek. Birisine birşey yazdırmak.

istimnan

  • İhsan isteme.

istinabe

  • Niyabet istemek.
  • Huk: Başka bir tarafta görülen bir muhakeme için, şahid veya maznunun yazılı ifadesinin alınması. Muhakemenin icab ettirdiği muameleleri yapması için bir mahkeme tarafından başka bir mahkemeye veya kendi âzâsından birisine salâhiyet verilmesi.

istinaf / istînâf / استيناف

  • Baştan başlamak. Yeniden başlamak.
  • Gr: Sözün başlangıcı.
  • Huk: Dâvâ Mahkemesinin verdiği hükmü beğenmeyip bozulmasını daha üst mahkemeden istemek. Dâvâ mahkemeleri ile Temyiz Mahkemesi arasındaki bir derece yüksek mahkemeye verilen isim.
  • Yeniden başlama.
  • Bidayet mahkemesinde verilen bir hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme.
  • Üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının feshini isteme. (Arapça)

istinahe

  • Yaygarayı basma.
  • Ağlamak isteme.
  • Kurdun uluması.

istinare

  • Parlatmak. Parlak ve aydınlıklı olmak.
  • Ateş istemek.

istinba

  • Haber sormak. Haber istemek.
  • Vâkıf olmak. Bilmek.

istincad

  • Yardım isteme.

istincah

  • İşinin olmasını isteme.

istinka

  • Pâk olmasını istemek. İstincadan sonra hiç bir pislik eseri bırakmamak.

istinkah / istinkâh

  • (Nikâh. dan) Bir kadını nikâhla alma, nikâhlamak isteme.

istinkaş

  • Nakşetme, nakşedilmesini isteme.

istinsa'

  • Veresiye isteme.
  • Borcunu ödeyebilmek için mühlet isteme.

istinşad

  • (Neşd. den) Bir kimseden şiir okumasını isteme.
  • Birine manzume okutma.

istinsah

  • (Nesh. den) Sahifeyi çoğaltmak, nüshasını yazmak. Kopya etmek.
  • Silinmesini ve iptalini istemek.
  • (Nush. dan) Nasihat alma. Öğüt isteme.

istinsar

  • (Nasr. dan) Yardım isteme.

istintak / istintâk / اِستِنْطَاقْ

  • Konuşmasını isteme, sorgulama.

istinzal

  • Tenzil etmek. İndirmek.
  • İnmesini istemek.

istir'a

  • Riâyet isteme.

ıstırah

  • Yardım isteme, istimdat.

istirdad / istirdâd / استرداد

  • Geri almak. Geri almayı istemek.
  • Geri isteme, geri alma. (Arapça)
  • İstirdâd edilmek: Geri alınmak. (Arapça)
  • İstirdâd etmek: Geri almak. (Arapça)

istirdaf

  • Beraber olmayı istemek, beraber gitmeği arzu etmek.

istirfa'

  • (Ref'. den) Yapılmasını arzulama.
  • Yukarı kaldırılmasını isteme.

istirfad

  • Yardım isteme.

istirfah

  • (Refh. den) Refah, rahatlık ve bolluk isteme.
  • Rahatlık ve bolluk içinde bulunma.

istirham / istirhâm / استرحام / اِسْتِرْحَامْ

  • Merhamet istemek. Yalvarmak.
  • İzin istemek. Rica etmek.
  • Rica etme, yalvararak isteme. (Arapça)
  • İstirhâm etmek: Rica etmek, yalvararak istemek. (Arapça)
  • Merhamet isteme, ricâ etme.

istirşa'

  • Bir işi yapmak için bir şey isteme.
  • Rüşvet isteme.

istirşad

  • (Reşad. dan) Hak yoluna gitmek isteme.

istiş'ar

  • Bir mes'elenin yazılıp bildirilmesini istemek.
  • Kullanmak.
  • Ürkmek.

istiş'arat

  • (Tekili: İstiş'ar) Yazı ile bildirilmesini istemeler.

istisabe

  • Sevap kazanmak isteme.

istişfa / istişfâ

  • Şifa istemek. Hastalıktan kurtulup iyi olmayı arzulamak.
  • Şifa isteme.

istişfa' / istişfâ'

  • Birisinin yardımını istemek, şefâat dilemek.
  • Yardım istemek.

istişfaen

  • Derdine derman aramak gayesiyle. Şifa istemek suretiyle.

istişhad

  • Birisinin şâhidliğini istemek. Şâhid göstermek. Delil olarak ileri sürmek.
  • Şehid olmak.

istiska / istiskâ

  • Su isteme.
  • Yağmur duasına çıkma.
  • Vücudun bir yerinde su toplanması.

istiska'

  • (Saky. den) Su isteme. Susama.
  • Yağmur duasına çıkma.
  • Vücudun bazı yerlerinde su toplanması hastalığı.

istıslah

  • Bir şeyi iyi olarak görmek isteme. Bir şeyin iyi olmasını isteme.

istisna' / istisnâ'

  • Ismarlama. Bir san'at sâhibinden belirli bir işin, belirli özelliklerde yapılmasını istemek. Meselâ bir terzi ile kumaşı ve benzeri malzemeleri ondan olmak üzere bir kat elbise dikmesi için sözleşme yapmak.

istişra

  • Satın alma. Satın almak isteme.

istişrab

  • İmâ ederek ve kapalı olarak anlatmak isteme.
  • İçmek isteme.

istit'am

  • Yemek isteme. Yiyecek şeyler taleb etme.

istitba'

  • Tâbi olmayı istemek. Peşinden sürüklemek.

istitbab

  • (Tıbb. dan) Doktora başvurma, kendini hekime gösterme.
  • İlâç arama.
  • Çare isteme, derdine devâ arama.

istıtlak

  • İç sürgünü olma. Amel olma, ishal olma.
  • Boşanmayı isteme.

istitmam

  • (Tamam. dan) Tamamlama, tamamlamağa çalışma. Tamamlamasını isteme. Bitirmek için uğraşma.

istıtrab

  • Neşe arama, eğlence isteme.

istitrab

  • Sevinmeyi, süruru istemek.

istitrabi / istitrabî

  • Sürur ve sevinmeyi istemeğe dâir.

istivfa

  • Vefa istemek.

iştiyak-ı hayat

  • Hayatı aşk derecesinde istemek.

istizade

  • (Ziyade. den) Arttırılmasını arzulama, çoğaltılmasını isteme.

istizah / istizâh / istîzâh / اِسْت۪يضَاحْ

  • Belirsiz ve mübhem bir şey hakkında açık söylenmesini istemek. İzah istemek.
  • Gensoru. Bir mes'ele hakkında mebuslar tarafından başbakana veya bakanlardan birine açılan ve sonunda soruşturma yapılması istenilen sual.
  • Açıklama istemek.
  • Açıklama isteme.

istizan / istizân / istîzân / استيذان

  • Bir hususta izin istemek. İzin için danışmak.
  • İzin isteme.
  • İzin isteme.
  • İzin isteme. (Arapça)

istizare

  • Ziyaretine gelinmesini isteme veya ziyarete gelmesi istenilme.

istizhar / istizhâr

  • Dayanmak. Güvenmek. Arka vermek.
  • Yardım istemek. Zahîr istemek.
  • Ezberlemek.
  • Aşikâr etmek.
  • Yardım istemek, yardım talep etmek.
  • Birinden yardımcı olmasını isteme.

istizlal

  • (Zelle. den) Ayağını kaydırmak istemek.

kam na kam / kâm na kâm

  • İster istemez. (Farsça)

kam u nakam / kâm u nâkâm

  • Elbette, ister istemez.

kanaat

  • Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.

kass

  • Talep etmek, istemek.
  • Nemime, söz götürmek, lâf taşımak.

kast ve irade

  • Yönelme ve isteme; burada herşeyi kuşatan, Allah'ın küllî iradesi kastediliyor.

kaza / kazâ

  • Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ.
  • Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
  • Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi.
  • Hâkimlik, hâkimin hükmü.
  • İstemeden yapılan zarar.
  • Hükmeylemek, hüküm.
  • Bir şeyi birbirine lâzım kılmak.
  • Allah'ın ezeldeki hükmü
  • Kadılık (ilçe) merkezi.
  • Kadılık etme işi, mahkemenin kararı, hükmü.
  • Yapma, yapılma, işleme.
  • İstemeden yapılmış bir kötülük.

kemal sıfatları / kemâl sıfatları

  • Allahü teâlânın zâtında ve işlerinde hiçbir kusûr, karışıklık, değişiklik ve noksanlık olmadığını gösteren hayât (diri olmak), ilim (bilmek), sem' (işitmek), basar (görmek), kudret (gücü yetmek), irâde (istemek), kelâm (söylemek) ve tekvîn (yaratmak) sıfatları. Bunlara Subûtî, Hakîkî ve Kâmil sıfatl

ker'

  • (Çoğulu: Küru') Suyu yerinden ağız ile içmek.
  • Yağmur suyu.
  • (Kız) erkek istemek.

kerahet / kerâhet

  • İğrenme, istemeyerek zor altında yapma.
  • Şeriatin yasaklamadığı fakat harama yakın olma ihtimali olan ve çekinilmesi gereken husus.
  • İğrenme, tiksinme, istememe. Harama yakın olma veya yapılmaması iyi olma. Dinde terk edilmesi iyi olan bir şeyin terk edilmeyip yapılması. Kerâhet, tahrîmiyye ve tenzîhiyye olmak üzere iki kısımdır.

keramet-i kevniye

  • Kudret-i Rabbaniyenin ihsanı ile letâfet kesbedip havada uçmak, uzun yolu kısa zamanda gitmek, bir mü'minin bir sıkıntısı hâlinde Cenab-ı Hakk'a dua edip ind-i İlâhîde makbul bir zâttan yardım istemekle, o zatın, izn-i İlâhi ile o muztar kimsenin imdadına yetişmesi, kale gibi muhkem bir yerde üzerin

kerh

  • İğrenme, tiksinme, istemeyerek zor altında yapma.

kerhen / كرها

  • İstemeyerek, tiksinerek, zor altında kalarak yapma.
  • İstemeyerek, zoraki.
  • İstemeyerek.
  • İstemeyerek, iğrenerek. (Arapça)

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

la'net

  • Bedduâ; bir kimsenin kötülüğünü, Allahü teâlânın af ve merhametinden mahrum olmasını, ihânet edenlerin veya kötülüklerin gerektiği cezâya çarptırılmasını istemek.

lakinne / lâkinne

  • İstidrak edatıdır. İdrak istemek, anlamak istemek edatıdır ve bulunduğu kelimede bir şeyin anlamak istendiğini bildirir. Evvelki sözden neş'et eden bir tevehhümü kaldırmak için kullanılır.

lamehale / lâmehale / lâmehâle / لامحاله

  • Hilesiz.
  • Çaresiz, imkânsız, ister istemez.
  • İster istemez, çaresiz. (Arapça)

lazıme-i zaruriye-i beyyine / lâzıme-i zaruriye-i beyyine

  • Bir meseleyle beraber düşünülmesi ister istemez zaruri olan diğer bir şey ("Allah" denilince Onun ezelî olduğu da zorunlu olarak bilinir).

maariz-ül kelam / maarîz-ül kelâm

  • Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler.

matlub / matlûb

  • Matlûb etmek: İstemek.

meass

  • Talep mevzii, isteme yeri.

mebga

  • Talep mevzii, isteme yeri.

mecburen

  • İster istemez. Cebirle. Zaruret icâbı. Zorla.

mecburi / mecburî

  • Zor altında, ister istemez, yapma mecburiyetinde.

medar-ı istimdat

  • Medet, yardım isteme kaynağı.

menşed

  • İsteme, talebetme.

merad

  • Boğaz.
  • Talep mevzii, isteme yeri.

merak

  • Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük.
  • Dalgınlık. Kara sevdâ.
  • Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.

merdümgirizlik

  • İnsanlardan sıkılganlık, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteme hâli.

meşaet

  • Taleb etme, isteme, dileme, arzulama.

meşiyyet

  • İrâde, dileme, isteme.

mesmud

  • Fukarânın çok istemesinden vere vere hiç birşeyi kalmayan kimse.

metalip / metâlip

  • Kaziyyeler, kàideler, ispat istemeyen konular.

meyl-i tabi'i / meyl-i tabî'î

  • İç güdü. İnsanın irâdesi dışında, yaratılıştan olan meyl, bedenin istemesi.

mücahede / mücâhede

  • Çalışma, mücâdele etme, uğraşma, cihâd etme.
  • Nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapma.

mucib-i bizzat

  • İster istemez kendisi işi yapmaya mecbur olan. Serbest ve istediği gibi hareket edemeyen. (Meselâ: Güneş ışığının, güneşin kendi zâtının zaruri neticesi olması gibi.)

muhavele

  • İsteme, taleb etme. Bir şeyi yapmaya girişme.

mükrih

  • Bir kimseyi istemediği bir şeyi yapması için zorlayan, tehdîd eden.

mülci ikrah / mülcî ikrâh

  • Ölümle veya bir uzvunu yok etmek, şiddetli vurma ve hapsetme gibi tehdidlerle bir kimseyi istemediği şeyi yapmaya zorlama.

münakare

  • Talep edişmek, karşılıklı istemek.

müracaat

  • (Rücu'. dan) Geri dönmek.
  • Baş vurmak, izin almak için veya bir iş için alâkadarlarla görüşmek.
  • Mütalâa istemek, danışmak.

murad olmak

  • İstemek, kast etmek.

müravede

  • (Revd. den) İsteme. İstek, taleb, arzu.

müravega

  • Taleb etmek, istemek.
  • Güreşmek, güreş tutmak.

mürüvvet

  • İnsanlık, yiğitlik. Muhtâc olanlara, lâzım olan şeyleri vermek, başkalarına faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu, insanlık. Adâleti yerine getirme ve hiç kimseden intikam almayı istememe.

müsalemet / müsâlemet

  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.

müstagni

  • (Gani. den) Kimseden bir menfaat beklemeyen, bir şey istemeyen, istiğna eden, kimseye ihtiyacı olmayan. Gönlü tok, tok gözlü. Çekingen, nazlı.
  • Gerekli ve lüzumlu bulmayan.

müstağni-i muhteriz / müstağnî-i muhteriz

  • Gözütok davranıp istemekten çekinen; başkalarından yardım istemekten sakınıp çekinen.

muta

  • Kimseden bir şey istemeyen.

mutalebe

  • (Çoğulu: Mutâlebât) (Taleb. den) Hakkını isteme, talebde bulunma.
  • Dâvâ, iddia.

mütalebe

  • (Çoğulu: Mütalebât) Hakkını isteme. İddia, dâvâ.

mutalebe / mutâlebe / مطالبه

  • İstek. (Arapça)
  • İsteme, talep. (Arapça)
  • Mutâlebe etmek: İstemek, talep etmek. (Arapça)

mütenafir

  • Birbirinden nefret eden, ürken. Birbirini görmek istemeyen.
  • Edb: Yanyana gelişleri ile söylemede zorluk çıkaran kelime veya harf.

na-hah

  • İstemeyerek, râzı olmayarak. Zoraki. (Farsça)

na-hast

  • İsteksiz. İstenilmemiş. İstemeden. (Farsça)

naçar / nâçâr / ناچار

  • Çaresiz, sorunda. (Farsça)
  • İster istemez. (Farsça)

nakz

  • (Nakazân) (Çoğulu: Nevâkız) Sıçramak.
  • Talep etmek, istemek.

nehva

  • Bir şey kasdetmek. Bir şey söylemeği istemek.
  • Bir şey yapmağa evvelden hazırlanmak.

neşd

  • Talep etmek, istemek.
  • Yüksek yerde düz yer olmak.
  • Kaybolan şeyi aramak.
  • Bir şeyi gereği gibi bilmek.

nevş

  • Bir şeyi el uzatıp almak ve istemek.
  • Yürümek.
  • Sür'atle deprenip kalkmak.
  • Alıp yemek.

nişde

  • Talep etmek, istemek.
  • Söz vermek, and vermek.

niyaz / niyâz

  • Yalvarma, yakarma, dilekte bulunma, isteme.

nokta-i istimdad

  • Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.

nüc'a

  • Otlu yer istemek.

partizan

  • Kendi partisine aşırı düşkün olup başkasına hak tanımak istemeyen kimse. (Fransızca)

rağbet / رغبت

  • (Ragbet) İstek, arzu. İyi sayılmak. Bir şeyi çok iştiyakla istemek. İhlasla dua etmek, teveccüh etmek.
  • Çokça isteme.

reca

  • Umma, dileme, isteme, arzu.

reddetmek

  • İstememek, kabul etmemek.

revg

  • Talep etmek, istemek.
  • Yönelmek, eğilmek, meyletmek.

rica

  • Ümid etme, isteme.

rivad

  • Talep etmek, istemek, arzulamak.

rugba'

  • Rağbet etmek, istemek, arzulamak.

sa'sae

  • Köpek eniğinin gözü açılmadan gözünü depretip bakmak istemesi.

sallallahü aleyhi ve sellem

  • Peygamber efendimizin ism-i şerîfi anıldığı, işitildiği ve yazıldığında söylenen ve yazılan, Allahü teâlâdan, O'nun dünyâda ve âhirette her türlü iyiliğe ve üstünlüğe kavuşmasını istemekten ibâret olan hayır duâ, hürmet, saygı ve bağlılık ifâdesi. Bu na salât u selâm da denir.

şefakat

  • Şefkat, acıyarak şefkatle sevmek. Karşılık istemeden merhamet edip acımak, sevmek.

şehvet

  • Bir şeyi sevip çok isteme, arzulama.
  • Nefis.
  • Cinsî arzu.
  • Hevâ-yı nefsin meyli ve arzusu.
  • Bir şeyi fazla istemek.
  • Cinsî istek. Mahbube için olan istek, iştiha. (Yemek, içmek, uyumak da şehvetin şubelerindendir.)Kudsi Hadis'te Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey benim için şehvetini bırakıp gençliğini bana veren genç! Sen meleklerin bir kısmı

şereh

  • İnsanın muhtâc olduğu şeylerin lüzûmundan fazlasını istemesi, şiddetli hırs, tamahkârlık, aç gözlülük.

sevad-ı a'zam

  • Büyük şehir.
  • Mekke-i Mükerreme.
  • İnsanların ekseriyeti. (Maişetçe neden bu kadar muktesit yaşıyorsun? diyenlere cevaben: Ben sevad-ı azama tâbi olmak isterim, sevad-ı azam ise; bu kadar tedarik edebilir. Ben ekalliyet-i müsrifeye tâbi olmak istemem, demişlerdir.) (Tarihçe-i Ha

şevk / شوق

  • Çok isteme. (Arapça)
  • Sevinç. (Arapça)

sevm

  • Satılık bir şeye kıymet takdir etme, paha biçme.
  • Su-i kasd. Zulüm ve minnete giriftar etmek. Derde sokmak.
  • Dağlamak.
  • Başına buyruk olup istediği yere gitmek.
  • Kuş havada dolaşmak.
  • Satışa arzetmek.
  • Satın almak istemek.
  • Fâide yetiştirmek.<

şey'

  • Nesne, şey.
  • İstemek, dilemek.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin; ilminin, bilgisinin ve kendi ihtiyârı (dilemesi, istemesi) olmaksızın dış âlemde ilerlemesi.

seyyid-ül-istiğfar / seyyid-ül-istiğfâr

  • Duâ ve istiğfârların başı. İstiğfâr duâlarının büyüğü. Allahü teâlâdan günâhın bağışlanmasını istemek için yapılacak duâların en üstünü, en kıymetlisi.

sual / suâl / سُؤَالْ

  • İsteme. İstek.
  • Soru. Sorulan şey.
  • Dilencilik.
  • Soru, sorulan. Şey, isteme, istek. Dilencilik.
  • İsteme, sorma.

sual etmek

  • İstemek.

sual-i hacet / sual-i hâcet

  • İhtiyaç olan birşeyi isteme.

sualat / sualât

  • (Tekili: Suâl) Suâller, sorular. İstemeler, istekler.

sulh-perver

  • Sulhçu. Dâimâ sulh ve sükun isteyen. Harp ve çarpışmak istemeyen. Barışsever. (Farsça)

ta'kib

  • Gözlemek.
  • Yolunda gitmek.
  • Peşinden yürümek.
  • Suçlunun suçunu araştırmak.
  • Bir kimsenin aynı senede yine gazaya gitmesi.
  • Bir şeyi ciddiyetle istemek.

taaffüf

  • İffetli olma. İffetli görünme.
  • Tekellüfle salihlik yapma. Ahlâk dışı şeylerden kaçınma.
  • İstemekten uzak durma.

tadagun

  • Birbirini istemeyip garaz edişmek.

tagvis

  • Medet istemek, yardım istemek.

tahabbüb

  • Sevgi göstermek, muhabbet beslemek. Bir kimseyi dost ittihaz etmek. Sevdirmeği istemek.

tahacüc

  • Hüccetleşmek. Birbirinden hüccet talep etmek, delil istemek.

takaşkuş

  • Hastanın iyi olması.
  • Derinin soyulması.
  • Her yerden yiyecek istemek.

taklidi / taklidî

  • Taklide ait. Sathî.
  • Delil ve sened istemeden kabul edilen.

taleb / طلب

  • İsteme. İstenme. Dileme. İstek.
  • İstemek, aramak.
  • İsteme.
  • Talep, isteme, istek.
  • İsteme. (Arapça)
  • İstek. (Arapça)
  • Taleb edilmek: İstenmek. (Arapça)
  • Taleb etmek: İstemek. (Arapça)

taleb-i hakikat

  • Gerçeği isteme.

taleb-i rızık

  • Rızık istemek.

taleb-i rü'yet

  • Görmeyi istemek. Hz. Musa'nın (A.S.) Cenab-ı Hakk'ı görmek istemesi.

talep

  • İsteme.

talep etmek

  • İstemek.

talip olmak

  • İstemek.

tama' / tamâ'

  • Hırsla istemek. Doymazlık. Aç gözlülük. Çok isteme.
  • Askerî fertlerin maaşları. (Kamus)
  • Aç gözlülük, hırsla isteme.

tasaddur

  • (Sadr. dan) En başta oturma. Başa geçme.
  • Öğretmek.
  • Yücelik talep etmek, yükseklik ve ululuk istemek.

tatallüb

  • Bir defa daha istemek.

tav'an ev kerhen

  • İster istemez. İsteyerek olsun yahut istemiyerek olsun.

tavk

  • Arzu etmek, istemek.

teannüt

  • Meşakkate düşmek.
  • Hasmın kötülüğünü ve zilletini istemek.

teeccül

  • Belli bir vakte kadar müddet isteme.
  • Sığır ve geyik gibi hayvanların sürü sürü olmaları.

teklif

  • Zor birşey istemek. Bir vazife ileri sürmek.
  • Sıkılgan ve resmi davranış. İçli dışlı olmayan çekingen muâmele.
  • Vergi yüklemek.
  • Vazife vermek.
  • Cenab-ı Hakk'ın, insanları, emir ve nehiyleri üzerine hareket etmeğe vazifelendirmesi.
  • Fık: Şeriat-ı İslâmiyeni

temenni / temennî

  • Dileme, isteme.

temenni etmek

  • Dilemek, istemek.

tenassuh

  • Nasihat almak, aklı başına gelmek.
  • Başkası hakkında iyilik istemek.

teşeffü'

  • Bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, peygamberleri veya evliyâyı vesîle ederek (araya koyarak), onların hatırı için diyerek Allahü teâlâya yalvarma, duâ etme, isteme.

teşehhi / teşehhî

  • Hırsla istemek. İştahlanmak.
  • İştahla isteme.
  • Hırsla istemek, iştahlanmak.

teşhir isteme

  • Sergilemek isteme.

teşri' eylemek

  • Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek.

teşyie

  • Dilemek, istemek.

tevacüd / tevâcüd

  • Vecd ve muhabbette kemâle ermeyenin (olgunlaşmayanın) isteğiyle vecde kavuşmaya tâlib olması, istemesi.

tevahhi

  • Talep etmek, istemek.

tevakku'

  • (Çoğulu: Tevakkuât) (Vuku. dan) Bekleme, umma, ümid etme. İsteme, arzu etme.

tevekkül

  • İşi başkasına ısmarlamak.
  • Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek.
  • Yeis ve kederden uzak olmak.
  • Âcizlik göstermek

tevekkül-ü tembelane / tevekkül-ü tembelâne

  • Tembelce tevekkülde bulunma; üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeden sonucu Allah'tan isteme.

tezarüf

  • Zarif olmak isteme.

tılab

  • Talep etmek, istemek.

tımah

  • (Tumah - Matmuh) Bir şeye göz dikerek bakmak. Haris olmak. Hırsla onu istemek.

tul-i emel / tûl-i emel

  • Uzun emel; zevk ve safâ sürmek için çok yaşama arzusu. İbâdet yapmak için çok yaşamağı istemek tûl-i emel olmaz.

vatan-ı asli / vatan-ı aslî

  • Bir insanın doğup büyüdüğü veya içinde barınmak kasdedip, başka yere gitmek istemediği yerdir. Yalnız en az 15 gün kalmak istediği yer de kendisi için vatan-ı ikamettir.
  • Cennet.

zacc

  • Cenk arasında medet istemek. Savaşta yardım istemek.

zaruri / zarûrî

  • Mecburiyetle, ister istemez.

zaruriyyat

  • (Tekili: Zarurî) Mecburi işler. İster istemez olan işler.

zaruriyye

  • (Zarurî) Mecburî. İster istemez olacak iş. İhtiyarî olmayan, mecburî olan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR