LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hay kelimesini içeren 640 kelime bulundu...

(la!) / (lâ!)

  • Hayır.

a'mal-i hayriye / a'mâl-i hayriye

  • Hayırlı işler, davranışlar.

ab-ı hayat / âb-ı hayat / âb-ı hayât

  • Hayat suyu.
  • Hayat suyu, içene ebedî hayat veren efsanevî su.
  • Hayat suyu. Saf ve berrak su. İnce ve derin mânâlı söz. Tasavvufta mürşid-i kâmil denilen evliyâ zâtların, insanların mânen canlı, kalblerinin uyanık olmalarına vesîle olan mübârek sözleri, mânevî nazarları (bakışları) ve kıymetli kalblerinden fışkır an teveccüh. Bir şeyin kıymetini kuvvetli bir şek

ab-ı kevser-i hayat / âb-ı kevser-i hayat

  • Hayat veren Kevser suyu.

abıhayat / âbıhayat

  • Hayat suyu.

abülhayat-ı marifet / âbülhayat-ı marifet

  • Hayat suyu gibi, kan gibi insana lâzım olan Allah'ı tanıtıcı bilgi.

acaib-i san'at

  • Hayranlık uyandıran san'atlar.

acaip / acâip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı.

acib / acîb

  • Hayret veren. Şaşılacak şey.
  • Hayret verici, şaşırtıcı.

acibü'ş-şekil / acîbü'ş-şekil

  • Hayret edilecek şekil, şaşılacak şekil.

acip / acîp

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

ahir hayat / âhir hayat

  • Hayatın sonu.

ahir-i hayat / âhir-i hayat

  • Hayatın sonu.

ahir-i ömür / âhir-i ömür

  • Hayatın son dönemi.

ahval-i hayret-feza / ahval-i hayret-fezâ

  • Hayret verici haller.

ahya / ahyâ

  • Hayatta olanlar, yaşayanlar.

ahyar / ahyâr

  • Hayırlı kimseler.
  • Hayırlılar, iyiler.

alaka-i hayat

  • Hayata olan ilgi.

alef resmi

  • Hayvanların yedikleri saman ve otlardan alınan vergi.

alem-i hayal / âlem-i hayal

  • Hayal âlemi, dünyası.

alem-i hayvanat / âlem-i hayvânât

  • Hayvanlar âlemi.

amair-i hayriyye / amâir-i hayriyye

  • Hayır ve hayrat müesseseleri.

amel-i hayr

  • Hayır işi.

anka / ankâ

  • Hayâlî bir kuş.

ares

  • Hayranlık.

arş!

  • Haydi!.

arş-ı hayat ve ihya

  • Hayatın ve hayat verip diriltmenin tecellî ettiği yer, makam.

arzu-yu hayır

  • Hayır işleme arzusu, meyli.

asar-ı acibe / âsâr-ı acîbe

  • Hayrette bırakan eserler.

asar-ı hayat / âsâr-ı hayat

  • Hayat eserleri, belirtileri.

ashab-ı hayat

  • Hayat sahipleri.

ayat-ı acibe / âyât-ı acibe

  • Hayret verici deliller.

ayet-i acibe / âyet-i acîbe

  • Hayret ve şaşkınlık uyandırıcı âyet.

ayine-i hayat / âyine-i hayat

  • Hayat aynası.

ayn-ı hayat

  • Hayatın kendisi.

ayn-ı ömür

  • Hayatın tâ kendisi.

ayn-ı salah / ayn-ı salâh

  • Hayırlı olma, düzgün ve iyiliğin ta kendisi.

ayn-ül hayat

  • Hayatın tâ kendisi.

aynelhayat / aynelhayât

  • Hayatın kendisi.

aynü'l-hayat

  • Hayat pınarı, kaynağı.

aynülhayat

  • Hayatın pınarı, kaynağı.

azade-hayat

  • Hayattan kurtulmuş. Ölmüş. (Farsça)

azerm-cu / azerm-cû

  • Hayâlı, utangaç. Terbiyeli, nâzik. (Farsça)

azire / âzire

  • Hayızlı kadın.

ba'de bu'din

  • Hayli zaman geçtikten sonra, neden sonra.

bac-ı kırtıl / bâc-ı kırtıl

  • Hayvanlardan alınan vergi.

bahar-ı hayat

  • Hayatın baharı olan gençlik çağı.

barbaros

  • Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir

batir

  • Hayvanları nallayan kimse.

baytar

  • Hayvan tedavicisi, veteriner.

baytara

  • Hayvan hekimliği, baytarlık.

behaim / behâim

  • Hayvanlar.
  • Hayvanlar.

behimat / behimât / behîmat

  • Hayvanlar.
  • Hayvanlar.
  • Hayvanlar.

behimi / behimî / behîmî / بهيمى

  • Hayvana yakışır tarzda, hayvanlık.
  • Hayvanca, hayvana mahsus ve müteallik. Hayvanlık.
  • Hayvanca.
  • Hayvanî. (Arapça)

behimi hisler / behimî hisler

  • Hayvanî duygular.

behimiyat / behimiyât

  • Hayvanlar.
  • Hayvansı varlıklar.

behimiyyet / behîmiyyet / بهيميت

  • Hayvanlık, canlı olmakla beraber akılsız oluş.
  • Hayvanlık. (Arapça)

belağat-i harika / belâğat-i harika

  • Hayranlık verici belâğat.

berhayat / berhayât / برحيات

  • Hayatta olan, sağ. (Farsça - Arapça)
  • Berhayât bulunmak: Yaşamak, hayatta olmak. (Farsça - Arapça)

besmele-i hayat

  • Hayatın başlangıcı.

beyanat-ı harika

  • Hayranlık veren açıklamalar, izahlar.

beziyy

  • Hayâsız, utanmaz kimse.

bidayet-i hayat / bidâyet-i hayat

  • Hayatının başlangıcı.

bilhayal

  • Hayal ederek.

birr

  • Hayır, iyilik, Allahü teâlânın emirlerine uymak.

bismil-gah / bismil-gâh

  • Hayvan kesilen yer, salhâne. (Farsça)

bülend-avaz / bülend-âvâz

  • Haykırma, yüksek ses. (Farsça)

burjuva

  • Hayatını emek vererek kazanmayan zengin kimse.

ca-yı hayret / câ-yı hayret

  • Hayret verici nokta.

came-i hayat

  • Hayat elbisesi, ömür.

can / cân

  • Hayat, ruh, gönül.

can-bahş

  • Hayat bağışlayan, can veren. Sevgili. Cenâb-ı Hak. Allah. (Farsça)

cay-ı hayret / cây-ı hayret

  • Hayret edilecek yer veya şey.

cefcaf

  • Hayâsız, ahlâksız kadın. (Farsça)

cem'iyat-ı hayriye / cem'iyât-ı hayriye

  • Hayır cemiyetleri.

cemiyet-i hayatiye

  • Hayatın kapsamlılığı; insanın hayatının herşeyle alâkalı ve irtibatlı oluşu.

cemiyet-i hayriye

  • Hayır cemiyeti, hayır kurumu.

cemiyet-i mütehayyile

  • Hayalî cemiyet.

çerm

  • Hayvan ve insan derisi. Post. (Farsça)

cevher-i hayat

  • Hayat cevheri; hayatın özü.

cezalet-i harika

  • Hayranlık verici düzgün ifade, güzel anlatım.

cilve-i hayat

  • Hayat görüntüsü, yansıması.

cinab

  • Hayvanlara vurulan damga ve nişan.

cins-i hayvani / cins-i hayvânî

  • Hayvan türü.

cism-i zihayat / cism-i zîhayât / جِسْمِ ذِي حَيَاتْ

  • Hayat sahibi cisim.

dabbe-süvar / dâbbe-süvâr

  • Hayvana binen, binici. (Farsça)

dağdağa-i hayat

  • Hayatın sıkıntıları.

dahil

  • Hayrette kalan kimse.

dahis

  • Hayvanların tırnak diplerindeki et parçası. Dolama hastalığı.

daire-i hayat

  • Hayat alanı.

damar-ı hayat

  • Hayat damarı.

damız

  • Hayvan üretmeye mahsus dam. Hayvan yetiştirilecek ahır.

debbağhane

  • Hayvan derilerinin kullanılacak duruma getirilme işleminin yapıldığı yer.

dercan etmek

  • Hayatını ona vermek, gönlüne sindirmek.

derece-i hayat

  • Hayat derecesi.

deşt-i hayat

  • Hayat çölü.

devam-ı hayat

  • Hayatın devamı.

dua-yı hayr / duâ-yı hayr

  • Hâyırlı dua, hayır isteyen dua.

dua-yı hayriye

  • Hayırlı dua.

düstur-u acib

  • Hayret verici düstur.

düstur-u hayat

  • Hayat prensibi.

düstur-u hayatiye

  • Hayat prensibi.

ebrar / ebrâr

  • Hayırlılar, iyiler.

ecel / اجل

  • Hayatın sonu. (Arapça)

ecsam-ı hayvaniye / ecsâm-ı hayvaniye

  • Hayvan cisimleri, bedenleri.

ed'iye-i hayriye

  • Hayırlı dualar.

ehl-i hayal

  • Hayalciler, hayalperestler.

ehl-i hayat

  • Hayat sahipleri.

ehl-i hayrat / ehl-i hayrât

  • Hayır ehli, sahipleri.

ehl-i haysiyet

  • Haysiyet, itibar ve şeref sahipleri.

emr-i hayır

  • Hayırlı bir iş, emir.

emr-i hayr

  • Hayırlı iş, emir.

enfas-ı hayriyye

  • Hayırlı nefesler.

enfas-ı ma'dude-i hayat / enfâs-ı ma'dude-i hayat

  • Hayatın sayılı nefesleri.

enva-ı hayat / envâ-ı hayat

  • Hayat çeşitleri, türleri.

enva-ı hayvanat / envâ-ı hayvânât

  • Hayvan türleri.

enva-ı zevi'l-hayat / envâ-ı zevi'l-hayat

  • Hayat sahibi olan canlıların türleri.

ercmendi / ercmendî

  • Haysiyetli, şerefli, itibarlı, muhterem. (Farsça)

erzak-ı hayvaniye

  • Hayvanların rızıkları.

erzaniş

  • Hayır ve iyilikler. (Farsça)

esaret-i hayvani / esaret-i hayvanî

  • Hayvanî duygulara esir olma.
  • Hayvanlara yakışır bir esirlik. Zulüm, işkence ve haksızlık içinde hayat geçirmek.

esefli

  • Hayıflandıran, üzen.

eser-i hayat

  • Hayat alâmeti, hayat eseri, hayat belirtisi.

eşkal-i hayat / eşkâl-i hayat

  • Hayatın şekilleri.

eşkiya / eşkiyâ / اشقيا

  • Haydutlar, yol kesenler. (Arapça)

etvar-ı hayat / etvâr-ı hayat

  • Hayatın durumları, tavırları.

ezir

  • Haykırma, bağırma. (Farsça)

ezvak-ı hayat / ezvâk-ı hayat

  • Hayatın lezzetleri, zevkleri.

fa'l-i hayır / fâ'l-i hayır

  • Hayırlı iş, hayra yorumlanan iş.

faaliyet-i hayretnüma / faaliyet-i hayretnümâ

  • Hayret veren, hayranlık uyandıran faaliyet.

fabrika-i acibe

  • Hayret verici, şaşılacak fabrika.

fahm-i hayvani / fahm-i hayvanî

  • Hayvan kemikleri yakılarak elde edilen hayvan kömürü.

fail-i hayr / fâil-i hayr

  • Hayır işleyen, hayır sahibi.

fantezi

  • Hayâl ürünü, aşırı süs.

farazi / farazî

  • Hayalî, varsayılan.

ferman-ı mübin / fermân-ı mübîn

  • Hayrı ve şerri, iyiyi ve kötüyü açıklayan ve bildiren emir, buyruk.

feth-i hayber

  • Hayber'in fethi.

feya acaba / feyâ acaba

  • Hayret ve taaccüb ifadesi için söylenir; hayret verici.

feya li'l-aceb

  • Hayret verici, çok ilginçtir ki!.

feyaacaba

  • Hayret doğrusu!

feyalilaceb

  • Hayret ifadesi.

gamgama

  • Haykırma.

garaib-i mahlukat / garaib-i mahlûkat

  • Hayrette bırakan yaratıklar.

garik-ı beht ve hayret / garîk-ı beht ve hayret

  • Hayret ve şaşkınlığa düşmek.

garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

gaye-i hayal

  • Hayalin amacı, hedefi.
  • Hayalde tasavvur edilen ve ona varılması istenen gaye ve maksat. İdeal.

gaye-i hayat

  • Hayatın gayesi.

gıriv / gırîv / گریو

  • Haykırış, çığlık. (Farsça)

gurran

  • Haykıran, gürleyen, homurdayan. (Farsça)

güzeran-ı hayat / güzerân-ı hayat

  • Hayatın geçmesi; hayatın geçmiş seyri.

hab-ı hayal / hâb-ı hayâl

  • Hayal uykusu; hayal hâlindeyken görülen rüya.

hacat-ı hayatiye / hâcât-ı hayatiye

  • Hayatın ihtiyaçları, hayat için gerek duyulan ihtiyaçlar.

hacat-ı hayvaniye / hâcât-ı hayvaniye

  • Hayvana ait ihtiyaçlar.

hadisat-ı hayatiye

  • Hayata ait olaylar.

haid / hâid

  • Hayız (âdet) gören kadın.

hair

  • Hayrette kalmış, mütehayyir. Şaşırmış, taaccüb etmiş.

hakaik-i hayat

  • Hayatın içindeki gizli hakikatler, gerçekler.

hakikat-i acibe

  • Hayret verici gerçek.

hakikat-ı hariciye / hakikat-ı hâriciye

  • Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık.

hakikat-i hayat

  • Hayatın hakikati, gerçeği.

hakikat-i hayatiye

  • Hayatın içinde gizli olan gerçek.

hakiki rızık / hakikî rızık

  • Hayatın devamı için sahip olmamız gereken nimetler.

hal-i hayat

  • Hayat hali, yaşarken.

halet-i hayaliye / hâlet-i hayaliye

  • Hayalî hâl.

halık-ı hayat / hâlık-ı hayat

  • Hayatı yoktan yaratan Allah.

halık-ı mevt ve hayat / hâlık-ı mevt ve hayat

  • Hayatı ve ölümü yaratan Allah.

hane-i hayat

  • Hayat evi.

harami / harâmî

  • Haydut, yolkesen.

haras / harâs

  • Hayvanla döndürülen değirmen. (Farsça)

haraş

  • Hayvan ile döndürülen değirmen. (Farsça)

harekat-ı garibe / harekât-ı garîbe

  • Hayret verici, şaşırtıcı hareketler.

haruni / harunî

  • Hayvanın ilerlemeyip durması veya gerilemesi. Hayvanın huysuzluğu.

hasiyy

  • Hayası çıkarılmış, hadım edilmiş, burulmuş (insan veya hayvan).

hasr-ı hayat

  • Hayatını sadece bir şeye vermek, bütün çalışmalarını yalnız bir şeye yöneltmek.

hassa'

  • Hayırsız kadın.

hasse-i hayal

  • Hayal duygusu.

hatt-ı mevhum

  • Hayalî çizgi.

havz-ı ab-ı hayat / havz-ı âb-ı hayat

  • Hayat suyunun havuzu.

havz-ı hayal

  • Hayal havuzu.

hayal / hayâl / خيال

  • Hayal, düş. (Arapça)

hayal-alud / hayal-âlud / hayal-âlûd

  • Hayalle karışık.
  • Hayalle karışmış.

hayal-i şan

  • Hayalî olarak büyütülen şan ve şöhret.

hayal-perest

  • Hayalî şeylerle çok uğraşan. Çok hayal kuran. Dalgın. Olmayacak şeylerle avunan. (Farsça)

hayal-perver

  • Hayale düşkün. (Farsça)

hayalalud / hayâlâlûd

  • Hayâlle karışık.

hayalat / hayâlât / خيالات / خَيَالَاتْ

  • Hayaller.
  • Hayâller.
  • Hayaller, düşler. (Arapça)
  • Hayâller.

hayalen / hayâlen / خيالا

  • Hayal aracılığıyla.
  • Hayal olarak. Zihinde tasarlayıp canlandırarak.
  • Hayâl olarak.
  • Hayali olarak. (Arapça)

hayalet / hayâlet / خيالت

  • Hayalet. (Arapça)

hayali / hayâlî

  • Hayale dayalı.
  • Hayâl ürünü olan.

hayaliyyun / hayâliyyûn

  • Hayâl edilen şeyleri gerçek kabul edenler.

hayaliyyun mezhebi / hayâliyyun mezhebi

  • Hayalcilerin mezhebi; romantizim.

hayalperest / hayâlperest / خيال پرست

  • Hayalci olan; gerçekçi olmayan.
  • Hayâl peşinde koşan.
  • Hayalci. (Arapça - Farsça)

hayalşiken

  • Hayali dağıtan, bozan.

hayat-alud / hayat-âlûd

  • Hayattar, hayat dolu.

hayat-bahş

  • Hayat bağışlayan, hayat veren, zindelik veren. (Farsça)

hayat-feza

  • Hayat artırıcı, hayat bahşedici. (Farsça)

hayat-ı hayvani / hayat-ı hayvanî

  • Hayvanî hayat.

hayat-ı hayvaniye

  • Hayvanî hayat.

hayat-ı maddiye-i nefsiye

  • Hayatın madde ve nefse bakan yönü.

hayatalud / hayatâlûd

  • Hayatla karışık.

hayatbahş / حيات بخش

  • Hayat veren. (Arapça - Farsça)

hayatdar / hayatdâr

  • Hayatlı.

hayatfeşan / hayatfeşân

  • Hayat saçan.
  • Hayat saçan.

hayati / hayatî / حياتى

  • Hayatla ilgili, hayata dair.
  • Hayatla ilgili, önemli.
  • Hayatla ilgili, yaşamsal. (Arapça)

hayatkarane / hayatkârâne

  • Hayatlı bir şekilde.

hayatperest / حَيَاتْپَرَسْتْ

  • Hayata aşırı düşkün olan.
  • Hayatı çok seven.

hayatperverane / hayatperverâne

  • Hayatı severcesine.
  • Hayatı besler tarzda.

hayaviye

  • Hayatla alâkalı âza. (Hayeviye diye de okunur)

hayr-hah

  • Hayır sâhibi. Herkesin manevî ve maddî iyiliğini isteyen. Allah rızası için ilm-i Kur'an ve imanla, manen ve maddeten hayırlı hizmetler etmeyi ve hayırlı işler işlemeyi seven. (Farsça)

hayr-ı mahz

  • Hayrın tâ kendisi, saf hayır.

hayr-ul halef

  • Hayırlı evlâd. Babasını hayırla andıracak evlâd.

hayrat / hayrât / خَيْرَاتْ

  • Hayırlar, iyilikler.
  • Hayırlar, iyilikler.
  • Hayırlar.

hayret-alud / hayret-âlûd

  • Hayret verici.

hayret-bahş

  • Hayret veren.
  • Hayret veren, şaşırtan. (Farsça)

hayret-bahşa / hayret-bahşâ

  • Hayret bahşeden, hayret veren.
  • Hayret veren, şaşkınlık veren, hayrete düşüren. (Farsça)

hayret-efza

  • Hayrete düşüren.

hayret-engiz

  • Hayret verici.
  • Hayret veren. Hayret içinde bırakan. (Farsça)

hayret-feza / hayret-fezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret veren, hayreti artıran. (Farsça)

hayret-nüma / hayret-nümâ

  • Hayret gösteren, hayret veren. (Farsça)

hayret-nümun

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayret-zede

  • Hayrete düşmüş ve şaşırmış olan. (Farsça)

hayretalud / hayretâlûd

  • Hayretle karışık.

hayretbahş / حيرت بخش

  • Hayret verici. (Arapça - Farsça)

hayretbahşa / hayretbahşâ

  • Hayret verici.
  • Hayret veren.

hayretefza / hayretefzâ

  • Hayret içinde bırakacak şekilde; hayret saçan.
  • Hayret artıran.

hayretengiz

  • Hayret veren.

hayretfeza / hayretfezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret verici.
  • Hayret artıran.

hayreti mucip

  • Hayret ettiren.

hayretimi mucib

  • Hayret ettiren, ilginç.

hayretkar / hayretkâr / حيرت كار

  • Hayran olan.
  • Hayretli.
  • Hayret eden. (Arapça - Farsça)

hayretkarane / hayretkârâne

  • Hayret edercesine.
  • Hayret ederek.

hayretnüma / hayretnümâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret içinde bırakan.

hayretnümun / hayretnümûn

  • Hayret veren, şaşırtan.

hayrhah

  • Hayır sahibi.

hayriyet

  • Hayırlılık. Hayırlı olmak.
  • Hayırlılık.
  • Hayırlılık, iyilik.

hayrü'l-halef

  • Hayırlı halef, hayırlı evlât.

haysiyet-şiken

  • Haysiyet kıran. (Farsça)

hayvan / hayvân

  • Hayatlı, canlı, diri.

hayvan-misal

  • Hayvan gibi.

hayvanat / hayvânât / hayvanât / حَيْوَانَاتْ

  • Hayvanlar.
  • Hayvanlar, canlılar.
  • Hayvanlar.

hayvani / hayvanî / hayvânî / حيوانى

  • Hayvana, diriye âit ve ona müteallik.
  • Hayvanla ilgili.
  • Hayvansal.
  • Hayvansal. (Arapça)

hayvaniye / حيوانيه

  • Hayvana özgü, hayvansal. (Arapça)

hayvaniyet / hayvâniyet / حَيْوَانِيَتْ

  • Hayvanlık.
  • Hayvanlık.
  • Hayvanlık.

hayvaniyyet

  • Hayvanlık, canlılık, zihayat olmak. Akıl ve idrakten mahrumiyet.

hayz

  • Hayız.

hazinetü'l-hayal

  • Hayal hazinesi.

hedaya-yı hayatiye / hedâyâ-yı hayatiye

  • Hayatın sunduğu hediyeler.

hevesat-ı hayvaniye / hevesât-ı hayvâniye

  • Hayvansal hisler, arzular.

hicam

  • Hayvanlara takılan ağızlık.

hidemat-ı hayatiye / hidemât-ı hayatiye

  • Hayata âit vazifeler, hizmetler.

hıfz-ı hayat

  • Hayatı koruma.

hikmet-i hayatiye

  • Hayatta olmasındaki hikmet.

hina'

  • Hayvanın kösneyip erkek istemesi.

hırs-ı hayat

  • Hayat hırsı.

hiss-i hayvani / hiss-i hayvanî

  • Hayvanî duygu.

hissiyat-ı hayatiye

  • Hayata ait duygular.

hıyal

  • Hayvanın kısır olması.

hubb-u hayat

  • Hayatı, yaşamayı sevmek.

hükm-ü hayal

  • Hayalin hükmü.

hukuk-u hayat

  • Hayat boyu sahip olunan haklar.

hukuk-u hayatiye

  • Hayat sahibi olmaktan kaynaklanan haklar.

hülya / hülyâ / خُولْيَا

  • Hayal.
  • Hayâl, kuruntu.
  • Hayal.

humret-i hicab / humret-i hicâb

  • Hayâdan, utanmaktan hâsıl olan kırmızılık.

hürriyet-i hayvani / hürriyet-i hayvanî / hürriyet-i hayvânî

  • Hayvancasına serbestlik. Hayvanlara yakışan bir serbestiyet.
  • Hayvanca bir özgürlük.

hüsn-ü delalet / hüsn-ü delâlet

  • Hayırlı. İyi bir başlangıca delâlet.

hüsn-ü hayır

  • Hayrın güzelliği.

hüsn-ü hayr

  • Hayrın güzelliği

husve

  • Haya, husye.

husyetan

  • Hayalar, çift haya. Erkeklik bezlerinin her ikisi. (Farsça)

hüvam

  • Hayranlık hâli.

huveyn / حُوَيْنْ

  • Hayvancık. Çok küçük canlı.
  • Hayvancık.
  • Hayvancık.

huveynat / huveynât

  • Hayvancıklar, mikroplar.

huveyne

  • Hayvancık, mikrop.
  • Hayvancık.

i'nac

  • Hayvanı kıç üstü çökertmek. (Omurga kemiği) ağrıma.

ibret / عبرت

  • Hayat dersi. (Arapça)

içtimaat-ı hayatiye

  • Hayatın devamlılığını sağlayan parçaların bir araya gelmesi.

ictisas

  • Hayvanın, ağzı ile çayırı araştırarak otlaması.

idame-i hayat

  • Hayatı devam ettirme.

idame-i hayat etme

  • Hayatını devam ettirme, yaşamını sürdürme.

iffetsizlik

  • Hayasızlık.

ifna-yi hayat

  • Hayatını sarf edip bitirmek. Hayatını yok etmek.

ıhsa'

  • Haya çıkarmak.

ihsa'

  • Hayvan tezeği yakma.

ihtirasat-ı hayvaniye / ihtirâsât-ı hayvâniye

  • Hayvânî ihtiraslar, hayvanî duygulardan kaynaklanan aşırı istekler, tutkular.

ihya / ihyâ / اِحْيَا

  • Hayat verme, diriltme.
  • Hayat verme.

iksir-i hayat / iksir-i hayât

  • Hayat verici güçlü ilâç.

ilm-i hayvanat

  • Hayvanlar bilimi; zooloji.

iman-ı hayret

  • Hayret veren, hayret ettiren.

imkan-ı vehmi / imkân-ı vehmî

  • Hayâlî olarak mümkün olma.

imrar-ı hayat etme

  • Hayat sürme, yaşama.

imrar-ı hayat etmek

  • Hayat geçirmek, sürmek.

imrar-ı hayat eyleme

  • Hayat geçirme, sürme.

inkisar-ı hayal / inkisâr-ı hayâl / اِنْكِسَارِ خَيَالْ

  • Hayal kırıklığı.
  • Hayal kırıklığı.

intizam-ı acip

  • Hayrette bırakan düzenlilik.

intizam-ı manevi ve hayati / intizam-ı mânevî ve hayatî

  • Hayata ve mânâya ait düzenlilik.

iş'al-i nur-u hayat / iş'âl-i nur-u hayat

  • Hayat nurunu parlatmak, alevlendirmek.

işkembe

  • Hayvan midesi.

istibdadat-ı acibe / istibdâdât-ı acîbe

  • Hayret verici baskılar, zulümler.

istidad-ı hayat

  • Hayat kabiliyeti.

istidad-ı hayatiye

  • Hayatî kabiliyet, yetenek.

istihare / istihâre

  • Hayır istemek.
  • Bir işin hakkında hayırlı olup olmadığını anlamak için abdest alıp iki rek'at namaz kıldıktan sonra bu husustaki duâyı okuyarak o işle ilgili rüyâ görmek üzere hiç konuşmadan uykuya yatmak.
  • Her gün evden çıkmadan iki rek'at namaz kılıp Allahü teâlâdan o günün ve işinin

istihfaf-ı hayat

  • Hayatı küçümseme, hafife alma.

istihya / istihyâ

  • Haya etme, utanma.

istimdad-ı hayat / istimdâd-ı hayat

  • Hayat talep etmek, hayatî yardım istemek.

iştiyak-ı hayat

  • Hayatı aşk derecesinde istemek.

ıtlak-ı yed

  • Hayır işleme.

izhar-ı hayret eyleme

  • Hayretini gösterme, ifade etme.

kabiliyet-i hayr

  • Hayır kabiliyeti.

kabkaba

  • Haykırma, kükreme. (Deve ve arslan hakkında kullanılan bir tâbirdir.)

kaf

  • Hayâlî bir dağ.

kafir / kafîr

  • Hayvan tersi.

kaide-i hayatiye

  • Hayat kaidesi, kuralı.

kalb-i hayal

  • Hayâlin, gerçekte carî olan şeyleri tersine çevirmesi.

kaneşvere

  • Hayız görmez kadın.

kasr-ı hayal

  • Hayal sarayı.

kassabiyye

  • Hayvan kesme ücreti, kasaplık ücreti.

kat'-ı hayat / kat'-ı hayât

  • Hayatın kesilmesi. Ölüm, mevt.

katarat ve lemeat-ı hayat

  • Hayat damlaları ve parıltıları; damlalara ve parıltılara benzeyen mahlûkatın hayatları.

kavanin-i acibe / kavanîn-i acibe

  • Hayret verici kanunlar.

kavanin-i hayat / kavânîn-i hayat

  • Hayat yasaları, kanunları.

kavanin-i hayatiye / kavânin-i hayatiye

  • Hayat kanunları.

kella / kellâ

  • Hayır, asla!

kene

  • Hayvanın etine yapışıp kanını emen küçük bir böcek.

kıssa-i acibe-i meşhure / kıssa-i acîbe-i meşhure

  • Hayret verici meşhur kıssa.

küdas

  • Hayvan aksırığı.

kürre

  • Hayvan yavrusu. Sıpa. Tay. (Farsça)

kuvve-i behimiye / kuvve-i behîmiye

  • Hayvânî güç, duygu.

kuvve-i hayal

  • Hayal gücü.

kuvve-i hayaliye

  • Hayal duyusu.

kuvve-i hayatiyesi

  • Hayatî gücü.

kuvve-i muhayyile / قوهء مخيله

  • Hayal gücü.

kuvve-i şeheviye-i behimiye / kuvve-i şeheviye-i behîmiye

  • Hayvanî şehvet duygu.

la ve neam / lâ ve neam

  • Hayır ve evet. (Daha çok, hiçbir fikir beyan edilmediği zamanlar kullanılır.)

lamüsellim / lâmüsellim

  • Hayır! Hiç teslim etmem!

lemeat-ı hayatiye / lemeât-ı hayatiye

  • Hayat ile igili parıltılar.

levazımat-ı hayat

  • Hayat için gerekli olan şeyler.

levazımat-ı hayatiye / levâzımât-ı hayatiye

  • Hayat için gerekli şeyler.

lezzet-i hayat

  • Hayatın lezzeti.

lezzet-i hayatiye

  • Hayatın zevk ve lezzeti.

liba'

  • Hayvan doğurduktan sonra gelen süt. Avuz (Ağuz)

likam

  • Hayvanın ağzına takılan gem. Dizgin. (Farsça)

lisan-ı teessüf

  • Hayıflanma, üzülme dili.

lu'betbaz / lu'betbâz

  • Hayâl oyunu veya kukla oynatan. Oyuncu. (Farsça)

ma'razgah-ı acaib / ma'razgâh-ı acaib

  • Hayret uyandırıcı eserlerin sergilendiği yer.

ma-i hayat / mâ-i hayat

  • Hayat suyu.

ma-ül hayat / mâ-ül hayat

  • Hayat suyu.

macera-yı hayat

  • Hayat çizgisi.

macera-yı hayatiye

  • Hayat hikâyesi, yaşanan olaylar.

madde-i hayat

  • Hayat maddesi.

madde-i hayatiye

  • Hayat için lüzumlu olan madde.

madde-i hayvaniye

  • Hayvanî madde.

maden-i hayat / mâden-i hayat

  • Hayat kaynağı.

mahall-i garaip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı yerler.

mahbel

  • Hayvanın gebelik zamanı.

mahiyet-i hayat / mâhiyet-i hayat / مَاهِيَتِ حَيَاتْ

  • Hayatın mahiyeti, esası, içyüzü.
  • Hayatın ne olduğu.

mahiyet-i hayatın / mâhiyet-i hayatın

  • Hayatının mahiyeti, asıl yapısı, içyüzü.

mahiyet-i hayatiye

  • Hayatın yapısı, esası, hakikatı.

mahiyet-i hayvaniye

  • Hayvanî mahiyet, özellik.

mahiz / mahîz

  • Hayız hali zamanı.

mahs

  • Hayaları çıkarılmış. İğdiş edilmiş.

mahşer-i acaip / mahşer-i acâip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

mahya

  • Hayat. Canlılık.

makasıd-ı hayatiye

  • Hayatın gaye ve maksatları.

makes-i hayatı / mâkes-i hayatı

  • Hayatının aynası.

makine-i hayat

  • Hayat makinesi.

makine-yi hayat

  • Hayat makinesi; bir makine gibi büyük bir denge ve sistemle çalışan hayat.

manzara-i hayal

  • Hayal manzarası, insanın kafasında tasarlayıp canlandırdığı manzara.

maraz-ı hayali / maraz-ı hayalî

  • Hayalî hastalık.

matbaa-i hayal

  • Hayal matbaası.

maü'l-hayat / mâü'l-hayat

  • Hayat suyu.

maülhayat / mâülhayat

  • Hayat suyu.

maye-i hayat / mâye-i hayat

  • Hayatın mayası, hayat için gerekli olan.

maye-i hayatiye

  • Hayat mayası.

mebde-i hayat

  • Hayatın başlangıcı.

mebde-i hayatı

  • Hayatının başlangıcı.

mebhut

  • Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.

mebrur

  • Hayırlı. Makbul. Beğenilmiş. Sadık olmakla makbule geçmiş olan.

mecbub

  • Hayası ve zekeri kesilmiş.

mecma-i garaip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

medar-ı hayat / medâr-ı hayat

  • Hayat dayanağı, yaşamın dayanak noktası.

medar-ı hayret / medâr-ı hayret

  • Hayret sebebi.

medar-ı ibret ve hayret

  • Hayret ve ibrete sebep.

medine-i fazıla-i hayaliye / medîne-i fâzıla-i hayaliye

  • Hayalî fazilet şehri; Eflâtun'un felsefesinde hayal ettiği fazilet şehri.

menabi-i hayat

  • Hayat kaynakları.

menakıb / menâkıb

  • Hayat hikâyeleri.

menba-ı acaip / menba-ı acâip

  • Hayrette bırakan kaynaklar.

menfaat-i hayatiye

  • Hayata faydalı şeyler.

menkıbe

  • Hayat hikayesi.

menna-ul hayr / mennâ-ul hayr

  • Hayır ve iyiliğe mâni olan. Hayrı önleyen.

menşe'-i hayat / menşe'-i hayât / مَنْشَۀِ حَيَاتْ

  • Hayat kaynağı.

menşe-i hayat

  • Hayatın kaynağı.

mer'a

  • Hayvanların otladığı yer. Kır. Mera. Çayırlık. Otlak.
  • Hayvanların otladığı yer, otlak, çayır.

meratib-i hayat

  • Hayat mertebeleri.

mertebe-i hayat

  • Hayat derecesi.

mertebe-i hayatiye

  • Hayat mertebesi.

meşakk-ı hayat / meşâkk-ı hayat

  • Hayatın meşakkat, zahmet ve sıkıntıları.

mesalih-i hayat / mesâlih-i hayat

  • Hayata ait faydalar.

mesalih-i hayatiye / mesâlih-i hayatiye

  • Hayat için faydalı şeyler.

meslek-i hayat

  • Hayat mesleği, prensibi.

mevadd-ı hayatiye / mevâdd-ı hayatiye

  • Hayat için lüzumlu ve zorunlu olan maddeler.

mevadd-ı hayatiyye

  • Hayata lüzumu bulunan maddeler.

mevcudat-ı zevilhayat

  • Hayat sahibi, canlı olan varlıklar.

meydan-ı hayat

  • Hayat meydanı.

meyelan-ı hayat / meyelân-ı hayat

  • Hayat bulma meyli, arzusu, kabiliyeti.

meyte

  • Hayvan leşi.
  • Hayvan leşi, kendi kendine ölen hayvan.

meytehar / meytehâr

  • Hayvan leşi yiyen.

mezbaha

  • Hayvanları kesecek yer.
  • Hayvan kesilen yer.
  • Hayvan kesim yeri.

mide-i hayvaniye ve nebatiye

  • Hayvanî ve bitkisel mide.

muavenet-i hayriye

  • Hayırlı işlerde ve hizmetlerde yardımlaşma.

mübareze-i hayat

  • Hayat mücâdelesi.

mücahede-i hayatiye

  • Hayat mücadelesi.

mucib / mûcib

  • Hayrete düşüren.

mucib-i hayret / mûcib-i hayret

  • Hayret etmeyi gerektiren.

müddet-i hayat

  • Hayat süresi.

müdheş

  • Hayret verici, hayret veren, şaşırtan.

müfezzi'

  • Hayretle ve şaşkın şaşkın baktıran.

muhabbet-i hayat

  • Hayata olan bağlılık, sevgi.

muhayyel / مخيل

  • Hayâl edilmiş.
  • Hayal edilen. (Arapça)

muhayyile / مخيله

  • Hayal gücü, hayal duygusu.
  • Hayâl kuvveti.
  • Hayal gücü. (Arapça)

muhayyir

  • Hayret ettiren.
  • Hayret veren. Hayrette bırakan. Şaşkınlık veren.

muhyi / muhyî / محيى / مُحْي۪ي

  • Hayat veren, dirilten, Allah.
  • Hayat veren. (Arapça)
  • Hayat veren (Allah).

mukadderat-ı hayat / mukadderât-ı hayât / مُقَدَّرَاتِ حَيَاتْ

  • Hayat sahibi olarak (kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı hayatiye / mukadderât-ı hayatiye / mukadderât-ı hayâtiye / مُقَدَّرَاتِ حَيَاتِيَه

  • Hayat boyu başa gelmesi takdir edilmiş olaylar.
  • Hayat sahibi olarak (kaderde) takdîr olunanlar.

mümevvehat / mümevvehât

  • Hayâli, görünüşe göre haklı olanlar.

münasebet-i hayaliye

  • Hayalî münasebet, bağlantı.

munise

  • Hayat yoldaşı. Can yoldaşı.

müşemmet

  • Hayır ile anılan, yâd edilen kimse.

müsevvif

  • Hayırlı işleri sonraya bırakan, sonra yaparım diyen, iyi işleri geciktiren, bugünün işini yarına bırakan kimse.

müsmir

  • Hayır veren, meyve veren, faydalı netice veren.

müstehvi / müstehvî

  • Hayran eden, aklını alan, istihva eden.

mutasavver

  • Hayal edilen.

mutasavvere

  • Hayalen, tasavvur ederek.

mütefe'ilane / mütefe'ilâne

  • Hayra yorarak, tefe'ül edercesine. (Farsça)

mütehayyel

  • Hayâl edilen.
  • Hayal edilen şey.
  • Hayal edilen şey.

mütehayyelat / mütehayyelât

  • Hayal edilen şeyler.

mütehayyer

  • Hayrette kalınan şey, şaşılacak şey.

mütehayyil

  • Hayâl kuran.

mütehayyilane / mütehayyilâne

  • Hayal ve düşünceye dalarak, hayâl kurarak. (Farsça)

mütehayyile

  • Hayal gücü.

mütehayyir / مُتَحَيِّرْ

  • Hayrete düşen.
  • Hayrette kalan, şaşırmış.

mütemahhil

  • Hayal eden.

mütercim-i hayali / mütercim-i hayâlî

  • Hayalî tercüman.

mütevellih

  • Hayran olup şaşıran. Şaşan, şaşmış.

muvaffak-un-bilhayr

  • Hayırlı işlerde, hayırlı hizmetlerde bulunmuş ve başarılı olmuş kimse.

muvaffaku'n-bilhayr

  • Hayırlı işlerde, hayırlı hizmetlerde başarılı olmuş kimse.

muvaffakun bilhayr

  • Hayırlı işlerde, hayırlı hizmetlerde başarılı olan.

na're

  • Haykırış.

na-daşt

  • Hayâsız, utanmaz. (Farsça)

nahalef / nâhalef / ناخلف

  • Hayırsız evlat. (Farsça - Arapça)

nahun-be-dendan / nâhun-be-dendân

  • Hayretten veya kederden dolayı parmağını ısırmış olan. (Farsça)

nakdine-i hayat

  • Hayatın kıymeti.

nakş-i acip

  • Hayrette bırakan nakış, işleme.

nakş-ı garip

  • Hayrette bırakan nakış, işleme.

namiyeber

  • Hayat verici. (Farsça)

namus-u zihayat / nâmus-u zîhayat / nâmûs-u zîhayat / نَامُوسُ ذ۪ي حَيَاتْ

  • Hayat sahibi kanun.
  • Hayat sâhibi kanun.

nar-ı hayat / nâr-ı hayat / نَارِ حَيَاتْ

  • Hayat ateşi (vücûd ısısı).

nar-ı hayati / nâr-ı hayatî

  • Hayat ateşi.

nazar-ı hayret

  • Hayretli bakış.

neccaş

  • Hayvan sürücüsü.

nefs-i hayvani / nefs-i hayvanî

  • Hayvanî istekler. Canlılardaki yaşama ve hareket kuvvetleri.

nefs-ül-emr

  • Hayâl, düşünce olmayan, zihnin hâricinde kendisi var olan, hakîkat.

nesir

  • Hayvan aksırması.

nesl-i hayvani / nesl-i hayvanî

  • Hayvan nesli.

neşr-i hayat

  • Hayat yayma.

netaic-i hayat / netâic-i hayat

  • Hayatın neticeleri.

netice-i hayat

  • Hayatın neticesi, hayatın meyvesi, ürünü.
  • Hayatın neticesi ve gayesi.

nev-i hayvan

  • Hayvan türü.

nev-i hayvanat / nev-i hayvânât

  • Hayvan türü.

nigah-ı hayret / nigâh-ı hayret

  • Hayret bakışı.

niguhah / niguhâh

  • Hayır temenni eden, iyilik isteyen. (Farsça)

nimet / nîmet

  • Hayat için lâzım olan her şey; iyilik, lütuf, ihsan.

nimet-i hayatiye

  • Hayatı devam ettiren nimet.

nokta-i garabet

  • Hayret verici nokta.

nur-u hayat

  • Hayat nuru.

nüsal

  • Hayvandan dökülen tüyler.

ömr

  • Hayat, yaşama, yaşayış. İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman.

paldüm

  • Hayvanın semerinin ileri geri kaymaması için arka ayaklarının kaba etleri üzerinden geçirilen kayış. (Farsça)

perde yırtılmak

  • Hayasızlık etmek, utanmazlık.

pür-hayal / pür-hayâl

  • Hayal ile dolu. (Farsça)

rabıta-i hayat

  • Hayat bağı.

rabıta-i hayatiye

  • Hayatî öneme sahip olan ve hayat veren bağ.

rahzeni / rahzenî

  • Haydutluk, eşkiyâlık. Yol kesicilik. (Farsça)

refik-i hayat

  • Hayat arkadaşı.

refika-i hayat

  • Hayat arkadaşı, eş.

refikaihayat

  • Hayat arkadaşı, eş.

reşed

  • Hayır. Rahmet. Hidayet.

ruh

  • Hayat kaynağı, can, cevher.

ruh-u hayvani / ruh-u hayvanî

  • Hayvansal ruh.

rumuzat-ı hayat / rumuzât-ı hayat

  • Hayat belirtileri, işaretleri.

rumuzat-ı hayatiye / rumûzât-ı hayatiye

  • Hayatın belirtileri, işaretleri.

saadet-i hayat

  • Hayatın mutluluğu.

saadet-i hayatiye

  • Hayatın mutluluğu, huzuru.

sadaka-i cariye / sadaka-i câriye

  • Hayrı, sevabı dâimî olan sadaka. Sevabı öldükten sonra da devam eden hayırlı ameller. (Kur'an ve iman hizmeti gibi.)

sahaif-i hayat

  • Hayat sayfaları.

sahib-i hayrat / sâhib-i hayrât

  • Hayırlar sâhibi.

sahife-i hayat

  • Hayatın devreleri, hayat sayfası.

şaki / şakî / شقى / شَق۪ي

  • Haydut. (Arapça)
  • Haydut.

salah / salâh

  • Hayırlı olma, iyilik, düzgünlük.

san'at-ı acibe / san'at-ı acîbe

  • Hayrette bırakan ve hayranlık veren san'at.

san'at-ı hayaliye

  • Hayal san'atı.

saray-ı acib

  • Hayranlık uyandıran saray.

saray-ı acip

  • Hayranlık uyandıran saray.

şayan-ı hayret / şâyân-ı hayret / شَايَانِ حَيْرَتْ

  • Hayrete değer, hayret verici.
  • Hayrete değer.

şayan-ı hayret ve teemmül / şâyân-ı hayret ve teemmül

  • Hayret verici ve üzerinde etraflıca düşünmeye değer.

sayha / صيحه

  • Haykırış. (Arapça)

sayha-i ihya ve ikaz / sayha-i ihyâ ve ikaz

  • Hayat veren ve uyaran sesleniş.

sebeb-i hayat

  • Hayat sebebi.

sebeb-i haybet

  • Hayal kırıklığı sebebi.

secde-ber-zemin-i hayret ve muhabbet

  • Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.

secde-i hayret

  • Hayret secdesi.

şecere-i hayat / شَجَرَۀِ حَيَاتْ

  • Hayat ağacı.
  • Hayat ağacı.

şecere-i zihayat / şecere-i zîhayât / شَجَرَۀِ ذِي حَيَاتْ

  • Hayat sahibi ağaç.

sefahet-i hayat

  • Hayattaki dinen yasaklanmış olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.

sefine-i hayat

  • Hayat gemisi.

şekavet / şekâvet / شقاوت

  • Haydutluk. (Arapça)

selh-hane

  • Hayvan kesilip yüzülen yer. Mezbâha. (Bu kelime galat olarak, "salhâne" şeklinde kullanılır.) (Farsça)

selhhane / selhhâne

  • Hayvanların derilerinin yüzüldüğü yer.
  • Hayvan kesimi yapılan yer, mezbaha.

semerat ve gayat-ı hayatiye / semerat ve gayât-ı hayatiye

  • Hayatın gayeleri ve meyveleri.

semere-i hayat

  • Hayatın netice ve faydaları.

şerait-i hayat / şerâit-i hayat / şerâit-i hayât / شَرَائِطِ حَيَاتْ

  • Hayatın şartları.
  • Hayat şartları.

şerait-i hayatiye / şerâit-i hayatiye / şerâit-i hayâtiye / شَرَائِطِ حَيَاتِيَه

  • Hayat şartları.
  • Hayat şartları.

şerait-i hayatiyet / şerâit-i hayatiyet

  • Hayat şartları.

sergüzeşt-i hayat / سَرْكُزَشْتِ حَيَاتْ

  • Hayat hikâyesi.
  • Hayatta baştan geçenler.

sergüzeşt-i hayatiye

  • Hayat serüveni.

sergüzeşte-i hayat

  • Hayat macerası, serüveni.

sermaye-i hayat

  • Hayat sermayesi.

sermest-i hayran

  • Hayranlıktan dolayı kendinden geçme.

sevab

  • Hayır. Hayırlı iş. Allah (C.C.) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı. Allah'ın (C.C.) rızasını kazanmağa mahsus iyi amel.
  • Hayır, hayırlı iş, Allah tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı.

sevap

  • Hayır; İlâhî mükâfat.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • Hayvan veya insanların düşünmeksizin Cenab-ı Hakk'ın sevki ile olan hikmete uygun hareketi. Sevk-i kaderî, ilham veya sevk-i İlâhî demek daha doğrudur.

sevkitabii / sevkitabiî

  • Hayvanlarda düşünmeyerek, tabiatın sevki ve zorlamasıyla yapılan hareket, içgüdü.

seyahat-i hayaliye

  • Hayalî yolculuk.

seyahat-i hayaliye-i fikriye

  • Hayalde ve düşüncede yapılan yolculuk.

seyahat-ı maneviye-i hayali / seyahat-ı mâneviye-i hayâlî

  • Hayâlen ve mânen yapılan seyâhat.

sifad

  • Hayvanların çiftleşmesi.

sıfat-ı hayat

  • Hayat sıfatı.

silsile-i acibe

  • Hayret verici haller ve durumlar zinciri, dizisi.

sıraf

  • Hayvanın kızmakla erkeğini araması.

sırr-ı acip

  • Hayret verici sır; hakikat.

sırr-ı hayat

  • Hayatın sırrı.

sudam

  • Hayvanların başında olan bir hastalık.

sultan-ı levlake levlak / sultan-ı levlâke levlâk

  • Hayatın ve herşeyin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı; Hz. Muhammed.

şum

  • Hayırsız kişi.

suret-i hayatiye

  • Hayatî suret, canlı şekil.

süturban / süturbân

  • Hayvana bakan. Seyis. (Farsça)

suver-i hayaliye

  • Hayale ait biçimler, şekiller, hayalî ifadeler.

ta'cib

  • Hayrete düşürme, şaşırtma.

taaccüb / تَعَجُّبْ

  • Hayret etme, şaşkınlık.
  • Hayret etme.

tabaka-i hayat

  • Hayat tabakası.
  • Hayat tabakası. Kabirdeki hayat, dünya hayatı gibi.

tabiat-ı hayal

  • Hayâlin tabiatı, yapısı.

tahayyül / تخيل / تَخَيُّلْ

  • Hayal etme.
  • Hayâl etme.
  • Hayal etme. (Arapça)
  • Tahayyül etmek: Hayal etmek. (Arapça)
  • Hayal etme.

tahayyül eden

  • Hayal eden.

tahayyül etme

  • Hayal etme.

tahayyül etmek

  • Hayal etmek.

tahayyülat / tahayyülât / تخيلات

  • Hayal etmeler, hayale dalışlar. (Arapça)

tahayyüli / tahayyülî / تخيلى

  • Hayalî. (Arapça)

tahayyüli halat / tahayyülî halât

  • Hayal etmekle ilgili hâller.

tahayyür / تحير

  • Hayrette kalma.
  • Hayranlık. (Arapça)
  • Tahayyür etmek: Hayran kalmak, şaşakalmak. (Arapça)

taife-i hayvanat / taife-i hayvânât

  • Hayvanlar âlemi.

taife-i hayvaniye

  • Hayvan türü.

takriz

  • Hayatında bir kimseyi methetmek, övmek.

tanzim-i maişet

  • Hayatın düzenlenmesi.

tarih-i hayat

  • Hayat tarihi, özgeçmiş.

tarihçe

  • Hayat hikayesi.

tarihçe-i hayat

  • Hayat hikâyesi.

tarihçeihayat

  • Hayat tarihi.

tarz-ı hayat

  • Hayat tarzı.

tasaffi-i hayat / tasaffî-i hayat

  • Hayatın kirlerden ve kusurlardan arınması, saflaşması.

tasarrufat-ı acibe / tasarrufât-ı acîbe

  • Hayret verici tasarruflar, işler.

tasarrufat-ı muntazama-i acibe / tasarrufât-ı muntazama-i acibe

  • Hayret verici ve düzenli işler, tasarruflar.

tasavvuren

  • Hayal ederek, düşünerek.

tature

  • Hayvanların ayağına vurulan köstek, bukağı. (Farsça)

tavla

  • Hayvan bağlanan ahır. (San'at Ansiklopedisinde "Tavla" maddesi: "Hayvanların tavlanması yani istirahat edip çalışacak kıvama gelmesi, kuvvet ve tâkat kazanması için beslendiği yer." şeklinde tarif edilmiştir.)

tayf

  • Hayâlî görüntü.

tayih

  • Hayran kimse.

tebaüd-ü acib / tebâüd-ü acîb

  • Hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma.

tecessüm-i hayal / tecessüm-i hayâl

  • Hayâl görme.

teçhizat-ı harika

  • Hayranlık veren cihazlar, donanımlar.

teçhizat-ı hayatiye

  • Hayatta kalmak için gerekli teçhizat, donanımlar.

tedai-yi hayalat / tedâi-yi hayalât

  • Hayallerin çağrışımı.

tedai-yi hayali / tedâi-yi hayalî

  • Hayalî çağrışım, hayale geliş.

teessüf

  • Hayıflanma, üzülme.

tefe'ül / تَفَأُّلْ

  • Hayra yorma.

tefe'ülname / tefe'ülnâme

  • Hayra yorma yazısı.

tekalif-i hayat / tekâlif-i hayat

  • Hayatla ilgili sorumluluklar ve yükümlülükler.

tekalif-i hayatiye / tekâlif-i hayatiye

  • Hayatın yükümlülükleri, sorumlulukları.

tekemmül-ü hayat

  • Hayatın mükemmelleşmesi, tamamlanması, gelişmesi.

temaşa eden / temâşâ eden

  • Hayranlıkla seyreden.

temin-i hayat

  • Hayatın devamını temin etme; yaşamı rahatlatacak vesileleri, araç ve gereçleri elde etme.

tenbelit

  • Hayvan yükü. Küçük yük. (Farsça)

teşemmüt

  • Hayırla ve bereketle duâ etmek.

tesvif / tesvîf

  • Hayırlı işleri yapmayı sonraya bırakma.

tevafuk-u acibe

  • Hayret verici, şaşırtıcı uygunluk, denk gelme.

tezahürat-ı hayat

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.

tezahürat-ı hayatiye / tezahürât-ı hayatiye / tezâhürât-ı hayâtiye / تَظَاهُرَاتِ حَيَاتِيَه

  • Hayat belirtileri ve görüntüleri.
  • Hayatla ortaya çıkan görünümler.

tiryak-ı acip

  • Hayret verici ilâç.

tuhme

  • Hayvanın burnunun kara olması.

ukad-ı hayatiye

  • Hayat düğümleri; can alıcı noktalar.

ukad-i hayatiye

  • Hayat düğümleri.

ukde-i hayat

  • Hayat düğümü. (Çekirdek gibi) (Farsça)

ukde-i hayatiye / عُقْدَۀِ حَيَاتِيَه

  • Hayat çekirdeği.
  • Hayat düğümü.

umur-u hayriye

  • Hayırlı işler.

unsur-u zihayat / unsur-u zîhayat / unsur-u zîhayât / عُنْصُرُذي حَيَاتْ

  • Hayat sahibi, canlı unsur.
  • Hayat sahibi unsur, madde.

uruk-u hayat

  • Hayatın damarları.

üslub-u garip / üslûb-u garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı ifade ve anlatım tarzı.

va'd

  • Hayır ve iyilik yapmaya söz verme; rahmet, cennet.

vahib-i hayat / vâhib-i hayat

  • Hayat bağışlayan Allah.

vahib-ül hayat / vâhib-ül hayat

  • Hayatı bağışlayan, hayat veren Allah (C.C.).

vahibü'l-hayat / vâhibü'l-hayat

  • Hayatı veren Allah.

vakār / وَقَارْ

  • Haysiyetini koruma, ağırbaşlılık.

vakfe-i hayret

  • Hayret duraklaması.

vakıa-i hayaliye

  • Hayâli olay.

vakıat-ı hayat / vâkıât-ı hayat

  • Hayattaki olaylar.

vakıf

  • Hayır kurumu, malı.

vakih / vakîh

  • Hayâsız, utanmaz, edepsiz.

valihin / vâlihîn

  • Hayrette kalanlar. Şaşıranlar.

vasıta-i hayrat

  • Hayırların vasıtası, aracı.

vasıta-i vusul-ü hayat

  • Hayata kavuşma vasıtası, vesilesi.

vazife-i hayat

  • Hayat vazifesi, görevi.

vazife-i hayat külfeti

  • Hayat görevinin zorlukları.

vazife-i hayatiye

  • Hayat vazifesi.

vaziyet-i hayatiye

  • Hayat durumu.

vekahat

  • Hayâsızlık. Utanmazlık. Edebsizlik.

vekahet / vekâhet

  • Hayâsızlık, utanmazlık, edebsizlik, yüzsüzlük.

veleh-resan

  • Hayret verici, hayret edilen, şaşkınlık veren.

velvele-i hayret

  • Hayret ve şaşkınlık bağırtısı, sesi.

vesile-i hayat

  • Hayat sebebi.

vesme

  • Hayvana vurulan kızgın damga.

vezaif-i acibe / vezâif-i acibe

  • Hayrette bırakan vazifeler, hayranlık veren işler.

vezaif-i hayatiye / vezâif-i hayatiye

  • Hayat görevleri.

vica'

  • Hayvanı burma, iğdiş etme.

vüs'at-i hayal

  • Hayalin genişliği.

yalak

  • Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.

zahmet-i hayat

  • Hayatın zorluğu.

zemzeme-i hayvan ve eşcar

  • Hayvan ve ağaçların nağmeleri.

zeval-i hayat / zevâl-i hayat

  • Hayatın bitmesi, ölüm.

zevi'l-hayat

  • Hayat sahipleri, canlılar.

zevilhayat / ذَوِي الْحَيَاتْ

  • Hayat sahipleri, canlılar.
  • Hayat sahibi.
  • Hayat sâhibleri.

zevk-i hayat

  • Hayat zevki, yaşama lezzeti.

zılf

  • Hayvanların çatal tırnağı.