LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te HAZ kelimesini içeren 147 kelime bulundu...

adem-i i'dad

  • Hazır duruma getirememe, müsait olmama, elverişli olmama.

alevi / alevî

  • Hazret-i Ali'ye mensûb olan.
  • Hazreti Ali sevgisini meslek kabul eden.

amade / âmâde / آماده / آمَادَه

  • Hazırlanmış, hazır. (Farsça)
  • Hazır, hazır vaziyette olma.
  • Hazır.
  • Hazır. (Farsça)
  • Hazır, emir bekleyen.

amade-gi / âmâde-gî

  • Hazırlık, âmâdelik. (Farsça)

amadegi / âmâdegî / آمادگى

  • Hazırlık. (Farsça)

amede-gu / âmede-gû

  • Hazırcevap. Düşünmeden hemen güzel söz söyleyen kimse. (Farsça)

asgün

  • Hazar Denizi'ne verilen bir isim.

astin-berçide

  • Hazırlanan veya hazırlanmış (adam). (Farsça)

astin-malide

  • Hazırlanmış, hazırlanan (adam). (Farsça)

bahr-i hazer / بحر خزر

  • Hazer Denizi.
  • Hazar Denizi.

barnabas incili / barnabas incîli

  • Hazret-i Îsâ'nın havârîlerinden biri olan Barnabas'ın, Îsâ aleyhisselâmdan görüp işittiklerini doğru şekilde yazıp derlediği İncil.

bevvee

  • Hazırladı, yerleştirdi, sâhib kıldı (meâlinde fiil).

beytülmal / بيت المال

  • Hazine, maliye hazinesi. (Arapça)

caferiyye / câferiyye

  • Hazret-i Ali'nin torunlarından Ca'fer-i Sâdık'a bağlı olduklarını iddiâ eden, bozuk İmâmiyye fırkasının otuz ikinci kolu.

cefaset

  • Hazımsızlık ıztırabı, sindirim zorluğu.

celcelitiye / celcelîtiye

  • Hazreti Ali radıyallahu anhın önemli bir eseri.

cenab / cenâb / جناب

  • Hazret. (Arapça)

define / دَف۪ينَه

  • Hazine, gizli servet.
  • Hazine.

difaf

  • Hazırlandırmak.

ehl-i kitab / ehl-i kitâb

  • Hazret-i Îsâ veya Mûsâ aleyhimesselâmdan birine ve bunlara gönderilen kitâblara inanan kâfirler, yahûdîler ve hıristiyanlar.

ercuze / ercûze

  • Hazreti Alinin meşhur bir kasidesi.

gaibane / gaibâne

  • Hazırda görünmeksizin, yüzyüze olmadan. Gizliden. (Farsça)

gayb

  • Hazır olmama, gizli kalma. Hazır olmayan gizli kalan, görünmeyen.
  • Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde bildirilmeyen, his organları, tecrübe ve hesâb ile anlaşılmayan gizli şeyler.
  • Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen, Allahü teâ

gaybi / gaybî

  • Hazırda olmayan. Görünmeyenlere âit. Hazır olmayanlara âit. Başka âlemdekilere âit. Âhirete âit. Gayba âit ve müteallik.

genc / گنج

  • Hazine, define.
  • Hazine. (Farsça)

gencine / gencîne / گنجينه

  • Hazine. (Farsça)

gencur

  • Hazine muhafızı, hazinedar. (Farsça)

gıyaben / gıyâben / غِيَابًا

  • Hazır bulunmadığı halde.

gıyabi / gıyâbî / غِيَاب۪ي

  • Hazır bulunmadığı halde.

günc

  • Hazine. Köşe. Zâviye. (Farsça)

güvar

  • Hazmı kolay olan ve zaikaya hoş gelen, nefsin meylettiği şey.

güvarende

  • Hazmedilmesi kolay. (Farsça)

hazain / hazâin / خزائن

  • Hazineler.
  • Hazineler.
  • Hazineler. (Arapça)

hazarat

  • Hazretler, efendiler.

hazerat / hazerât / حضرات

  • Hazretler; saygıdeğer olanlar (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir).
  • Hazretler. (Arapça)

hazım

  • Hazmettirici, sindirici.

hazin / hâzin / خازن

  • Haznedar. (Arapça)

hazine / hazîne / خزینه

  • Hazine, devlet malının saklandığı yer.
  • Hazine. (Arapça)

hazine-i hümayun

  • Hazine-i Hümayun'da bulunan savaş eşyasından bir kısmının manevî değeri büyüktü. Diğer kısmının ise maddî değeri fazla idi. (Savaşlarda ele geçirilen kıymetli ganimet, padişahlardan kalmış olan değerli eşyalar gibi.)

hazine-i mektubat

  • Hazine değerinde mektupların bulunduğu eser; Mektubat.

hazinedar / hazînedâr / خزینه دار / خَز۪ينَه دَارْ

  • Hazine bekçisi.
  • Hazine görevlisi.
  • Haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu. (Arapça - Farsça)
  • Hazineyi koruyan.

hazinedari / hazinedarî

  • Hazinedarlık. (Farsça)

hazinedarlık

  • Hazine bekçiliği.

hazır / hâzır

  • Hazer eden. Korkup çekinen.
  • Hazırda, huzurda olan.

hazır ve müşahid

  • Hazır bulunma ve şahid olma.

hazırane / hâzırâne

  • Hazırcasına.

hazz

  • Haz, hoşlanma.

heni / henî

  • Hazmı kolay olan, faydalı ve sıhhate uygun.

hişamiyye / hişâmiyye

  • Hazret-i Ali'yi sevdiğini iddiâ ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamberimizin arkadaşlarını) kötüleyen şîanın kollarından olan bozuk bir fırka, topluluk.

hızan / hızân

  • Hazine.
  • Hazine.

hizane / hizâne / خزانه

  • Hazine. (Arapça)

hoşgüvar

  • Hazmı kolay, tatlı, hoş, sindirici. (Farsça)

hudur

  • Hazırlık.

hulya-yi hazin

  • Hazin hülya.

huzuz / huzûz

  • Hazlar.

huzuzat / huzûzât

  • Hazlar, hoşa giden şeyler.

huzzar / huzzâr / حضار

  • Hazır olanlar, bulunanlar. (Arapça)

i'ba'

  • Hazırlık.

i'dad

  • Hazırlama. Yetiştirme. Geliştirme.

ichaz

  • Hazırlandırmak.

idad / îdâd

  • Hazırlama.

idadi / îdâdî

  • Hazırlıklık devresi.

idadiye / îdâdiye

  • Hazırlama.
  • Hazırlamayla ilgili, eskiden lise seviyesindeki okul.

ihtizar

  • Hazer etmek. Korunmak. Sakınmak.

ihtizaz

  • Haz duymak. Ferahlamak.

ihzar / ihzâr / اِحْضَارْ

  • Hazırlama.
  • Hazırlama.
  • Hazırlama.

ihzar eden

  • Hazırlayan.

ihzar edilen

  • Hazırlanan.

ihzar etme

  • Hazırlama.

ihzar etmek

  • Hazırlamak.

ihzarat / ihzârât

  • Hazırlamalar.
  • Hazırlamalar.

ihzari / ihzarî / ihzârî / احضاری

  • Hazırlık mahiyetinde olan. Hazırlayan.
  • Hazırlayıcı. (Arapça)

ihzariye / ihzâriye

  • Hazırlama.
  • Hazırlama.

imran / imrân

  • Hazreti Meryemin babası.

irtical

  • Hazır cevaplılık. Düşünmeden ve birdenbire açıkça güzel söz veya şiir söylemek.

irticalen / irticâlen

  • Hazırlıksız olarak, düşünmeden ezbere içinden geldiği gibi konuşmak.
  • Hazırlıksız söyleme.

irticali / irticâlî

  • Hazırlıksız konuşma.

isbat-ı vücud

  • Hazır bulunma. Varlığını gösterme.

islam / islâm

  • Hazreti Muhammed aleyhisalâtü vesselâmın getirdiği din.

israil / isrâil

  • Hazreti Yakubun lâkabı.

istifade-i huzuzat

  • Hazlardan, lezzetlerden istifade.

istihzar

  • Hazırlama.
  • Hazır etme, gözönüne getirme.

istihzarat / istihzarât

  • Hazırlıklar.
  • Hazırlamalar.

ivaz

  • Hazırlanmış, düzülmüş. (Farsça)

kabil-i hazım

  • Hazmı mümkün, sindirilebilir.

kaside-i bürde

  • Hazret-i Peygamber (A.S.M.) önünde meşhur Arab Şâiri Ka'b bin Züheyr'in okuduğu kasidenin adı olup, bu kasideyi Peygamber Aleyhissalâtü vesselâm beğenmiş, mükâfat ve iltifat eseri olarak da kendi hırkasını ona giydirdiğinden bu isimle meşhur olmuştur.

kenz / كنز

  • Hazine.
  • Hazine, define.
  • Hazine. (Arapça)

kerbela / kerbelâ

  • Hazreti Hüseyinin şehit edildiği yer.

keylus

  • Hazmı kolay olan gıda.

künuz / künûz / كنوز

  • Hazineler.
  • Hazineler.
  • Hazineler. (Arapça)

lükkaa

  • Hazırcevap olan.

mahazar / mâhazar / ماحضر

  • Hazırda olan. (Arapça)

mahzen

  • Hazine odası.

mahzeniyet

  • Hazine değerinde oluş, kıymetlilik, stok değeri.

mahzun

  • Hazinede saklanan şey.

mahzur

  • Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsaade olmayan. Mâni. Çekinilecek şey.

mahzurat

  • Hazer edilip korunulacak şeyler. Yasak olanlar. Engeller.

meftah

  • Hazine.

merue

  • Hazmetmek.

mi'rac-un nebi

  • Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) huzur-u İlâhîde yükselmesi.

miftah-ı kenz

  • Hazinenin anahtarı.

miladi yıl / mîlâdî yıl

  • Hazret-i Îsâ'nın doğduğu iddiâ edilen yılı başlangıç kabûl eden ve 365,242 günlük güneş yılını esas alan takvim senesi.

muadd

  • Hazırlanmış. İdâd olunmuş.

müfteh

  • Hazine, define.

mühenna

  • Hazmolmuş.

müheyya / müheyyâ / مهيا / مُهَيَّا

  • Hazır, amade.
  • Hazır, hazırlanmış.
  • Hazır. (Arapça)
  • Hazır.

müheyya eden

  • Hazırlayan.

müheyya etmek / müheyyâ etmek

  • Hazırlamak.

müheyyi'

  • Hazır eden. Müheyya eden. Amâde eden.

mümehhed

  • Hazırlanmış, serilmiş.

müstahzarat / müstahzarât

  • Hazırlanmış şeyler.

müstaid / müstaîd

  • Hazır; istidat ve kabiliyet sahibi.

müsteyser

  • Hazır, kolaylanmış.

mütehazzır

  • Hazır olan, huzurda bulunan.

müteheyyi'

  • Hazırlanmış, hazır. Hazırlanan.

na-hoş-güvar

  • Hazmı zor, sindirimi güç. Tatsız. (Farsça)

naci'

  • Hazmı kolay olan yiyecek.

naciz

  • Hâzır.

ömr-ü hazin

  • Hazin ömür. Hüzünlü hayat.

peyda / peydâ / پَيْدَا

  • Hâzır.

sebbiyye

  • Hazret-i Ali'yi seviyoruz deyip Eshâb-ı kirâmın çoğunu kötüleyen bozuk fırka.

sebeiyye

  • Hazret-i Ali'ye tanrı diyen bozuk fırka. Bunlara Hurûfîler de denir.

sene-i hicriye

  • Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Mekke'den Medine'ye hicreti başlangıç sayılan ve Muharrem 1'den başlayan sene. Bu sene-i Kameriye (kamer yılı), Zilhicce ile biter, 354 veya 355 gün sürer.

şerif-i caferi / şerîf-i câferî

  • Hazret-i Ali'nin, hazret-i Fâtıma'dan dünyâya gelen Zeyneb adlı kızınınAbdullah bin Câfer-i Tayyâr ile evlenmelerinden meydana gelen evlâdına verilen ad.

sıffin / sıffîn

  • Hazret-i Ali (R.A.) ile Hazret-i Muaviye (R.A.) arasında vuku bulan muharebelere meydan olmakla şöhret bulmuştur. Sıffîn muharebesinde Hazret-i Ali'nin maiyyetinde 120.000 Hazret-i Muaviye'nin maiyyetinde 90.000 kişi vardı. Hazret-i Ömer'in (R.A.) oğlu Hz. Abdullah da şehid olanların arasında idi. S

şii / şiî

  • Hazreti Aliye aşırı taraftarlık gösteren kimse.

şir-i yezdan

  • Hazret-i Ali Radiyallahu Anh'ın bir ismi. Allah'ın Aslanı.

tabii / tabiî

  • Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ı sağ iken görmüş olan mü'minlerle yani Ashabla görüşmüş ve onlardan ders almış olan sâlih müslümanlar.

tahzin

  • Hazinede saklama.

takriri sünnet / takrirî sünnet

  • Hazret-i Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın, sahabelerinden birinin söylediğini veyahut işlediğini gördüğü halde, onu menetmiyerek sükût buyurmaları.

te'viye

  • Haz duyup "oh" demek.

tedarikat / tedarikât / تداركات

  • Hazırlıklar. (Arapça)

tedarük / tedârük / تدارک

  • Hazırlama, temin etme. (Arapça)

tedarukat / tedârukât / تداركات

  • Hazırlıklar. (Arapça)

teehhüb

  • Hazırlanmak.

teheyyü

  • Hazırlanma, nizamlanma.

tehiyye / تهيه

  • Hazırlama. (Arapça)
  • Tehiyye edilmek: Hazırlanmak. (Arapça)
  • Tehiyye etmek: Hazırlamak. (Arapça)

tehyie / تهيئه

  • Hazırlama. (Arapça)

temhid

  • Hazırlama, döşeme.

terzeban / terzebân / ترزبان

  • Hazırcevap. (Farsça)

teşahüd

  • Hazır olmak.

usret-i hazm

  • Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu.

yadkerd

  • Hazırlama. (Farsça)

yar-ı gar / yâr-ı gar

  • Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en sâdık sahabesi Hazret-i Ebubekir Radıyallahü Anh'ın ünvanı. Hicret esnasında en tehlikeli bir zamanda mağaraya girdiklerinde Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'a sadakatla hizmet ettiğinden bu nam ile anılır.

yezidiler / yezîdîler

  • Hazret-i Ali'ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. İbâdiyye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd'ın adamlarından Yezîd bin Enîse'ye uydukları için bu adı almışlardır. Emevî halîfelerinden Yezîd'in bunlarla hiçbir ilgi si yoktur.

zar zar

  • Hazin hazin, yanık yanık, (sesle) ağlıya ağlıya. (Farsça)

zeydiyye fırkası

  • Hazret-i Ali'yi sevdiğini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâma düşmanlık besleyen, onlar hakkında kötü sözler söyleyen şîanın kollarından. On iki imâmın dördüncüsü olan Zeynelâbidîn'in oğlu Zeyd'e tâbi olan ve hazret-i Ali, Eshâbın en efdalidir (üstünüdür); bununla berâber Ebû Bekr, Ömer, Osman'ın (r.anhü

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın