LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te HALA ifadesini içeren 152 kelime bulundu...

abdullah

  • Allah'ın kulu.
  • Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (A.S.M.). Hem muhterem ba

amme / عمه

  • Hala, babanın kız kardeşi.
  • Hala. (Arapça)

bab

  • Evlat sahibi erkek. Ata, ecdat. (Farsça)
  • Gemi halatlarının bağlandığı yer. (Farsça)
  • İnşaatta ağırlıkların bindirildiği direk. (Farsça)
  • Mânevi rehber, şeyh. (Farsça)
  • Bektaşi şeyhi. (Farsça)
  • Hayırhah ve muhterem. (Farsça)
  • Daha çok zencilerde olan bir hastalık cinsi.Aile reisi babadır. Babanın hayatt (Farsça)

belul

  • Kurtulma. Hastalıkdan, marazdan kurtulma. Halâs olma.

bibi

  • Hala, babanın kızkardeşi.

çağz

  • Kurbağa. (Farsça)
  • Korku, havf. (Farsça)
  • Kapandığı halde hâlâ içinde cerahat bulunan yara. (Farsça)
  • Ah ü fizar. İnilti. (Farsça)

cariye / câriye / جاریه

  • Halayık. (Arapça)

cereyan / cereyân

  • Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma.
  • Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir.

cevari / cevârî / جواری

  • Halayıklar. (Arapça)

cümmel

  • (Cümel) Harflerin, sayı kıymetine göre hesaplanması. Ebced.
  • Bir kaç urganın birleştirilmesinden meydana gelmiş olan çok kalın gemi halatı.

dada

  • Halayık. Çocuk bakıcı. Dadı. (Farsça)

darb-zen

  • Mâdeni levhalar üzerine kabartma olarak nakışlar işleyen. (Farsça)
  • Kale döven. (Farsça)

devai

  • (Tekili: Dâiye) Batından, içten gelen bir duyguyu teşvik edici hâlât.

disar

  • (Çoğulu: Düsür) Kenet, urgan, halat, perçin, mismar.

düsür

  • (Tekili: Disar) Perçinler, halatlar, kenetler. Geminin tahtalarını birbirine bağlayan rabıtalar.

efder

  • (Evder) Amca. Babanın erkek kardeşleri. (Farsça)
  • Yeğen. Amca, hala, teyze çocukları. (Farsça)

eknun

  • Şimdi, el'an, hâlâ. (Farsça)

el'an / el'ân / اَلْاٰنْ

  • Hâlâ.

el-an

  • Şimdi. Hâlâ. Hâl-i hazırda.

elan / elân

  • Şimdi, hâlâ.

elhal

  • Şimdi, hâlâ, henüz, şimdiki hâlde.

elvah / elvâh / الواح

  • Levhalar.
  • (Tekili: Levha) Levhalar. Tablolar.
  • Levhalar, tablolar.
  • Levhalar, tablolar.
  • Levhalar, tablolar. (Arapça)

elvah-ı alem / elvah-ı âlem / elvâh-ı âlem

  • Âlemin görünüşü, manzara ve levhaları.
  • Âlemin levhaları.

elvah-ı kaderiye / elvâh-ı kaderiye

  • Kader çizgilerini içeren levhalar.

elvah-ı mahfuza / elvâh-ı mahfuza

  • Herşeyin kaderinin kaydedilip muhafaza edildiği mânevî levhalar.

elvah-ı misali / elvâh-ı misâli

  • Misâlî levhalar, mânevî kopyalama tabloları.

elyevm

  • Bugün. Hâlâ.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enderi / enderî

  • Kalın ip, halat.
  • Şam yakınında bir köyün adı.
  • Bir dağ adı.

fals

  • Halâs etmek, kurtarmak.

fetehat

  • (Tekili: Fetha) Fethalar, arapçadaki üstün işaretinin adı.

fevatih

  • (Tekili: Fâtiha) Fâtihalar. Başlangıçlar.
  • Son vermeler.
  • Bir kitabın mukaddemeleri.

fiat

  • (Tekili: Fî) Kıymetler, değerler, bahalar.

fikak

  • Halas, kurtulma.
  • Bir şeyin karşılığında verilen şey.

habl

  • İp. Urgan. Halat.
  • Tıb: Vücudda ip gibi olan âzalar.
  • İp, urgan, halat.

haffe

  • (Çoğulu: Hıff) Çulhaların bez sardıkları ağaç.

hala / hâlâ / حالا

  • (Çoğulu: Hâlât) Babanın kız kardeşi, hala. Arapçada: Ananın kızkardeşi. Teyze.
  • Şimdi, hâlâ. (Arapça)

halaa / halâa

  • (Bak: HALÂAT)

halaik / halâik / خلائق

  • (Tekili: Halayık) (Halk) Mahlukat. Yaratılmışlar.
  • Huylar. Tabiatlar.
  • Yaratıklar. (Arapça)
  • Halayık. (Arapça)

halas / halâs / خلاص

  • Kurtuluş, kurtulma. (Arapça)
  • Halâs bulmak: Kurtulmak. (Arapça)
  • Halâs olmak: Kurtulmak. (Arapça)

halat

  • (Tekili: Hâle) Halalar. Babanın kız kardeşleri. Arabçada: Ananın kız kardeşleri. Teyzeler.

halavetbahş

  • Zevk veren, hâlâvet veren. (Farsça)

halavetyab

  • Zevk bulan, halâvet bulan. (Farsça)

halazade / halazâde

  • Hala oğlu.

halbe

  • (Çoğulu: Halâbib) Bir yarış yapmak veya bir şeye yardım etmek için toplanan atlılar grubu.

halbes

  • (Çoğulu: Halâbis) Bahadır, kahraman. Bir şeye sımsıkı bağlanıp ayrılmayan kişi.

hale / hâle / خاله

  • Annenin kız kardeşi. Teyze. Türkçede babanın kız kardeşine hala denir. Arabçada dayıya "Hâl" denir.
  • Hala. (Arapça)
  • Teyze. (Arapça)

halenc

  • (Çoğulu: Halânic) Ağaç, şecer.

halevat

  • (Tekili: Halâ) Halvetler, boşluklar.
  • Yalnız bulunulacak yerler.

halhal

  • (Çoğulu: Halâhil) Ulu, şerif kişi.

halika

  • (Çoğulu: Halayık) Tabiat, mahlukât.

hallac / hallâc / حلاج

  • Halaç. (Arapça)

hallisna / hallisnâ

  • Bizi halâs eyle, bizi kurtar (meâlinde duâ.)

he'le

  • (Çoğulu: Hâlât) Ay ağılı, dâire-i kamer.

helal / helâl

  • (Bak. HALÂL)

her'a

  • Küçük bir canavar.
  • Erkeğiyle muhalata ettiğinde şevkinin şiddetinden hemen inzal eden kadın.

hibal

  • (Tekili: Habl) Urganlar. İpler, halatlar.

hilye-i seadet / hilye-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem görünüşü veya O'nun görünen bütün uzuvlarının şeklini, sıfatlarını, isimlerini ve güzel huylarını anlatan yazılar. Süslü levhalar üzerine yazılan bu yazılara Hilye-i şerîf de denir.

hubul

  • (Tekili: Habl) Urganlar, ipler, halatlar.

hükre

  • Cem'olmak, toplanmak, birikmek.
  • Yiyecek maddelerini, pahalanacak diye saklamak.
  • Azlığından bir yerde toplanan su.

hulave

  • (Çoğulu: Halâvi) Kafanın ortası.

idhalat / idhâlât / ادخالات

  • Dışarıdan alımlar, ithalat.
  • İthalat, dışalım malları. (Arapça)

igla'

  • Pahalandırma, fiatını yükseltme.
  • Kaynatma.

ihtikar / ihtikâr

  • İnsan ve hayvan için lüzumlu gıdâ maddelerini şehre girmeden yâhut girince halka satılmadan toplayıp, stok edip, pahalandığı zaman satmak.

inkaz

  • Kurtarma. Kurtarılma. Halâs etme.

iplikhane

  • Eskiden suç işlemiş kimselerin hapsedilip çalıştırıldıkları yere verilen addır.
  • Gemilere lüzumlu halatlarla yelken bezini yapan eski bir deniz müessesenin adı idi.

ıskalariya

  • Geminin üst kısmına çıkabilmek için iskele, yani merdiven teşkil etmek üzere çarmıhlara aykırı ve kazık bağı ile bağlanmış ince halatlar.

iskalarya

  • ing. Çarmıkların halat basamakları.

ısparçana

  • Halatın üzerine sarılmış olan ip.
  • Halatın yapıldığı bükmelerin herbiri.

isparçene

  • İtl. Halatın üzerine sarılan kendir ve ip.
  • Halatı meydana getiren üç boy bükmenin beheri.

istishab

  • Fık: Mazide sabit olup bilâhare zâil olduğu bilinmeyen bir şeyin hâlâ devam ettiği sayılmasıdır. (Birisinin ölümüne dair kat'i haber olmasa sağ sayılması gibi.)

kaşkaşa

  • Bir şeyin kabuğunu soymak.
  • Hasta iyi olmak.
  • Halâs etmek, kurtarmak.
  • Uyandırmak.

kerr

  • Çekilerek yeniden hücum etmek.
  • Birşeyden vazgeçtikten sonra tekrar ona, o işe yönelmek.
  • Devlet.
  • Gemi halatı.
  • Hurma ağacına çıkmakta kullanılan urgan.

kırnak

  • Halayık, cariye, esir kadın.

kitabe

  • Kabartılarak veya oyularak sert levhalar üzerine yazılan yazı. Levha olarak yazılan manzum olmayan nesir halinde levha yazma ilmi.
  • Mezartaşı yazısı.

kusur

  • Noksanlık. Eksiklik. Noksan ve âcizlik. İhmal. Tedbirsizlik.
  • Cem' olmalar.
  • Pahalanmak.
  • Eksilmek.
  • Şiddetli olan şeyin yavaşlayıp sâkin olması.
  • Bereketlenmek.
  • İmtina', âciz olmak.
  • Bir hesabın üstü. Artan kısım.
  • (Tekili: Kasr) Kası

levaih

  • (Tekili: Levâyih) (Lâyiha) Lâyihalar.

leziz

  • (Lezize) Lezzetli. Tatlı, hoş. Tadı hoş ve güzel. (Lezzet umumidir, hâlavet ise hususidir.)

maakıl

  • (Tekili: Ma'kıl, Ma'kale ve Ma'kule) Sığınacak yerler.
  • Kan pahaları.

maarik

  • (Tekili: Ma'rek ve Ma'reke) Savaş meydanları, muharebe alanları. Harp sahaları.

mahlas

  • Nâm. Lâkab. Bazı muharrirlerde olduğu gibi, isme ilâve edilen başka bir isim.
  • Halâs olacak, kurtulacak yer.

mahrem

  • Gizli.
  • Dince ve şer'an müsaade olunmayan.
  • Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır.
  • Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba. (Baba, dede, anne, nine, erkek ve kızkardeş, amca, dayı, hala ve teyzeler arasında bir neseb yakınlığı, bir ebedî mahremiyet vardır

mahya

  • Ramazan-ı şerîf ayında, geceleri çift minâre bulunan câmilerde iki minâre arasına gerilen ve halata (kalın ipe) asılarak kandillerle (lambalarla) yazılan yazı ve şekiller.

mefaz

  • Feyz, halâs, zafer.
  • Korkulardan, acılardan kurtulup murada ermek.

melamih

  • (Tekili: Lemha) Lemhalar. Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. Güzellik ve çirkinlik eserleri.

melce'

  • Sığınılacak yer. Halas olacak, kurtulacak yer.

mencat

  • Kurtulma, necât bulma. Halâs olma.

mezabih

  • Mezbahalar. Hayvan kesilen yerler.

mı'la

  • Çulhaların çukur içinde ayak ile basıp oynadıkları nesne.

minsec

  • (Çoğulu: Menâsic) Çulhaların bez tarağı.

misali levhalar / misâlî levhalar

  • İçlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levhalar.

müfavasa

  • Ayırmak.
  • Halâs etmek.

muhalaa

  • (Muhâlaat) Birbirlerinden resmen ayrılma (karı-koca.)

muhallis

  • (Halâs. dan) Kurtaran, halâs kılan, tahlis eden.

muhtekir

  • İnsan ve hayvan yiyecek maddelerini piyasadan toplayıp pahalanınca satan kimse. Karaborsacılık yapan.

münecci

  • Halaskâr, kurtarıcı.

mürevveh

  • Kokulandırılmış, râyihalandırılmış.
  • Rahatlandırılmış.

mürevvih

  • Kokulandıran, râyihalandıran.
  • Rahatlandıran.

müsamahat

  • (Tekili: Müsamaha) (Semâhat. dan) Müsamahalar, göz yummalar, görmezden gelmeler, hoş görmeler. Aldırış etmemeler.

müsevvid

  • Müsvedde yapan, ilk nüshaları yazan, temize çekilecek olan yazıyı yazan.
  • Resmi dairede kâtip.

müstahlas

  • (Halâs. dan) Kurtarılmış, halâs edilmiş.

müstahlis

  • (Halâs. dan) Kurtaran, halâs eden. Kurtarıcı.

mütehallis

  • (Hulus. dan) Kurtulan, halâs bulan.
  • İkinci olarak başka bir ad takınan. Mahlâs alan.

müzekkir

  • Andıran, hatıra getiren, yâd ettiren, zikrettiren, hatırda tutturan.
  • Zikreden, ibâdet eden.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mü'minleri ve bütün beşeriyeti tehlikeli şeylerden halâs edip iki cihan saadetine nâil olma yolunu tâlim ettiğinden, Kur'an-ı Kerim'de müzekkir diye isimlendiril

nakz

  • Halâs olmak, kurtulmak.

neca

  • Evmek. Acele etmek.
  • Halâs olmak, kurtulmak.

necire

  • Bulamaç aşı.
  • Kızgın taş ile kızdırılmış su.
  • Kârgir duvar.
  • Tahtadan veya ağaçtan olan sofa.
  • Çulhaların beze sürdükleri haşil.

necr

  • Ağaç yonmak.
  • Şiddetli sevk.
  • Asıl.
  • Renk.
  • Halâs, kurtuluş.

nüch

  • Zafer bulmak. Hâlâs olmak. Kurtulmak. İhtiyaçlarını giderip zafer bulmak.

nüsah / نسخ

  • Nüshalar, sahifeler, yazılı şeyler.
  • Nüshalar, sayfalar.
  • Nüshalar. (Arapça)

nüsuc-u levhiye

  • Dokunmuş, işlenmiş levhalar.

palamar

  • Büyük gemileri karaya bağlamak yahut demir gomneye bedel lengere rabtetmek için kullanılan halat.
  • Büyük halat.
  • Vaktiyle muharebelerde silâh olarak kullanılan ve yük kaldırmak için kullanılan sırıklar. (Sanat Ansiklopedisi)

reha

  • Kurtuluş, kurtulma. Halâs. (Farsça)
  • Urfa şehrinin eski ismi. (Farsça)

rehayi / rehayî

  • Kurtulma, halâs, necat. (Farsça)

reşahat / reşahât

  • (Tekili: Reşehât) (Reşha) Reşhalar. Sızıntılar, serpintiler.
  • Reşhalar, sızıntılar.

reşehat

  • (Tekili: Reşha) Reşhalar, damlalar, sızıntılar.

resen

  • (Çoğulu: Ersân) Atı veya davarı ip ile bağlamak.
  • İp, halat, urgan.

resenbend

  • Halat atmış, halatla bağlı. (Farsça)

revayih / revâyih

  • (Revâih) Râyihalar, güzel kokular. (Aslı: Revâih)
  • Rayihalar, kokular.

risman

  • İp, halat. (Farsça)

safahat / safahât / صَفَحَاتْ

  • (Tekili: Safha) Safhalar.
  • İstiklâl Marşı şâiri Merhum Mehmed Akif'in manzum eserinin adı.
  • Safhalar, devreler.
  • Safhalar.

safaih

  • (Tekili: Safiha) Düz şeyler. Levhalar.

sahat

  • (Tekili: Sâha) Sâhalar, meydanlar, açık yerler, alanlar.

seabin

  • (Tekili: Su'bân) Büyük yılanlar, ejderhalar.

serah

  • Kıl taramak.
  • Halâs etmek.
  • Davar gütmek.
  • Eşini boşamak.

serh

  • Kıl taramak.
  • Halâs etmek, kurtarmak.
  • Uzun, büyük ağaç.
  • Güdülen davar ve sığır sürüsü.
  • Otlak, mera.
  • İrsal etmek.

şerid

  • Band, halat, ip.

sinema-i rabbaniye / sinema-i rabbâniye

  • Rabbâni sinema; Cenâb-ı Hakkın tedbir ve irâdesiyle, bütün faaliyetlerinin âdeta sinema perdeleri ve levhaları gibi gösterildiği âlem.

tabakat-ı mütefavite / tabakât-ı mütefavite

  • Farklı aşamalar, safhalar, tabakalar.

tafassi

  • Halâs olmak, kurtulmak.

tafsiye

  • Halâs etmek, kurtarmak.

tagliye

  • Pahalanma.
  • Kaynatma.

tagliz

  • (Gılzet. den) Kabalaştırma. Kaba ve galiz yapma.
  • Kaba söyleme.
  • Pahalanma.

tahalli

  • (Halâ. dan) Boşalmak. Boş kalmak. Tenhaya çekilmek. Yalnız kalmak.
  • (Halâvet. den) Kendi kendini donatmak. Süslenmek.

tahallüs

  • Halâs olmak. Kurtulmak.
  • Edb: şiirde mahlâs kullanmak.

tahlis

  • Kurtarmak. Halâs etmek.
  • Bir şeyin özünü, hülâsasını almak.

tahliye

  • (Halâ veya halvet. den) Boşaltmak. Boş bırakmak. Serbest bırakmak.
  • Tathir etmek. Temizlemek.

tefellüt

  • Halâs olmak, kurtulmak.
  • Aniden bağından boşanmak.

tefkik

  • Birbirinden ayırmak.
  • Halâs etmek, kurtarmak.

temellus

  • Halâs olmak, kurtulmak.

temhis

  • İmtihan ve tecrübe etme.
  • Halâs etme.

tenakkuz

  • Halâs olmak, kurtulmak.

tensil

  • Halâs olmak, kurtulmak.

tesamuhat

  • (Tekili: Tesâmuh) Hoş görmeler, müsâmahalar.
  • Dikkatsiz ve kayıtsız davranmalar.

tesdiye

  • Çulhaların bez çözmeleri.

tesrih

  • Talâk. Boşanma, ayrılma.
  • Halâs etme, kurtarma.
  • Bırakma, salıverme.
  • Kıl tarama.
  • Asan etme, kolaylaştırma.

tiramola

  • İtl. Halat çekme.

urgan

  • İp. Halat. (Türkçe)
  • İp, halat.

vahat

  • Çöl ortasında yeşillik ve suyu olan yerler. Vâhalar.

vareste / vâreste

  • Affedilmiş. Halâs bulmuş, kurtulmuş. (Farsça)
  • Rahat, serbest. (Farsça)
  • Afvedilmiş, halâs bulmuş, kurtulmuş, rahat, serbest.

varestegi / varestegî

  • Kurtulma, halâs bulma. (Farsça)
  • Rahatlık, serbestlik. (Farsça)
  • İlişiksizlik. (Farsça)

vitam

  • Çulhaların beze sürdükleri nesne.