LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Işık. ifadesini içeren 126 kelime bulundu...

aczalud / aczâlûd

  • Güçsüzlükle karışık.

adem-alud / adem-âlûd

  • Yoklukla karışık.

ademalud / ademâlûd

  • Yoklukla karışık.

afraze

  • Nur. Aydınlık, ışık. (Farsça)
  • Kandil fitili. (Farsça)

alud / âlûd

  • Bulaşık, karışık.

alude / âlûde

  • Karışık.

alüfte / âlüfte / آلفته

  • İffetsiz, fahişe. (Farsça)
  • Alışık. (Farsça)

amig

  • Karışık. (Farsça)
  • Hakikat. (Farsça)
  • Mc: Çiftleşme. (Farsça)

amihte

  • Karışmış, karışık. (Farsça)

amije

  • Şair. (Farsça)
  • Karışmış, karışık. (Farsça)

asime-sar / asime-sâr

  • Kafası karışık. (Farsça)

asir

  • Karmakarışık.
  • Bitişik komşu.

aşure / âşure

  • Bir çok meyve ve hububat karıştırılarak pişirilen tatlı; derleme, karışık.

ayn-ı ziya

  • Işığın kendisi, bizzat ışık.

barik

  • Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı.

bekaalud / bekââlûd

  • Kalıcılıkla karışık.

çerag

  • Işık. kandil. Lâmba. Mum. (Farsça)
  • Kutlu, mutlu. (Farsça)
  • Otlak. Mer'a. (Farsça)
  • Otlama. (Farsça)
  • Tekaüd. (Farsça)
  • Talebe. (Farsça)

cergand

  • Bumbar dolması denen bir yemek çeşiti. (Farsça)
  • Işık. Işık konacak yer. (Farsça)

çin / çîn / چين

  • Kırışık. (Farsça)

dalaletalud / dalaletâlûd

  • Sapkınlık karışık.

dav'

  • Şule, ziya, ışık.

derhem

  • Karışık, karmakarışık. (Farsça)
  • Muztarib, sıkıntılı, ıztırab çeken. (Farsça)
  • İncinme. (Farsça)

dirahş

  • Nur, ziya, parıltı, parlama, ışık. (Farsça)

efrug

  • Şu'le, nur, ziya, ışık. (Farsça)

ehli / ehlî

  • Munis, alışık. Yabancı olmayan. Kendisi ile ünsiyet edilen.

emşac

  • (Tekili: Meşc) Nutfenin vasfı. Karışık. Dağınık.

envar-ı sitte / envâr-ı sitte

  • Altı nur, ışık.

faza

  • Karışık.

fer / فَرْ

  • Işık.

fürug

  • Işık. Ziya. Aydınlık. Nur.

füruğ / fürûğ / فروغ

  • Işık. (Arapça)
  • Parıltı. (Arapça)

girif

  • İç içe girmiş, karışık.

girift

  • Yakalama, tutma. (Farsça)
  • Dolaşık. Birbiri içine girik. Girintili çıkıntılı, karışık. (Farsça)
  • Motifleri birbirine girik ve içiçe geçme olan tezyinat tarzı. Buna aynı zamanda arabesk de denilir. (Farsça)
  • Türk musikisinin nefesli sazlarından olup, bugün unutulmak üzeredir. Ney'e benzer. Girift ç (Farsça)

hab-alud

  • Uykulu. Uyku karışık.

hakaikaşina / hakâikâşinâ

  • Hakikatlere alışık.

hakaret-amiz / hakaret-âmiz

  • Hakaretle karışık. Hakaretle beraber. (Farsça)

hakaretamiz / hakaretâmiz

  • Hakaretle karışık.

hayal-alud / hayal-âlud

  • Hayalle karışık.

hayalalud / hayâlâlûd

  • Hayâlle karışık.

hayatalud / hayatâlûd

  • Hayatla karışık.

hayretalud / hayretâlûd

  • Hayretle karışık.

herc ü merc

  • Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak. (Farsça)

hercümerc

  • Karmakarışık.
  • Karmakarışık.

hüzn-amiz

  • Gam, keder ve hüzünle karışık. (Farsça)

hüzün-alud / hüzün-âlûd

  • Hüzünle karışık.

ifratalud / ifratâlûd

  • Aşırılıkla karışık.

işlek

  • t. Çok işler, fazlaca işlenen.
  • Tecrübeli, idmanlı, alışık.

ittisal / ittisâl / اتصال

  • Birleşme, kavuşma. (Arapça)
  • Bitişik. (Arapça)

izzet-alud / izzet-âlûd

  • Şeref ve yücelikle karışık.

izzetalud / izzetâlûd

  • İzzetle karışık.

jülide / jülîde / ژوليده

  • Dağınık, perişan, karma karışık. (Farsça)
  • Dağınık, karışık. (Farsça)

leffen

  • Ekli, bitişik.
  • Ekli, bitişik.

lüab-alud / lüab-âlud / lüab-âlûd

  • Salya, tükrük karışık.
  • Tükrükle karışık.

magşuş

  • Katışık. Karışık. Saf olmayan.

mahlut / mahlût / مخلوط

  • (Halt. dan) Karıştırılmış. Katılmış. Karışık.
  • Karıştırılmış, karışık.
  • Karışık. (Arapça)

matemalud / mâtemâlûd

  • Yasla karışık.

me'luf

  • Alışılmış. Ünsiyyet edilmiş.
  • Alışık. Huy edinmiş.

me'nus

  • Alışılmış. Alışık. Ünsiyet edilmiş.
  • Beğenilmiş. Mergub.

melez

  • Irkı karışık.

melsuk / melsûk / ملصوق

  • Yapışık. (Arapça)

meluf / melûf / مألوف

  • Alışık. (Arapça)

memzuc / memzûc / ممزوج

  • Bitişik. Karışık. Karışmış. Birlik olmuş. Birbirine mezc olmuş.
  • Şakalaşmak.
  • Oynamak.
  • Karışık.
  • Karışık. (Arapça)

menar

  • Fener, aydınlatıcı ışık.

merbut

  • Bağlı. Rabtedilmiş. Mensub. Ekli. Ulaşmış, bitişmiş, bitişik.

meş'ale-i hidayet

  • Hak ve doğru yolu gösteren meş'ale, ışık.

meşale

  • Aydınlatan ışık.

mevtalud / mevtâlûd

  • Ölümle karışık.

mü'telif

  • (Ülfet. den) Alışan, ülfet eden, alışık.
  • Uygun, muvafık, denk.

muamma-alud / muammâ-âlûd

  • Anlaşılması zor ve karışık.

muhtel

  • Bozuk, karışık.

muhtelit / مختلط

  • Karışmış. Karışık. Karma.
  • Karışık. (Arapça)

mülahık

  • (Lahk. dan) Yapışık, bitişik.

mülasık

  • (Lüsuk. dan) İltisaklı. Bitişik. Yapışık. Yanyana bulunan.

mülebbes

  • (Lebs. den) İltibaslı, karışık.
  • Giyilmiş.

mülsak

  • Yapışık, bitişik.

mültesik

  • (Lüsuk. dan) Birbirine bağlanmış. Yapışık, bitişik.

mümteziç

  • Birleşik, karışık.

murtabit

  • Bağlı. İrtibatlı. Birbirine bitişik. Ekli.

müşa'şa

  • (Şa'şaa. dan) Parlayan, parıldayan.
  • Dedbedeli, gürültülü, patırtılı.
  • Karışmış, karışık.

müşevveş / مشوش / مُشَوَّشْ

  • Düzensiz, karma karışık.
  • Düzensiz, karışık.
  • Karışık. (Arapça)
  • Karışık.

müste'nis

  • Ünsiyet peyda etmiş olan, alışık. Alışılmak istenen.

müştebeh

  • Zor, karışık.

müstênis

  • Alışık.

mütelasık

  • (Lüsuk. dan) Birbiriyle birleşmiş olan. Bitişik.

müteşabike / müteşâbike

  • Birbirine girmiş, örgülenmiş, karışık.

muttasıl / مُتَّصِلْ

  • Yapışık, bitişik.
  • Bitişik.

müzdehim

  • (Zahm. dan) Kalabalık, izdihamlı, pek sıkışık.

müzebzeb

  • Karmakarışık.
  • Elinden iş gelmez, bir şeye karar veremeyen. Beceriksiz.

na-behre

  • Azim, ulu. (Farsça)
  • Karışık. (Farsça)
  • Soysuz. (Farsça)

nevmalud / nevmâlûd

  • Uyku ile karışık.

nur / nûr / نور

  • Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık.
  • Kur'ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber.
  • Zulmeti def eden, şule, ışık.
  • Aydınlık, ışık.
  • Işık. (Arapça)

nur-u asli / nur-u aslî

  • Asıl nur, gerçek aydınlatıcı nur ve ışık.

nur-u asümani / nur-u âsümânî

  • Semâvî nur, göksel ışık.

nur-u azam / nur-u âzam

  • Çok büyük nur, ışık.

nur-u hidayet / nur-u hidâyet

  • Doğru ve hak yolu gösteren nur, ışık.

nur-u kabir

  • Kabri mânevî olarak aydınlatan ışık.

nur-u semavi / nur-u semavî

  • Semavî nur, vahiy ile gelen aydınlık, ışık.

nur-u şerif

  • Şerefli nur, ışık.

orijinal

  • Bir şeyin aslı. Tuhaf, garib hâli olan. (Fransızca)
  • Değişik. (Fransızca)
  • Nev'i şahsına mahsus, kendine mahsus. (Fransızca)
  • Vasıf ve keyfiyetleri cihetinden benzerlerinden ayrı ve üstün. (Fransızca)
  • Bir nümuneye göre olan. (Fransızca)

paluş

  • Karışık. (Farsça)

perişan

  • Dağınık, karışık. (Farsça)
  • Bozuk, tertibsiz, düzensiz. (Farsça)
  • Kederli, hüzünlü, kaygılı. (Farsça)

pertev / پرتو

  • (Pertav) Ziya, ışık. (Farsça)
  • Atılma, sıçrama, hız. (Farsça)
  • Işık. (Farsça)

pertev-suz

  • Yakan ışık. Güneşe karşı tutulduğu zaman, ışıkları bir noktaya toplayan ve bu suretle ışığın değdiği yeri yakan mercek.

pür-çin

  • Çok buruşuk, çok bükülmüş ve karışık. (Farsça)

sahte

  • Düzme, yapmacık, yalandan, taklit. (Farsça)
  • Kalp, karışık. (Farsça)

şarıka

  • (Çoğulu: Şevârık) Aydınlık, nur, ziya, ışık.

şehd-amiz

  • Bal gibi tatlı. Balla karışık. (Farsça)

şem

  • Mum, ışık.

şem'

  • Mum, ışık.
  • Mum, ışık.

şemit

  • Karışık.

şeriat

  • Doğru yol. Hak din yolu.
  • Büyük ve geniş cadde.
  • Nur, aydınlık, ışık.
  • Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın târif ettiği ve bildirdiği yol. Allah (C.C.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm vâsıtasiyle vaz' ve tebliğ olunan hükümleri hâvi İlâhî kan

seyyiatalud / seyyiatâlûd

  • Çirkinliklerle karışık.

sirac

  • Işık. Lâmba. Fener. Mum. Kandil.
  • Şevk veren şey.
  • Güneş ve ay mânâsına veya Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) "Nur saçan" meâlinde verilen bir isimdir.

şule / şûle

  • Işık.
  • Işık.

şuride

  • Perişan, karışık. (Farsça)
  • Tutkun, âşık, meftun. (Farsça)

şuridehatır / şûrîdehâtır / شوریده خاطر

  • Gönlü perişan, aklı karışık. (Farsça - Arapça)

üslupşiken / üslûpşiken

  • İfade ve anlatımı bozuk, karışık.

vahşet-amiz / vahşet-âmiz

  • Vahşetle karışık. (Farsça)

vehm-alud / vehm-âlud

  • Vehimli. Vehim dolu. Vehim karışık. (Farsça)

vemiz

  • Bulut arasından görünen ışık.

zav' / ضوء

  • Aydınlık. Işık.
  • Işık. (Arapça)

zehralud / zehrâlûd

  • Zehirle karışık.

zerk-alud / zerk-âlûd

  • Riyalı, riya karışık. (Farsça)

zevalalud / zevâlâlûd

  • Zevalle karışık.

zevk-alud / zevk-âlud

  • Zevkli, zevk karışık. (Farsça)

zevkalud / zevkâlûd

  • Zevkle karışık.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR