LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te IRAZ ifadesini içeren 91 kelime bulundu...

anif-ül beyan / ânif-ül beyân

  • Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan.

anif-üz zikr / ânif-üz zikr

  • Az önce bildirilen, biraz evvel tebliğ edilen.

anifen / ânifen

  • Yukarıda.
  • Az önce, biraz evvel.

anifü'l-beyan / ânifü'l-beyân

  • Biraz önce ifade edilen.

arazi-i mevat / arazi-i mevât

  • Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen, meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi.
  • İşlenmemiş toprak.

ba'z

  • Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz.

babacan

  • Biraz kalender davranışlı, cana yakın.

bagşe

  • (Çoğulu: Buguş) Çisenti yağmurdan biraz fazlaca olan yağmur.

bak'a / bak'â

  • Siyah beyaz alacalı koyun.
  • Belde ismi.
  • Ucuzluk ve biraz kıtlık olan yıl.

barika / bârika

  • (Çoğulu: Berâik) Üzerine biraz yağ dökülmüş olan süt.
  • (Çoğulu: Bevârık) Parıltı. Parıldayan.

bürhan

  • Delil, hüccet, isbat vasıtası.
  • Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas.
  • Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.

büsre

  • Herşeyin ucu ve başı.
  • Herşeyin tâzesi.
  • Genç kız veya oğlan.
  • Hurma koruğu.
  • Biraz büyümüş olan ekşi ot.

çendi / çendî

  • Bir müddet, biraz. (Farsça)

cerdahl

  • Büyük gövdeli deve.
  • İnsanların her işine itiraz eden.

cürcani / cürcanî

  • (Seyyid Şerif Ali Bin Muhammed) : (Hi: 760-830) Astarabad (Cürcan) civarında Tacu'da doğmuştur. Mısır'a giderek orada çeşitli âlimlerden ders okumuştur. Şiraz'da müderrislik yapmıştır. Sa'duddin-i Taftazanî ile kapanan Mütekaddimîn devrinden sonra açılan Müteahhirîn-i Ulemâ devrinin birincisi bu Sey

cüz'i

  • Azdan olan. Parçaya âit olan. Biraz. Pek az. Kıymetsiz. Mühim olmayan. Esasa ait olmayan. Cüz'e âit olan. Külli olmayan.

dahl

  • Karışma, girme.
  • Nüfuz, te'sir.
  • Vâridat.
  • İrâd. İtiraz, ta'riz.
  • Ayıp, töhmet.

edille-i katı'a

  • İtiraz edilmeyecek derecede kat'î ve sağlam deliller.

faris

  • İran. İranlı.
  • Binici, süvâri.
  • Ferasetli, anlayışlı.
  • İrandaki Şiraz vilâyeti.

firuz abadi / firuz abadî

  • (Mecdüddin Muhammed) (Hi: 729 - 817) İran'ın Şiraz Eyâletinde Firuzâbad isimli beldenin Kâzrun kasabasında doğmuştur. Büyük âlimlerdendir. Yedi yaşında Kur'anı hıfzetmişlerdi. Çok seyahat etmiştir. Bursa'ya geldiğinde Yıldırım Bayezid Han tarafından kendisine fevkalâde ikrâm olundu. En meşhur eseri

gabes

  • Karanlık gece.
  • Biraz bulanık renkte olan beyazlık.

gerden-efraz

  • (Gerden-firâz) Kibirli, gururlu. Boyun kaldıran, başı yukarda. (Farsça)

hafız-ı şirazi / hâfız-ı şirazî

  • (Bak: Sa'd-ı Şirazî)

hakk-ı itiraz

  • İtiraz hakkı.

hanes

  • Burnun uç tarafının biraz yüksek olup geri kısmının basık olması.
  • Sığır burnu.

harem

  • Mekke-i mükerreme şehrinden biraz daha geniş olup, hudûdunu İbrâhim aleyhisselâmın diktiği taşların gösterdiği yer, alan. Bu sâha içine gayr-i müslimlerin girmesi yasak ve ihrâmlı iken bâzı işleri yapmak harâm olduğu için Harem denilmiştir.
  • Müslümanların evlerinde, saray, konak ve be

i'tiraz

  • (İtiraz) Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek.
  • Men' eylemek. Men' olmak.

i'tiraziye

  • İtiraza, kabul etmediğine dair yazı.
  • Edb: Cümlenin esasından olmayıp yalnız bir husus hakkında söylenen ibare.

i'tirazname / i'tirâznâme / اِعْتِرَاضْنَامَه

  • İ'tirâz yazısı.

ihtiraz / ihtirâz / احتراز

  • Kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma. (Arapça)
  • İhtirâz etmek: Kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak. (Arapça)

ima / îmâ

  • İşâret etme. Bir özür sebebiyle başını yere koyamayan kimsenin rükû' için biraz, secde için rükû'dan daha çok eğilmesi.

inkıraz / inkırâz

  • İnkırâz bulmak: Tükenmek, çökmek.

irtizah

  • Biraz bahşiş alma.
  • Özür dileme.

işmam

  • Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek.
  • Kibirden dolayı başı dik yürümek.
  • Tecvidde: Bir harfe zamme veya kesre vermek ve bunu hafifçe hissettirmek. Harfin sesini genizden hissettirmek, biraz duyurmak, harfi çıtlatmak.

itirazat / itirâzât / îtirazât

  • İtirazlar.
  • İtirazlar.

itirazat-ı muannidane / itirâzât-ı muannidâne

  • İnat ederek yapılan itirazlar.

itirazkarane / itirazkârane / îtirazkârâne

  • İtiraz ederek.
  • İtiraz edercesine.

itirazname / itiraznâme / îtiraznâme

  • İtiraz dilekçesi.
  • İtiraz yazısı.

kabil

  • Gibi, türlü, biraz evvel, az önce. Aşikâr. İleri gelen. Kabul eden.
  • Sınıf, nevi, soy.
  • Kefil.
  • Birbirine muhalif kavimden üç beş kişi.

kaylule / kaylûle

  • Kuşluk vaktinden öğlenden biraz sonraya kadarki zaman dilimidir ki bu zaman diliminde uyumak sünnettir.

kuşluk vakti

  • Güneşin doğup bir miktar yükselmesinden başlayıp Günişin gökyüzünün tam ortasına gelmesinden biraz öncesine kadar olan vakit.

layiha-i temyiz / lâyiha-i temyiz

  • Yargıtaya yazılan itiraz dilekçesi.

majüskül

  • Büyüklük bakımından diğerlerinden biraz daha farklı olan harfler.

maksure

  • (Çoğulu: Makasir) Câmilerde etrafı parmaklıkla çevrilmiş biraz yüksekçe yer.

mantıki kıraet / mantıkî kırâet

  • Acele etmeyerek fakat imlâ kaidelerine dikkat ederek, yâni virgüllerde biraz, noktalı virgüllerde biraz daha durmak, teâcüb ve istifhamları anlatmak, muhaverelerde konuşanların sözlerini ayırmak suretiyle okumaktır.

mayhoş

  • Biraz ekşice lezzetli tatlı. (Farsça)

medar-ı itiraz / medâr-ı itiraz

  • İtiraz sebebi.

meyş

  • Halt etmek, karıştırmak.
  • Koyun sütünü keçi sütüne karıştırmak.
  • Yünü kıla karıştırmak.
  • Sözün birazını söyleyip, bir kısmını söylememe.

mezr

  • (Mezra) Zarif adam.
  • Bir kimseye düşmanlık etmek.
  • Parmakla çimdiklemek.
  • Su kırbasını tamamen doldurmak.
  • Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek.

mira'

  • (Riya. dan) Riya etme, riyakârlık yapma.
  • Başkasının sözüne itiraz edip mücâdele etme.
  • İçindekinin aksini söyleme.

mu'teriz / مُعْتَرِضْ

  • İtiraz eden. Kabul etmeyen. Bir şeyi beğenmeyip bozulmasını isteyen, aksini iddia eden.
  • İ'tirâz eden.

mu'terizane / mu'terizâne

  • İtiraz eder şekilde. Muteriz suretinde. (Farsça)

mu'terizin / mu'terizîn

  • (Tekili: Mu'teriz) Muterizler. İtiraz edenler.

mu'terizün-fih / mu'terizün-fîh

  • İtiraz olunan karar, hüküm.

muahezat

  • (Tekili: Muâheze) (Ahz. den) Tenkid ve itirazlar.
  • Azarlama ve paylamalar. Çıkışmalar.

muahezekar / muahezekâr

  • Tenkid ve itiraz edici. (Farsça)
  • Azarlayıp çıkışan. Paylayan. (Farsça)

muahiz

  • (Ahz. den) Çekiştiren, muâheze eden. Tenkid edip itiraz eden.

muarız / muârız / معارض

  • Karşıt, itirazcı. (Arapça)

mucib-i itiraz

  • İtiraz sebebi.

muhazere

  • Birbirini korkutmak.
  • İhtiraz etmek.
  • Uyanık olmak.

mümehhal

  • Tadı gitmiş ve biraz bozulmuş süt.

munkarız

  • İnkıraz bulmuş. Batmış. Bitmiş. Son bulmuş. Mahvolmuş. Sönmüş.

müsellemat-ı bedihiyat / müsellemât-ı bedihiyat

  • Apaçık oluşları sebebiyle itirazsız kabul edilen şeyler.

müteakkıl

  • (Çoğulu: Müteakkılîn) Biraz düşünerek anlayan.

muteriz / mûteriz

  • İtiraz eden.
  • İtiraz eden, karşı çıkan.
  • İtiraz eden, karşı çıkan.

muterizane / mûterizane

  • İtiraz edercesine.

müteşekki / müteşekkî

  • Şikâyet eden; itiraz eden.

nefs-i emmare

  • İnsanın çirkin ve şeytanın teşviklerine itirazsız ve mücahedesiz tâbi olması hâli.

nev'an

  • Cins bakımından, çeşitçe.
  • Biraz.

nokta-i itiraz

  • İtiraz noktası.

peşrev

  • (Aslı: Pişrev) Önde giden. (Farsça)
  • Türk müziğinde bir saz eseri. (Farsça)
  • Güreşten önce pehlivanların ellerini birbirine veya dizlerine çarparak ve biraz sıçrayarak yaptıkları oyun. (Farsça)
  • Bir çeşit ok. (Farsça)

redd-i kelam / redd-i kelâm

  • Söze itiraz etme, karşılık verme.

sa'di / sa'dî

  • (M. 1193-1291) Şiraz'da doğmuş büyük bir İran şâiridir. Gülistan ve Divan'ında bol bol temsilî hikâyeler kullanmıştır.
  • Saadete, uğura mensub.

sa'di-i şirazi / sa'di-i şirazî

  • (Hicrî: 587-691) Şiraz'da doğdu. 30 yıl ilme, 30 yıl seyahate, 30 yıl da inzivada ibadetle çalıştı. En meşhur eserleri Bostan ve Gülistan adındaki ahlâkî ve imanî kitaplarıdır.

seher

  • Tan. Sabah olmağa başladığı vakit.
  • Fık: İkinci fecirden biraz evvel olan vakit.

şekk-i itiraz

  • İtirazdan kaynaklanan şüphe.

serfirazi / serfirazî

  • Serfirazlık. (Farsça)

sermaye-yi itiraz

  • İtiraz malzemesi.

sidr

  • Tenbel kimse.
  • Bir deniz adı.
  • (Tekili: Sidre) Arabistan kirazları.

sidre ağacı

  • Arabistan kirazı denen bir ağaç türü.
  • "Arabistan kirazı" denen bir ağaç.

şıkk

  • (Şikk) İslâmiyetin zuhurundan biraz önce yaşamış iki kâhinin adıdır. Bunlardan eskisi Arablarda ilk kâhindir. Acaib bir mahluk olup, alnının ortasında yalnız bir gözü (veya alnını ikiye ayıran bir alev) vardı. El Yaşkarî adındaki ikinci Şıkk, Satih ile birlikte devrinin en meşhur kâhiniydi. Satih'te

şiraze-bend

  • Şiraze bağlayan. (Farsça)
  • Düzenleyen, tanzim eden, düzen veren. (Farsça)

ta'rik

  • Şaraba biraz su katmak.
  • Kovayı doldurmak.
  • Terletmek.
  • Hastalık veya perhizden dolayı zayıflamak.

ta'riz / ta'rîz

  • Üstü kapalı ve dokunaklı söz; kapalı îtirâz etmek; bir tarafı gösterip diğer tarafı kasd etmek.

tadil-i erkan / tâdil-i erkân

  • Namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme.

tayhan

  • Boş ve mâlayâni şeylere itiraz eden kimse.

teşyi'

  • Bir yerden ayrılıp gideni uğurlama, hürmet için biraz onunla birlikte gitme.

tetimme-i itiraz

  • İtiraz dilekçesinin eki, ilâvesi.

tıraz

  • " Süsleyen, donatan" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şükufe-tıraz : Çiçek süsleyen. (Farsça)

ülbub

  • Kiraz çekirdeği.

zerre / ذره

  • En küçük parça, molekül. (Arapça)
  • Azıcık, birazcık. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın