LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ih kelimesini içeren 219 kelime bulundu...

acuze / acûze

  • İhtiyar, çok yaşlı kadın.

adem-i ihlas / adem-i ihlâs

  • İhlâssızlık.

adem-i ihmal

  • İhmal etmeme.

alamet-i ihmal / alâmet-i ihmal

  • İhmal belirtisi, başı boş bırakılmışlık işareti.

arz-ı hacet / arz-ı hâcet / عَرْضِ حَاجَتْ

  • İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek.
  • İhtiyacını bildirme.
  • İhtiyâcını arzetme.

arz-ı ihtiyaç

  • İhtiyacını arzetme, dile getirme.

asar-ı haşmet / âsâr-ı haşmet

  • İhtişam ve büyüklük eserleri.

ata / atâ

  • İhsân, lütuf, bağış. Buna atiyye de denir.
  • İhsan, lütuf, bağışlama.

atā / عَطَا

  • İhsan.

atiyye

  • İhsan, lütuf, muhtaç olanlara yapılan bağış.

azamet-i haşmet

  • İhtişamın büyüklüğü.

bahş etme

  • İhsan etme, verme.

bahşeden

  • İhsan eden, veren.

baid-ül ihtimal / baid-ül ihtimâl

  • İhtimalden uzak.

bi-ihtiyar / bî-ihtiyar

  • İhtiyarsız. Elinde olmadan.

bilaihtiyar / bilâihtiyar

  • İhtiyarsız, elinde olmayarak.

birad

  • İhtiyar, pir. Dermansız, güçsüz kimse. (Farsça)

büzürg-sal

  • İhtiyar, yaşlı. (Farsça)

cebl

  • İhtira, ibda. Yoktan yaratma.

cihet-i ihtimal

  • İhtimal yönü.

def-i ihtiyaç

  • İhtiyacın giderilmesi, ihtiyacın karşılanması.

dehmece

  • İhtiyar kişinin ayağında köstek var gibi yab yab yürümesi.

derece-i ihtiyaç

  • İhtiyaç derecesi.

derece-i ihtiyaç ve iştiyak

  • İhtiyaç ve arzu derecesi.

ebr-i ihsan

  • İhsan, lütuf bulutu.

ehl-i ihtisas

  • İhtisas sahibi olan kimseler. Bu kişiler yalnız kendi meslekleriyle uğraşırlar, çeşitli meslek ve meselelerle fikirlerini dağıtmazlar.

el-ihsan ale-l ihsan

  • İhsan üzerine ihsan, lütuf üzerine lütuf.

enva-ı hacat / envâ-ı hâcât

  • İhtiyaç çeşitleri.

erzel-i ömr

  • İhtiyarlığın sonları, bunaklık günleri.

erzel-i ömür

  • İhtiyarlığın sonları, bunaklık günleri.

fazl-ı kerem

  • İhsan ve iyilik, lütuf ve nimet.

fazl-ı tevfik

  • İhsan ettiği başarı nimeti.

fertuti / fertutî

  • İhtiyarlık, pirlik, bunamışlık, bunaklık. (Farsça)

feyz

  • İhsan, bağış, kerem.

fikr-i ihtilal / fikr-i ihtilâl

  • İhtilâl düşüncesi; toplumun dengelerini bozacak düşünce.

fudul / fudûl

  • İhtiyâçtan fazla, lüzumsuz ve boş şeyler.

gayr-i muhtemel / غير محتمل

  • İhtimal verilmeyen.

hacat / hâcât

  • İhtiyaçlar.
  • İhtiyaçlar.

hacc-ı ifrad / hacc-ı ifrâd

  • İhrâma girerken, yalnız hacca niyet edilerek yapılan hac. Bu haccı yapana müfrid hacı denilir.

hacet / hâcet / حاجت / حَاجَتْ

  • İhtiyaç, lüzum.
  • İhtiyaç.
  • İhtiyaç, gereklilik.
  • Def-i hâcet: Abdest bozma.
  • Arz-ı hâcet: Eksiğini, isteğini bildirme.
  • İhtiyaç. (Arapça)
  • İhtiyaç.

hacetmend / hâcetmend

  • İhtiyaç sahibi, muhtaç. (Farsça)

hacetreva / hâcetreva

  • İhtiyacı gideren, ihtiyaç olan bir şeyi te'min eden.

hadise-i ihanet / hâdise-i ihanet

  • İhanet olayı, haksız yere hakaret etme, aşağılama olayı.

halis / خالص

  • İhlaslı, Samimi.

haşmetnüma / haşmetnümâ

  • İhtişamlı, görkemli.

havaic / havâic

  • İhtiyaçlar.
  • İhtiyaçlar.
  • İhtiyaçlar.

havayic / havâyic / حوایج

  • İhtiyaçlar, gereksinimler. (Arapça)

havayic-i asliyye / havâyic-i asliyye

  • İhtiyaç eşyâları. Temel ihtiyâçlar. Bir kimsenin yiyecek giyecek ve ev gibi ihtiyaç duyduğu lüzumlu maddeler ve evde kullanılan eşyâ ve âletler, hizmetçiler, binecek vâsıtası, meslek kitapları (din kitapları) ve ödeyeceği borçları.

havi / hâvi

  • İhtiva eden, içine alan, şâmil, içeren.

hazakat

  • İhtisas. Meharet peyda etmek. Üstad olmak. Bir san'atta, hususan tıbda gereği gibi öğrenip mâhir ve mütehassısı olmak.

hazım / hâzım

  • İhtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık olan.

hazımane / hâzımâne

  • İhtiyatlı davranan adama yakışır şekilde.

hilafi / hilâfî

  • İhtilaflı olan.
  • İhtilaf sebebi olan.

hilafiye / hilâfiye

  • İhtilaf konuları.

hin-i hacet / hîn-i hâcet

  • İhtiyaca göre, ihtiyaç vakti.

hücciyet

  • İhticaca salih olma. Delil sayılabilme, sağlam delil kabul edilir olma.

hurum

  • İhram.

ibtizaz

  • İhtiyacdan dolayı zillet ve hakaretlere tahammül etme.

idla'

  • İhraç etmek, çıkarmak.

idrihmam

  • İhtiyarlıktan dolayı zayıflayıp iş yapamamak.

ihaleten

  • İhale ederek, ihale suretiyle.

ihanetkar / ihânetkâr

  • İhanetçi, hain.

ihanetkarane / ihânetkârâne

  • İhanet edercesine.

ihatat / ihâtât

  • İhatalar, kuşatmalar, kavrayışlar.

ihatavi / ihatavî

  • İhata edecek şekilde. Kaplayıp içine alacak yolda.

ıhlamur / اخلامور

  • Ihlamur. (Yunanca > Arapça)

ihlas-ı şerif / ihlâs-ı şerîf

  • İhlâs Sûresi; Kur'ân'ın 112. sûresi.

ihlas-mend

  • İhlaslı, ihlas sahibi, temiz kalbli. (Farsça)

ihlas-mendi / ihlas-mendî

  • İhlaslılık, temiz kalblilik. (Farsça)

ihlas-perver

  • İhlas sahibi, temiz kalbli. (Farsça)

ihmalkar / ihmalkâr / ihmâlkâr / اهمالكار

  • İhmalci, işine dikkat etmeyen. (Farsça)
  • İhmalci. (Arapça - Farsça)

ihmalkarane / ihmalkârâne

  • İhmal ederek.

ihrac / ihrâc

  • İhraç, çıkarma, dışarı atma.

ihsanat / ihsanât

  • İhsanlar.

ihsanen

  • İhsan suretiyle. Bağışlayarak, lütuf ve iyilik ederek.

ihsanperver

  • İhsan edici. İyiliği çok sever. (İhsan ihsandır, eğer nev'e olsa veya muhtaca ve fakire olsa. Sehavet o vakit tam sehavettir, eğer millet için olsa, yahut milleti tazammun eden bir ferde olsa güzeldir. Şayet muhtaç olmayan şahsa olsa, şahsı tembel eder. Çingeneliğe alıştırır. Elhasıl, millet bâkidir (Farsça)
  • İhsan etmeyi seven.

ihtarat / ihtârât

  • İhtarlar, ikazlar, uyarılar.

ihtikaren / ihtikâren

  • İhtikâr suretiyle, vurgunculukla.

ihtilaken

  • İhtilak suretiyle, yalan uydurarak.

ihtilalat / ihtilâlât

  • İhtilâller, ayaklanmalar.
  • İhtilâller, karışıklıklar, iç çalkantılar.

ihtilalci / ihtilâlci

  • İhtilâl yapan, karıştıran.

ihtilalkarane / ihtilâlkârâne

  • İhtilâl yaparcasına.

ihtilatgah / ihtilatgâh

  • İhtilat yeri. (Farsça)

ihtimalat / ihtimâlât

  • İhtimaller.
  • İhtimaller.

ihtimalen

  • İhtimal olarak.

ihtimamat / ihtimamât / ihtimâmat

  • İhtimamlar, özenmeler.
  • İhtimamlar, özen göstermeler.

ihtimamkar / ihtimamkâr

  • İhtimamcı, özen gösteren.

ihtimamkarane / ihtimamkârâne

  • İhtimam gösterircesine, özenerek.

ihtirasat / ihtirasât

  • İhtiraslar, aşırı istekler, hırs ve tutkular.
  • İhtiraslar, aşırı istekler.

ihtisabiyye

  • İhtisaba (belediyeye) ait vergi.

ihtisaren

  • İhtisar suretiyle, muhtasar olarak, kısaltarak, tafsilâtsız, kısaca.

ihtisasiyyun

  • İhtisas sâhibi kimseler, mütehassıslar.

ihtiyacat / ihtiyacât / ihtiyâcât

  • İhtiyaçlar.
  • İhtiyaçlar.

ihtiyaci / ihtiyacî

  • İhtiyaçtan kaynaklanan.

ihtiyare

  • İhtiyar hanım.

ihtiyarem

  • İhtiyarım, yaşlıyım.

ihtiyaten

  • İhtiyat ederek, ilerisini düşünerek.

ihtiyati / ihtiyatî

  • İhtiyatla alâkalı. Gelecek zamana ait olan.
  • İhtiyatla ilgili.

ihtiyatkar / ihtiyatkâr

  • İhtiyatlı.
  • İhtiyatlı, ilerisini düşünen. (Farsça)

ihtiyatkarane / ihtiyatkârane

  • İhtiyatla, sakınganlıkla. (Farsça)
  • İhtiyatlı bir biçimde.

ihtizazi / ihtizazî

  • İhtizaza ait. Titremekle alâkalı.

ihya-kerde

  • İhya edilmiş. Lutfedilmiş. Yeniden inşa edilmiş. (Farsça)

ikram buyurma

  • İhsan etme, bağışlama.

imkanatından evleviyet olmayan / imkânâtından evleviyet olmayan

  • İhtimallerindeki öncelikleri ayırt edilemeyen; oluşma ihtimallerinde öncelik olmayan.

in'am / in'âm

  • İhsan, nimet verme.

inayet / عنايت

  • İhsan.

inde'l-hace / inde'l-hâce

  • İhtiyaç zamanında.

indelhace / indelhâce

  • İhtiyaca göre. İhtiyaç vaktinde.
  • İhtiyaç anında.

inhimam

  • İhtiyarlama, yaşlanma.

innin / innîn

  • İhtiyârlık, tenâsül hastalığı veya sihir sebebi ile cimâ yapamayan. İktidârsız erkek.

işgene

  • İhiyarlıktan veya kızgınlıktan dolayı yüzde hâsıl olan buruşukluk. (Farsça)

isticade

  • İhsan ve bahşiş isteme.

istiğna / istiğnâ / اِسْتِغْنَا

  • İhtiyaç duymama, tok gönüllülük.
  • İhtiyaç duymama.

istiğnakarane / istiğnâkârâne

  • İhtiyaç duymaksızın.

istimnan

  • İhsan isteme.

istisnan

  • İhtiyarlama, yaşı ilerleme, yaşlılanma.

ita / îtâ

  • İhsan etme, verme.

izhar-ı hacet / izhar-ı hâcet / izhâr-ı hâcet / اِظْهَارِ حَاجَتْ

  • İhtiyacını söyleme.
  • İhtiyaçlarını gösterme.

izhar-ı haşmet

  • İhtişamın, heybetin açığa vurulması.

jurnal / ژَورْنَالْ

  • İhbar, haber verme.
  • İhbâr.

jurnaller

  • İhbarlar.

kadiülhacat / kadîülhâcât

  • İhtiyaçları veren, Allah.

kavt

  • İhtiyaç miktarı yemek vermek.

kaza-i hacet / kaza-i hâcet

  • İhtiyaç giderme.

kaza-yı hacet

  • İhtiyaç giderme.

kazayı hacet / قَضَايِ حَاجَتْ

  • İhtiyac giderme.

keramet-i ihlasiye / kerâmet-i ihlâsiye

  • İhlâsın neticesi olarak meydana gelen kerâmet.

kesret-i hacat / kesret-i hâcât

  • İhtiyaçların çokluğu.

kulakıl

  • İhlâs ve Muavvezeteyn sureleri.

lede-l-hace / lede-l-hâce

  • İhtiyaç görüldüğü zaman. Hacet ânında.

lede-l-ihtiyaç

  • İhtiyaç halinde. Hacet ânında.

levazımat deposu

  • İhtiyaç duyulan şeylerin depolandığı yer.

levazımat-ı ihtiyacat / levâzımât-ı ihtiyâcât

  • İhtiyaç duyulan şeyler, lüzumlu görülen ihtiyaçlar.

lisan-ı ihtiyaç

  • İhtiyaç dili.

lütf

  • İhsân, iyilik.

lütuf / لطف

  • İhsan.

mearib

  • İhtiyaçlar, hâcetler, lüzumlu ve istenen şeyler. İstekler.

mefkaret

  • İhtiyaç, zaruret.

mekbir

  • İhtiyarlama, yaşlanma.

mennan / mennân / مَنَّانْ

  • İhsanı bol. Çok çok ihsan eden. En çok nimet veren. (Allah)
  • İhsan, bağış, nimeti çok olan ve çok veren, Allah.
  • İhsânı bol olan (Allah).

merfud

  • İhsan edilmiş, armağan olarak verilmiş, bağışlanmış şey.

mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilafiye / mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilâfiye

  • İhtilaf konusu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen cüz'î (bireylerle ilgili) ve fer'î (imanla ilgili olmayan, amellerle ilgili) meseleler.

mesail-i hilafiye / mesail-i hilâfiye

  • İhtilaf mevzuu olan mes'eleler.
  • İhtilâf mevzuu olan, hakkında farklı görüş belirtilebilen meseleler.

meşib / meşîb

  • İhtiyarlık. Yaşlılık. Saç ağarması.

mevadd-ı ihtilaf / mevadd-ı ihtilâf

  • İhtilâfa sebep olan maddeler; parçalanma, değişim, başkalaşım ve uyuşmazlık gibi sonuçlara sebep olan maddeler.

mevhibe

  • İhsan. Sevgi. Hediye.
  • İhsân, bağış, Allahü teâlânın kuluna ihsânı.

mizan-ı hacet / mizan-ı hâcet

  • İhtiyaç ölçüsü.

mu'tena

  • İhtimam edilmiş. Özenilmiş. Dikkat ve itinâ olunur hâlde olan.

mucib-i ihtilal / mûcib-i ihtilâl

  • İhtilâl sebebi, karışıklık nedeni.

müfrid hacı

  • İhrâma girerken ömreye niyet etmeyip yalnız hac yapmağa niyet eden kimse.

mugnat

  • İhtiyaç.

muhat

  • İhâta olunmuş. Etrafı çevrilmiş. Etrafı kuşatılan. Bir şey içinde bulunan.

muhil

  • İhlâl eden, bozan.

muhles

  • İhlâsı dâimi olan. Devâmlı hâlis olan.
  • İhlası devamlı olan.

muhlis / مُخْلِصْ

  • İhlâs sâhibi. Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse.
  • İhlaslı, samimi, işini sadece Allah için yapan.
  • İhlâslı.

mühmel / مُهْمَلْ

  • İhmal edilmiş, bırakılmış.
  • İhmâl edilen.
  • İhmâl edilmiş, bırakılmış.

mühmil

  • İhmâl eden, boşlayan.

muhtac / muhtâc

  • İhtiyacı olan. Akşam evinde yiyeceğini bulamayacak derecede fakir olan. Bir şey kendine lâzım olan kimse. Bir eksiğini tamamlamak isteyen. Fakir.
  • İhtiyâc sâhibi. Akşam evinde yiyecek bulamayacak derecede fakîr kimse.
  • İhtiyacı olan.

muhtaç

  • İhtiyaç duyan.

muhtaciyet

  • İhtiyaç sahibi olmak. Muhtaçlık, fakirlik, sefalet, yoksulluk.

muhtar

  • İhtiyar sahibi, hareketinde serbest olan.

muhtekir

  • İhtikâr yapan. Vurguncu, ihtiyaç mallarını kıymeti artsın da satayım diye saklayan. Halkın zararına çalışarak malı saklayan.

muhtelefünfih / muhtelefünfîh / مختلف فيه

  • İhtilaflı. (Arapça)

muhtelim

  • İhtilâm olmuş.

muhtemel

  • İhtimal dahilinde.

muhtemelen

  • İhtimal dahilinde olarak.

muhteris

  • İhtiraslı.
  • İhtiras sahibi. Çok fazla hırslı istiyen.

muhteşem

  • İhtişamlı, görkemli.
  • İhtişamlı, görkemli.

muhtevi / muhtevî

  • İhtiva eden, içine alan.
  • İhtivâ eden. Bir yere toplayan. İçine alan. Kaplayan.

müreddede

  • İhtimâller arasında bırakılan, tereddüt içinde bulunan.

müsebbeh

  • İhtiyarlıktan dolayı aklı giden kimse. Bunak.

müsin / مُسِنْ

  • İhtiyâr.

müsinn / مُسِنّ

  • İhtiyâr.

müstağni / müstağnî / مُسْتَغْن۪ي

  • İhtiyaç duymayan.

müsterat

  • İhtiyar olunmuş, beğenilmiş, seçilmiş.

mütehassıs

  • İhtisas sahibi, uzman.
  • İhtisas sahibi, uzman.
  • İhtisas sâhibi, uzman. Bir işin hakîkatini, iç yüzünü çok iyi bilen, bir ilim dalında veya meslekte mâhir olan.

mütehassıs olmak

  • İhtisas sahibi olmak, uzmanlaşmak.

mütehezziz

  • İhtizaz eden, titreyen.

müteşemmil

  • İhrama bürünen. Teşemmül eden.

nida-i hacet / nidâ-i hâcet

  • İhtiyaç sesi.

nida-yı ihtiyac / nidâ-yı ihtiyac

  • İhtiyacı olduğunu bildirmek.

nüble

  • İhsan, atiyye. Fazl.

pir / pîr

  • İhtiyar, öncü, şeyh.

pir ü berna

  • İhtiyar ve genç.

piri / pirî

  • İhtiyarlık. Kocamışlık.

ragibet / ragîbet

  • İhsân ve ikrâm. Çoğulu regâibdir.

raus

  • İhtiyarlıktan dolayı başını titreten kişi.

rububiyetperver / rubûbiyetperver

  • İhtiyaca cevap vermeyi ve terbiye etmeyi seven.

sada-yı hacet / sadâ-yı hâcet

  • İhtiyaç sesi.

sadaka-i fıtır

  • İhtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak, nisâb yâni dinde zenginlik ölçüsü miktarında malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazân bayramının birinci günü sabâhı, fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktarlardaki buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm yahut kıymetleri kadar altın v

safvet-i ihlas / safvet-i ihlâs

  • İhlâsı zedeleyecek hiçbir yönün olmayışı.

sahib-i ihtisas

  • İhtisas sahibi, söz sahibi, uzman.

sahib-i unvan-ı muhteşem

  • İhtişamlı isim sahibi.

sahibü'l-ihlas ve'n-nur ve'l-kemal ve'l-irşad / sahibü'l-ihlâs ve'n-nur ve'l-kemal ve'l-irşad

  • İhlâs, nur, kemâl ve irşad sahibi.

şahs-ı muhteris

  • İhtiraslı, hırs sahibi olan kişi.

sani-i muhteşem / sâni-i muhteşem

  • İhtişam sahibi ve herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah.

saray-ı muhteşem

  • İhtişamlı, görkemli saray.

sevk-i ihtiyaç

  • İhtiyacın sevketmesi, ihtiyacın yönlendirmesi.

şeyhuhet / şeyhûhet

  • İhtiyarlık.

şiddet-i ihtiyaç

  • İhtiyacın şiddeti.

şirk-i hafi / şirk-i hafî

  • İhlâssızlık, riyakârlık. Allah rızası için değil de başkalarının rızâsı için ibâdet etmek.

sual-i hacet / sual-i hâcet

  • İhtiyaç olan birşeyi isteme.

sum'a

  • İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş, gizli riyakârlık.

tahami

  • İhraz etmek. Erişmek. Kazanmak.

takribi / takribî

  • İhtimale göre olan. Takribe ait.

teenni

  • İhtiyatlı ve akıllıca davranma. Bir işte acele etmeyip bir düşünce dairesinde hareket etme. (Teude de denir)

tefennün etmiş

  • İhtisaslaşmış, ayrı ayrı uzmanlık dallarına ayrılmış.

tekerrür-ü ihtiyaç

  • İhtiyacın tekrarlanması.

tenevvü-ü hacat / tenevvü-ü hâcât

  • İhtiyaçların çeşitliliği.

teşemmül

  • İhrama bürünme.

teseyyüp

  • İhmalcilik, kayıtsızlık, tembellik.

üstad-ı ihtiyaç

  • İhtiyaç öğretmeni; insanı bir hoca gibi öğretip eğiten ihtiyaç.

usube

  • İhâta etmek, kaplamak, içine almak.

vakt-i hacet / vakt-i hâcet

  • İhtiyaç zamanı.
  • İhtiyaç vakti. Lüzumlu vakit.

vasıta-i ihlas / vasıta-i ihlâs

  • İhlâsı kazandıran araç.

vaziyet-i muhtemele

  • İhtimal dahilinde olan durum.

yahtemil

  • İhtimal.

yed-i muhsin

  • İhsan edici el.

zengin

  • İhtiyaç eşyâsının ve borçlarının dışında nisâb miktârı malı, parası olan kimse.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR