LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hilal ifadesini içeren 29 kelime bulundu...

alem / عَلَمْ

  • Nişan, minare tepesindeki hilal.

ehille

  • (Tekili: Hilâl) Hilâller. Yeni hilâl şeklinde olanlar.

gurre-i garra

  • Bir günlük hilâl.

halevar

  • Ay şeklinde olan, hilâl gibi olan. (Farsça)

helle

  • (Çoğulu: Hilâl) Azıcık sesi yükseltmek.

hilal / hilâl

  • Yeni ay şekli. Yeni ay.
  • Fık: Yay şeklinde görülen her yeni aya ve her ayın üçüncü gecesine kadar aya hilâl denir. 26 ve 27 nci gecelerdeki aya da hilâl, onda sonrakileri kamer denir.
  • Cami kubbeleri ve minâre külâhları tepesine konulan alemlerin hilâl şeklinde olan uç kısmı.

hilal-ebru / hilâl-ebru

  • Kaşı ay gibi olan. Hilâl kaşlı. Yeni ay gibi kaşı olan. (Farsça)

hilal-i hak / hilâl-i hak

  • Doğruyu gösteren hilâl.

hilal-i id / hilâl-i îd

  • Bayram hilâli; Ramazan'nın son günü akşamı görülen Şevval ayı hilâli.
  • Bayram hilali. Bayram edileceğinin anlaşılmasına sebeb olan hilâl.

hilal-i ramazan / hilâl-i ramazan

  • Ramazan ayının başladığını gösteren hilâl; yeni ay.

hilal-i savm / hilâl-i savm

  • Oruç hilâli. Ramazanın geldiği kendisi görünmekle bilinen hilâl.

hill

  • Hilal.
  • Hac zamanında ihrama girilen yerin dışında kalan saha, haremin dışı.

hillet

  • (Çoğulu: Hillel - Hilâl) Samimi ve cân-ı gönülden olan dostluk. En güzel takdir edici ve samimi arkadaşlık.
  • Kılınç gediği.
  • Nakışlı deri.
  • Ağızda bâki kalan dişler.
  • Dişler arasında kalan yemek artığı.

hulle

  • (Çoğulu: Hılâl) Dostluk.

iki hilal ortası / iki hilâl ortası

  • Ramazan ayı; Ramazan ile Şevval aylarının hilâllerinin ortası.

inhilal-pezir

  • İnhilali mümkün olan. Dağılabilen. Çözülebilen. Eriyebilen. (Farsça)

istihlal

  • Yeni ay'ı gözleyip görmek. Hilâlin görünmesi.
  • Kılıcın kınından sıyrılıp görünmesi.
  • Edb: Bir ifadede birbirine benzer, seci'li ve kâfiyeli sözlerin söylenmesi.
  • Çocuğun doğar doğmaz hemen ağlamağa başlaması.
  • İyi ve hayırlı bir başlangıca delâlet etmek.

kamer

  • Gökteki ay. Hilâl.
  • Ay ışığında uyumayıp uyanık durmak.

mah-ı nev / mâh-ı nev / ماه نو

  • Hilal, ay. (Farsça)

mahçe

  • Minare, kubbe, sancak gibi şeylerin başına konulan hilâl. (Farsça)

meh-çe

  • Minâre, kubbe ve bayrak direğinin üstüne konulan küçük hilâl, ay.

müstehill

  • Hilâl şeklinde görünen.
  • Yeni doğmuş.

rü'yet-i hilal / rü'yet-i hilâl

  • Hilâl (yeni ayın) görülmesi. Kamerî ayların başında ve sonunda hilâlin görülerek ayın başının ve sonunun anlaşılması.

tahallül

  • (Halel. den) Bozulmak. Ekşimek. Sirke olmak.
  • Araya girmek. Başka bir şeyin müdahale etmesi, karışması.
  • Dişleri hilâllamak.

tahlil

  • (Hall. den) Sirkeleştirme. Ekşitme.
  • Dişlerini hilâllamak. Gerçek yere yemin etmek.
  • Açmak.

tali '

  • Doğan. Tulu' eden.
  • Kısmet, kader, baht.
  • Nişangâhın arkasına düşen ok.
  • Yeni hilâl.

üslub-u hakim / üslub-u hakîm

  • Edebî san'atlardan biridir. Sorulan bir suale, soranın halini nazara alarak başka bir sual gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ : Bazı Ashab Resulüllah'a (A.S.M.) hilâlin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bun

yevm-i şek

  • Şüpheli gün. Havanın bulutlu olup, Ramazan ayı hilâlinin görülmemesi sebebiyle Şâbân ayının otuzuncu günü mü, yoksa Ramazân-ı şerîfin ilk günü mü olduğu bilinmeyen, Şâbân'ın yirmi dokuzundan sonra gelen gün.

yevm-i şevk

  • Şaban-ı Şerifin otuzuncu günü. Ramazan olması zannedilip ancak hilâl görülmedikçe oruç tutulması münasib olmayan gün.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın