LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hab kelimesini içeren 82 kelime bulundu...

agah / âgâh / آگاه

  • Haberdar, uyanık. Gaflette olmayan, kalben Allahü teâlâ ile berâber olan.
  • Haberli, uyanık.
  • Haberdar. (Farsça)
  • Âgâh etmek: Haberdar etmek. (Farsça)
  • Âgâh olmak: Haberdar olmak. (Farsça)

agahi / âgâhî / آگاهى

  • Haberdarlık. (Farsça)

ageh / âgeh / آگه

  • Haberdar. (Farsça)

agehi / âgehî / آگهى

  • Haberdarlık. (Farsça)

ahbar / ahbâr / اخبار

  • Haberler.
  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.
  • Haberler.
  • Haberler. (Arapça)

ahbeş

  • Habeş, Habeşi.

bahaber / bâhaber / باخبر

  • Haberli, haberdar. (Farsça - Arapça)

berdis

  • Habis kişi, pis kimse.

bi-haber / bî-haber / ب۪ي خَبَرْ

  • Habersiz, bilgisiz. (Farsça)
  • Habersiz.

bihaber / bîhaber / بى خبر

  • Habersiz.
  • Habersiz.
  • Habersiz. (Farsça - Arapça)

ervah-ı habise

  • Habis, kötü ruhlar. Allah'a isyan eden, itaati sevmeyen anarşist ruhlar.

gafil / gâfil / غافل

  • Habersiz, kul olduğunu hatırlamadan yaşayan.
  • Habersiz. (Arapça)

gafilen

  • Habersizce, gafil olarak.

gaflet / غفلت

  • Habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık. (Arapça)

haber / خبر

  • Haber. (Arapça)

haberdar / haberdâr / خبردار

  • Haberli, bilgili, vâkıf.
  • Haberli, vâkıf, bir mes'eleden haberi olan.
  • Haberli.
  • Haberli. (Arapça - Farsça)

haberpijuh

  • Haber almaya çalışan. Haber araştıran, haber toplayan. (Farsça)

habeş nasarası / habeş nasârâsı

  • Habeş Hıristiyanları.

habeşi / habeşî

  • Habeşli.

habir / habîr / خبير

  • Haberli.
  • Haberli. (Arapça)

hibeb

  • Habbler. Taneler, tohumlar. (Hubub da denir)

hubban

  • Habbeler, tâneler, tohumlar. (Hibeb de aynı meâldedir).

hububat / hububât

  • Habbeler, tâneli nebatlar, taneler.

hubur

  • Haberler. Havadisler.

i'lam / i'lâm

  • Haber verme, bildirme.

ihbar / اخبار / ihbâr / اِخْبَارْ

  • Haber vermek. Haber almak. Alınan haber. Anlatmak.
  • Haber verme.
  • Haber verme.
  • Haber verme.
  • Haber verme.

ihbar eden

  • Haber veren.

ihbar etme

  • Haber verme.

ihbar etmek

  • Haber vermek.

ihbarat / ihbarât / ihbârât

  • Haber vermeler.
  • Haber vermeler.

ihbarıyla

  • Haberiyle.

ihbariyyat

  • Haberle alâkalı, habere âit cümleler.

ihbarname

  • Haber kağıdı, haber yazısı.

inba

  • Haber verme. İhbar eyleme. Tebliğ etme.

işaa / işâa

  • Haber yayma.

işaa etmek / işâa etmek

  • Haber yaymak, herkese duyurmak.

istihbar / istihbâr

  • Haber sormak, haber almayı istemek.
  • Haber ve bilgi alma.
  • Haber alma.

istihbarat / istihbârât

  • Haber almalar.

istinhas

  • Haberi iyice inceleme.

istirak-ı sem'

  • Haber çalmak, kulak hırsızlığı.

ıtrif

  • Habis, hilekâr, kötü, pis.

ıttıla / ıttılâ

  • Haberdar olma, bilgi sahibi olma.

ıttıla kesb etme

  • Haberdar olma, bilgi sahibi olma.

ıttıla' / ıttılâ' / اِطِّلَاعْ

  • Haberdâr olma.

kesb-i vukuf

  • Haberi olma. Vukuf sahibi olma. Bilgi edinme.

medar-ı muhabere

  • Haberleşme vasıtası.

mesaj

  • Haber.

mez'

  • Haberin bazısını söyleyip bazısını gizlemek.

mugalgal

  • Haber.

muhaberat / muhâberât

  • Haberleşmeler, konuşmalar.
  • Haberleşmeler.

muhabere / muhâbere / مخابره / مُخَابَرَه

  • Haberleşme.
  • Haberleşme. Karşılıklı birbirine haber verme.
  • Haberleşme.
  • Haberleşme. (Arapça)
  • Haberleşme.

muhaberesizlik

  • Haberleşememe.

muhabir / muhâbir / مخابر

  • Haberci.
  • Haberci.
  • Haberci. (Arapça)

muhbir / مخبر / مُخْبِرْ

  • Haber veren.
  • Haberci.
  • Haber veren.
  • Haber veren, haberci. (Arapça)
  • Haber veren.

münhiye

  • Haber veren, haberci.

münzirat / münzirât

  • Haber verip kötülüğünü söyleyerek korkutanlar.

mürasele

  • Haberleşme, mektuplaşma.

muttali / muttâli

  • Haberdar olma, bilgi sahibi olma.

muttali olmak

  • Haberdar olmak.

muttali' / مُطَّلِعْ

  • Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf. Derk eden.
  • Haberdar.

nakıl-ı ahbar

  • Haberler nakleden.

nebe

  • Haber.

nebê

  • Haber.

nebe'

  • Haber. (Peygam)

nebe'-aver

  • Haber getiren. (Farsça)

nebi

  • Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettiren Peygamber.

necaşi / necaşî / necâşî

  • Habeş Meliki olan "Eshame" nin lâkabıdır. Kamus Şârihinin dediğine göre, mutlaka bu isim, Habeş Meliklerinin has isimleridir.
  • Habeş hükümdarı.
  • Habeş hükümdârı. Habeş krallarına verilen isim.

nefs-i ihbar / nefs-i ihbâr / نَفْسِ اِخْبَارْ

  • Haber vermenin kendisi.

peyam / peyâm / پيام

  • Haber. (Farsça)

peyam-ber

  • Haber getiren. Peygamber. (Farsça)

peyemres

  • Haber getiren, haber ulaştıran, haberci. (Farsça)

peygam / پيغام

  • Haber. (Farsça)

peym

  • Haber. (Farsça)

sifare

  • Habercilik.

şuurdarane / şuurdârâne

  • Haberli ve iyice tanıyarak. Kendinden haberi olarak. Bilerek, bilir gibi. (Farsça)

tahadüs

  • Haberleşmek.

tenbie

  • Haber vermek.

teshil-i muhabere

  • Haberleşmenin kolaylaşması.

vakıf olan / vâkıf olan

  • Haberi olan.

vasıta-i muhabere

  • Haberleşme aracı.

vesait-i muhabere / vesâit-i muhabere

  • Haberleşme araçları.

vukufdar / vukufdâr

  • Haberi olan. Bilgili. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR