LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Irar ifadesini içeren 104 kelime bulundu...

avişen

  • Kekik otu. (Farsça)
  • Sarılma, sıyırarak çıkma. Saldırma. (Farsça)

bevk

  • Sıçrayıp binme.
  • Toplanma. Bir araya gelme.
  • Karışma, karmakarışık olma.
  • Su kaynağını karıştırarak açma.

cehir

  • (Cehr. den) (Çoğulu: Cüherâ) Yüksek sesle, bağırarak ve açık olarak söylenen.
  • Güzel, dikkate değer.

cem-i ezdad / cem-i ezdâd

  • Zıtların biraraya gelmesi.

cerre

  • (Çoğulu: Cürr-Cirar) Topraktan yapılan desti ve bardak.
  • Ağaçtan yaptıkları su kabı.

derkaa

  • Kaçmak, firar.

ekvator

  • Hatt-ı istivâ. Dünyayı kuzey ve güney diye müsavi iki yarım küreye ayırarak, ikisinin arasından geçtiği farzedilen çember şeklindeki büyük çizgi. (Fransızca)
  • Yer yuvarlağının tam ortasında farzedilen ve dünyayı iki müsavi kısma ayıran (ve kırk bin kilometre olan) çember. (Fransızca)

faruk

  • Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. Haklıyı haksızı ayırmakta çok mâhir olan. (Hak ile bâtılı birbirinden tam ayırarak İslâmiyeti kabul ettiği ve islâm nurunu izhar ettiği ve imân ve küfrün arasını fark ve faslettiği için Hz. Peygamber (A.S.M.) tarafından Hz. Ömer'e (R.A.) bu isim verilmiştir.)

fasl-ı hitab / fasl-ı hitâb

  • İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş.
  • Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi.
  • Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal-i vüzuh ile fasledip hakikatını gö

fer

  • (Ferr) Geri çekilme, kaçma, firar.

ferr

  • Kaçmak. Firar etmek.
  • Davarın yaşını anlamak için dişini görmek.

feryad-ı matem

  • Matem hâlinde derin üzüntülerin bağırıp çağırarak dile getirilmesi.

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i

firar / firâr / فرار

  • Kaçış, kaçma. (Arapça)
  • Firâr etmek: Kaçmak. (Arapça)

furkan-ı ezeli / furkan-ı ezelî

  • Doğruyu yanlıştan ayırarak hükmeden ve ezelî olan Kur'ân.

garameten

  • Herkese eşit olarak, taksim ederek, paylaştırarak, hakkına göre.

harib

  • Kaçan, firar eden.

harre

  • (Çoğulu: Hırâr-Hırârât-Harrun) Kara taşlı yer.

hayalen

  • Hayal olarak. Zihinde tasarlayıp canlandırarak.

hazire / hazîre

  • Eti ufak ufak doğrayıp, çok su ile çömlek içinde pişirip erimeye yakın olduğu anda üzerine un koyup karıştırarak yapılan yemek. (İçinde et olmayınca "aside" derler.)

herab

  • Kaçmak, firar etmek.

hereb

  • Kaçma, firar.
  • şiddetli üzüntü, keder.

his / hîs

  • Ürkmek.
  • Kaçmak, firar.

hükm-i müleffak

  • Helâl ve haram, emir ve yasak, ibâdet ve tâatte, belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, birkaç mezhebin hükümlerini karıştırarak kolayına geleni seçtiği hüküm.

i'lan

  • Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak.
  • Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme.
  • Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma.

i'sar

  • Fakirlik.
  • Borçluya karşı takaza etmek, sıkıştırarak alacağını istemek, güçleştirmek.

ictisas

  • Hayvanın, ağzı ile çayırı araştırarak otlaması.

ifrar

  • Kaçırmak. Kaçırılmak. Firara mecbur etmek.

ihtifaz

  • (Bastırarak) Aşağılatma.

ilaveten / ilâveten

  • İlâve olarak, ekliyerek, katarak, arttırarak.

inkılab ale-l a'kıb / inkılâb ale-l a'kıb

  • Ökçeler üzerine dönmek demektir ki, asker yürüyüşünde olduğu gibi, tam sağdan veya soldan geri dönmektir. İki ökçeyi birden yerinde çevirmek suretiyle inkılâb ale-l a'kıb, ayakları çaprazlaştırdığından yürümeyi imkânsız bırakır. Kur'an'da bu tâbir ya harbde firardan kinaye veya dinde irtidaddan meca

isfirar

  • (Bak: Isfirar)

ıslah-ı zat-ül beyn / ıslah-ı zât-ül beyn

  • Aralarındaki kırgınlığı kaldırarak iki kişiyi barıştırma.

istifrar

  • Firar etme, gizlice kaçma, savuşma.

ıztımar

  • Atı, idman yaptırarak yola dayanabilecek şekilde kuvvetlendirme.
  • İnce belli olma.

ıztırariyat

  • (Tekili: Iztırarî) Mecburi olarak yapılan şeyler, mecburiyetler.

izzet-i rububiyet

  • Her varlığı yaratılış amacına hikmetli bir biçimde ulaştırarak terbiye ve idare eden Allah'ın şeref ve yüceliği.

kabil-i tevfik

  • Biraraya gelebilme.

ken'

  • (Çoğulu: Kün'ân) Tilki eniği.
  • Cem'etmek, toplamak.
  • Yakın olmak.
  • Mülâyemet.
  • Alçaklık yapmak.
  • Firar, kaçmak.

kısasen

  • Kısas yoluyla. Öldüren veya yaralayanı eşit şekilde cezalandırarak.

kıyasen / kıyâsen / قِيَاسًا

  • Karşılaştırarak.
  • Karşılaştırarak.

mahz-ı tahkik

  • Hakikati araştırmanın ta kendisi, sırf araştırarak.

mübaşir

  • Müjdeleyen.
  • Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi.
  • Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan.
  • Müfettiş. Kontrolör.

mücterr

  • Geviş getiren. İctirar eden.

mugbir

  • Gücenmiş. İğbirar sahibi.
  • Toz koparan.

mugterif

  • Elini daldırarak avucuyla su alan.

muhakkikane

  • Gerçekleri delilleriyle araştırarak.

müharebe

  • Kaçmak, firar.

mukniyane / muknîyâne

  • İkna edercesine, inandırarak.

müncezibane / müncezibâne

  • Kendini kaptırarak.

mürare

  • (Çoğulu: Mirâr) Bir acı otun ismidir. (Acılığından yerken hayvanın dudağı yarılır.)

müsahele

  • İşi sıkı tutmayıp gevşeklik göstermek. Kolaylaştırarak, kıymet vermiyerek tutmak.

müsta'ciben

  • Şaşakalarak, şaşırarak, taaccüb ederek.

müstagribane

  • Garibine ve tuhafına giderek, şaşırarak. (Farsça)

müteaccibane / müteaccibâne

  • Şaşırarak, şaşkın bir şekilde.

mütearrif

  • Bir şeyi araştırarak bilen. İrfan sahibi.

mütehayyirane / mütehayyirâne

  • Şaşkınca, şaşkın şaşkın, şaşırarak. (Farsça)

mütehevvirane / mütehevvirâne

  • Birdenbire saldırarak. (Farsça)
  • Kızgınlıkla. Hiddetlice. Birden öfkelenir surette. (Farsça)

na'r

  • Çağırmak.
  • Haykırmak.
  • Burun içinden çıkan ses.
  • Gitmek.
  • Firar, kaçmak.
  • Galeyan.

namusşikenane / nâmusşikenâne

  • Namusu kırarcasına.

nevh

  • Ağıt etmek.
  • Bağırıp çağırarak sesle ağlamak.

nevs

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.
  • Kaçmak, firar etmek.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.

nüfur

  • Ürküp kaçma, dağılma, firar etme.
  • İntikal etme.
  • Hacıların Mina'dan Mekke'ye doğru gitmeleri.

orsa

  • Yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgârın estiği cihete yaklaştırarak seyretmek hâli.
  • Geminin sol tarafı, iskele.

rehd

  • Bastırarak ezme.

riyazet-i şer'iye

  • Şeriatın izin verdiği ölçüde açlık ile nefsi kırarak yaşamak.

şah

  • Pâdişah. İran veya Afgan hükümdarlarının nâmı. (Farsça)
  • Bir yere hâkim olan zât. Sâhip. (Farsça)
  • Asıl. (Farsça)
  • Atın ön ayaklarını yukarı kaldırarak durması. (Farsça)

sefasif

  • (Tekili: Sefsâf) Yerden toz kaldırarak esen rüzgârlar.

selben

  • İnkâr yoluyla,
  • Gidererek, kaldırarak, yok ederek.

şerere

  • (Çoğulu: Şirer-Şirâr) Ateş kıvılcımı.

seriri / serirî

  • Yatırarak hastaya bakma, klinik.

sevapdarane / sevapdârâne

  • Sevap kazandırarak.

tahkiki

  • Araştırarak ve kesin delillere dayanarak.

tahkiki iman / tahkikî iman

  • Araştırarak ve kesin delillere dayanarak elde edilen iman.

tahlili / tahlilî

  • Çözümleyici, araştırarak.

tansis

  • Dinî temellere dayandırarak hüküm verme.

tas'id

  • Eritme.
  • Yukarı çıkma ve çıkarılma.
  • Buharlaştırarak temizleme. İnbikten geçirip buhar haline getirme.

tasvir

  • Canlandırarak anlatma, ifade etme.

tasvir etmek

  • Canlandırarak anlatmak, ifade etmek.

tavsifat-ı rabbaniye / tavsifât-ı rabbâniye

  • Allah'ın vasıflandırarak bahs etmesi.

te'kiden

  • Tekrarlama ile.
  • Sağlamlaştırarak. Te'kid suretiyle.
  • Evvelce yazılmış olan bir yazıyı tekrarlıyarak.

te'vilkarane / te'vilkârâne

  • Aşırı yoruma giderek, saptırarak.

tearrüf

  • Araştırarak öğrenme.
  • Bir şeyi araştırarak öğrenme.

tedvin / tedvîn

  • Biraraya getirip toplama, düzenleme; kitab hâline getirme.

tehrib

  • Kaçırma. Kaçırılma. Firar ettirme.

teleclüc

  • Söylerken şaşırarak ağzında lâkırdıyı karıştırarak söylemek.
  • Kımıldatmak. Hareket etmek.
  • Tereddüt.

temyizen

  • Ayırarak, seçerek.

tertil / tertîl

  • Kur'ân-ı kerîmi tecvîdle yâni usûl ve kâidelerine uyarak, açık açık, tâne tâne, harfleri ve kelimeleri birbirinden ayırarak okuma.

tesbian

  • Yediye ayırmak suretiyle, yediye ayırarak.

tesrian

  • Hızlandırarak. Çabuklaştırmak için.

teşrih

  • Bir kitap veya ibareyi anlaşılır şekilde açıklamak, tafsilât vermek. İnceden inceye didikleyip araştırmak.
  • Tıb: Bir cesedi kesip parçalara ayırarak incelemek.

tetkiki / tetkikî

  • İnceleyerek, araştırarak.

teverrük

  • Kadınların namazda oturma şekli; kaba etlerini yere koyup, uyluklarını birbirine yaklaştırarak, ayaklarını sağ taraftan dışarı çıkarıp, sol uylukları üzerine oturmaları.

tevhid-i hakiki / tevhîd-i hakîki

  • Araştırarak, delilleriyle Allah'ın birliğini kabul etme.

tezvir

  • Yalan ve iftira karıştırarak sözü süsleme, sahtekârlık.

türktaz

  • Koşup saldırarak yağma etme. (Farsça)
  • Çapul, çapulcu. (Farsça)

vahdet-i mesele

  • Bir mesele hakkında ileri sürülen delillerin biraraya toplanması.

vahz

  • Sivri bir şey batırarak acıtma.
  • Çimdikleme.
  • Isırma.
  • Sokma.

velika

  • Yağla unu karıştırarak yapılan yemek.

zahiri ilimler / zâhirî ilimler

  • Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri.

zecirkarane / zecirkârâne

  • Şiddetle sakındırarak, engelleyerek.

zefir

  • Hıçkırarak nefes verme, ağlama.

zemel

  • Bir yanı üzerine çöküp öbür yanını yukarıya kaldırarak koşmak.
  • Devenin ayağına ârız olan aksaklık.
  • Su tulumunun sarkması.

zeveban etmek

  • Fiz: Sıcaklığını artırarak bir cismin, katı hâlden sıvı hâline geçmesi. Erimiş olması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın