LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te HEDİye ifadesini içeren 152 kelime bulundu...

arafet

  • (Çoğulu: Avârif) Atâ, ihsan, hediye.

ariza

  • Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye.

asar

  • Toz.
  • Sığınak.
  • Atiyye, hediye.

ataya-yı rahmaniye / atâyâ-yı rahmâniye

  • Sonsuz merhamet sahibi Cenâb-ı Hakkın bağış ve hediyeleri.

ataya-yı seniyye

  • Padişahın hediye ve ihsanları.

atiye

  • Hediye, bağış, ihsan.

atiyyat

  • (Tekili: Atiyye) Hediyeler. İhsanlar.
  • Büyük bir kimsenin bahşişleri.

atiyye / عَطِيَّه

  • Hediye, ihsan.
  • Hediye. Bahşiş. Lütüf ve ihsan.
  • Hediye.

atiyye-i seniyye / عطيهء سنيه

  • Padişah tarafından verilen hediye.

avatıf

  • (Tekili: Atıfet) Atıfetler. Hediyeler. İhsanlar.

bahşiş

  • Lütfedip verilen para. Fazladan, iyilik olsun diye verilen. İhsan. Hediye, mükâfat. (Farsça)

bahşiş-i şairane / bahşiş-i şairâne

  • Şair tarafından şiir şeklinde sunulan bahşiş ve hediye.

behaya / behâyâ

  • Güzel, parlak, lâtif şeyler; hediyeler.

behiye

  • Güzel, zarif, parlak hediye.

beratil

  • (Tekili: Birtîl) Hediyeler, rüşvetler.

berekat-ı ilahiye / berekât-ı ilâhiye

  • Bereketli ve feyizli İlâhî hediyeler.

berg-i sebz

  • Hediye.
  • Yeşil yaprak.

bergüzar / bergüzâr / برگذار

  • Hatırlatmak için armağan, hediye vermek. (Farsça)
  • Hatırlanmak için hediye verme.
  • Hatıra, hediye, yadigâr. (Farsça)

caize

  • (Cevaz. dan) (Çoğulu: Cevaiz) Azık, yol yiyeceği.
  • Hediye, armağan, bahşiş.
  • Edb: Eskiden takdim olunan medhiyeli bir şiire veya bir san'at eserine karşılık olarak verilen para, hediye ve bahşişler.

ceda

  • Bol yağmur, rahmet.
  • Hediye, ihsan. İn'âm.
  • Avantaj, kazanç.

cedva

  • Bol yağmur, rahmet.
  • Armağan hediye.

cezh

  • Hediye, atâ, bahşiş vermek.

desia

  • Atâ, bahşiş, hediye.
  • Huy, hulk, tabiat.

dest-muze

  • Armağan, hediye. (Farsça)

destaviz / destâvîz / دستاویز

  • Küçük hediye. (Farsça)

düldül

  • Peygamber Efendimize (a.s.m.) Mısır hükümdarınca hediye edilen katırın ismi.
  • Peygamberimizin Hazreti Aliye hediye ettiği binek hayvanı.

ermagan

  • Armağan, hediye. Bir kimseye bir işteki muvaffakiyetinden dolayı verilen hediye. (Farsça)

esis

  • Asıl esas, hak, doğru.
  • Hediyeler. Armağan olarak verilen şeyler.

et-tahiyyatü

  • Bütün mahlukatın hayatları, kal ve hâl dilleri ile Hâlıkları olan Allah'a (C.C.) karşı yaptıkları hamdler, şükürler, mânevi hayat hediyeleri.

fida

  • Dağıtmak.
  • Atâ etmek. Hediye veya bahşiş olarak vermek.
  • Bedel vermek.

gül-vend

  • En çok ceviz, incir, fıstık gibi şeylerden yapılan hediye, armağan. (Farsça)

hal'

  • Debbâğların dibâgat ettikleri derinin kazıntısı.
  • Vurmak.
  • Men etmek, engel olmak.
  • Hediye vermek, atâ etmek.
  • Cima etmek.

hasm

  • Atâ etmek, hediye vermek.
  • Ovmak.

hatr

  • Atâ etmek, hediye vermek.
  • Sağlamlaştırmak.

heda / hedâ

  • Hediye.

hedaya / hedâyâ / هدایا

  • (Tekili: Hediye) Hediyeler. Lütuf ve ihsanlar. Bağışlar.
  • Hediyeler.
  • Hediyeler.
  • Armağanlar, hediyeler. (Arapça)

hedaya-yı hayatiye / hedâyâ-yı hayatiye

  • Hayatın sunduğu hediyeler.

hedaya-yı hidayet / hedâyâ-yı hidâyet

  • Doğru yola ulaştırıcı hediyeler, ihsanlar.

hedaya-yı maneviye / hedâyâ-yı mâneviye

  • Mânevî hediyeler.

hedaya-yı rahmaniye / hedâyâ-yı rahmâniye

  • Allah'ın rahmet hediyeleri.

hedaya-yı rahmet / hedâyâ-yı rahmet

  • Rahmet hediyeleri.

hedaya-yı şahane / hedâyâ-yı şahane

  • Şahane, mükemmel hediyeler, armağanlar.

hedaya-yı sübhani / hedâyâ-yı sübhânî

  • Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah'ın hediyeleri.

hediye-i azime / hediye-i azîme

  • Büyük hediye.

hediye-i gaybi / hediye-i gaybî

  • Gizli hediye.

hediye-i hidayet

  • Hak ve doğru yol hediyesi.

hediye-i hikmet

  • Hikmet hediyesi.

hediye-i ilahiye / hediye-i ilâhîye

  • Allah'ın hediyesi.

hediye-i kudsiye

  • Kutsal hediye.

hediye-i kur'an / hediye-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hediyesi.

hediye-i kur'aniye / hediye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hediyesi.

hediye-i maneviye / hediye-i mâneviye

  • Mânevî hediye.

hediye-i masumane / hediye-i mâsumâne

  • Masumca verilmiş hediye.

hediye-i nuraniye

  • Nurlu, parlak hediye.

hediye-i nuriye

  • Nurun hediyesi; nurlu hediye.

hediye-i rahmani / hediye-i rahmânî

  • Acıma ve merhamet sahibi Allah'ın hediyesi.

hediye-i rahmaniye / hediye-i rahmâniye

  • Sonsuz rahmet sahibi Allah'ın hediyesi.

hediye-i rahmet

  • Rahmet hediyesi.

hediye-i ramazaniye

  • Ramazan hediyesi.

hediye-i ubudiyet / hediye-i ubûdiyet

  • Kulluk hediyesi.

hediye-i vakfiye

  • Hediye olarak vakfedilen.

hediyeten

  • Armağan olarak, hediye olarak.

hediyy

  • (Tekili: Hediye) Atiyyeler, hediyeler.

hediyye / هدیه

  • Armağan, hediye. (Arapça)

hemr

  • Su dökmek.
  • Göz yaşı akıtmak.
  • Süt sağmak.
  • Atâ etmek, hediye vermek.

hıba'

  • Atâ, bahşiş, hediye.

hibe

  • Bağış. Bir malı karşılıksız olarak başkasına verme. Hibe edilen mala hediye denir.

hırka-i saadet

  • Cenab-ı Peygamber'in (A.S.M.) İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda gümüş sandık içinde muhafaza edilen hırkasıdır. Mısır'ın fethi üzerine Mekke Şerifi tarafından diğer emanat-ı mübareke ile beraber Yavuz Sultan Selim Han'a hediye edilmiştir. Hırka-i Şerif de denir.

hırka-i seadet / hırka-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb-ı kirâmdan (Peygamberimizin arkadaşlarından), Kâ'b bin Züheyr'e, yazdığı güzel kasîdesinden dolayı hediye ettiği bu hırka, İstanbul'da Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Seâdet dâiresinde diğer kutsal emânetlerle birlikte muhâfaza edilmektedir.

hırka-i şerif / hırka-i şerîf

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sağlığında büyük velî Veysel Karânî hazretlerine verilmesini vasiyet ettiği mübârek hırkası. Veysel Karânî'ye hediye edilen bu hırka, İstanbul Fâtih'teki Hırka-i Şerîf Câmii'ndedir.

ihda / ihdâ / اهدا

  • İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak.
  • Hediye etmek. Armağan yollamak.
  • Hediye etme.
  • Îman yolunu gösterme, hediye etme.
  • Hediye etme. (Arapça)
  • İhdâ edilmek: Hediye edilmek. (Arapça)
  • İhdâ etmek: Hediye etmek. (Arapça)

ihda etmek / ihdâ etmek

  • Hediye etmek, hediye olarak sunmak.

ihdaiyye

  • Hediye etme vesilesiyle yazılan yazı.

ihsanat-ı hususiye / ihsânât-ı hususiye

  • Özel hediye ve ikramlar.

ihtiyat hazinesi

  • Tar: Savaş ve diğer fevkalâde masraflara karşılık olmak üzere sarayda biriktirilen paralar. Gelirleri havass-ı hümayun hâsılatı, ganimetlerin beşte biri ve başka hükümdarlardan gelen hediyelerdi. Buna "iç hazine" veya "enderun hazinesi" de denilirdi.

ikram / ikrâm

  • Hürmet ve saygı gösterme veya yiyecek, içecek, hediye yâhut başka bir şey sunma.

ikramiye

  • Hürmet ve mükâfat için verilen para veya hediye.
  • Memurlara maaş haricinde ve her sene belli bir zamanda verilen para.
  • Yapılan iyilik karşılığı olarak verilen hediye veya para.
  • Satıcı tarafından pazarlığın hâricinde olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen şey

irfad

  • Yardım etme, bağışta bulunma. Hediye verme.

isimlik

  • Tar: Saraylılar tarafından gönderilen hediyelik şeylerin kimin tarafından gönderildiğini belirten adres pusulası.

istihab

  • (Hibe. den) Hibe ve hediye olarak isteme. Bağış olarak arzulama.

ithaf / ithâf / اتحاف

  • Hediye etmek. Armağan vermek.
  • Edb: Birisinin nâmına eser yazmak.
  • Hediye etme. (Arapça)
  • Eser sahibinin eserini birine veya bir kuruluşa manen hediye etmesi. (Arapça)

kaside-i bürde / kasîde-i bürde

  • İslâm âlimlerinin meşhûrlarından ve evliyânın büyüklerinden Muhammed bin Saîd Busayrî hazretlerinin, sevgili Peygamberimizi öven meşhûr kasîdesi. Bu kasîdeyi rüyâsında Peygamber efendimize okuduğu ve Peygamber efendimiz de ona bürdesini yâni hırkasını hediye ettiği için bu kasîdeye Kasîde-i Bürde de

kına'

  • Başörtüsü, eşarp. Örtü, yaşmak, peçe, nikâb.
  • İçinde hediye gönderilen tabak.

kıst

  • Pay. Hisse. Nasib. Kısım. Mizan. Rızık. Kısım kısım verilen bir hediyenin, borcun her defada verilen bir parçası. Tartı ve ölçüde doğruluk. Adalet etmek.

kudumiyye

  • Uzak yoldan gelen bir büyük zâta, oranın halkı tarafından takdim edilen hediye.
  • Edb: Böyle bir vaziyetten dolayı yazılan kaside.

latafe

  • Hediye, armağan.

lüha

  • Gümüş.
  • Bahşiş, atâ, hediye.

lühne

  • Misafire seferden geldiğinde verilen hediye ve armağan.
  • Savaş gününde başa giyilen tolga. Az şey.
  • Kahvaltı.

lühve

  • (Çoğulu: Lühâ-Lühât) Değirmencinin, eliyle değirmenin ağzına döktüğü tane. (Daha çok hediye, atâ ve hibe mânasına kullanılmıştır.)

madalya

  • İtl. Büyük işlerde muvaffak olanlara veya büyük fedakârlık ve kahramanlık gösterenlere hediye ve hatıra olarak verilen ve çok defa yuvarlak biçimde, göğüse takılacak şekilde olan kıymetli madeni parça.

mahmil

  • Harameyne hacı kafilesi ile birlikte gönderilen hediyeler.
  • Deve üzerine konulan sepet. Mahfe. Sürre.
  • Bir ibareye hamledilen mâna ihtimâllerinden her birisi.

mahmil-i şerif

  • Mekke ve Medine'ye, sürre namiyle gönderilen hediye ve paraların yüklendiği vasıta.

mehdiyye

  • Mehdiye âit ve mensub olan. Mehdiye dâir ve müteallik.
  • Hediye. Armağan.

meniha

  • Hediye, armağan, bahşiş.

mevhibe

  • İhsan. Sevgi. Hediye.
  • Allah vergisi, ihsan, bağış, hediyesi.

mevhibe-i ilahiye / mevhibe-i ilâhiye / مَوْهِبَۀِ اِلٰهِيَه

  • Cenâb-ı Hakkın ihsan ve hediyesi.
  • Cenab-ı Hakk'ın ihsan ve hediyesi.
  • İlâhî hediye.

mı'ta

  • (Çoğulu: Mıât-Mıâtâ) Bahşişi ve hediyesi çok olan kişi.

mihda

  • İçine hediye konulan kap.

muatat

  • Birbirine atâ etmek, karşılıklı hediyeleşmek.
  • Vermek.

müczil-el ataya / müczil-el atâyâ

  • Hediye ve ihsanlarını çok çok veren. İhsanlarını çoğaltan.

muhadat

  • Hediyeleşmek. Karşılıklı olarak hediyeler vermek.

mühadat

  • Birbirine bahşiş ve hediye vermek.

mühatat

  • Birbirine atâ ve bahşiş etmek, hediye vermek.

mühda

  • Hediye gönderilmiş, hediye verilmiş.

mühda-ileyh

  • Kendisine hediye verilen kimse.

mühdi / mühdî

  • Hediye veren. Hediye gönderen. İhda eden.
  • Hidayete getiren. Hidayete vesile olan.
  • Mürşid, muvaffak.
  • Risalet ve nübüvveti bütün âlemlere rahmet ve saadet sebebi olduğundan, Cenab-ı Hakk'ın bütün âlemlere hediye ve atiyyesi mânasında Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mübarek bi

müjde-gan / müjde-gân

  • Müjdeye karşılık verilen bahşiş veya hediye. (Farsça)

mülk şirketi

  • İki veya daha çok kimsenin, mîrâs veya hediye sûreti ile veya parasını belirli oranda verip satın alarak, bir mala berâber sâhib olmaları; yâhut mallarını ayrılmayacak şekilde karıştırıp ortak olmaları.

müşareme

  • Birbirinin başını yarmak.
  • Hediyeleşmek, atâ etmek.

müteheddi

  • (Hidyet. den) Hediye gönderen.
  • Hidâyete eren, doğru yola giren. İslâm dinini kabul edip müslüman olan.

muthef

  • Hediye, armağan. İthaf olunan şey.

muthif

  • Hediye veren, armağan eden. İthaf eden.

nayil

  • Atâ, bahşiş, hediye.

nevbave

  • Yeni yeşillik. (Farsça)
  • Turfanda yemiş. (Farsça)
  • Hediye, armağan. (Farsça)

nuhl

  • Karşılıksız hediye ve hibe.

nuhla

  • Atiyye, hediye.

pişkeş

  • Hediye, armağan, hibe. (Farsça)

ragibe

  • Rağbet olunan veya rağbetle istenilen şey.
  • İhsan, hediye.

rahmaniyyet

  • Cenab-ı Hakk'ın Rahman oluşu. (Yâni: Gözümüzle görüyoruz, birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleri ile doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve Rahmâniyetin yüz binlerle ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş ve zemin içini rahimiyyet ve hakîmiyetin binlerle kıym

ramazaniye

  • Ramazan hediyesi olarak gelen Yirmi Dokuzuncu Mektup'ta yer alan Ramazan'a dair olan bölüm.

refd

  • Atâ etmek, hediye vermek.
  • Yardım etmek.
  • Büyük kadeh.

regaib

  • (Tekili: Ragibe) Çok istenilecek şeyler. Hediye, atiyye. Çok rağbet olunan şeyler. Bol bol ihsan etmek.

reh-averde

  • Yolcunun getirdiği hediye. (Farsça)

rifd

  • (Çoğulu: Erfâd - Rufud) Atâ, hediye, bahşiş.
  • Yardım, muavenet.

şabaş

  • Alkış etme, alkışlama. Aferin deme. Bir hareketi güzel bulmaktan dolayı alkışlamak veya hediye vermek. (Farsça)

safed

  • (Çoğulu: Esfâd) Esirlerin eline ve ayağına bağlanan bağ.
  • Atâ, bahşiş, hediye.

şebr

  • Karışlamak.
  • Hediye vermek, atâ etmek.
  • Ücret.
  • Kira.

şekd

  • Atâ ve ihsan etmek. Hediye vermek.

şerm

  • Yarmak.
  • Atâ etmek, hediye vermek.

seyb

  • (Çoğulu: Süyub) Su akmak.
  • Bahşiş, hediye, atâ.
  • Medfun mal, gömülü mal.

seyh

  • Yere batmak.
  • Sefer.
  • Akarsu.
  • Dikilmiş aba.
  • Atâ etmek, hediye vermek.
  • Çizgili elbise.

sıla

  • Kavuşmak, ulaşmak, vuslat.
  • Âşıkın mâşukuna kavuşması.
  • Doğduğu yeri, hısım akrabayı gidip görme.
  • Bahşiş, hediye.
  • Gr: Cümlenin içinde ism-i mensub bulunmasıyla, dahil olduğu cümlenin evvelce mâlum olması iktiza eder. İçinde bulunduğu cümleyi sonradan gelen cümle

sılat

  • (Tekili: Sıla) Sılalar.
  • Bahşişler, armağanlar, hediyeler.

sılle

  • (Çoğulu: Sılât) Vuslat, kavuşma.
  • Hediye, atâ.

şit (şis) aleyhisselam / şit (şîs) aleyhisselâm

  • Âdem aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselâmın oğludur. Babası vefât edince peygamber oldu. Kendisine elli suhuf kitâb verildi. Şit ismi İbrânice olup Arapça'da Allah'ın hibesi (hediyesi) mânâsındadır. Şit yerine Şîs de denilmiştir.

tahiyyat / tahiyyât

  • Selâmlar. Duâlar. Manevî hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye.
  • Mâlikiyet, beka ve mülk.
  • Hediyeler.

tahiyye

  • Selam, hediye.
  • Hediye.

takdime

  • (Çoğulu: Tekadim) Kendisinden üstün kişiye sunulan armağan, hediye.
  • Takdim.

talef

  • Fazl. Atâ, hediye, bahşiş, hibe.
  • Kanı heder olmak.

tefarik

  • Müteferrik olanlar. Tefrikalar. Ayırma ve seçmeler.
  • Taksitler. Ufak tefek şeyler. Ayrıca şeyler.
  • Küçük hediyelik eşya.

tehdiye

  • Hediye verme, bağışlama.

tekadim

  • (Tekili: Takdime) Takdim edilen armağanlar, verilen hediyeler.

tenahüd

  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Hediye vermek, atâ etmek.

tenvil

  • Atâ, bahşiş, hediye.

tuhaf / تحف

  • (Tekili: Tuhfe) Hediyeler.
  • Münâsebetsiz hâl.
  • Eğlenceli, gülünç.
  • Garip iş veya şey.
  • Hoşa giden ve az bulunur şeyler.
  • İlginç. (Arapça)
  • Hediyeler. (Arapça)
  • Gülünç. (Arapça)

tuhfe / تحفه

  • Turfanda şey.
  • Görülmemiş yeni çıkan. Yeni.
  • Hediye, armağan.
  • Hediye, armağan, değerli şey.
  • Hediye. (Arapça)

uraza

  • Misafire çıkarılan yiyecek.
  • Hediye, armağan.

vahib-ül ataya / vâhib-ül atâyâ

  • Hediyeler bağışlayan. Bağışlar ihsan eden. (Cenab-ı Hak (C.C.)

vezime

  • Hediye.

yad / yâd

  • Anma. Hatırda tutma. Zikretme. (Farsça)
  • Hediye. (Farsça)
  • Hâtıra. (Farsça)
  • Hatır, gönül. (Farsça)
  • Uyanıklık. (Farsça)
  • Anma, hatırda tutma, zikretme.
  • Hediye.
  • Hatıra.
  • Hatır gönül.

yadigar / yâdigâr

  • Hediye, armağan.

yadigar-ı tahattur / yâdigâr-ı tahattur

  • Hâtıra, hatırlatacak bir hediye.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR