LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Huk kelimesini içeren 234 kelime bulundu...

adem-i istima'

  • Huk: Mahkemede dâvanın dinlenmemesi.

adem-i meyl-i saltanat

  • Hükümdarlığa ve sultanlığa meylinin bulunmaması.

afv-i anil ceraha

  • Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin, yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas, diyet veya hükümet-i adl; yani, ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır.

afv-i anilkat'

  • Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi.

ahkam / ahkâm / احكام / اَحْكَامْ

  • Hükümler, kanunlar.
  • Hükümler. Allahü teâlânın emirleri ve yasakları. Hükm'ün çokluk şeklidir.
  • Hükümler, esaslar.
  • Hükümler, kanunlar.
  • Hükümler.
  • Hükümler. (Arapça)
  • Hükümler.

ahkam-ı şahsiye / ahkâm-ı şahsiye

  • Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler.

ahkem-ül hakimin / ahkem-ül hâkimîn

  • Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.)

ahkemu'l-hakimin / ahkemu'l-hâkimin

  • Hükümdarların hükümdarı, hâkimlerin hâkimi olan Allah.

ahval-i şahsiye

  • Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)

akideyn / âkideyn

  • Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf.

akreb-i mekniyyat

  • Huk:Meşrut-un lehi bildiren zamirin en yakın mercii mânasını anlatır. Meselâ: Bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine, sonra oğlu "A" ya, sonra çocuklarına şart etse, çocukları tabirindeki zamir vâkıfın kendisine değil de en yakın merci'i bulunan "A" nın çocuklarına hamlolunur. (Huk.L.)

arazi-i emiriyye / arâzi-i emiriyye

  • Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi.)

arazi-i emiriyye-i mevkufe / arâzi-i emiriyye-i mevkufe

  • Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi.

arazi-i emiriyye-i sırfa / arâzi-i emiriyye-i sırfa

  • Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi.

arazi-i gamire / arâzi-i gamire

  • Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler.

arazi-i mahlule / arâzi-i mahlule

  • Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye.

arazi-i mahmiye / arâzi-i mahmiye

  • Huk: Beytülmâle ait araziden, koru, mer'a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi.

arazi-i meftuha / arâzi-i meftûha

  • Huk: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler.

arazi-i mektume / arâzi-i mektume

  • Huk: Beytülmâle haber verilmeksizin kullanılan mahlul veya müstahik-i tapu araziler.

arazi-i mevkufe-i sahiha / arâzi-i mevkufe-i sahiha

  • Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler.

arazi-i mülkiye / arâzi-i mülkiye

  • Hükümet arazisi, hükümet toprağı. Hazine arazisi.

arazi-i mürfaka / arâzi-i mürfaka

  • Huk: Sokaklarda oturulacak yerler ve caddelerde boş bırakılan kısımlar. Yolculara ait terkedilmiş konak yerleri, kervansaraylar.

arazi-i müştereke / arâzi-i müştereke

  • Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer.

arazi-i öşriyye / arâzi-i öşriyye

  • Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle, beytüssadakaya konulmak üzere, fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler.

ashab-ı matlub / ashâb-ı matlub

  • Huk : İflâs hâlinde bulunan şahsın, kanuni alacaklılarının yekûnü.

asl-ı meyyit

  • Huk: Ölen kimsenin babası, babasının babası ve ilh...

ayb-ı hadis / ayb-ı hâdis

  • Huk: Satılan eşya müşteri elinde iken ârız olan ayıb. (Müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hâl gibi)

bab-ı hükümet / bâb-ı hükümet

  • Hükümet dairesi, hükümet kapısı.

battal / battâl / بَطَّالْ

  • Hükümsüz.

be-hükm

  • Hükmiyle, hükmünce.

bedel-i ferag

  • Huk: Arazi-i emiriye ve icareteynli vakıf gayr-i menkullerinin tasarruf haklarının devredilmesi karşılığı alınan bedeldir.

bedel-i icar

  • Huk: Arazi hukukunda tasarruf hakkı mukabilinde verilen emsâline uygun peşin para.

bedel-i müsemma

  • Huk: Akidde belirlenen bedel.

bedel-i öşr

  • Huk: Arazi-i emiriye üzerinde bina yaparak veya meyvesiz ağaç dikerek koru haline koyma sebebiyle öşre bedel alınan kira.

bedel-i rakabe

  • Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi.

beyan-ı tefsir

  • Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan.

beyan-ı zaruret

  • Huk: Zaruri beyandır. Susmak suretiyle ifade edilen mâna, beyan-ı zaruret kabilindendir.

beyyine-i adile / beyyine-i âdile

  • Huk: Adaletli kimselerin şehadetleri.

bi-meal / bî-meal

  • Hükümsüz, mânasız, saçmasapan söz. (Farsça)

bürokrasi

  • Hükûmet dairelerinde aşırı kırtasiyecilik, muamele çokluğu. İşlerin yürütülmesinde şekilciliğin ve idarî işlemlerin ağır basması hâli. Devlet görevlilerinden meydana gelen zümre veya sınıf. Memurlar sınıfı. Bürokrasi, her çeşit rejimde tahakküm vasıtası olmaktadır. Oysa İslâmiyet'te devlet makamları (Fransızca)

cibal-i mübaha / cibal-i mübâha

  • Huk: Hiç bir kimsenin mülkiyeti altında bulunmayan dağlar.

daire-i hükm

  • Hüküm alanı, karar dairesi.

daire-i resmiye

  • Hükûmet dairesi, resmi daire.

desatir-i hükumet / desâtir-i hükûmet

  • Hükümetler ve yönetimler tarafından konulan yasalar.

deyn-i hal / deyn-i hâl

  • Huk: Herhangi bir vakte bağlı ve te'hir edilmeyen borç.

divan-ı ahkam-ı adliye / divan-ı ahkâm-ı adliye

  • Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi.

diyet-i kamile / diyet-i kâmile

  • Huk: Öldürülen şahsın nefsine bedel olarak, câniden veya ailesinden alınan tam diyet olup, miktarı öldürülen kişiye göre değişir.

edille-i taliye / edille-i tâliye

  • Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller.

edyan-ı mefsuha

  • Hükmü kaldırılmış eski dinler. Hıristiyanlık, Yahudilik gibi.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

ehl-i hükumet / ehl-i hükûmet

  • Hükümette olanlar yöneticiler.

ehl-i hükümet

  • Hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler.

ehl-i salah / ehl-i salâh

  • Huk: Hâli mestur, nâmuslu, doğru, adaletli olan kimse. Sâlih kimseler.

el-hükmü li'l-ekser

  • Hüküm çoğunluğa göre verilir.

el-hükmü li'l-galib

  • Hüküm güçlü ve kuvvetli olanındır.

elhükmü-lillah

  • Hüküm Allah'ındır.

elhükmülilekser

  • Hüküm eksere göre verilir.

erkan-ı hükumet / erkân-ı hükûmet

  • Hükûmetin ileri gelenleri.

erkan-ı hükümet / erkân-ı hükümet

  • Hükümetin ileri gelenleri, esas üyeler.

esbab-ı feshiyye

  • Huk: Bir i'lâmın istinaf suretiyle bozulmasını icabettiren sebepler.

evamir-i hakimane / evâmir-i hâkimâne

  • Hükmedici emirler.

fail-i mübaşir / fâil-i mübaşir

  • Huk: Bir şeyi bizzat yapan kimse.

fail-i müşterek / fâil-i müşterek

  • Huk: İşlenmiş olan bir suçta parmağı olan. Suç ortağı.

fennü'l-hukuk

  • Hukuk ilmi.

ferman-dih

  • Hükmü geçen, verdiği emri dinlenen. (Farsça)

ferman-ferma

  • Hüküm süren, emir veren, emir buyuran, hüküm fermâ.

fütaha

  • Hükmetmek.

giti-ban / gîtî-ban

  • Hükümdar, padişah. (Farsça)

hacb-i hirman / hacb-i hirmân

  • Huk: Bir vârisi mirastan tamamen mahrum etme.

hadd-i kat'-i tarik / hadd-i kat'-i tarîk

  • Huk: Yolkesenlere verilecek ceza.

hadisat-ı ahkam / hâdisât-ı ahkâm

  • Hükümlere zemin oluşturan hadiseler.

hakan

  • Hükümdar.

hakim / hâkim / حاكم / حَاكِمْ

  • Hükmeden, idare eden.
  • Hükmeden.
  • Hükmeden.

hakim olma / hâkim olma

  • Hükmetme, karar verme, yönetme, egemen olma.

hakim-i ezel / hâkim-i ezel

  • Hükümranlığı ve hâkimiyeti bütün zamanları kaplayan Allah.

hakimane / hâkimane / hâkimâne / حَاكِمَانَه

  • Hükmederek, hâkim olarak. Hâkime yakışır tarzda.
  • Hükmeder bir şekilde.
  • Hükmedercesine.
  • Hükmederek.

hakimiyet / hâkimiyet / حَاكِمِيَتْ

  • Hükümrânlık.

halıkın hukuku / hâlıkın hukuku

  • Hukukullah, Yaratıcının hukuku.

han / hân

  • Hükümdar. Eski Türklerde Hakan da denen devlet reisi. (Farsça)
  • Hükümdar.

hasm-ı ca'li / hasm-ı ca'lî

  • Huk: Hakikatta hasım olmadığı halde, hasım imiş gibi hâkim önünde husumeti kabul eden kimse.

hasm-ı mütevari / hasm-ı mütevarî

  • Huk: Mahkemeye gelmekten ve vekil göndermekten çekinen kimse.

hassa ordusu

  • Hükümdarın kendine mahsus ordusu.

havale-i muaccele

  • Huk: Havale konusunun, behemehal ödenmesi lâzım geldiği şekilde yapılan havale.

havale-i mübheme

  • Huk: Havale konusunun, ta'cil veya te'cili beyan olunmadan yapılan havale.

havale-i müeccele

  • Huk: Havale edilen şeyin vadesi geldiğinde ödenmesi şeklinde yapılan havale.

hayat-ı takdiriyye

  • Huk: Ana rahminde bulunan çocuğun hayatı.

hikmet-i hükumet / hikmet-i hükûmet / حِكْمَتِ حُكُومَتْ

  • Hükûmetin gözettiği fayda.
  • Hükûmetin icrâatındaki asıl maksad.

hıtbe

  • Huk: Bir kadının nikâhına talib olmaktır. Evlenmeyi taleb eden erkeğe: "hâtıb", evlenmesi taleb edilen kadına da "mahtube" denir.

hücec-i hattiye

  • Huk: Yazılı deliller. Bunlar tezvir ve tasni şüphesinden sâlim olduğundan onunla amel edilebilir, yani hükme medar olur, başka vech ile sübuta ihtiyaç kalmaz. (Beraetler, mahkeme kararları, tescil edilen vakriye gibi.)

hükm / حكم

  • Hüküm, yargı.
  • Hüküm, emir, kesin karar. (Arapça)
  • Hükmünde: Yerinde, gibi. (Arapça)
  • Hükmünü almak: Yerine geçmek, gibi olmak. (Arapça)

hükm-i adil / hükm-i âdil

  • Huk: Adalet üzere verilmiş olan hüküm.

hükm-i gıyabi / hükm-i gıyabî

  • Huk: Taraflardan biri hazır olmadığı halde verilen hüküm.

hükm-i vicahi / hükm-i vicahî

  • Huk: Tarafların her ikisinin de veya vekillerinin hazır bulundukları hâlde verilen hüküm.

hükmberdar

  • Hükme muti olan, itaat eden, boyun eğen. (Farsça)

hükmen

  • Hüküm yoluyla, hükmünde ve değerinde olarak.

hükmi / hükmî

  • Hükme dair. Hükme âit ve müteallik. Bir karara dayanan, itibâri olan.

hukukçu

  • Hukuk mütehassısı. Hukuku meslek edinen kimse. Avukat, müdde-i umumi "savcı" ve hâkim.

hukuki / hukukî

  • Hukukla ilgili.
  • Hukukla ilgili.

hukukiyyat

  • Hukuk bilgisi.

hukukiyyun / hukukiyyûn

  • Hukukçular.

hukukşinas / حقوق شناس

  • Hukukçu. (Arapça - Farsça)

hüküm-ferma

  • Hüküm süren, hâkimiyetinde olan.

hükümat / حكومات

  • Hükümetler. (Arapça)

hükümdar / hükümdâr

  • Hüküm sahibi, devlet başkanı.

hükümdarane / hükümdârâne

  • Hükümdar gibi, hükümdara yakışır bir surette.
  • Hükmederek.

hükümdari / hükümdarî / hükümdârî

  • Hükümdarlık, padişahlık, şahlık. (Farsça)
  • Hükümdarlık. (Arapça - Farsça)

hükümet

  • Hükmetme, ülkeyi idare eden kimseler topluluğu.

hükumet-i adl / hükûmet-i adl

  • Huk: Miktarı şer'an muayyen olmayıp ehl-i vukufun (bilirkişinin) usulü dairesinde takdir ve tayin edeceği diyettir. Buna hükm-ü adl de denir.

hükumet-i meşrua / hükûmet-i meşrua

  • Hukuka, kanuna uygun hükûmet.

hükümferma / hükümfermâ

  • Hükümrân, hüküm süren, hâkimiyetle idare eden.
  • Hükümrân, hüküm süren. Hâkimiyetle idâre eden. (Farsça)
  • Hüküm süren.
  • Hüküm süren.

hükümferma olan

  • Hüküm süren.

hükümfermalık / hükümfermâlık

  • Hüküm sürme.

hükümran / hükümrân / حكمران / حُكُمْرَانْ

  • Hükmeden, sözü geçen.
  • Hükmü geçen, hükmeden.
  • Hüküm süren, hakim olan. (Arapça - Farsça)
  • Hükümran olmak: Hakim olmak. (Arapça - Farsça)
  • Hüküm süren.

hükümrani / hükümrânî / حكمرانى

  • Hüküm sürme, padişahlık. (Arapça - Farsça)

hünkar / hünkâr

  • Hükümdar. Padişah. Sultan. (Farsça)

husrev

  • Hükümdar, şah. (Farsça)

hüsrev / خسرو

  • Hükümdar, padişah. (Farsça)

i'lamat-ı nizamiye

  • Huk: Nizamiye mahkemelerinden çıkan ilâmlar.

i'lamat-ı şer'iye

  • Huk: Şer'iye mahkemelerinden nafaka, nikâh vs. ye dâir verilen i'lâmlar.

ibra-i amm / ibrâ-i âmm

  • Huk: Bir kimsenin zimmetini bütün haklardan, dâvâlardan temize çıkarmak.

ibra-i has / ibrâ-i hâs

  • Huk: Bir kimsenin zimmetini belirli bir haktan, hususi bir dâvâdan veya bir kısım haklardan beri kılmaktır.

ibra-i ıskat / ibrâ-i ıskat

  • Huk: Bir kimsenin diğer bir kimsedeki hakkını, tamamen veya kısmen terketmesi.

ibtida-i cülus

  • Hükümdarlığın başlangıcı. Tahta çıkışın ilk zamanları.

icraat-ı hükumet / icraat-ı hükûmet

  • Hükûmetin icraatı.

ictihadat / ictihâdât

  • Hüküm çıkarmalar.

idare-i hükumet / idare-i hükûmet

  • Hükümet idaresi.

ihdar-ı dem

  • Huk: Maktulün (öldürülmüş olan kimsenin) diyetini katilden (öldürenden) aldırmamak.

ihtilaf-dar

  • Huk: Mirasçı ile miras bırakanın ayrı ayrı memleketler halkından olması. (Farsça)

ihtilaf-ı dar / ihtilaf-ı dâr

  • Huk: Mirası bırakan ile vâristen her birinin başka başka ülkeler ahâlisinden olması.

ikrah-ı gayr-i mülci / ikrah-ı gayr-i mülcî

  • Huk: Eskiden döğme ve hapis gibi yalnız keder ve elemi icab ettiren şeylerle vuku bulan ikrah.

ikrah-ı mülci / ikrah-ı mülcî

  • Huk: Ölüm veya bir uzvun kesilmesi veya bunlara sebep olacak şiddetli döğme ile olan ikrah.

ikrah-ı nakıs / ikrah-ı nâkıs

  • Huk: Dayak ve hapis gibi keder ve elemi gerektiren şeylerden meydana gelen mecburiyet.

illet-i hüküm

  • Hükmün illeti, sebebi; bir hükmün, üzerine bina edildiği temel sebebi, gerekçesi.

imza-i kaza

  • Huk: Verilen hükmü infaz edip yerine getirme.

infaz-ı ahkam / infaz-ı ahkâm

  • Hükümleri yerine getirme, uygulama.

infaz-ı ferman

  • Hükmünü geçirme, emrini dinletme.

infisah

  • Hükümsüz kalma, fesholma. Bozulma.

inkılab-ı hükumet / inkılâb-ı hükûmet

  • Hükûmet inkılâbı, yönetim değişimi.

intifad

  • Huk: Bir şeyi tamamen alma. Tükenme, bitme.

irkab

  • Huk: Öldükten sonra kanunî mirasçılarından başka bir kimseye de miras bırakma.

istatistik

  • Hüküm çıkarmak için bilgi toplama ve sınıflandırma ilmi.

istibdad-ı hükumet / istibdad-ı hükûmet

  • Hükûmetin baskısı, despotluğu.

istihkak-ı hars

  • Huk: Bir yerde ziraatçılık yapma hakkına sahib olma.

istinbat-ı ahkam / istinbat-ı ahkâm

  • Hüküm çıkarma.

istintakname / istintaknâme

  • Huk: Sorguya çekilen kimsenin ifâdesinin yazıldığı kâğıt.

kaan

  • Hükümdar, hâkan.

kabil-i nesh olmayan

  • Hükmü kaldırılamayan.

kabil-i temyiz

  • Huk: Temyiz mahkemesinde görülebilecek olan dâvalar.

karar

  • Hüküm, çare, düzenlilik, ölçülülük, tahmin.

katl-i amd

  • Huk: Kasden ve bile bile öldürme.

kayseri / kayserî

  • Hükümdarlık, imparatorluk, kayserlik. (Farsça)

kaziye / قَضِيَه

  • Hüküm, fikir.
  • Hüküm.
  • Hüküm.

kaziye-i vaktiye-i münteşire

  • Hükmü herhangi bir zamanda ve herhangi bir fertte gerçekleşmiş bulunan veya gerçekleşmesi mümkün olan kaziye, önerme.

kefalet-i mutlaka

  • Huk: Bir kayıt ile bağlı olmıyan kefalet.

kişverhüda

  • Hükümdar, pâdişah. (Farsça)

lafz-ı müfesser

  • Huk: Tahsis ve te'vile ihtimâl bırakmıyacak derecede açık olan sözdür ki, onunla amel vâcib olur.

lafz-ı muhtemel

  • Huk: İki veya daha ziyade mânâya hamli mümkün bulunan sözdür ki, hangi mânânın kast olunduğu mücerred rey ile değil; deliller ve karineler ile tayin olunur.

lafz-ı müşterek

  • Huk: Birçok müsemması bulunan lafızdır ki, hangi mânâ kasdolunduğu taayyün etmediği surette mânasız addolunur, onunla amel olunmaz.

layıha-i kanuniye / lâyıha-i kanuniye

  • Huk: Henüz tasdik edilmemiş kanun tasarısı.

lazım-ı hüküm / lâzım-ı hüküm

  • Hükmün gereği.

mahall-i hükumet / mahall-i hükûmet

  • Hükûmet yeri.

mahkeme

  • Hüküm verilen dâvâların görülüp, hükme (karâra) bağlandığı yer.

mahkum / mahkûm / محكوم / مَحْكُومْ

  • Hükümlü, cezalı, mecbur.
  • Hükümlü, hüküm giymiş.
  • Hüküm giymiş. (Arapça)
  • Mahkûm etmek: Hüküm giydirmek. (Arapça)
  • Mahkum olmak: Hüküm giymek. (Arapça)
  • Hükmedilen.
  • Hüküm giyen.

mahkum etmek / mahkûm etmek

  • Hüküm altına almak.

mahkumiyet / mahkûmiyet

  • Hükümlülük, tutukluluk.

mahkumiyet kararı / mahkûmiyet kararı

  • Hükümlülük, cezalandırılma kararı.

mahlukatın hukuku / mahlûkatın hukuku

  • Hukuk-u ibâd; kul hakları; toplum bireyleri arasında birlikte yaşamaktan doğan, yükümlünün irade ve tercih hakkının bulunduğu haklar; mülkiyet, sağlık, alışveriş, borç gibi.

makarr-ı hükümet

  • Hükümet merkezi. Pâyitaht.

mal-i mütekavvim

  • Huk: İki mânada kullanılır: Birisi, intifâı mübah olan şeydir. Diğeri, mâl-i mührez demektir. Meselâ, denizde iken balık gayr-i mütekavvim olup, tutmak ile ihraz olundukta, mâl-i mütekavvim olur. İntifâı mübah olmayan mal veya elde edilmemiş olan mal gayr-ı mütekavvimdir. Şirâ ile intifa' mübah oldu

maslahat-ı hükumet / maslahat-ı hükûmet

  • Hükümetin faydası.

medar-ı ahkam / medâr-ı ahkâm

  • Hükümlerin konmasına sebep olan, hükümleri getiren.

mefsuh / mefsûh

  • Hükümsüz bırakılmış. Yürürlükten kaldırılmış. Battal edilmiş.
  • Hükmü kaldırılan.

meleke-i marifet-i hukuk / meleke-i mârifet-i hukuk

  • Hukuk bilme alışkanlığı, pratiği.

meleke-i riayet-i hukuk

  • Hukuka uygun davranma alışkanlığı, pratiği.

melik / melîk

  • Hükümdar, sultan.
  • Hükümdar.

melik-i adud / melik-i adûd

  • Hükûmeti, idâreyi kuvvet zoru ile ele geçiren kimse, sultan. Buna halîfe-i câire de denir.

melikane / melîkâne

  • Hükümdar ve melike mensub. Onunla alâkalı. (Farsça)

mensuh / mensûh / منسوخ

  • Hükmü kaldırılmış, nesholunmuş, yürürlükten kaldırılmış.
  • Hükmü yürürlükten kaldırılmış. Sonraki hükümle değiştirilmiş dînî hüküm.
  • Hükmü kaldırılmış.
  • Hükümsüz. (Arapça)

menşur-u layezali / menşur-u lâyezâlî

  • Hükmü sonsuza kadar devam eden ferman.

merkez-i hükumet / merkez-i hükûmet

  • Hükûmet merkezi.

mertebe-i istinbat ve içtihad

  • Hüküm çıkarma ve içtihad etme derecesi.

mesail-i hukukiye

  • Hukuk meseleleri.

metbu-u müfahham

  • Hükümdar. Padişah.

milkdar

  • Hükümdar, pâdişah. Mülk sâhibi. (Farsça)

mübtel

  • Hükümsüz bırakılmış, bozulmuş, ibtâl olunmuş.

mucibe / mûcibe

  • Hüküm, gerektiren.

müfelles

  • Huk: İflâsına hükmedilen kimse.

muhakeme

  • Hüküm vermeye çalışma, yargılama.

muhakeme etmek

  • Hüküm vermek için delilleri incelemek; yargılamak.

muhkem kaziye

  • Huk: Kat'i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat'i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edil

münteşire-i muvakkate

  • Hükmü herhangi bir fertte ve herhangi bir zamanda gerçekleşmiş bulunan veya gerçekleşmesi mümkün olan.

müsaade-i hükumet / müsaade-i hükûmet

  • Hükümetin izin vermesi.

müsavat-ı hukuk

  • Hukuk önündeki eşitlik.

mütehakkim

  • Hükmeden, zorba.

mütehakkimane

  • Hükmedercesine, zorlayarak.

muvazene-i ahkam / muvazene-i ahkâm

  • Hükümlerdeki denge.

nasih / nâsih

  • Hükmünü kaldıran.

nevamis-i hükumet / nevâmis-i hükûmet

  • Hükûmetin uyguladığı kanunlar, yasalar.

nüfuz-u hükumet / nüfuz-u hükûmet

  • Hükûmetin etkisi.

nusus / nusûs

  • Hükmü açık olan Kur'ân ve hadis metinleri.

raiş

  • Huk: Rüşvet veren kimse ile rüşvet alan arasında vasıtalık eden kimse.

reis-i hükumet / reis-i hükûmet

  • Hükümet başkanı, başbakan.

şah / şâh

  • Hükümdar, sultan.

şahs-ı manevi-i hükumet / şahs-ı mânevî-i hükûmet

  • Hükûmetin mânevî şahsiyeti, tüzel kişiliği.

sefine-i sultaniye

  • Hükümdarlık gemisi.

şehname / şehnâme

  • Hükümdarların hayat ve zaferlerini konu edinen manzum eser.

şehriyar / şehriyâr

  • Hükümdar, kral.
  • Hükümdar, padişah.

şehryar / şehryâr / شهریار

  • Hükümdar, şah. (Farsça)

şehryari / şehryârî / شهریاری

  • Hükümdarlık, şahlık. (Farsça)

şerik-i cürm

  • Huk: Suç ortağı.

serir-i hükümet

  • Hükümet tahtı. Makam sandalyesi.

siyaset-i hükumet / siyaset-i hükûmet

  • Hükûmet tarafından uygulanmakta olan siyaset.

sultan-ı ezeli / sultan-ı ezelî

  • Hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah.

tac

  • Hükümdarların başlarına giydikleri değerli taşlarla işlenmiş giyecek.

tacdarane

  • Hükümdarlara yakışacak şekilde. Hükümdarca. (Farsça)

tacgah

  • Hükümet merkezi. (Farsça)

tacver

  • Hükümdar, pâdişâh. (Farsça)

tahakküm / تحكم

  • Hükmetme, zorbalık.
  • Hükmetme, hükmü altında tutma. (Arapça)

tahaküm

  • Hükmedişmek.

tahkikat-ı ibtidaiyye

  • Huk: İlk tahkikat. İlk soruşturma.

taht

  • Hükümdar koltuğu.
  • Hükümdarların oturduğu büyük koltuk. Hükümdarlık makamı. (Farsça)

taht-ı hükmünde

  • Hükmü altında.

taht-ı hüküm

  • Hüküm altına.

tasmid

  • Hükmetmek. İçini doldurmak.

tedbir-i hükumet / tedbir-i hükûmet

  • Hükûmetin tedbiri, işleri önceden planlayarak idare etmesi.

tehakküm

  • Hükmetme, baskı yapma.

tenfiz-i ahkam / tenfiz-i ahkâm

  • Hükümleri yürütmek, kanunları tatbik etmek.

ümm-ül veled

  • Huk: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen çocuk doğurmuş cariye.

ve'l-hükmü li'l-ekser

  • Hüküm çoğunluğa göre verilir.

velayet-i amm / velayet-i âmm

  • Huk: Umum mallara ve fertlere şâmil olan velayet. (Şeriat hâkimleri, kadılar ve valilerin velayetleri gibi)

vezir

  • Hükümdar vekili.

zahiri mezheb / zâhirî mezheb

  • Huk: Hanefî imamlarından İmam-ı Muhammed'in (El-Mebsut, El-Câmi-üs Sagir, El-Câmi-ül Kebir, Ez-Ziyâdât, Es-Siyer-üs Sagir, Es-Siyer-ül Kebir) nâmları ile mâruf olan altı kitabında münderiç bulunan mes'elelere denir. Buna "Zâhir-ür rivâyât mesâili" denir. İmam bu eserlerde kendi fıkhî görüşlerini değ

zaman-ı rücu'

  • Huk: Cayma tazminatı. Vadinden dönme tazminatı.

zarar-ı ma'nevi / zarar-ı ma'nevî

  • Huk: Tazminat. Manevî zarar ve ziyan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR