LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te HAFİF ifadesini içeren 197 kelime bulundu...

abra

  • Bir değiş-tokuşta üste verilen şey.
  • Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık.

acur

  • Kabakgillerden bir hıyar cinsi. Üstü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

ahaff

  • Pek hafif, çok hafif.
  • Düşüncesiz.

ahvezi

  • Yeyni, hafif.
  • Tez, seri.

alih / âlih

  • Deve kuşunun dişisi.
  • Hafif mizaçlı.

alz

  • (Çoğulu: Alzât) Sabırsızlık.
  • Hastaya ârız olan titremek.
  • Hafiflik.
  • Acele

amortisör

  • Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat. (Fransızca)

ayar

  • Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve hafiflik derecesi.
  • Saadete, mutluluğa doğru gitme.

azrec

  • Seri, hafif nesne. Vâhid, tek.

bad-ı saba / bâd-ı sabâ

  • Baharda esen hafif ve hoş rüzgar, seher yeli.

balon

  • Hava veya hafif gazlarla doldurulan küre. Bugünkü uçaklar balonculuğun geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Zeplin adı verilen güdümlü balonlar hava ulaşımında ve savaşta kullanılmıştır. (Fransızca)
  • Isıtılmış hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan ve bununla havada uçabilen balon şeklindeki araç.

besrik

  • (Bisrik) Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

çabük

  • Çabuk, seri, aceleli, hızlı, tez, hafif. (Farsça)

cahif

  • Uykusunda dişini öttürmek.
  • Çok fazla hafiflik üzerine olmak.
  • Nefis, ruh.
  • İnsanın karnından çıkan ses.
  • Kısa.
  • Çok asker.

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

ceylan

  • Geyik çeşidinden küçük, ince bacaklı, pek hafif ve çok koşucu bir kara hayvanı, gazâl.

ciddiyet

  • Ciddilik, hafife almaktan ve sunîlikten uzaklık.

cüşu'

  • Durmak, kıyam.
  • Huruç etmek, çıkmak.
  • Hafif yay.

darb

  • (Çoğulu: Durub-Edrub) Vurmak, vuruş, çarpmak.
  • Beyan etmek.
  • Seyretmek.
  • Nev, cins.
  • Benzer, nazir.
  • Eti hafif olan.

dumr

  • Zayıflık.
  • Hafiflik.

eflatuni / eflatunî

  • Leylakî ile ergüvanî arasında, hafif mor karışık renk.

ehaff

  • Çok hafif.
  • Çok hafif.
  • Pek hafif.

ehaff-i mücazat / ehaff-i mücâzât

  • Cezâların en hafif olanı.

ehven-i şerr

  • Şerrin en hafif olanı.

ehveniyet

  • Ucuzluk, ehvenlik, daha hafif, daha zararsızlık.

enisun

  • Türkçede hafifleterek "anason" derler.

esbab-ı muhaffife

  • (Esbâb-ı mazeret) Yapılan bir cürmün ve kabahatın cezasını hafifletici sebebler.

esiri / esirî

  • Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.

fa'fa'

  • Kasap.
  • Çoban. Hafif kimse.

farfara / fârfâra / فَارْفَارَه

  • Hafif meşreplik, boş gürültü.
  • Hafif meşreblik. Gürültülü. Gürültüye boğmak.
  • Akılsızlık.
  • Hafif meşreb, gürültü çıkaran.

felehdem

  • Büyük deniz.
  • Hafif nesne.

feraşe

  • Pervane denilen kelebek.
  • Kilit damağı.
  • Su gittikten sonra yer üstünde kalıp kuruyan balçık.
  • Az su.
  • Hafif kimse.

ferfere

  • Farfara, akılsızlık, hafif meşreplik.
  • Patırtıcı, gürültücü, ağzı kalabalık.

fezz

  • Yalnız şey. Bir kimsenin yalnız kendi başına olması.
  • Udûl.
  • Geri dönmek.
  • Buzağı.
  • Hafif.

hab-ı harguş / hâb-ı harguş

  • Tavşan uykusu. Şüpheli ve hafif uyku.
  • Yalan, hile.

hafif / خفيف

  • Ağır olmayan. Hafif. Yeğni.
  • Hafif. (Arapça)

hafif-ür ruh

  • Ruhu hafif olan, hoşsohbet.

hasba

  • Hafif tahkir yerinde kullanılan bir tabirdir. Halk dilinde "haspa" şeklinde kullanılır.

hatt

  • Sınır. Çizgi. Hudud.
  • Yazı. El yazısı.
  • Nâme. Mektup.
  • Gençlerde yeni çıkan bıyık veya sakal.
  • Çizgi gibi uzanan belirsiz hafif yol.
  • Deniz yalısı.
  • Gemilerin hareketteki istikameti.
  • Parmağın onikide biri olan bir ölçü.
  • Ferman, buyruk

hava

  • (Hevâ) Hava. Dünyayı çeviren atmosfer. Cevv. Yer ile gök arası.
  • Hafif yel.
  • Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı.
  • Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu.
  • Müzikte ezgili ses, sadâ.

hava-i nesimi / hava-i nesîmî

  • Hafif ve hoşça esen rüzgâr, tatlı, hoş hava.

hava-yı nesim / havâ-yı nesîm

  • Hoş ve hafif rüzgar havası.

hazz

  • Hafif gövdeli.
  • Bir cins ot.

hefaf

  • Hafif berrak nesne.

hefhaf

  • Yeynicek, hafif mizaçlı kimse.

heft

  • Hafiflik sebebiyle uçup dağılmak.
  • Hafif mizaçlı olup, her dile geleni söylemek.
  • Vurmak.

heşaşet

  • Şâdlık, hafiflik, irtiyah.
  • Gevreklik.

hetlan

  • Sürekli yağan hafif yağmur.

hettan

  • Hafif kimse.

hevaiye / hevâiye

  • Hava gibi hafif ve lâtif karakterde olan şeyler.
  • Hava gibi hafif ve lâtif karakterde olan mânâlar.

hevlul

  • Hafif adam.

heyet-i hafife

  • Cümledeki her bir parçanın tek tek mânânın hafiif olduğunu göstermesi; hafif yapı.

hıfaf

  • Yeyni, hafif.

hıff

  • Hafif, zayıf nesne.

hiff

  • Yağmurunu döküp hafiflemiş bulut.
  • Biçilmediğinden tanesi dağılmış ekin.
  • Bir nevi balık.

hıffe

  • Yeynilik.Hafiflik, zayıflık.

hıffet

  • Hafiflik; kolaylık; Arapça'da kural olarak teleffuzu dile ağır gelen lâfızların kurallar çerçevesinde düzenlenerek kolaylık sağlama; Meselâ, kàle fiilinin aslı 'kavele' dir. Ancak söylemesi dile ağır geldiği için 'vav' harfi 'elif'e çevrilerek kàle denmiştir.

hiffet / خفت

  • Hafiflik.
  • Mc: Onurlu ve vakarlı olmamak. Temkinsizlik. Akılsızlık. Hoppalık.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik.
  • Hafiflik. (Arapça)
  • Hoppalık. (Arapça)

hıffet / خِفَّتْ

  • Hafiflik.

hiffet-i mizac

  • Hafifmeşreblik. Hoppalık.

hoppa

  • Herşeye girişen hafif mizaçlı çocuk tabiatında olan kimse. Yersiz davranışlarda bulunan, dilediğince davranan kişi. Delişmen, şımarık.

hübub

  • Esme. Üfürme. Rüzgârın hafif hafif esmesi.

hüzhüz

  • Hafif ve zarif kimse.

hüzlul

  • (Çoğulu: Hezâlil) Küçük dağ veya tepe.
  • Hafif adam.

ı'sar

  • Hafif esen rüzgâr.

ibtisam

  • Tebessüm etmek. İnce ve hafif gülümsemek.

ihanet / ihânet

  • Hâinlik etmek, güveni kötüye kullanmak, sadâkat göstermemek.
  • İsyân etmek, karşı gelmek.
  • Küçük düşürmek, tahkîr etmek, hafife almak.

ihfaf / ihfâf / اخفاف

  • Hafifletmek. Birinin şerefine dokunacak şekilde konuşmak.
  • Hafife alma. (Arapça)

ihtizaz

  • Hafif titremek. Deprenmek.
  • Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme.
  • Sallanma, sıçrayıp oynama.

ima / îma / ايما

  • Hafif işaret.

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

irade-i istihfaf

  • Başkalarını küçükseme ve hafife alma iradesi.

iskarpin

  • Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı. Alafranga hafif kundura. (Fransızca)

işmam

  • Hafif olarak duyurmak, koklatmak. Hissettirmek.
  • Kibirden dolayı başı dik yürümek.
  • Tecvidde: Bir harfe zamme veya kesre vermek ve bunu hafifçe hissettirmek. Harfin sesini genizden hissettirmek, biraz duyurmak, harfi çıtlatmak.

istifham-ı istihfaf

  • Hafife alır tarzda sorgulama.

istihfaf / istihfâf / استخفاف / اِسْتِخْفَافْ

  • Hafife alma.
  • Hafife alma, önem vermeme, hor görme.
  • Hafife alma.
  • Hafife alma, küçümseme. (Arapça)
  • Hafife alma.

istihfaf etme

  • Hafife alma, değer vermeme.

istihfaf etmek

  • Hafife almak.

istihfaf-ı hayat

  • Hayatı küçümseme, hafife alma.

istihfaf-ı nizam

  • Nizamı hafif görme; düzeni küçümseme.

istihfafkar / istihfâfkâr / استخفافكار

  • Hafife alan, küçümseyen. (Arapça - Farsça)

istihfafkarane / istihfafkârane

  • Küçümseyerek, küçük görerek, hafifseyerek, ehemmiyet vermeyerek. (Farsça)

istihfafkarlık / istihfafkârlık

  • Küçümseme, hafife alma. (Arapça - Farsça - Türkçe)

kabaçe

  • Entari. Hafif giyecek. (Farsça)

kabas

  • Ciğer hastalığı.
  • Yüksek ve kalın.
  • Hafiflik.
  • Neşat, sevinç.

kafir / kâfir

  • İslâmiyette inanılması lâzım olan şeylerin hepsine veya birine inanmayan, dînin emirlerini beğenmeyen, hafife alan, alay eden.

kafs

  • Sıçramak.
  • Hafiflik.
  • Sevinç, neşat.
  • Hayvanın ayaklarını bağlamak.

kahvaltı

  • Sabah ve ikindi vakitleri yenilen hafif yemek. (Türkçe)

kalehzem

  • Yeyni, hafif.
  • Suyu çok olan büyük deniz.

kalkale

  • Üzerinde durulduğunda hafifçe tekrar söylenen harfler.

kehribar

  • Birşeye hızlı bir şekilde sürüldüğü zaman hafif şeyleri kendine çeken değerli bir taş.

kehrüba

  • Saman kapan. (Farsça)
  • Bir yere hızlıca sürüldüğü zaman, hafif şeyleri kendine çeken bergâmi taş. (Türkçede tahrif edilerek "Kehribâr" denilir.) (Farsça)

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

kera

  • Turna kuşunun erkeği.
  • Hafif uyku.

kıraet / kırâet

  • Ağız ile okumak. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumağa hafif kırâet, yanındakilerin işiteceği kadar sesli okumağa cehrî (sesli) kırâet denir.
  • Namazın içindeki farzlardan biri.

kubbeleri habbe gösterme

  • Büyük şeyleri hafife alma, küçük gösterme.

lagt

  • Hafif hafif ses çıkarma. Mırıldanma.

letafet

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.

leyyin

  • Yumuşak. Mülâyim. Hafif. Yavaş olan.

ma'lumat-ı cüz'iye

  • Az ve hafif bilgi. Cüz'i mâlumât.

mas

  • Yeyni, hafif kimse.

mebsem

  • (Çoğulu: Mebâsim) Tebessüm etmek, hafif gülümsemek.

mehanen

  • Küçümsenerek, hafifsenerek.

mettiha

  • Hafif sopa.
  • Yaş çubuk.

mezil

  • Daralıp gönlündeki sırrı ifşâ eden, sıkıntıdan içindeki sırrı açıklayan.
  • Ayağı uyuşmuş.
  • Malını ve sırrını herkese gösterip açıklayan.
  • Küçük cüsseli, zayıf, hafif kimse.

mindas

  • Yeyni avret, hafif kadın.

muhaffef / مخفف

  • Hafiflendirilmiş, hafif edilmiş olan.
  • Hafifletilmiş.
  • Hafifletilmiş. (Arapça)

muhaffif / مخفف

  • (Hıffet. den) Hafifleten, hafifletici.
  • Hafifletici. (Arapça)

muhalhil

  • Havayı hafifleten.

mukazzez

  • Heyeti hafif olan kimse.

mukza'

  • Seri, hafif nesne.

mütebessim

  • (Besm. den) Tebessüm eden. Hafif ve lâtif tarz ile gülen. Gülümseyen.

mütehaffif

  • Ayağa mest veya çizme cinsinden bir şey giyen.
  • Hafifliyen, tahaffüf eden.

nadib

  • Geçmiş.
  • Hafif adam.
  • Yas tutan.

nalçe

  • Küçük nal.
  • Yemeni, çizme gibi ayakkabılara vurulan hafif demir parçaları.

necaset / necâset

  • Aslı îtibâriyle veya sonradan meydana gelen bir sebeble pis olan şeyler. Namaza mâni olup olmama yönünden; hafif necâset ve kaba necâset, görülüp görülmeme yönünden; mer'î (görülen) ve gayr-i mer'î (görülmeyen) ve akıcı olup olmama yönünden; mâî (akı cı) ve câmid (katı) olmak üzere kısımlara ayrılır

nefha

  • Koku. Rüzgârın hafif esişi. Azıcık koku.

nem

  • Rutubet, az yaşlık. Hafif ıslaklık. (Farsça)

nerbdan

  • Merdiven. (Neverdi bâm'dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.) (Farsça)

nesaim

  • (Tekili: Nesim) Hafif ve lâtif rüzgârlar.

nesim / nesîm

  • Hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr.
  • Hoş ve hafif rüzgâr.

nesimi / nesimî

  • Hafif hafif ve lâtif bir tarzda esen rüzgârla ilgili.

neze

  • Hafif deve.

nezk

  • Hafiflik.
  • Acele.
  • Sebkat.

nezz

  • Hafif zeki kimse.
  • Susuz nadas.

pest

  • Alçak, aşağı. Hafif, yavaş ses. (Farsça)
  • Sesi galiz, kalın ve korkunç olan. (Farsça)

pestperde

  • Alçak ve hafif sesle. (Farsça)

pestsada

  • Hafif ses. (Farsça)

rahim

  • Hafif sesli, lâtif sözlü kız.

rebez

  • Ayağı hafif. Hızlı yürüyüşlü.

revgan

  • Yağ. (Farsça)
  • Hafif hafif esen rüzgârın verdiği serinlik, rahatlık. (Farsça)
  • Üstü yağ gibi kayan parlak nesne. (Farsça)
  • Parlak deri. (Farsça)

revh

  • İç açıklığı. Rahat.
  • Rahmet.
  • Hafif esen rüzgârın verdiği tatlılık, canlılık.

rezn

  • Bir şeyi kaldırıp ağır mı hafif mi diye görmek.

ruhs

  • Ucuzluk.
  • Hafif pahalı olmak.

sa

  • Benzetme edâtı olan "âsâ" nın hafifletilmişidir. Meselâ: Anber-sâ : Anber gibi. (Farsça)

saba-beraber

  • Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. (Farsça)

sabareftar

  • (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. (Farsça)
  • Hoş ve lâtif yürüyüşlü. (Farsça)

sahafet

  • Zayıflık, bozukluk.
  • Hafiflik.

sebh

  • Genişlik.
  • Hafiflik.

sebike

  • Eritilerek kalıba dökülmüş şey, külçe. Kalıba dökülmüş altın veya gümüş.
  • Hafif, küçük.

sebük / سبك

  • Hafif. Ağırbaşlılığı ve ağırlığı olmayan. (Farsça)
  • Hafif. (Farsça)
  • Kıvrak, çevik. (Farsça)
  • Çabuk. (Farsça)

sebükbar / sebükbâr

  • Yükü hafif. Ağırlıksız, eşyası az olan. (Farsça)
  • Derdi, düşüncesi olmayan. (Farsça)

sebüki / sebükî

  • Hafiflik. (Farsça)

sebükmağz

  • Hafif beyinli, düşüncesiz. Ahmak. Akılsız. (Farsça)

sebükmizac

  • Hafif mizaçlı. (Farsça)

sebükre'y

  • Düşüncesiz, hafif fikirli. (Farsça)

sebükruh

  • Hafif ruhlu. (Farsça)
  • Zarif ve şen olan. Hoşa giden, hoş sohbet. (Farsça)
  • Mc: Lâübâli. (Farsça)

sebükser

  • (Çoğulu: Sebükserân) Hafif düşünceli. (Farsça)
  • Sefih, aşağılık. (Farsça)

sefahet / sefâhet

  • Aklın az ve hafîf olması. Malını dînin ve aklın beğenmediği yerlere sarfetme. Lüzumsuz harcama. Süse, eğlenceye ve her türlü kötülüğe, harama düşkünlük. Akıl azlığı.

sefenc

  • Yeyni, hafif.

şehla / şehlâ / شهلا

  • Hafif şaşı. (Arapça)
  • Ela gözlü. (Arapça)

sekine

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

sekinet

  • Sükûn ve itmi'nan, temkin. Nefisteki telâşın kesilmesi ile hâsıl olan kalb huzuru ve sükûneti.
  • Telâş ve hafifliğin zıddıdır.
  • Kalb rahatlığı, kalb kuvveti veren çok mühim bir duânın ismi. (Bu, Sekine isimli duâ, Hazret-i Ali Radıyallâhü Anh gibi evliyânın bildiği ve içerisinde

selsal

  • Hafif soğuk, tatlı ve lezzetli su.

şemille

  • Yeyni, hafif.

semsam

  • (Çoğulu: Semâsim) Hafif edepsiz kişi.
  • Aceleci kimse.

şetaret

  • Şenlik. Şatır ve şuh olmak.
  • Yarım olmak.
  • Göz ucuyla bakmak.
  • Hafiflik. (Ağırbaşlılığın zıddı.)

setat

  • Sakalın hafif olması.

sür'uf

  • Yumuşak, hafif.

ta'dil

  • (Adl. den) Aslına zarar vermeden değiştirmek. Tebdil etmek.
  • Hafifletmek.
  • Doğrulaştırmak. Vasat hale koymak.
  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

tabiat-ı hevaiye / tabiat-ı hevâiye

  • Hava gibi hafif ve lâtif özellikte olan tabiat.

tahaffüf

  • (Hiffet. den) Hafiflemek. Hafif olmak.
  • Ayağa mest gibi bir şey giymek.

tahfif / tahfîf / تخفيف / تَخْف۪يفْ

  • (Hıffet. den) Hafifletme, yükünü azaltma. Kolaylaştırma.
  • Lâyıkı vechiyle hürmet etmemek.
  • Maddî-manevî bir ızdırabı azaltmak.
  • Kelimelerin bazı harflerini terketmekle telâffuzunu kolaylaştırmak.
  • Hafifletme.
  • Hafifleştirme.
  • Hafifletme. (Arapça)
  • Tahfîf etmek: Hafifletmek. (Arapça)
  • Hafifletme.

tahfif edilme

  • Hafifletilme.

tahfif etmek

  • Hafifletmek.

tahfifat / tahfifât

  • (Tekili: Tahfif) Hafifletmeler; yükünü eksiltmeler, kolaylaştırmalar.

tahkir

  • Aşağılama, hafife alma, hakaret etme.

tais

  • Hafif başlı.

tavş

  • Akıl hafifliği, akıl azlığı.

tayh

  • Bulaşmak.
  • Hafiflik.

tayiş

  • Yeynicek kimse.
  • Hafiflik.

tayyaş

  • Aceleci hafif kimse.
  • Hilebaz kimse.

taziyename / tâziyename

  • Yeni ölmüş birisinin yakınlarını teselli eden ve acılarını hafifleten mektup.

tehavün / tehâvün / تهاون

  • Önemsememek, hafife almak, aldırış etmemek.
  • Hafife alma. (Arapça)

tehekküm

  • Alay etme, hafife alma, küçümseme.

tehevvüm

  • Hafif uyku.

tehezzüz

  • Hafif titreme, deprenme, ihtizâz.

tehvim

  • (Çoğulu: Tehvimât) Hafif uyku.

tehziz

  • (Çoğulu: Tehzizât) Hafif titreme, hareket ettirme. Deprendirme.

temrih

  • Hafifçe sürme. Uğuşturma.
  • Bulaştırmak.

tenük

  • Dayanıksız, kuvvetsiz, zayıf. (Farsça)
  • İnce, rakik, nârin. (Farsça)
  • Az, hafif. (Farsça)
  • Yumuşak. (Farsça)

tesbih

  • Tahfif etmek, hafifletmek.
  • Derin uyumak.

teselli verme / tesellî verme

  • Üzüntüyü hafifletme, acıyı dindirme, rahatlatma.

tinnin / tinnîn

  • Büyük yılan, ejder, ejderha.
  • Koz: Gökte yedi burc boyunca uzanan hafif beyazlık.
  • Ejderha burcu. Semânın şimal yarım küresinde Küçük Ayı burcunu etrafından saran, kıvrılıp bir yıldız dörtgeni ile nihayet bulan bir burç.
  • Büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık.

tiş / tîş

  • şiddet.
  • Hafiflik.

uzhul

  • (Çoğulu: Azâhil) Yeyni, hafif.
  • Yük vurulmayan deve.

vesn

  • Hafif.
  • Uyku.
  • Uyku anında aklın gitmesi.
  • Uykudan dolayı kişiye ârız olan zayıflık.

veşvaş

  • Hafif hal. Hafif adam.

veşveşe

  • Hafiflik.
  • Kırış mırış olmak.

vezvaz

  • Hafif, zarif kimse.

zakzak

  • Yeynicek, hafif.
  • Bir karınca cinsi.

zehf

  • Yeynilik, hafiflik.

zellaka / zellâka

  • Dilin ucuyla veya dudak hareketiyle çıkartılan hafif harfler.

zemzem

  • Çok mübarek bir su.
  • Kâbe-i Mükerreme'nin yanındaki maruf kuyu.
  • Kelimenin lügat manası: Yavaş yavaş teganni ve terennüm eylemek, hafif ve yavaş yavaş türkü söylemek.
  • Çok bol.

zerir

  • Zeki, hafif kimse.

zevel

  • Hafif, zeyrek, zarif kimse. (Müe: Zevle)

zeybek

  • Hafif silâhlarla donanmış ve asâyişi muhafazaya memur olan eski bir sınıf asker.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR