LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Haddı ifadesini içeren 92 kelime bulundu...

adab / âdâb

  • Edebler, güzel huylar, iyi haller ve davranışlar; her konuda haddini bilip sınırı aşmamak. Müfredi (tekili) edeb'dir.

ahadi hadis / ahadî hadis

  • Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)

aksa-yı meram

  • Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi.

atiy

  • (Utiy) Haddi tecavüz etme.
  • Çok ihtiyar olma.
  • Kibirlenme.

bagiyy

  • (Çoğulu: Begâyâ) Haddini tecavüz eden.
  • Zina edici, zâni.

bagy

  • Azgınlık. Zulüm, İsyan.
  • İstemek, talep etmek.
  • Haddini tecâvüz etmek.
  • Yaranın şişmesi.
  • (Yağmur) şiddetle yağmak.

bezzaz

  • Bez satan. Manifaturacı.
  • Muhaddislerden bir zatın nâmı.

birunane

  • Haddini aşarak. Haddini tecavüz ederek.

cür'et / جُرْئَتْ

  • Haddi aşan cesâret.

edeb

  • Güzel hallere ve huylara sâhib olma ve utanılacak hareketlerden sakınma, her hususta haddini bilip, sınırı gözetme hâli.
  • Namazda müstehab ve mendup olan şeyler.

edib / edîb

  • Güzel hasletleri kendinde toplayan, haddini bilen.
  • Düzgün, güzel ve pürüzsüz söz söyleyen ve yazan, edebiyatçı.

ehl-i dünya / ehl-i dünyâ

  • Dünyaya haddinden ziyade kıymet veren, maddeci kimse.

ehl-i siyer ve hadis / ehl-i siyer ve hadîs

  • Siyer ve Hadîs ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri ve muhaddisler.

esbabperest

  • Allah'ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren.
  • Allah'ı unutarak sebeblere haddinden ziyade değer veren. Her şeyi bir sebebe bağlayıp, Allah'ın fâil ve her şeyin hâkimi olduğunu inkâr eden veya ona kıymet vermek istemeyen.

fahiş

  • Ahlâka uymaz ve terbiyesiz olan.
  • Haddi tecavüz eden. Mübalâğalı.
  • Çok bahil. Nekir ve yaramaz şey.

fark-ı fahiş / fark-ı fâhiş

  • Çok fazla, haddini çok aşan fark.

fatımi / fatımî

  • (Fâtımiyye) Hz. Fatıma Sülâlesinden olmak iddiasında bulunan, önce kuzey Afrika, sonra Mısırda hükümet süren sülâleye mensub meliklerin takındıkları isimdir. (Mi: 910-1171) İsmâiliye nâmında bâtıl fırkadandırlar. Salâhaddin-i Eyyubî, ordusu ile, Fâtımîlerin hâkimiyetine son verdi.

fesad

  • Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek. (Zıddı: Salâh'tır.)

fevkalhad / فوق الحد

  • Haddinden fazla, pek çok.
  • Haddinden fazla. (Arapça)

fısk

  • Haddini tecavüz. Günah. Haktan ayrılmak.
  • Fık: Allah'ın emirlerini terk ve O'na isyan etmek ve doğru yoldan sapıp çıkmak. Böyle olanlara şeriat dilinde "fâsık" denir.

fücur

  • Sapıklık, haddi aşma.

fuhş

  • Haddini aşma.
  • Kötülük, namusa aykırı hareket.
  • Edeb ve terbiyeye uymayan hareket.
  • Haddini aşmak. Çirkin, kötü. İş ve sözde taşkınlık. Haram.
  • Çok günah ve çok fena bir fiil olan zina.

fürut

  • (Çoğulu: Efrât) Haddini tecavüz eden.
  • İsraf.
  • Zayi.
  • Yüksek mevzi.

gala

  • Yüksek kıymet, pahalılık.
  • Bir şeyin haddini aşması.

gali / galî

  • Pahalı. Kıymetli. Ağır.
  • Haddini tecâvüz eden, haddini aşan.

gulv

  • Haddini tecavüz etmek, haddini aşmak.
  • Yiğitlik zamanının evveli ve sür'ati.

haccac

  • Çok eskiden Irakta vâlilik yapan fakat, Hz. Resul-ü Ekremin (A.S.M.) soyundan gelenlere ve onlara taraftar olanlara çok zulmeden, haddini aşmış bir zâlimin ünvânı. Asıl ismi Yusuf bin Sakafi'dir. Haccac-ı Zâlim diye de anılır.

hadd-i imkan / hadd-i imkân

  • Mümkünün son haddi. Olabilirlilik. İmkân nisbetinde olan.

hadd-i kemal

  • Olgunluk hâli. Kemalât haddi.

hadd-na-şinas

  • Haddini bilmez. (Farsça)

haddini tecavüz etme

  • Haddini aşma, ileri gitme.

hadnaşinas / hadnâşinas / حدناشناس

  • Haddini bilmez. (Arapça - Farsça)

hafız / hâfız

  • Alçaltıcı.
  • İnsana haddini bildiren.
  • Rahatta olan.

hakim ebu abdullah

  • Muhammed bin Abdullah ibn-i Beyyi' (Hi: 321-405) Sâmâniye Devleti Nişabur Kadılığında bulunmuş büyük muhaddislerden, Şafiî fakihlerinden, asrının en büyük din âlimi diye bilinen bir zattır. Bir çok eser te'lif etmiştir. Başlıcaları: El Müstedrek Ale-s Sahihayn, Kitab-ül İlel, El-İklil, El-Emali, Ter

huruc-i fahiş / huruc-i fâhiş

  • Haddini aşmak.
  • Büyük isyan hareketinde bulunmak.

i'tida

  • Sesini yükseltmek.
  • Zulmetmek.
  • Haddinden geçmek.

ifrat / ifrât / افراط

  • Haddinden geçmek. Pek ileri gitmek.
  • Takatinden ziyade iş vermek. (Tefrit'in zıddı)
  • Haddi aşma, pek ileri gitme.
  • Bir işte, sözde veya davranışta haddi aşma, pek ileri gitme, aşırı olma.
  • Haddi aşma.

ifratkar / ifratkâr

  • Haddi aşan, aşırı.
  • Pek ileri giden. Haddini aşan. (Farsça)

ihtisar

  • İcmâl etmek. Sözün kısaltılması. Kısaltmak.
  • Mat: Sadeleştirme, basitleştirme. Hesapta bir tenasübü en küçük haddine indirme.

imam-ı şafii / imam-ı şâfiî

  • (Hi: 150-204) İmam-ı Abdullah bin Muhammed diye de anılır. Üçüncü ceddi olan Şâfiî, hayatında Resulüllâh'ı (A.S.M.) gördüğü için o isimle anılır. Nesebi, Abd-i Menaf'da Peygamberimiz (A.S.M.) ile birleşir. Gençliğinde çok fakir bir hayat yaşadı. Çok ileri muhaddis ve müfessir-i Kur'andır. Usul-ü Had

kadi iyaz / kadî iyaz

  • Lâkabı: Ebu-l Fadl bin Musa el Yahsabî'dir. Muhaddislerin meşhurlarından ve edebiyatçılardan olup, 476 hicrî tarihinde Site kasabasında doğmuş, sonra Endülüse geçerek Kurtuba'da ve diğer ilim merkezlerinde ilim tahsili yapmıştır. Daha sonra Site kasabasında uzun bir zaman durmuş, bir ara Garnata şeh

karun

  • (A, uzun okunur) Peygamber Musâ (A.S.) devrinde yaşamış, malı ile mağrur olarak haddini aşmış ve Cenab-ı Hakkın zekât emrini dinlemediğinden Musa'nın (A.S.) duâsından sonra malı ile birlikte yere batmış olan dünya zengini. Cenab-ı Hakkın lütuf ve ihsanını kendine mâlederek nankörlük ve enaniyetinden

kezaz

  • (Kezazet) Hadden tecavüz etmek, haddini aşmak.
  • Tıb: Nefes alamıyacak derecede mide dolgunluğu.

mahviyyet

  • Alçak gönüllülük. Tevâzu. Kendi kusurunu bilip kendine haddinden fazla kıymet vermemek. Tevâzu içinde olmak.

mecaz

  • Yerinden ve haddinden tecavüz etmek. Hududunu aşmak.
  • (Cevaz. dan) Geçecek yer. Yol.
  • Edb: Hakiki mânâsı ile değil de ona benzer başka bir mânâ ile veya istenileni hatırlatır bir kelime ile konuşmak. İstenilene benzer bir mâna ifadesi.

merid / merîd

  • Katı, yoğun. Güçlü, kuvvetli kimse.
  • Süt içinde ıslatılıp yumuşatılan hurma.
  • Baş kaldıran. Sadece fesadlık çıkaran. İnatçı. Şerli. Haddini aşmakta, azgınlıkta ve günahkârlıkta çok ileri gitmiş olan.

mest-i serşar

  • Haddinden fazla sarhoş, çok sarhoş.

meylü't-tecavüz

  • Haddi aşma, başkasının hakkına geçme meyli.

min gayr-ı haddin

  • Had harici, edeb dışı olarak.
  • Haddim olmayarak.

min gayri haddin

  • Haddim olmayarak.

min-gayr-ı haddin

  • Haddim olmayarak.

mu'tedi / mu'tedî

  • Sesini yükselten. Yüksek sesle dua eden.
  • Haddini aşan, tecâvüz eden.
  • Zâlim.

mübalaga

  • (Mübalağa) Bir şeyi çok büyük veya çok küçük göstermek. Bir şeyi olduğundan fazla veya eksik göstermek.
  • Haddini aşmak.
  • Edb: Bir şeyi ifade ederken ya olduğundan fazla veya olduğundan çok noksan göstermek." Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmak."

mübalağacuyane / mübalağacuyâne

  • Haddini aşar dercede izah edercesine. Mübâlağa yaparcasına. (Farsça)
  • Mübâlağa arayan. (Farsça)

mücaveze

  • Haddinden ileri geçmek. Normali aşmak. Bir şeyin, hadd-i itidâli geçmesi.
  • Birini suç ve günahı ile muâheze eylemeyip görmemezlik ile afv ve müsamaha eylemek.

müfrit

  • (Fart. dan) İfrat eden. Haddini aşan.
  • Ölçüsüz ve taşkın hareket eden.
  • Mübalağalı.
  • İfrat eden, haddini aşan, ölçüsüz ve taşkınca hareket eden.

muhaddirat

  • (Tekili: Muhaddire) Uyuşturucu ilâçlar.

muhaddire

  • (Bak: MUHADDİR)

muhaddis

  • Hadîs âlimi. Çok sayıda hadîs toplayıp, senet ve metinleriyle ezberleyen, râvilerin cerh ve ta'dîl (güvenilir olup olmadıkları) noktasından durumlarını bilen, bu ilimde ihtisas kazanıp kitaplar yazmış olan âlim. Muhaddisin çoğulu muhaddisîn'dir.

muhaddisin-i muhaddesun / muhaddisîn-i muhaddesûn

  • Allah tarafından kendilerine ilham olunan muhaddisler.

mutasallif

  • Haddinden, iktidarından hâriç fazilet ve zerafet iddiasında bulunan. Şarlatan.

mutasallifin / mutasallifîn

  • Haddinden fazla fazilet ve zerâfet iddiasından bulunanlar. Şarlatanlar.

mütecaviz / mütecâviz / مُتَجَاوِزْ

  • (Cevâz. dan) Hücum eden, tecüvüz eden. Haddi aşan, geçen.
  • Sataşan, saldıran.
  • Sarkıntılık eden.
  • Çok, fazla.
  • Saldıran, haddini aşan.
  • Haddi aşan.

mütecavizane / mütecâvizâne

  • Haddi aşarak, saldırgan bir şekilde.

mütehaddi

  • Çekişen, çekişip kavga eden. Tahaddi eden.
  • Dikkatle bakan.

mütehaddir

  • (Mütehaddire) Örtünen, bürünen, tahaddür eden.
  • Mc: Namuslu.

mütehaddise

  • (Bak: MÜTEHADDİS)

mutezile / mûtezile

  • Akla haddinden fazla önem veren sapık bir mezhep.

na-dan

  • Cahil, bilmez, haddini bilmez. (Farsça)

na-dani / nâ-danî

  • Terbiyesizlik, haddini bilmezlik. (Farsça)
  • Cahillik. (Farsça)

nadan / nâdân / نَادَانْ

  • Cahil, haddini bilmez.
  • Haddini bilmez, cahil.

perestiş / پَرَسْتِشْ

  • Haddinden fazla sevme.

perestişkar / perestişkâr / پَرَسْتِشْكَارْ

  • Haddinden fazla seven.

sabikun / sâbikûn

  • Asıl îtibâriyle peygamberler aleyhimüsselâm, onlara tâbi olmak bakımından Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn, peygamberlere vâris olmak bakımından müctehidler, müfessirler (tefsir âlimleri), muhaddisler (hadîs âlimleri) ve tasavvuf büyükleri.

selefiye

  • İtikadca Ehl-i Sünnet Mezhebi üzerinde olan Sahabe ve Tâbiîn'in gittikleri yol. Ve bu yolda giden fakihler, muhaddisler ve bu mezhebden olanlar.
  • Cenab-ı Hakk'ın varlığında ve diğer hususlarda Kur'an-ı Kerim aşikâr ne söylemiş ise aynen kabul edenler. Bunlara "Eseriyye" de denir.

su'-i edeb / sû'-i edeb

  • Edebsizlik, edeb dışı hareket, insanlara iyi muâmele etmemek, haddini bilmemek.

tahatti / tahattî / تخطى

  • (Bak: Tahaddi)
  • Haddini bilmeme, sınırı geçme, çizgiyi geçme. (Arapça)

tahdid-i sinn

  • Yaş haddi. Emeklilik.

tavk-ı beşer

  • Beşer takatinin, güç ve kudretinin son haddi.

te'dib

  • Edeblendirme. Terbiye verme.
  • Haddini bildirme.

te'diben

  • Te'dib suretiyle, te'dib için. Haddini bildirmek için.

te'dip

  • Edeplendirme, haddini bildirme.

teakkul

  • Aklı kullanarak, lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin haddini, sınırını aşmamak, yâni lüzumlu olanı terk etmemek, lüzûmsuz olanla meşgûl olmamak, bunlarla vakit öldürmemek.

tecavüz / tecâvüz / تجاوز / تَجَاوُزْ

  • Haddini aşma. Söz veya hareketle ileri gitme.
  • Aleyhine hareket etme.
  • Zorlama.
  • Geçme.
  • Sataşma, saldırma, sarkıntılık.
  • Haddini aşma, sınırı geçme. (Arapça)
  • Sarkıntılık etme. (Arapça)
  • Tecâvüz etmek: (Arapça)
  • Sınırı geçmek, başkasının haklarını hiçe saymak. (Arapça)
  • Irza geçmek. (Arapça)
  • Haddi aşma, saldırma.

tecavüz etme

  • Bir başkasının hakkını çiğneme, haddini aşma.

tecavüzat / tecavüzât

  • Haddi aşmalar, saldırılar.
  • (Tekili: Tecavüz) Tecavüzler. Sataşmalar. Haddi aşmalar.

tecavüzkar / tecavüzkâr

  • Haddini aşan, başkalarının haklarına saldıran.

tehaddi

  • (Bak: Tahaddi)

tesvig

  • Cevaz verme.
  • Kolaylaştırma.
  • Tecavüz etmek, haddini aşmak.

tugvan

  • Haddinden tecavüz etmek, haddini aşmak.

utüv

  • (Atiy-Utiy) Haddini aşma, tecavüz. Kibir. Serkeşlik.
  • Ayaklanma. İsyan.

zıvanadan çıkmak

  • Taşkınlık göstermek. Haddini aşmak, edepsizlik etmek.