LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hafi ifadesini içeren 297 kelime bulundu...

abra

  • Bir değiş-tokuşta üste verilen şey.
  • Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık.

acur

  • Kabakgillerden bir hıyar cinsi. Üstü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

ahaff

  • Pek hafif, çok hafif.
  • Düşüncesiz.

ahfad / ahfâd

  • Torunlar. Hafidler. Evlâd oğulları. Yardımcılar.
  • "Hafîd"in çoğulu. Torunlar.

ahras / ahrâs / احراس

  • (Tekili: Hâris) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular.
  • Koruyucular, muhafızlar. (Arapça)

ahvezi

  • Yeyni, hafif.
  • Tez, seri.

al-i beyt / âl-i beyt

  • Hz. Peygamberin (A.S.M.) sülâle-i tahiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyyesinin menbaı ve muhafızı ve bihakkın sünnete ittibâ ve onu idâme ettirenler. Al-i Resul, Al-i Nebi, Al-i Muhammed ve Ehl-i Beyt gibi tâbirlerle de söylenir.

alih / âlih

  • Deve kuşunun dişisi.
  • Hafif mizaçlı.

alz

  • (Çoğulu: Alzât) Sabırsızlık.
  • Hastaya ârız olan titremek.
  • Hafiflik.
  • Acele

amnezi

  • Psk. Hafıza kaybı, erken bunama, ihtiyarlık bunaması, histeri, beynin zedelenmesi gibi hâllerde meydana gelir. Hafıza kaybı kısmî veya umumi (genel) olabilir. Hasta, belli bir olaydan öncekini (retrofrat), yahut sonrakini (anterofrat) hiç hatırlamaz, yahut tamamen hafızasını kaybeder.

amortisör

  • Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat. (Fransızca)

ayar

  • Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve hafiflik derecesi.
  • Saadete, mutluluğa doğru gitme.

azrec

  • Seri, hafif nesne. Vâhid, tek.

bad-ı saba / bâd-ı sabâ

  • Baharda esen hafif ve hoş rüzgar, seher yeli.

balon

  • Hava veya hafif gazlarla doldurulan küre. Bugünkü uçaklar balonculuğun geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Zeplin adı verilen güdümlü balonlar hava ulaşımında ve savaşta kullanılmıştır. (Fransızca)
  • Isıtılmış hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan ve bununla havada uçabilen balon şeklindeki araç.

baygan

  • Muhafız, koruyucu, bekçi. (Farsça)

becel

  • Şaşma, tuhafına gitme.
  • Yalan, iftira.

beldaran

  • Geçit yerleri muhafızlarının adı. Tanzimattan sonra bunlara zaptiye denmiştir. İkinci Meşrutiyetten beri jandarma olarak adlandırılırlar.

besrik

  • (Bisrik) Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

çabük

  • Çabuk, seri, aceleli, hızlı, tez, hafif. (Farsça)

cahfele

  • (Çoğulu: Cehâfil) At dudağı.

cahif

  • Uykusunda dişini öttürmek.
  • Çok fazla hafiflik üzerine olmak.
  • Nefis, ruh.
  • İnsanın karnından çıkan ses.
  • Kısa.
  • Çok asker.

candar

  • Diri, canlı, zihayat, ziruh. (Farsça)
  • Silâhlı kimse. (Farsça)
  • Muhafız, koruyucu, emniyet memuru. (Farsça)
  • Yol yiyeceği, azık. (Farsça)

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

casus

  • (Çoğulu: Cevâsis) Hafiye. Gizli sırları haber veren. Kendi asıl şahsiyetini gizleyip, kendini iyi şahsiyet şeklinde göstererek ve gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mâli durumlarına dair haberleri başka bir devlet menfaatına olarak toplayıp bildiren kimse.

cem-i müennes-i salim / cem-i müennes-i sâlim

  • Gr: Sonu (ât) eki ile biten cemi'ler. Meselâ: Müminât: (Kadın mü'minler, mümineler) Sâdıkât, Hafiyyât, Sâlihât gibi.

cemm-i gafir

  • Büyük cemâat, insan kalabalığı. Ekseriyet.
  • Muhâfızlar.

ceylan

  • Geyik çeşidinden küçük, ince bacaklı, pek hafif ve çok koşucu bir kara hayvanı, gazâl.

ciddiyet

  • Ciddilik, hafife almaktan ve sunîlikten uzaklık.

cürde askeri

  • Eskiden hacca giden kafilelerin muhafızlığını yapan asker.

cüşu'

  • Durmak, kıyam.
  • Huruç etmek, çıkmak.
  • Hafif yay.

darb

  • (Çoğulu: Durub-Edrub) Vurmak, vuruş, çarpmak.
  • Beyan etmek.
  • Seyretmek.
  • Nev, cins.
  • Benzer, nazir.
  • Eti hafif olan.

der-bendçi

  • Kale veya hudut muhafızı.

devr

  • Casus, hafiye. (Farsça)

dizdar / dizdâr / دزدار

  • Kale muhafızı, kale ağası. (Farsça)
  • Kale muhafızı. (Farsça)

dumr

  • Zayıflık.
  • Hafiflik.

ebu-l ala-i maarri / ebu-l ala-i maarrî

  • (Mi: 973 - 1057) Kör olmasına rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şairlerinden biridir ki, kasideleriyle meşhurdur.

eflatuni / eflatunî

  • Leylakî ile ergüvanî arasında, hafif mor karışık renk.

ehaff

  • Çok hafif.
  • Çok hafif.
  • Pek hafif.

ehaff-i mücazat / ehaff-i mücâzât

  • Cezâların en hafif olanı.

ehl-i hıfz

  • Kur'ân'ı ezberleyen, kimseler, hâfızlar.

ehven-i şerr

  • Şerrin en hafif olanı.

ehveniyet

  • Ucuzluk, ehvenlik, daha hafif, daha zararsızlık.

el-hafid / el-hâfid

  • (Bak. HÂFİD)

elvah-ı mahfuza

  • (Bak: Hafiziyyet, Levh-i Mahfuz)

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enişe

  • Hafiye, gizli polis. (Farsça)
  • Casus. Gizli haberler öğrenerek veya sırları çözerek düşmanlara haber veren kimse. (Farsça)
  • Dalkavuk, yaltakçı. (Farsça)

enisun

  • Türkçede hafifleterek "anason" derler.

ensar

  • (Tekili: Nâsır) Yardımcılar. Müdâfiler.
  • Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A.S.M.) Mekke'den Medine'ye hicretinde Onun mücadelesine iştirak edip ona yardımcı, müdâfi, muhafız vaziyetini alan ve Cenâb-ı Hak'tan ve Hz. Peygamber'den (A.S.M.) yardım ve nusret dileyen Sahabe-i Kiram hazeratı.

esbab-ı muhaffife

  • (Esbâb-ı mazeret) Yapılan bir cürmün ve kabahatın cezasını hafifletici sebebler.

esiri / esirî

  • Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.

fa'fa'

  • Kasap.
  • Çoban. Hafif kimse.

farfara / fârfâra / فَارْفَارَه

  • Hafif meşreplik, boş gürültü.
  • Hafif meşreblik. Gürültülü. Gürültüye boğmak.
  • Akılsızlık.
  • Hafif meşreb, gürültü çıkaran.

farisan

  • (Tekili: Fâris) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş devrelerinde eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler.

felehdem

  • Büyük deniz.
  • Hafif nesne.

feraşe

  • Pervane denilen kelebek.
  • Kilit damağı.
  • Su gittikten sonra yer üstünde kalıp kuruyan balçık.
  • Az su.
  • Hafif kimse.

ferfere

  • Farfara, akılsızlık, hafif meşreplik.
  • Patırtıcı, gürültücü, ağzı kalabalık.

fezz

  • Yalnız şey. Bir kimsenin yalnız kendi başına olması.
  • Udûl.
  • Geri dönmek.
  • Buzağı.
  • Hafif.

gardiyan

  • Kolcu, nöbetçi, muhafız. (Fransızca)

gencur

  • Hazine muhafızı, hazinedar. (Farsça)

hab'

  • Gizli, saklı, hafi.
  • Gizlemek, örtmek, setretmek.

hab-ı harguş / hâb-ı harguş

  • Tavşan uykusu. Şüpheli ve hafif uyku.
  • Yalan, hile.

haddad

  • Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir.
  • Muhâfız, bekçi, gardiyan.
  • Kapıcı.

hadis-i hasen / hadîs-i hasen

  • Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler.

hafair

  • (Tekili: Hafîr) Oyuklar, delikler, çukurlar.

hafaya

  • (Tekili: Hafi) Gizli şeyler. Sırlar.

hafaza

  • (Tekili: Hâfız) Muhafızlar. Muhafız melekler.
  • Muhafızlar, koruyucular, bekçiler.
  • Koruyucu melekler.

hafede

  • (Tekili: Hafid) Yardımcılar, hâdimler.

hafif / خفيف

  • Ağır olmayan. Hafif. Yeğni.
  • Hafif. (Arapça)

hafif-ür ruh

  • Ruhu hafif olan, hoşsohbet.

hafıkan

  • (Hâfıkeyn) Mağrib ile maşrık. Şark ile garb. Doğu ile batı.

hafiyye / hâfiyye

  • (Bak: HAFİYE)

hafiz / hafîz

  • Esirgeyen. Koruyan. Muhafaza eden. Muhafız.

hafız / حافظ

  • Koruyan. (Arapça)
  • Ezberleyen. (Arapça)
  • Kur'ân hafızı. (Arapça)

hafız ahmed

  • Dereli Hâfız Ahmed Efendi olarak bilinir. Isparta'nın Dereli Mahallesinde ikamet ediyordu.

hafıza / hâfıza

  • Muhafaza eden. Ezberleme kuvvesi. Kuvve-i hâfıza.

hafıza-i kübra / hâfıza-i kübrâ

  • Çok büyük hafıza.

hafıza-pira / hâfıza-pirâ

  • Hafızayı süsleyen. (Farsça)
  • Uğur sayılarak ezberlenen şey. (Farsça)

hafizane / hafîzâne

  • Hafîzce.

hafiziyet / hafîziyet

  • Hafîzlik, koruyuculuk.

hamele-i kur'an

  • Hâfızlar. Kur'anı ezbere okuyup ilmi ile amel eden mes'ud kimseler.

hares

  • (Tekili: Haris) Bekçiler, muhafızlar.

haris / hâris

  • Muhafız. Bekçi.
  • Gözcü. Himaye eden. Bekleyen.

hasba

  • Hafif tahkir yerinde kullanılan bir tabirdir. Halk dilinde "haspa" şeklinde kullanılır.

hasen hadis / hasen hadîs

  • Bildirenler sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olup, fakat hâfızası (anlayışı) sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan râvîlerin, kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîf.

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

hava

  • (Hevâ) Hava. Dünyayı çeviren atmosfer. Cevv. Yer ile gök arası.
  • Hafif yel.
  • Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı.
  • Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu.
  • Müzikte ezgili ses, sadâ.

hava-i nesimi / hava-i nesîmî

  • Hafif ve hoşça esen rüzgâr, tatlı, hoş hava.

hava-yı nesim / havâ-yı nesîm

  • Hoş ve hafif rüzgar havası.

havafir

  • (Tekili: Hâfir) Kazanlar, yeri kazıcılar.
  • Hayvan, dâbbe tırnakları.

havass-ı (hamse-i) batına / havass-ı (hamse-i) bâtına

  • Kalbe bağlı beş duyğu: Hiss-i müşterek (hayâl kuvveti), müdrike (akıl), vehim (vâhime), hâfıza, mutasarrıfa (meydana getirici hayal kuvveti).

havass-ı aşere

  • On hasse, on duyu; görme, işitme, dokunma, koklama, tatma, hayal, akıl, vehim, hafıza ve tasarruf etme duyuları.

havass-ı hamse-i batına / havass-ı hamse-i bâtına

  • Kalbe bağlı beş duygu; hayal, akıl, vehim, hafıza, mutasarrıfa.

hayal / hayâl

  • Bir şeyi gördükten sonra veya görmeden önce zihinde şekillendirme. Hâfızanın yardımıyla zihinde bir şeyler canlandırma.

hazz

  • Hafif gövdeli.
  • Bir cins ot.

hefaf

  • Hafif berrak nesne.

hefhaf

  • Yeynicek, hafif mizaçlı kimse.

heft

  • Hafiflik sebebiyle uçup dağılmak.
  • Hafif mizaçlı olup, her dile geleni söylemek.
  • Vurmak.

hemsen

  • Gizli sesle. Gizli ses. Savt-ı hafi.

heşaşet

  • Şâdlık, hafiflik, irtiyah.
  • Gevreklik.

hetlan

  • Sürekli yağan hafif yağmur.

hettan

  • Hafif kimse.

hevaiye / hevâiye

  • Hava gibi hafif ve lâtif karakterde olan şeyler.
  • Hava gibi hafif ve lâtif karakterde olan mânâlar.

hevlul

  • Hafif adam.

heyet-i hafife

  • Cümledeki her bir parçanın tek tek mânânın hafiif olduğunu göstermesi; hafif yapı.

hıfaf

  • Yeyni, hafif.

hıff

  • Hafif, zayıf nesne.

hiff

  • Yağmurunu döküp hafiflemiş bulut.
  • Biçilmediğinden tanesi dağılmış ekin.
  • Bir nevi balık.

hıffe

  • Yeynilik.Hafiflik, zayıflık.

hıffet

  • Hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı 'kavele' dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için 'vav' harfi 'elif'e çevrilerek kàle denmiştir.

hiffet / خفت

  • Hafiflik.
  • Mc: Onurlu ve vakarlı olmamak. Temkinsizlik. Akılsızlık. Hoppalık.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik. (Arapça)
  • Hoppalık. (Arapça)

hıffet / خِفَّتْ

  • Hafiflik.

hiffet-i mizac

  • Hafifmeşreblik. Hoppalık.

hırz-ı bigayrihi / hırz-ı bigayrihî

  • Aslında eşya saklamaya mahsus olmayan, izin almadan girilebilen ve konacak malların yanında muhafızı olan yer. (Yol, mescid, meydan gibi)

hisar eri

  • Kale muhafızı.

hoppa

  • Herşeye girişen hafif mizaçlı çocuk tabiatında olan kimse. Yersiz davranışlarda bulunan, dilediğince davranan kişi. Delişmen, şımarık.

hübub

  • Esme. Üfürme. Rüzgârın hafif hafif esmesi.

huffaz / huffâz / حفاظ

  • (Tekili: Hâfız) Hâfızlar.
  • Hafızlar.
  • Hafızlar. (Arapça)

hurras

  • (Tekili: Hâris) Muhafızlar, bekçiler, nöbetçiler.

hüzhüz

  • Hafif ve zarif kimse.

hüzlul

  • (Çoğulu: Hezâlil) Küçük dağ veya tepe.
  • Hafif adam.

huzzan / huzzân

  • (Tekili: Hâzin) Hazine muhafızları, hazinedarlar.

ı'sar

  • Hafif esen rüzgâr.

ibtar

  • Şaşma, tuhafına gitme, hayrette kalma.
  • Alabileceği miktardan fazla yük yükletme.

ibtisam

  • Tebessüm etmek. İnce ve hafif gülümsemek.

ihanet / ihânet

  • Hâinlik etmek, güveni kötüye kullanmak, sadâkat göstermemek.
  • İsyân etmek, karşı gelmek.
  • Küçük düşürmek, tahkîr etmek, hafife almak.

ihfaf / ihfâf / اخفاف

  • Hafifletmek. Birinin şerefine dokunacak şekilde konuşmak.
  • Hafife alma. (Arapça)

ihtizaz

  • Hafif titremek. Deprenmek.
  • Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme.
  • Sallanma, sıçrayıp oynama.

ima / îma / ايما

  • Hafif işaret.

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

irade-i istihfaf

  • Başkalarını küçükseme ve hafife alma iradesi.

işe

  • Orman, sık ağaçlık. (Farsça)
  • Câsus, hafiye. (Farsça)

iskarpin

  • Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı. Alafranga hafif kundura. (Fransızca)

işmam

  • Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek.
  • Kibirden dolayı başı dik yürümek.
  • Tecvidde: Bir harfe zamme veya kesre vermek ve bunu hafifçe hissettirmek. Harfin sesini genizden hissettirmek, biraz duyurmak, harfi çıtlatmak.

istifham-ı istihfaf

  • Hafife alır tarzda sorgulama.

istihfaf / istihfâf / استخفاف / اِسْتِخْفَافْ

  • Hafife alma.
  • Hafife alma, önem vermeme, hor görme.
  • Hafife alma.
  • Hafife alma, küçümseme. (Arapça)
  • Hafife alma.

istihfaf etme

  • Hafife alma, değer vermeme.

istihfaf etmek

  • Hafife almak.

istihfaf-ı hayat

  • Hayatı küçümseme, hafife alma.

istihfaf-ı nizam

  • Nizamı hafif görme; düzeni küçümseme.

istihfafkar / istihfâfkâr / استخفافكار

  • Hafife alan, küçümseyen. (Arapça - Farsça)

istihfafkarane / istihfafkârane

  • Küçümseyerek, küçük görerek, hafifseyerek, ehemmiyet vermeyerek. (Farsça)

istihfafkarlık / istihfafkârlık

  • Küçümseme, hafife alma. (Arapça - Farsça - Türkçe)

istihsan

  • Güzel bulma, güzel görme.
  • Kıyas denilen delîlin iki kısmından birisi olan hafî (gizli, kapalı) kıyas, yâni asl (hakkında açıkça hüküm bulunan şey) ile, fer' (hakkında açıkça hüküm bulunmayan şey) arasında müşterek (ortak) olan ve aslın hükmünün fer'e verilmesine sebeb olan illetin (vasfın, ö

kabaçe

  • Entari. Hafif giyecek. (Farsça)

kabas

  • Ciğer hastalığı.
  • Yüksek ve kalın.
  • Hafiflik.
  • Neşat, sevinç.

kafir / kâfir

  • İslâmiyette inanılması lâzım olan şeylerin hepsine veya birine inanmayan, dînin emirlerini beğenmeyen, hafife alan, alay eden.

kafs

  • Sıçramak.
  • Hafiflik.
  • Sevinç, neşat.
  • Hayvanın ayaklarını bağlamak.

kahvaltı

  • Sabah ve ikindi vakitleri yenilen hafif yemek. (Türkçe)

kal'a-dar / kal'a-dâr

  • Kale koruyucusu, kal'a muhafızı. Dizdar. (Farsça)

kalehzem

  • Yeyni, hafif.
  • Suyu çok olan büyük deniz.

kalkale

  • Üzerinde durulduğunda hafifçe tekrar söylenen harfler.

kehribar

  • Birşeye hızlı bir şekilde sürüldüğü zaman hafif şeyleri kendine çeken değerli bir taş.

kehrüba

  • Saman kapan. (Farsça)
  • Bir yere hızlıca sürüldüğü zaman, hafif şeyleri kendine çeken bergâmi taş. (Türkçede tahrif edilerek "Kehribâr" denilir.) (Farsça)

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

kera

  • Turna kuşunun erkeği.
  • Hafif uyku.

kıraet / kırâet

  • Ağız ile okumak. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumağa hafif kırâet, yanındakilerin işiteceği kadar sesli okumağa cehrî (sesli) kırâet denir.
  • Namazın içindeki farzlardan biri.

kubbeleri habbe gösterme

  • Büyük şeyleri hafife alma, küçük gösterme.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kütüb-ü sitte-i hadisiyye

  • Hadise dair altı Kitab. Bu eserler en çok tetkik edilmiş, en sahih, en doğru ve mu'teber hadis kitablarıdır.1- Sahih-i Buhâri. Müellifi: Hâfız Ebu Abdullah Muhammed İbn-i Câfii-i Buharî'dir. Sahih hadisleri tesbit için İslâm ilim merkezlerini dolaşmış, hadis âlimlerinden istifade etmiştir. Cumhurun

kutval / kûtval

  • Kale muhafızı. Dizdar. (Farsça)
  • Belediye reisi. Şehir ağası. (Farsça)

kuvve-i hafıza / kuvve-i hâfıza / قُوَّۀِ حَافِظَه

  • Bellek, hafıza duyusu.
  • Hâfıza kuvveti.

kuvve-i hafıza-i insaniye / kuvve-i hâfıza-i insaniye

  • İnsandaki hafıza duygusu, bellek.

kuvve-i zakire / kuvve-i zâkire

  • Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet.

lafz-ı zahir / lafz-ı zâhir

  • İbaresi işitilmekle ancak bilinen, yâni söyleyenin maksadı düşünülmeye muhtaç olmadan derhal mânâsı anlaşılan sözdür. Bunun zıddına hafi denir.

lagt

  • Hafif hafif ses çıkarma. Mırıldanma.

letafet

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.

levh-i hatır / levh-i hâtır

  • Hâfıza.

leyyin

  • Yumuşak. Mülâyim. Hafif. Yavaş olan.

ma'lumat-ı cüz'iye

  • Az ve hafif bilgi. Cüz'i mâlumât.

mahfed

  • (Çoğulu: Mehâfid) İkamet yeri. Oturulan yer.
  • Bir renk cinsi.

mahfel

  • (Çoğulu: Mehâfil) Dernek yeri.

mahfil

  • (Çoğulu: Mahâfil) Toplanılacak yer. Toplantı ve görüşme yeri.
  • Büyük câmilerde eskiden pâdişahlara veya müezzinlere ayrılmış olan etrâfı parmaklıklarla çevrilmiş yüksekçe yer.

mahfuz

  • (Hıfz. dan) Hıfzolunmuş, saklanılmış.
  • Ezberlenmiş. Hafızaya alınmış.
  • Korunup gözetilmiş.
  • Gizlenmiş, saklanmış.

mahfuzat / mahfûzât

  • Hafızada olanlar, ezberler.
  • Hafızadakiler, korunanlar.

mas

  • Yeyni, hafif kimse.

mebsem

  • (Çoğulu: Mebâsim) Tebessüm etmek, hafif gülümsemek.

mehanen

  • Küçümsenerek, hafifsenerek.

merzban

  • Sınır muhafızı, hudut muhafızı. Sınır beyi, vâli. (Farsça)

merzüban / مرزبان

  • Sınır muhafızı. (Farsça)
  • Sınır beyi. (Farsça)

merzvan

  • Hudut muhafızı, sınır beyi. (Farsça)

mettiha

  • Hafif sopa.
  • Yaş çubuk.

mezil

  • Daralıp gönlündeki sırrı ifşâ eden, sıkıntıdan içindeki sırrı açıklayan.
  • Ayağı uyuşmuş.
  • Malını ve sırrını herkese gösterip açıklayan.
  • Küçük cüsseli, zayıf, hafif kimse.

mihfer

  • (Çoğulu: Mahâfir) Kazma. Bel.

mindas

  • Yeyni avret, hafif kadın.

muhafazat

  • Muhafızlık, koruyuculuk.

muhaffef / مخفف

  • Hafiflendirilmiş, hafif edilmiş olan.
  • Hafifletilmiş.
  • Hafifletilmiş. (Arapça)

muhaffif / مخفف

  • (Hıffet. den) Hafifleten, hafifletici.
  • Hafifletici. (Arapça)

muhafızin / muhafızîn

  • (Tekili: Muhafız) Muhafızlar, bekçiler. Bir yeri koruyup bekleyen kimseler.

muhalhil

  • Havayı hafifleten.

müheymin

  • Mü'min.
  • Hazır. Sâdık.
  • Hâfız. Hıfz edici. Koruyucu.

mukazzez

  • Heyeti hafif olan kimse.

mukit / mukît

  • Muhafaza eden. Hâfız. Amelleri zâyi' etmeyip koruyan. Gizliyi bilen. Gıda ve rızık veren.

mukza'

  • Seri, hafif nesne.

mushaf-ı hikmet

  • Hikmet Mushafı (canlı hikmet mushafı).

müşkil

  • (Müşkile) Zorluk, güçlük, zor olan iş. Çetinlik.
  • Edb: Mânasının derinliği veya edebi bir san'atla ifade edilmiş olmasından dolayı teemmül ve tefekkürsüz anlaşılmayacak derecede hafî olan lâfızdır. Mânaca nass'ın mukabilidir.

müstagribane

  • Garibine ve tuhafına giderek, şaşırarak. (Farsça)

mütebessim

  • (Besm. den) Tebessüm eden. Hafif ve lâtif tarz ile gülen. Gülümseyen.

mütehaffif

  • Ayağa mest veya çizme cinsinden bir şey giyen.
  • Hafifliyen, tahaffüf eden.

nadib

  • Geçmiş.
  • Hafif adam.
  • Yas tutan.

nakş-bendi / nakş-bendî

  • Kalbde zikir yoluyla, tefekkür ile İlâhî sevgiyi, uyanıklığı nakşa çalışan mânâsiyle, Şeyh Bahâüddin Nakş-bendî nâmındaki azîm bir velinin kurduğu ve en ziyade hafî zikre dayanan tarikata mensub olan. (Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbanî (R.A.) Mektubat'ında demiş ki: "Ha (Farsça)

nalçe

  • Küçük nal.
  • Yemeni, çizme gibi ayakkabılara vurulan hafif demir parçaları.

naşib

  • Hâfız.
  • Ok sahibi. İçine girip yapışan nesne.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

nefha

  • Koku. Rüzgârın hafif esişi. Azıcık koku.

nem

  • Rutubet, az yaşlık. Hafif ıslaklık. (Farsça)

nerbdan

  • Merdiven. (Neverdi bâm'dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.) (Farsça)

nesaim

  • (Tekili: Nesim) Hafif ve lâtif rüzgârlar.

nesim / nesîm

  • Hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr.
  • Hoş ve hafif rüzgâr.

nesimi / nesimî

  • Hafif hafif ve lâtif bir tarzda esen rüzgârla ilgili.

neze

  • Hafif deve.

nezk

  • Hafiflik.
  • Acele.
  • Sebkat.

nezz

  • Hafif zeki kimse.
  • Susuz nadas.

pest

  • Alçak, aşağı. Hafif, yavaş ses. (Farsça)
  • Sesi galiz, kalın ve korkunç olan. (Farsça)

pestperde

  • Alçak ve hafif sesle. (Farsça)

pestsada

  • Hafif ses. (Farsça)

pinhan

  • Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir. (Farsça)

rahim

  • Hafif sesli, lâtif sözlü kız.

rebez

  • Ayağı hafif. Hızlı yürüyüşlü.

revgan

  • Yağ. (Farsça)
  • Hafif hafif esen rüzgârın verdiği serinlik, rahatlık. (Farsça)
  • Üstü yağ gibi kayan parlak nesne. (Farsça)
  • Parlak deri. (Farsça)

revh

  • İç açıklığı. Rahat.
  • Rahmet.
  • Hafif esen rüzgârın verdiği tatlılık, canlılık.

rezn

  • Bir şeyi kaldırıp ağır mı hafif mi diye görmek.

ruhs

  • Ucuzluk.
  • Hafif pahalı olmak.

sa

  • Benzetme edâtı olan "âsâ" nın hafifletilmişidir. Meselâ: Anber-sâ : Anber gibi. (Farsça)

saba-beraber

  • Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. (Farsça)

sabareftar

  • (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. (Farsça)
  • Hoş ve lâtif yürüyüşlü. (Farsça)

sahafet

  • Zayıflık, bozukluk.
  • Hafiflik.

sebh

  • Genişlik.
  • Hafiflik.

sebike

  • Eritilerek kalıba dökülmüş şey, külçe. Kalıba dökülmüş altın veya gümüş.
  • Hafif, küçük.

sebük / سبك

  • Hafif. Ağırbaşlılığı ve ağırlığı olmayan. (Farsça)
  • Hafif. (Farsça)
  • Kıvrak, çevik. (Farsça)
  • Çabuk. (Farsça)

sebükbar / sebükbâr

  • Yükü hafif. Ağırlıksız, eşyası az olan. (Farsça)
  • Derdi, düşüncesi olmayan. (Farsça)

sebüki / sebükî

  • Hafiflik. (Farsça)

sebükmağz

  • Hafif beyinli, düşüncesiz. Ahmak. Akılsız. (Farsça)

sebükmizac

  • Hafif mizaçlı. (Farsça)

sebükre'y

  • Düşüncesiz, hafif fikirli. (Farsça)

sebükruh

  • Hafif ruhlu. (Farsça)
  • Zarif ve şen olan. Hoşa giden, hoş sohbet. (Farsça)
  • Mc: Lâübâli. (Farsça)

sebükser

  • (Çoğulu: Sebükserân) Hafif düşünceli. (Farsça)
  • Sefih, aşağılık. (Farsça)

sefahet / sefâhet

  • Aklın az ve hafîf olması. Malını dînin ve aklın beğenmediği yerlere sarfetme. Lüzumsuz harcama. Süse, eğlenceye ve her türlü kötülüğe, harama düşkünlük. Akıl azlığı.

sefenc

  • Yeyni, hafif.

şehla / şehlâ / شهلا

  • Hafif şaşı. (Arapça)
  • Ela gözlü. (Arapça)

sekine

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

sekinet

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

selsal

  • Hafif soğuk, tatlı ve lezzetli su.

şemille

  • Yeyni, hafif.

semsam

  • (Çoğulu: Semâsim) Hafif edepsiz kişi.
  • Aceleci kimse.

şetaret

  • Şenlik. Şatır ve şuh olmak.
  • Yarım olmak.
  • Göz ucuyla bakmak.
  • Hafiflik. (Ağırbaşlılığın zıddı.)

setat

  • Sakalın hafif olması.

seyr-i enfüsi / seyr-i enfüsî

  • Hafî tariklerin çoğunda takib edilen ve nefsinin iç âlemindeki delillerle, vasıtalarla tekâmüle gidenlerin usûlü.

sür'uf

  • Yumuşak, hafif.

sürü

  • Tar: Devşirme suretiyle alınan Hristiyan çocuklarının yüzer, yüzellişer, ikiyüzer veya daha fazla kişilik kafileler halinde sevkedilmeleri. Sürü adı verilen bu kafileler, sürücülerle muhafızların nezareti altında hükümet merkezine sevkedilirlerdi.

ta'dil

  • (Adl. den) Aslına zarar vermeden değiştirmek. Tebdil etmek.
  • Hafifletmek.
  • Doğrulaştırmak. Vasat hale koymak.
  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

tabiat-ı hevaiye / tabiat-ı hevâiye

  • Hava gibi hafif ve lâtif özellikte olan tabiat.

tahaffüf

  • (Hiffet. den) Hafiflemek. Hafif olmak.
  • Ayağa mest gibi bir şey giymek.

tahfif / tahfîf / تخفيف / تَخْف۪يفْ

  • (Hıffet. den) Hafifletme, yükünü azaltma. Kolaylaştırma.
  • Lâyıkı vechiyle hürmet etmemek.
  • Maddî-manevî bir ızdırabı azaltmak.
  • Kelimelerin bazı harflerini terketmekle telâffuzunu kolaylaştırmak.
  • Hafifletme.
  • Hafifleştirme.
  • Hafifletme. (Arapça)
  • Tahfîf etmek: Hafifletmek. (Arapça)
  • Hafifletme.

tahfif edilme

  • Hafifletilme.

tahfif etmek

  • Hafifletmek.

tahfifat / tahfifât

  • (Tekili: Tahfif) Hafifletmeler; yükünü eksiltmeler, kolaylaştırmalar.

tahkir

  • Aşağılama, hafife alma, hakaret etme.

tais

  • Hafif başlı.

tavş

  • Akıl hafifliği, akıl azlığı.

tayh

  • Bulaşmak.
  • Hafiflik.

tayiş

  • Yeynicek kimse.
  • Hafiflik.

tayyaş

  • Aceleci hafif kimse.
  • Hilebaz kimse.

taziyename / tâziyename

  • Yeni ölmüş birisinin yakınlarını teselli eden ve acılarını hafifleten mektup.

tehavün / tehâvün / تهاون

  • Önemsememek, hafife almak, aldırış etmemek.
  • Hafife alma. (Arapça)

tehekküm

  • Alay etme, hafife alma, küçümseme.

tehevvüm

  • Hafif uyku.

tehezzüz

  • Hafif titreme, deprenme, ihtizâz.

tehvim

  • (Çoğulu: Tehvimât) Hafif uyku.

tehziz

  • (Çoğulu: Tehzizât) Hafif titreme, hareket ettirme. Deprendirme.

temrih

  • Hafifçe sürme. Uğuşturma.
  • Bulaştırmak.

tenük

  • Dayanıksız, kuvvetsiz, zayıf. (Farsça)
  • İnce, rakik, nârin. (Farsça)
  • Az, hafif. (Farsça)
  • Yumuşak. (Farsça)

tesbih

  • Tahfif etmek, hafifletmek.
  • Derin uyumak.

teselli verme / tesellî verme

  • Üzüntüyü hafifletme, acıyı dindirme, rahatlatma.

tezekkür

  • Hâfızadaki bilgileri, istenildiği zaman hatırlamak.

tinnin / tinnîn

  • Büyük yılan, ejder, ejderha.
  • Koz: Gökte yedi burc boyunca uzanan hafif beyazlık.
  • Ejderha burcu. Semânın şimal yarım küresinde Küçük Ayı burcunu etrafından saran, kıvrılıp bir yıldız dörtgeni ile nihayet bulan bir burç.
  • Büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık.

tiş / tîş

  • şiddet.
  • Hafiflik.

türbedar / türbedâr

  • Türbe muhafız ve hizmetkârı. (Farsça)

uhfuk

  • (Çoğulu: Ehâfik) Yer yarığı.

uzhul

  • (Çoğulu: Azâhil) Yeyni, hafif.
  • Yük vurulmayan deve.

vai / vaî

  • (Çoğulu: Vuât) Hâfız.

vesn

  • Hafif.
  • Uyku.
  • Uyku anında aklın gitmesi.
  • Uykudan dolayı kişiye ârız olan zayıflık.

veşvaş

  • Hafif hal. Hafif adam.

veşveşe

  • Hafiflik.
  • Kırış mırış olmak.

vezvaz

  • Hafif, zarif kimse.

yadbüd

  • Hâfıza kuvveti. (Farsça)

zahr-ı kalb

  • Kuvve-i hâfıza. Ezber kuvveti. Ezbere.

zakir / zâkir

  • Zikreden, zikredici.
  • Hafızası kuvvetli.
  • İlâhiler okuyan. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan.
  • Tekrar eden.

zakzak

  • Yeynicek, hafif.
  • Bir karınca cinsi.

zehf

  • Yeynilik, hafiflik.

zekir

  • Unutmayan. Hâfızası kuvvetli.

zellaka / zellâka

  • Dilin ucuyla veya dudak hareketiyle çıkartılan hafif harfler.

zemzem

  • Çok mübarek bir su.
  • Kâbe-i Mükerreme'nin yanındaki maruf kuyu.
  • Kelimenin lügat manası: Yavaş yavaş teganni ve terennüm eylemek, hafif ve yavaş yavaş türkü söylemek.
  • Çok bol.

zerir

  • Zeki, hafif kimse.

zevel

  • Hafif, zeyrek, zarif kimse. (Müe: Zevle)

zeybek

  • Hafif silâhlarla donanmış ve asâyişi muhafazaya memur olan eski bir sınıf asker.

zeyd bin sabit

  • Sahabe-i Güzinden ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Henüz on bir yaşında iken isteği ile İslâmiyet'i kabul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'i kemiklerde yazılı ve hâfızların ezberinde iken bugünkü şeklinde ilk olarak yazan, bu hizmette en büyük hizmet kendisine nasib olandır. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) kâtipliğini

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın