LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hurma ifadesini içeren 234 kelime bulundu...

aceme

  • (Çoğulu: Acemât) Çekirdek.
  • Çekirdekten biten hurma ağacı.
  • Sert ve sağlam taş.

acvet

  • Medine-i Münevvere hurmalarından bir çeşit, iyi hurma.

adid

  • Kesilmiş ağaç.
  • Tepesine el yetişen hurma ağacı.

afar

  • Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç.
  • Hurma ağacını islah etmek.
  • Katıksız ekmek yemek.

ahin / âhin

  • (Çoğulu: Avâhin) Fakir.
  • Hazır, sabit kimse.
  • Yumuşak hurma ağacı.

ajüg

  • Hurma lifi. (Farsça)
  • Ağaç budama. (Farsça)

asak

  • Darlık.
  • Hurma budağının yaramazı.

asi / âsî

  • Hurma salkımı.

aşşe

  • Yaprağı uzun ve ince olan hurma ağacı.
  • Zayıf vücutlu, uzun boylu kadın.

atalet

  • (Utlet) Boş durma. Tembellik. İşsizlik. Hurma salkımı.

avane

  • Uzun hurma ağacı.

aydan

  • (Tekili: Uvd) Uzun hurma ağaçları.

aydane

  • Uzun hurma ağacı.

azk

  • Hurma ağacı.
  • Nişan, alâmet, işâret.

azüg

  • Hurma lifi. (Farsça)
  • Ağaç ve asma budantısı. (Farsça)

bahv

  • Hurmanın yaş olanı.

basıka

  • Beyaz ve sâfi bulut.
  • Âfet, dâhiye.
  • Makbul bir cins sarı hurma.

bel'ak

  • Yaşlı, zayıf.
  • Bir hurma cinsi.

belaha

  • Yetişmemiş hurma koruğu.
  • Kurumak, yebs.
  • Yormak.

belka'

  • Tenha çöl. Harap ve boş yer.
  • Yazı.
  • Yalan yere yemin etmek.
  • Su, süt gibi boğaz ıslatan şeyler.
  • Bir hurma cinsi.

berniye

  • (Çoğulu: Berâni) Büyük küp.
  • Küçük horoz.
  • Bir hurma cinsi.

betile

  • (Çoğulu: Betâil) Hurma fidanı.

bitlab

  • Hurma çiçeğinin tomurcuğu. (Farsça)

bülkut

  • (Çoğulu: Belâki) Bir hurma cinsi.
  • Ot ve su olmayan harap ve boş yer.
  • Yalan yere yemin etmek.

büllet

  • (Çoğulu: Bilâl) Hurmanın ıslanıp yaş olması.

bürdi / bürdî

  • Hurmanın iyisi.

büsre

  • Herşeyin ucu ve başı.
  • Herşeyin tâzesi.
  • Genç kız veya oğlan.
  • Hurma koruğu.
  • Biraz büyümüş olan ekşi ot.

ca'le

  • (Çoğulu: Cüul) Küçük hurma ağacı.

carim

  • Cürüm ve kabahat sahibi. Suçlu.
  • Ailesinin maişetini kazanan.
  • Kesen.
  • Hurma toplayan.

cedalet

  • Yer. Arz. Dünya.
  • Hurma koruğu, ham hurma.

cem'

  • (Çoğulu: Cümu) Hurmanın iyi olmayanı. Farklı şeyleri bir yere getirmek mânasına mastar.
  • Az olarak cemaat için isim olur.
  • Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Yığma.
  • Gr: Arabçada (ve tesniye olmayan dillerde) ikiden çok olan şeylere delâlet eden kelime. (Kitabın başı

cenib

  • Garip.
  • Hurmanın iyisi.

ceram

  • Hurma çekirdeği.
  • Kuru hurma.

cerem

  • Ayrılmak.
  • Günâh. Cinâyet.
  • Hurma toplarken yere düşenleri yemek.

cerid

  • (Çoğulu: Cerâyid) Hurma budağı.
  • Yaprağı dökülmüş olan hurma ağacı.

cerim

  • Kabahatli, câni, suç işlemiş.
  • (Çoğulu: Cirâm) Kuru hurma.
  • Hurma çekirdeği.

cerin

  • (Çoğulu: Ecrân-Ecrine-Cürün) Hurma kurutma yeri.

cesis

  • Hurma ağacının yeni çıkan budağı. (Fesîl-ün-nahl derler).

cevhan

  • Hurma kuruttukları yer.

cezaze

  • Ekin biçmek.
  • Hurma kesmek.
  • Kıl ve yün kırkmak.

cibab

  • Car dedikleri kaftan.
  • Ağaç aşılamak. (Ekseri hurma ağacında kullanılır.)

cidad

  • Hurma kesecek vakit.

ciz / cîz

  • Hurma ağacının kökü.

ciz'

  • Ağaç kütüğü. Ağaç kökü. Kuru direk. Hurma ağacının kökü. Hurma ağacı.
  • Çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar.
  • Kuru hurma kütüğü.

ciz'-un nahl

  • Hurma ağacının kökü, kütüğü.

cizal

  • Hurma toplama.

cizirman

  • Hurma yaprağının aslı; yâni dibi ki, yaprağı dökülünce ağaçta kalır.

cizle

  • Bir büyük yığın hurma.

cüff

  • İçi boş olan şey. Kof.
  • Dimağa işlemiş olan baş yarığı.
  • Hurma çiçeğinin kabuğu.
  • Cemaat, topluluk.
  • Yarısı kesilip kova olmuş olan çürük ve eski kırba.

cülle

  • Hurma koydukları kap.
  • Hurma yükü.

cümmar

  • Hurma yağı denilen beyaz bir maddedir ve hurma ağacının başından çıkar ve araplar onu yerler.

cümse

  • Hurma koruğu.

cümzan

  • Hurma nevilerinden bir hurma.

cümze

  • Toplanmış hurma.

cürn

  • (Çoğulu: Cüren) Hurma kurutulan ve harman yapılan yer.

cuur

  • Hurmanın gayet yaramazı, iyi olmayanı.

dabb

  • (Çoğulu: Dıbâb-Edubb) Keler, kertenkele.
  • Yaraya merhem sürmek.
  • Akmak.
  • Süt sağmak.
  • Yere yapışmak.
  • Dudakta olan bir hastalık (çatlayıp kan akar).
  • Hurma çiçeği.

dakal

  • Hurmanın iyi olmayan cinsi.
  • Gemi oku.
  • Boya.

damine

  • Köyde olan hurma.

dari'

  • Hurma dikeni. Acı ve dikenli bir ağaç.

delik

  • Hurma ve yağdan yapılan bir yemek.
  • Oğmaç aşı.
  • Rüzgârın yerden savurup tozuttuğu toprak.

demal

  • Ters.
  • Ekşimiş hurma.

dibs

  • Pekmez. Hurma pekmezi. Bal.
  • Çok cemaat.

dih

  • (Çoğulu: Diha) Hurma salkımı.

duşab

  • Hurma ve üzüm pekmezi. Pekmez. (Farsça)

eber

  • Hurmanın budaklanması ve ıslah edilmesi.
  • Akrep sokması.

ebu-l avn

  • Hurma.

ehl-i suffa

  • Medîne-i münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamber efendimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan eshâb-ı kirâm.

ekdas

  • (Tekili: Küds) Küdsler. Hurmalar.

eşa

  • (Çoğulu: Âşâ) Hurma ağacının küçüğü.

fahir

  • (Fâhire) İftihar eden. Kendi amelini ve kendini beğenen. Övünen.
  • Şa'şaalı. Ağır. Parlak. Şanlı.
  • Büyük ve iyi nesne.
  • Koruğu büyük çekirdeksiz hurma.
  • Memeleri büyük deve.

fakih

  • (Fâkihe) Yaş meyve, yemiş, yaş hurma ağacı.
  • Şenlendiren, sevindiren.

fas'

  • Hurmanın kabuğunu soymak.

fazih / fazîh

  • Hurma koruğundan yapılan şarap.

feda'

  • Kurban.
  • Uğruna verme, gözden çıkarma.
  • Bir yere toplanmış arpa, buğday veya hurma.
  • Hurma ve üzüm kurutulan yer.

fega

  • Buğdayın çürümesi.
  • Hurma koruğunun çürümesi ve çürüğü.

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

fesil / fesîl

  • (Çoğulu: Füslân) Hurma ağaçlarının küçüğü.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.

fıtra

  • Fitre; ihtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü) miktârı malı, parası olan her hür müslümanın Ramazan bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya kıymetleri kadar altın v

füvfe

  • (Çoğulu: Füvek) Pamuk.
  • Tırnakta olan beyazlık.
  • Hurma çekirdeği içinde olan beyaz tane. (Hurma ağacı ondan biter).
  • Çekirdek içinde olan yufka kabuk.
  • Şey.

gafa

  • Her şeyin kemi ve yaramazı.
  • Toza benzer bir âfet. (Hurma koruğunun üstüne gelip olgunluktan men'eder ve lezzetini bozar.)

galil

  • (Çoğulu: Gılâl) Güneşin harareti.
  • Susuzluk harareti.
  • Kin, hased.
  • Devenin yulafına karıştırıp yedirdikleri hurma çekirdeği.

gazz

  • (Gadd) Utancından dolayı önüne bakmak.
  • Bir şeyin miktarını eksiltmek.
  • Hurmanın tomurcuğu.
  • Zerafet sâhibi.
  • Yeni buzağı.

guşane

  • Düşürülmüş hurma.
  • Hurma ağacı altına düşüp toplanan hurma.

habul

  • Hurma ağacına çıkarken kullanılan urgan.

hadire / hadîre

  • Hurması gök iken dökülen hurma ağacı.

hakikat-i hurma

  • Hurma gerçeği, çeşidi.

halice / halîce

  • İçinde hurma ıslanmış süt.
  • Üzüm sıkıntısı.

hanin-ül ciz'

  • Kuru direğin inleyip ağlayışı. Hurma kütüğünün inlemesi.

hannane / hannâne

  • Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî'de dikili bulunan hurma kütüğü.

hasa'

  • Saman parçası.
  • Hurma kabı.

hasafe

  • (Çoğulu: Hasif) Hurma yaprağından örülen kap.
  • Hurma yaprağı.

hasebe

  • Hurması çok olan hurma ağacı.

haşef

  • Hurmanın yaramazı.
  • Eski elbise diken.
  • Devenin sütünün çok olması.

hasle

  • (Çoğulu: Husul) Hurma koruğu.

haşv

  • Hurmanın kötüsü.

havvas

  • Hurma yaprağı satan kişi.
  • Hurma yaprağından zenbil yapıp satan kişi.

hayiş

  • Sık bitmiş olan hurma ağaçları.

hayse

  • Hurmayı yağla ve keşle karıştırmak.

heyrun

  • Bir nevi hurma.

hina

  • Hurma salkımı.
  • Bir çeşit katran.

hurma

  • Bir sıcak iklim meyvesi. (Farsça)
  • Hurma şeklinde yapılan hamur tatlısı. (Farsça)

hurs

  • Hurma budağı.
  • Şey.

husa

  • Hurma yaprağı.

huşe-i hurma

  • Hurma salkımı.

huss

  • Za'feran.
  • Hurma yaprağı.
  • Eğrelti otu.

ıdk

  • (Çoğulu: Adâk-Uduk) Hurma salkımı.

ıkd

  • İnci. Gerdanlık. Mücevher, boyuna takılan dizilmiş kıymetli şey.
  • İnci dizecek iplik.
  • Hurma salkımı.

ırdam

  • Üzüm veya hurma salkımı olan budak.

ızk

  • (Çoğulu: Azâk) Hurma salkımı.

izk

  • Ağaç dalı.
  • Hurma salkımı.

kaf'a

  • Yağcılar tokmağı.
  • Hurma kabuğundan yapılan, zenbile benzer kulpsuz bir nesne.

kafur

  • Hurma çiçeğinin kılıfı.

kal'a

  • Kale. Eskiden yapılan büyük merkezlerin ve şehirlerin bulunduğu etrafı duvarlarla çevrili ve düşmanın hücumundan muhafaza edilen yüksek yerlerde inşa edilmiş yapı.
  • Çobanın çantası.
  • Hurma ağacının dibinden kesilen taze fidan.

kalif / kalîf

  • Hurma kabuğu.

karsa

  • Bir hurma cinsi.

karv

  • Ağaç kadeh.
  • Köpek yalağı.
  • Hurma ağacının kökü.
  • Uzun havuz.
  • Hayanın derisi inip büyümek.
  • Kast.
  • Etraflıca araştırmak, tetebbu.
  • Bir kimsenin mesleğine girmek, onun yoluna süluk etmek.

kasabe

  • Kötü hurma.

kasb

  • Ağızda tez dağılan ve çekirdeği katı olan kuru hurma.
  • Sağlam, sert.

kaşem

  • Yetişmeden yenen beyaz hurma koruğu.

kassam

  • Hayrı çok olan kimse.
  • Yorulmuş, kendini bırakmış, mahzun kişi.
  • Büyük hurma salkımı.
  • Büyük et parçası.

kav'

  • (Çoğulu: Akvâ) Erkek dişiye aşmak.
  • Üstüne hurma ve buğday döktükleri düz yer.

kavsarra

  • Kamıştan yapılan hurma sepeti.
  • Şeker yükü.

kebs

  • Çukur bir yeri doldurup düzeltme.
  • Bir cins hurma.
  • Misk hokkası.

kedir

  • İçinde hurma ıslanmış süt.

kereb

  • Kova bağladıkları ip.
  • Suyu yatıp ağızla içmek.
  • Hurma ağacının kökü.

kernaf

  • (Çoğulu: Kerânif) Hurma ağacının budaklarının aslı. (Kesildikten sonra ağacında bâki kalır.)

kernafe

  • (Çoğulu: Kürnüf) Dibinden kesilmiş olan hurma ağacının budakları.

kerr

  • Çekilerek yeniden hücum etmek.
  • Birşeyden vazgeçtikten sonra tekrar ona, o işe yönelmek.
  • Devlet.
  • Gemi halatı.
  • Hurma ağacına çıkmakta kullanılan urgan.

keser

  • Hurma çiçeği.

kesis

  • Hurma şarabı.
  • Darı bozası.
  • Arapların taş üstünde kurutup ve dövüp azık edip yedikleri et.

kibase

  • Bütün olan hurma salkımı.

kımkım

  • İyi cins olmıyan kuru hurma.

kına

  • Burnun ortası yumru olmak.
  • Hurma salkımı.

kınne

  • (Çoğulu: Kinen) Hurma lifinden yapılan urganın sağlam ve dayanıklı olması.
  • Dâne çadırı dedikleri ot.
  • Bir nevi devâ.

kirdide

  • (Çoğulu: Kerâdid) Bir miktar toplanmış hurma.
  • Sepet dibinde geri kalan hurma.

kıtmir

  • Ashab-ı Kehf'in köpeğinin adı.
  • Hurma ile çekirdeğinin arasındaki ince zar. Çekirdeğin arasındaki ince pürüz.
  • Hakir ve küçük olan şeylerde mesel olmuştur.

kıya'

  • Erkek dişiye aşmak.
  • Hurma ve buğday döktükleri düz yer.

kumze

  • Toplanmış hurma.

kümze

  • Bir yere toplanmış hurma.

kunv

  • (Çoğulu: Kınân-Kınyân-Aknâ) Üzerinde hurması olan hurma salkımının çöpü.

kürabe

  • Ağaç dibine düşen hurmaları toplamak.

küsbe

  • Bir parça süt ve hurma.
  • Taamdan veya başka şeyden az iken çoğalıp toplanan nesne.

küseyre

  • Hurma koruğu.

kut'a

  • Bir hurma cinsi.

kut-ı mesih

  • Hurma.
  • Şarap.

lasaf

  • Bir cins hurma.
  • Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne.
  • Yapışmak.
  • Kurumak.
  • Parlamak.

lif

  • Hurma çöpü.

line / lîne

  • (Çoğulu: Lun-Elvan) Hurma ağacı.

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

ma'v

  • Olmuş taze hurma.
  • Ses, avaz.

mahref

  • Bostan. Hurmalık.
  • Yemiş sepeti.

mec'

  • Hurmayı sütle ıslatıp yemek.

mehcenet

  • Küçük hurma ağacı.

melhem

  • Hurma ağacı çok olan yer.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

mesed

  • Hurma lifi.
  • Liften yapılan ip.
  • Deve kılından ve yününden yapılan urgan.
  • Yemen diyarında biten bir ağacın adı.
  • Bağ.

mildes

  • Hurma çekirdeğini dövdükleri büyük taş.

mirbed

  • (Çoğulu: Merâbid) Ev içinde olan küçük hücre (içine esvap koyarlar).
  • Davar ahırı.
  • Davar duracak yer.
  • Hurma kuruttukları yer.

mislah

  • Ham iken hurması dökülen hurma ağacı.

mistah

  • Yatık bardak.
  • Çadır direği.
  • Hurma yayıp kuruttukları yer.

mıtv

  • (Çoğulu: Mitâ) Hurma salkımı.

müşan

  • Yüzsüz, utanmaz, sövücü kadın.
  • Bir cins hurma.

nadiye

  • Sudan uzak olan hurma ağacı.

nahil

  • Hurma ağaçları, hurmalık.
  • Hurma ağacı.
  • Balmumundan yapılan ağaç, yapraklı dal ve yemiş taklidi işlere denir ki, sathı altın ve gümüş yapraklarla süslenerek, eskiden gelin giderken önünde alayla götürülür ve gelin odalarına süs olarak konurdu.

nahl / نخل

  • Hurma ağacı.
  • Gelinler için yapılan süs ağacı.
  • Un elemek.
  • Hurma ağacı. (Arapça)

nahle

  • Tek hurma fidanı.
  • Bir fidan.
  • Hurma ağacı.

nahlistan / نخلستان

  • Hurma fidanlığı, hurmalık. (Farsça)
  • Ağaçlık, fidanlık. (Farsça)
  • Hurmalık. (Arapça - Farsça)

nahliye

  • Hurmalar.

naki'

  • (Çoğulu: Enkia) Kuru üzümü su içinde ıslatarak yapılan şarap.
  • İçinde hurma ıslatılan havuz.
  • Suyu çok olan kuyu.
  • Kandıran, kandırıcı.
  • Hurma veya kuru üzüm soğuk suda bırakılıp şekeri suya çıktıktan sonra süzülerek elde edilen sıvı.

nakir

  • Bir insanın hem cins ve aslı.
  • Gayet fakir.
  • Bir nevi kara sinek.
  • Ağzı dar olan küçük kab.
  • Hurma çekirdeğinin arkasındaki beyaz çukur.
  • Kıymetsiz şey.

nakş

  • Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak.
  • Resim.
  • Tezyin etmek.
  • Bedene batmış dikeni çıkarmak.
  • Bir şeyin esasını araştırmak.
  • Yaymak.
  • Suda ıslanmış hurma.
  • İpekle, sırma ile işleme.
  • Mc: Hile.

nebiz

  • (Çoğulu: Enbize) Hurma şarabı.
  • Yola bırakılıp atılan çocuk.
  • Hurma veya kuru üzümü soğuk suda bırakıp, şekeri suya geçince, kaynayıncaya kadar ısıtıldıktan sonra soğuyunca süzülerek elde edilen sıvı.

nevat

  • Çekirdek, hurma çekirdeği.
  • Yirmi veya on adet.
  • Bir veya on okka altın. Beş dirhem altın.
  • Düşman.

nibz

  • Hurma ağacının dış kabuğu.

ra'le

  • (Çoğulu: Riâl-Erâl-Erâil) At sürüsü.
  • Hurma ağacının uzunu.

radd

  • Süt ile pişmiş hurma.
  • Vurmak, dövmek.

rakle

  • (Çoğulu: Rikal) At sürüsü.
  • Uzun hurma ağacı.

ratb

  • Rutubet, nemlilik yaşlık.
  • Rutubetli, yaş.
  • Yaş hurma.
  • Mülâyim, yumuşak.

rebike

  • Hurmayı yağla ve keş ile karıştırıp hamur ederek yapılan bir yemek.
  • Öğünmüş keşi, un ve yağ ile karıştırıp yapılan yemek.
  • Bulamaç aşı.

rutab

  • Hurma.

rutube

  • (Çoğulu: Rutebât-Ruteb) Olmuş yaş hurma.

sa'de

  • (Çoğulu: Siad) Yumuşak hurma.

sa'le

  • Eğri hurma ağacı.
  • Küçük başlı dişi devekuşu.

sabiri / sabirî

  • Bir çeşit ince giyim eşyası.
  • Bir cins hurma.

sadaka-i fıtır

  • İhtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak, nisâb yâni dinde zenginlik ölçüsü miktarında malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazân bayramının birinci günü sabâhı, fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktarlardaki buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm yahut kıymetleri kadar altın v

şakce

  • Henüz yeni renk almış olan hurma.

sakıyy

  • (Çoğulu: Eskiye, Sakiyye) İri taneli yağmurlu bulut.
  • Hurma ağacı.

sanbur

  • Yalnız olan hurma ağacı.
  • Oğlu, kızı, kavmi ve kabilesi olmayan kişi.

şatbe

  • (Çoğulu: Şütab-Şütub) Hurma ağacının budağı.
  • Yaş ekin yaprağı.
  • Yarmak.
  • Kesmek.
  • Uzun boylu kadın.

savr

  • (Çoğulu: Savâri) Hamle yapmak.
  • Parçalamak, pâre pâre etmek.
  • Bir yerde toplanmış küçük hurma ağaçları.

saysa

  • Ham hurma çekirdeği.
  • İçi boş olan hanzal tanesi.

sayyihani / sayyihanî

  • Medine hurmalarından bir cins.

sehuk

  • (Çoğulu: Sühuk) Uzun.
  • Çok uzun hurma ağacı.

seker

  • Hurmadan elde edilen içki, bir nevi şarap.
  • Hurma şarabı.

şemarih

  • (Tekili: Şimrâh) Dağ tepeleri.
  • Hurma veya üzüm salkımları.

şemşem

  • Ağaç üstünde kalan azıcık hurma.

şerit

  • Hurma yaprağından yapılan urgan.

şerye

  • Çekirdekten biten hurma ağacı.
  • Az pahalı nesne.

sif

  • (Çoğulu: Esyâf) Deniz sahili.
  • Hurma lifi.

sıhriz

  • Kızıl hurma.

sık'al

  • Suda ıslanmış kuru hurma.

şimrah

  • (Çoğulu: Şemârih) Hurma veya üzüm salkımı.
  • Dağ tepesi.

sıram

  • Hurma ve yemiş toplayacak vakit.
  • Toplanmış hurma ve yemiş.

şis

  • Çekirdeği katılaşmış olmayan hurma. (Hurma aşılanmasa çekirdeği katılaşmaz.)

sufruf

  • Üzüm çöpü.
  • Hurma çöpü.

sülae

  • Hurma yaprağının, başında olan dikeni.

şümruh

  • Hurma budağı.

ta'dud

  • Çok tatlı kara hurma.

ta'şiş

  • Hurmanın yaprağının az olması.
  • Kuşun yuva yapması.

tabe

  • Hurma.
  • Hamr.

tamir

  • Hurması olan kişi.

tanfese

  • (Çoğulu: Tanâfis) Uzun saçaklı halı.
  • Hurma yaprağından yapılan ve eni bir zira' miktarı olan hasır.

tartib

  • Islatma, rutubetlendirme. Islatılma.
  • Tâzelik verme.
  • Hoşlandırılma.
  • Hurmanın rutubetli olması.

taşrah

  • Hurma ağacı.

tebuk

  • Hicaz'ın kuzey tarafında Medine-i Münevvere'den Şam'a giden yolun ortasında bir yerdir ve Peygamber Efendimizin son gazvesinin yeri olmakla meşhurdur. Tebuk'te Peygamberimiz tarafından yaptırılan bir duvar bir hurmalık ve bir de çeşme var olduğu rivayet edilir.

temmar

  • Hurmacı. Hurma satan.

temr / تمر

  • Hurma.
  • Hurma. (Arapça)

temre

  • Bir tek hurma.

temri

  • Hurmayı seven.

terai / teraî

  • Aynaya bakma.
  • Birbirini görmek ve görüşmek. Bir fikir hakkında mukabil görüş, endişe mülâhaza eylemek.
  • Hurmanın kuruyup renginin belli olması.

teşkih

  • Hurma koruğu renklenmeye başlamak.

tevkit

  • Hurmanın kararmaya başlaması.

tezakkum

  • Lokma lokma etmek.
  • Kaymak ile hurmayı karıştırıp yemek. (O taama "zekkum" derler.)

teznub

  • Kuyruğu tarafından olmaya başlayan hurma salkımı.
  • Tülbendin aşağı sarkan tarafı.

tiltile

  • Sabırsız olmak.
  • İşi güç olmak.
  • Hurma çöpünden yapılan bardak.

übülle

  • Basra yakınında bir harap şehir.
  • Bir miktar hurma.

urcun

  • Kurumuş hurma dalı. Ay gibi eğilen dal. Hurma salkımının dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.
  • Kurumuş hurma dalı.

uskul

  • Hurma salkımı.

üskun

  • Koruk halinde hurma salkımı.

utle

  • Boş ve muattal olmak.
  • Hurma salkımı.
  • Şahıs.

veli'

  • Kabuğunda olan hurma çiçeği.

zari'

  • Hurma ağacının dikeni.

zehv

  • Bâtıl.
  • Yalan.
  • Fahirlenmek, gururlanmak, tekebbürlenmek.
  • Güzel manzara.
  • Taze ot.
  • Otun çiçeği.
  • Titremek.
  • Yürümek.
  • Yel esmek.
  • Alacalanmış hurma koruğu.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR