LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hos kelimesini içeren 79 kelime bulundu...

adem-i rıza

  • Hoşnutsuzluk, memnun olmama.

azik

  • Hoşa giden.

cemile

  • Hoşa gitmek için yapılan hareket.

dav'

  • Hoş kokular kokmak. Depretmek.

dil-nişin / dil-nişîn

  • Hoşa giden, kalpte yerleşen.

ehlen sehlen

  • Hoş safa geldiniz.

ehlen ve sehlen

  • Hoş geldiniz, sefa geldiniz.
  • Hoş geldiniz, safâ geldiniz (meâlinde söylenir.)

ehlen-sehlen

  • Hoş geldiniz.

emare-i rıza

  • Hoşnutluğun işareti.

ezhar-ı latife / ezhâr-ı lâtife

  • Hoş, güzel çiçekler.

fıkarat-ı latife / fıkarât-ı latife

  • Hoş ve lâtif hikâyeler.

hava-yı nesim / havâ-yı nesîm

  • Hoş ve hafif rüzgar havası.

hazzetmek

  • Hoşlanmak, zevk ve lezzet almak.

hoşab / خوشاب

  • Hoşaf, komposto. (Farsça)

hoşaf / خوشاب

  • Hoşaf, komposto. (Farsça)

hoşamed / hoşâmed

  • Hoş geldi. (Farsça)

hoşamed gu / hoşâmed gû

  • Hoş geldin, diye söyleyen. (Farsça)

hoşamedgu / hoşâmedgû / خوش آمد گو

  • Hoşgeldiniz diyen. (Farsça)

hoşamedi / hoşâmedî

  • Hoşgeldin.
  • Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek.
  • Hoş geldin deme.

hoşbu / hoşbû / خوشبو

  • Hoş kokulu. (Farsça)

hoşgu / hoşgû

  • Hoş konuşan, tatlı dilli. Konuşmaları kırıcı olmayan. (Farsça)

hoşgüzeşte

  • Hoş geçmiş tatlı zaman. (Farsça)

hoşlanmak

  • Hoşuna gitmek, sevmek.

hub

  • Hoş, güzel, iyi. (Farsça)

istilzaz

  • Hoşa gitmek, lezzet almak.

istiskal / istiskâl / استثقال

  • Hoşnutsuzluğu belli ederek karşı tarafı çekilmez görme.
  • Hoş karşılamama, yüz vermeme. (Arapça)

istitabe

  • Hoş ve iyi bulma.

keyif

  • Hoş hâl.

latif / lâtîf / لطيف / latîf / لَط۪يفْ

  • Hoş, güzel, ince.
  • Hoş.
  • Hoş, yumuşak. (Arapça)
  • Hoş.

latifane / lâtifâne

  • Hoş ve güzel bir şekilde.

latife / latîfe / لَط۪يفَه

  • Hoş söz. Şaka. Mizah. Söz ile iltifat. İnsanın çok ince ve hassas olup kalbe bağlı bir duygusu. (Mukabili ciddiyettir)
  • Hoş söz.

letafet / letâfet

  • Hoşluk, yumuşaklık, tatlılık.
  • Hoşluk, güzellik.
  • Hoşluk, güzellik, incelik, yumuşaklık.

letafetli / letâfetli

  • Hoş, güzel.

lükkah

  • Hoş kokulu bir ot.

lütf-u cemal / lütf-u cemâl

  • Hoş güzellik.

mahlukat-ı latife / mahlûkat-ı lâtife

  • Hoş, güzel mahlûklar, yaratılmışlar.

mahzuz / mahzûz

  • Hoşlanan.

mahzuzat / mahzuzât / mahzûzât / mahzûzat / محظوظات

  • Hoşa giden şeyler. Hazlar.
  • Hoşlanılan şeyler.
  • Hoşa gidecek şeyler. (Arapça)

marziyyat

  • Hoşa giden, razı olunan şeyler; Allah'ın razı olacağı şeyler.

mekruh / mekrûh

  • Hoş görülmeyen, beğenilmeyen şey. Peygamber efendimizin beğenmediği ve ibâdetin sevâbını gideren şeyler. Yasak olduğu haram gibi kesin olmamakla berâber, Kur'ân-ı kerîmde, şüpheli delil ile, yâni açık olmayarak bildirilmiş veya bir sahâbînin (Peygamb er efendimizin arkadaşlarının) bildirmesi ile anl

memnun / memnûn

  • Hoşnut.

memnuniyet

  • Hoşnutluk.

misk ü anber

  • Hoş ve güzel koku.

muanber / معنبر

  • Hoş kokulu, amberli. (Arapça)

mümaşaat / mümâşaat

  • Hoş geçinme, başkalarının fikrine katılıyormuş gibi görünme, uyuşma.

mümaşaatkar / mümaşaatkâr

  • Hoş geçinen, anlaşma yolunu seçen.

munika

  • Hoşa giden, beğenilen şey. Güzel.

müsamaha / müsâmaha / مسامحه

  • Hoşgörü.
  • Hoş görü, tolerans, görmemezlikten gelme, göz yumma.
  • Hoş görme, kusuru görmezlikten gelme.
  • Hoşgörü. (Arapça)

müsamahakar / müsamahakâr / müsâmahakâr / مسامحه كار

  • Hoşgörü gösteren, göz yuman.
  • Hoş gören.
  • Hoşgörülü. (Arapça - Farsça)

müsamahakarane / müsâmahakârâne

  • Hoş görerek.

na-hoş

  • Hoş olmayan, hoşa gitmeyen. (Farsça)

nahoş / nâhoş / ناخوش

  • Hoşa gitmeyen.
  • Hoş olmayan.
  • Hoş olmayan. (Farsça)

nazar-ı müsamaha

  • Hoşgörülü bakış.

nefaset

  • Hoşluk, güzellik.

nesim / nesîm

  • Hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr.
  • Hoş ve hafif rüzgâr.
  • Hoş esen yel.
  • Hoşa giden rüzgâr.

razı / râzı

  • Hoşnut.
  • Hoşnud, memnun.

razı olmak / râzı olmak

  • Hoşnut olmak.

revaih-i tayyibe / revâih-i tayyibe

  • Hoş ve güzel kokular.

reyhan / reyhân

  • Hoş ve güzel koku veren çiçek.

rih-ı reyhan

  • Hoş ve güzel kokulu rüzgâr.

rihireyhan / rîhireyhan

  • Hoş kokulu rüzgâr.

rızadade / rızâdâde

  • Hoşnut olmuş.

saba / sabâ

  • Hoş bir rüzgâr.

safa geldin / safâ geldin

  • Hoş geldin.

safalar geldin / safâlar geldin

  • Hoş geldin.

semahatli / semâhatli

  • Hoşgörülü, cömert, iyiliksever.

şirinkar / şirinkâr

  • Hoş ve tatlı muamele eden. (Farsça)

tarazi

  • Hoşnutlaşmak.

tatyib

  • Hoş etme.

temaşa

  • Hoşlanarak bakmak. Seyretmek. Seyre çıkmak. Gezmek. İbretle bakmak. (Farsça)

tenkirat

  • Hoş görmeme, yasaklama.

tesamuh / tesâmuh

  • Hoş görme.

tesamüh / tesâmüh / تسامح

  • Hoşgörü. (Arapça)

tesamühkar / tesâmühkâr / تسامحكار

  • Hoşgörülü. (Arapça - Farsça)

tesamühkarlık / tesâmühkârlık

  • Hoşgörü. (Arapça - Farsça - Türkçe)

tesamühperver / tesâmühperver / تشامح پرور

  • Hoşgörülü. (Arapça - Farsça)

vezaif-i latife / vezaif-i lâtife

  • Hoş ve şirin görev.

zemzeme

  • Hoş ses, nağme.

zencebil / zencebîl

  • Hoş kokulu bir baharat adı.
  • Hoş kokulu bir baharat, zencefil.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın