LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hisar ifadesini içeren 26 kelime bulundu...

atam

  • (Tekili: Utum) Yüksek binalar, köşkler, hisarlar.

baru / bârû / بارو

  • Kale duvarı, tabyanın gezinti yeri, hisar burnu, sur. (Farsça)
  • Sığınak, siper. (Farsça)
  • Burç, hisar burcu. (Farsça)

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

bün-i hisar / bün-i hisâr

  • Hisarın dibi.

burc

  • Muayyen bir şekil ve sûrete benzeyen sâbit yıldız kümesi.
  • Tek hisar kule, kale çıkıntısı.
  • Dünyaya göre güneşin döndüğü yerin onikide bir kadarı.

bürc

  • (Çoğulu: Bürûc-Ebrac) Hisar.
  • Yıldız.

buruc

  • (Tekili: Burc) Burçlar, hisarlar, kuleler.

enbahun

  • Sağlam, metin, muhkem, tahkim edilmiş yer. (Farsça)
  • Hisar, kale. (Farsça)

esvar

  • (Tekili: Sur) Surlar, hisarlar, kaleler, kal'alar.
  • Ziyafetler, şölenler.

evra

  • Hisar, kal'a, kale. (Farsça)

evzar

  • (Tekili: Vizr) Ağırlıklar. Yükler.
  • Mc: Günahlar.
  • (Vezer) Kal'alar, kaleler, hisarlar, sığınılacak yerler.
  • Üstünlükler, galebeler.
  • Dağlar.

gülnak

  • Hisar ve kale. (Farsça)

hisar / حصار

  • Kale, hisar. (Arapça)

hisarlı

  • Hisarla çevrili yer.
  • Hisarda oturan, kalede mukim.
  • Ask: Sınırlarda bulunan şehir ve kalelerde topçuya ait hizmetlerde kullanılan bir sınıf asker. Bunlara İstanbul'dan gönderilen "topçuağası" kumanda ederdi. Hisarlılar, bölük ve ortalara ayrılmamıştı. Sayıları sınırlı ve sabit

hısn

  • Kale. Hisar. Sığınmağa, korunmağa mahsus sağlam yer.

iç kale

  • Kale duvarlarıyla çevrilmiş şehir ve kasabaların bazılarının ortasında ve en yüksek yerinde yapılan küçük kaleler. Bu çeşit kalelere "bâlâ hisâr" da denilirdi. Bu iç kaleler, düşmanın, surları geçmesi hâlinde veya şehirde bir isyân çıktığı zaman, hükümdar veya kumandanın çekilip kendini müdafaa etme (Türkçe)

kestel

  • itl. Küçük kale. Hisarcık.

kıla'

  • (Tekili: Kal'a) Surlar, kaleler, hisarlar.

mazgal

  • yun. Eskiden kale, hisar, sur veya şato duvarlarında açılan iç yanı geniş, dış yanı dar gözleme siperi.

münhasır

  • (Hasr. dan) Belli bir sınır içinde olup harice tecavüz etmeyen, inhisar eden, her yanı çevrili.
  • Yalnız bir kimseye veya bir şeye mahsus olan.

müstahfız

  • Tar: Yeniçeriliğin kaldırılmasından evvel, kale, hisar ve memleket muhafazasında bulunan kimseler hakkında kullanılan bir tabirdi. İlk zamanlardaki müstahfızlık, daim hizmet hâlinde olduğu için kendilerine timar verilirdi. Sonraki müstahfızlık ise, harp gibi lüzum görüldüğü zaman askerlik hizmetine

nasreddin hoca

  • (Mi: 1208 -1284) Mizahlı, güldürücü sözleri ile meşhur bir zâttır. Akşehir, Sivrihisar Medreselerinde okumuş, Selçuklular zamanında yaşamıştır.

siran

  • (Tekili: Sur) Kaleler, kal'alar, hisarlar.

sur / sûr / سور

  • Bir şehri kuşatan yüksekçe kale duvarı. Yüksek duvar. Kale. Hisar.
  • Hisar. (Arapça)

ücümm

  • Medine ehlinin taştan yaptıkları hisar.
  • Sığınacak yer.
  • Damlı dört köşeli ev.

vezer

  • Sarp dağ. Sığınılacak yer. Kale. Hisar.
  • Galib olmak.