LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hıta ifadesini içeren 110 kelime bulundu...

misak / mîsâk

  • Söz verme, sözleşme, andlaşma.
  • Allahü teâlânın, Âdem aleyhisselâma ve bütün zürriyetine (ondan gelecek insanlara); "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye hitâb buyurması, onların da; "Evet, sen Rabbimizsin" diye cevab vermeleri.
  • Yemîn ile kuvvetlendirilen söz verme.

ahir / âhir

  • Biten. Hitam bulan. Sonra gelen. Son. Sonraki.

ahtar

  • (Hıtar - Hatarat) Tehlikeler.

akl-ı matbu'

  • Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

akl-ı mesmu'

  • Kabil-i hitab olan akıl. Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl. Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır.

aman-name

  • Bir şahsa iltimas yapması için, başka bir kimseye hitaben yazılan pusula, yazı. (Farsça)

asa / asâ

  • (Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.

belagat / belâgat

  • Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atı. Muktezâ-yı hâle mutâbık söz söylemek.
  • Belâgat, hem düzgün, hem yerinde söz söylemeyi öğreten ilmin de adı olur. Ve maani, beyan, bedi' diye üç kısma ayrılır. Bu gün Edebiyat denilen bilgiye,

cilve-i hitab-ı rabbani / cilve-i hitab-ı rabbânî

  • Herşeyi yaratıp terbiye eden Allah'ın hitabının cilvesi, yansıması.

dall-i bi-l iktiza / dâll-i bi-l iktiza

  • (Dâllibiliktiza) İktizası ile delâlet eden.
  • Ist: Şer'an muhtacun ileyh olan bir lâzime delâlet eden lâfızdır. Başka bir tâbir ile; vaz'olunduğu mânadan mukaddem isbatına şer'an lüzum ve ihtiyaç mevcud olan bir medlule delâlet eden ibaredir. Meselâ: Bir kimse bir şahsa hitaben: "Evini

elest günü

  • Allahü teâlânın, Âdem aleyhisselâmı yaratınca, kıyâmete kadar gelecek olan zürriyetini (çocuklarını) zerreler hâlinde onun belinden çıkarıp onlara; "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" diye hitâb buyurup, onların da; "Evet, sen Rabbimizsin" diye cevâb ve rdikleri gün, zaman.

emma ba'd / emmâ ba'd

  • Bundan sonra, asıl meseleye gelince mânâsında; söz başı, besmele, hamdele ve duadan sonra söylenen söz, fasl-ı hitâb (söze başlama).

emma-ba'dü / emmâ-ba'dü

  • "Bundan sonra" manasına olup bir başlangıç hitabından sonra söylenir. Buna fasl-ı hitab denir.

ey

  • Hitap sözü.

eyyü

  • "Ya, ey" mânâsında hitap edatı.

eyyühel-ihvan

  • Ey kardeşler, ey ihvân (meâlinde hitab).

fahamet

  • (Fehâmet) Büyüklük. Kadr ü şânı yüksek. (Eskiden büyük zatlara veya sadrazamlara karşı kullanılan hitab şekli idi. Fehametli Sultânım... gibi)

hatib / hatîb

  • Hitâbeden. Söz söyleyen. Cemaate, topluluğa karşı güzel söz söyleyen kimse.
  • Câmi'de müslümanlara dini nasihatlar ve güzel sözlerle hitâbeden vazifeli zat.
  • Hitap eden, topluluğa karşı konuşan.

hatib-i rabbani / hatîb-i rabbânî / خَط۪يبِ رَبَّان۪ي

  • Rabbe âit hitab edici.

hatib-i umumi / hatîb-i umumî

  • Genele hitap eden, seslenen hatip.

hatim

  • Hitâma erdiren. Bitiren.
  • Mühür basan.

hatip

  • Hitap eden, konuşan, konuşmacı.
  • Konuşan, hitap eden.

hatm

  • Hitâma erdirmek, bitirmek. Kur'an-ı Kerim'i veya herhangi bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek.
  • Mühürleme. Mühürlenme.

havarık-ı hissiye / havârık-ı hissiye

  • Duyularla, hislerle idrak olunan veya duyulara hitap eden mu'cizeler, olağanüstü şeyler; ağacın konuşması, parmaklardan suyun akması gibi.

hitab / hitâb / خطاب

  • Hitap, konuşma.
  • Konuşma, hitap etme. (Arapça)
  • Hitâb etmek: Muhatap alıp konuşmak. (Arapça)

hitab-ı abdülkadir

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin hitabı.

hitab-ı am / hitab-ı âm

  • Umuma hitap, bir topluluğa söyleme.

hitab-ı ezeli / hitab-ı ezelî

  • Ezele ait hitap; başlangıcı olmayan sonsuzluk âleminin hitabı; Allah'ın sözü.

hitab-ı ilahi / hitab-ı ilâhî

  • Allah'ın hitabı.

hitab-ı ilahiye / hitab-ı ilâhiye

  • Allah'ın hitabı.

hitab-ı izzet / hitâb-ı izzet / خِطَابِ عِزَّتْ

  • İzzetli ve şerefli hitap.
  • Cenab-ı Hakk'ın kuluna hitâbı.

hitab-ı kur'ani / hitab-ı kur'ânî

  • Kur'ânda yer alan hitap, Allah'ın hitabı.

hitab-ı mürşidane / hitab-ı mürşidâne

  • Doğru yolu gösterici hitap.

hitab-ı semavi / hitab-ı semâvî

  • Allah tarafından gelen semavî hitaplar.

hitab-ı teşrifiye / hitab-ı teşrifîye

  • Şereflendiren hitap; Allah'ın "ebedî kalmak üzere Cennete girin" şeklinde şereflendiren hitabı.

hitab-ı yezdani / hitab-ı yezdânî

  • Allah'ın hitabı.

hitabat / hitâbât

  • Hitâplar, seslenişler.

hitabat-ı ezeliye / hitâbât-ı ezeliye

  • Ezelî hitaplar; başlangıcı olmayan sonsuz varlığın sahibi Allah'tan gelen hitaplar, mesajlar, seslenişler.

hitabat-ı ilahiye / hitâbât-ı ilâhiye

  • İlâhî hitaplar, seslenişler.

hitabat-ı kur'aniye / hitâbât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın bütün insanlara yönelik hitapları.

hitabat-ı nebeviye / hitabât-ı nebeviye

  • Hz Peygamberi (a.s.m.) muhatap alan ifadeler, hitaplar.

hitabat-ı sübhaniye / hitâbât-ı sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah'ın kendine has hitap ve konuşmaları.

hitabe

  • (Bak: HİTABET)

hitaben / hitâben

  • Birinin yüzüne söyleyerek, ona hitab ederek. Tevcih-i kelâm eyleyerek. Birine doğru hitab ederek.
  • Hitap ederek, seslenerek.

hitabet / hitâbet

  • (Bak. HİTÂBE)

hitabet beratı

  • Eskiden vazifeli cami hatiblerine, hatibliğe tayin olduklarına dair verilen vesika. (Osmanlı İmparatorluğu zamanında yan zamanda halife olan padişahı temsil eden, cuma ve bayram hutbelerine çıkan bu hatiblere pek fazla ehemmiyet verilirdi. Hitabet beratı olmayan hatibler, cuma ve bayramlarda hutbe o

hitabet-i umumiye

  • Bütün toplumu muhatap alarak seslenme; kamuoyuna hitap etme.

hitabi / hitabî

  • Hitap edilmiş, konuşulmuş.

hitabiyat

  • Hitabet (etkileyici konuşma) ile ilgili sözler.

hitabiyyat

  • Hitabolunarak söylenen sözler.

hitam / hitâm / ختام

  • Son. (Arapça)
  • Son bulma. (Arapça)
  • Hitam bulmak: Son bulmak, bitmek. (Arapça)
  • Hitâma erdirmek: Bitirmek, sona erdirmek. (Arapça)
  • Hitâma ermek: Sona ermek. (Arapça)

hitampezir

  • Biten, hitâm bulun, sona eren, nihayet eren. (Farsça)

hıtane

  • (Bak: HITAN)

hitap çiçeği

  • İnsanın Allah'ın hitabına muhatap olabilme özelliği.

hıtta

  • Günahlardan istiğfar etmek.
  • Başkasının üzerinden suçluluğu kaldırmak.
  • (Çoğulu: Hıtat) Diyar, ülke, memleket.

hutbe

  • Hitâbe, nutuk, konuşma, vâz. Cumâ namazlarından evvel, bayram namazlarından sonra hatîbin (imâmın) minber denilen yüksekçe yerde cemâate karşı okuduğu Allahü teâlâya hamd, Resûlullah'a salât ve selâm ve mü'minlere nasihat ve duâdan ibâret bir ibâdet.

huteba-i umumi / huteba-i umumî / hutebâ-i umumî

  • Herkese hitâp edenler, umuma ders verenler.
  • Herkese hitâbeden, umuma ders verenler. (Farsça)

iffetli

  • (İffetlü) Namus, hayâ ve iffet sahibi kadın.
  • Doğru, rüşvet yemez, haram yemez, istikametli kimse.
  • Eskiden kadınlara yazılan mektub hitabı.

ihtitam

  • Hitam bulma, sona erme, iş bitme.

ihtitan

  • (Hitan. dan) Sünnet ettirme.

ilahi / ilâhî

  • "Ey Allah'ım" mânâsına hitâb.
  • Allahü teâlâ ile alâkalı, O'na âit, O'ndan gelen, O'nun gönderdiği, indirdiği.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

işaret-i akliye

  • Akla hitap eden işaret. Soyut işaret.

işaret-i hissiye

  • Somut işaret; hislere, duygulara hitap eden işaret.

itab

  • Tekdir etmek. Şiddetle hitab etmek. Azarlamak. Terslemek. Paylamak. Rencide etmek. Darılmak.

ıtk-ı müneccez

  • Bir şarta muallak veya bir zamana muzaf olmaksızın derhal vuku bulan ıtkdır. Bir kimsenin memluküne hitaben "seni azad ettim." demesi gibi ki, onunla köle derhal hürriyetine kavuşur.

kàbil-i hitap

  • Muhatab olabilen, hitaba lâyık.

kelim

  • Kendine söz söylenilen, kendine hitab olunan.
  • Hz. Musa'nın (A.S.) bir ünvanı.
  • Söz söyleyen, konuşan. İkinci şahıs.
  • Yaralı kimse.

kelimullah

  • "Cenab-ı Hakk'ın hitab eylediği zat" (meâlindedir). Hazret-i Musa'nın (A.S.) bir ünvanıdır. Çünkü O, Tur-u Sina'da Cenab-ı Hakk'ın kelâmını, hitabını duymak mazhariyetine erişmiştir.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mi'rac-ı şerifinde Cenab-ı Hak ile tekellüme mazhar olduğundan bir ismi de Kel

kur'an-ı ezher / kur'ân-ı ezher

  • Parlak Kur'ân (ayrıca burada Kur'ân, insanlığın bütün kabiliyet ve donanımının gelişmesine hitap ettiği için evrensel üniversite anlamında Ezher Üniversitesine benzetilmiş de olabilir.).

kur'an-ı hatib-i mu'cizbeyan / kur'ân-ı hatib-i mu'cizbeyan

  • İnsanlığa hitap eden açıklama ve ifadeleriyle mu'cize olan Kur'ân.

kuss ibn-i saide

  • İslâmiyetten önce Arabistan'da yaşamış İyâd Kabilesinin ileri gelenlerinden, mühim hakikatlı bir şâirdir. Cârud gibi hakperesttir. Henüz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm genç iken Suk-ı Ukaz panayırındaki hitabeti ile meşhurdur. Hitabesinde bir Hak Peygamber geleceğini ve onun en güzel bir d

ma'tebe

  • Kızgınlık ve hiddetle hitabetmek.

mahall-i hitab-ı gavsi / mahall-i hitab-ı gavsî

  • Abdülkadir-i Geylânî'nin (k.s.) hitap yeri.

mahtun

  • Sünnet olunmuş. Hitan edilmiş.

makam-ı hitabi / makam-ı hitâbî

  • Hitab etme makamı, ifâde tarzı.

makamat-ı hitabiye / makamât-ı hitâbiye

  • Hitap etme makamları, konumları, ifade tarzları.

mehmed akif

  • (1873-1936) Şiir ve manzumeyi sırf İslâmiyete hizmet için yazdı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisinde İstiklâl Marşı manzumesi kabul edilerek milletin mâneviyatına büyük faydalar sağladı. Çanakkale Şehidlerine hitaben yazdığı manzumesi de aynı mahiyettedir. Bu İslâm mücahidinin şiirleri Safahât isiml

merhaba

  • Şâdlık, neşeli oluş.
  • Genişlik, vüs'at.
  • Müslümanlar arasında bir nevi selâmlaşma kelimesi olup, "rahat olunuz, serbest olun, hoş geldiniz" mânasında söylenir.
  • Nazımda medholunan kimseye hitâb olarak kullanılır.

mest-i elest

  • Elest meclisinde hitab-ı İlahî ile mest olan.

mu'cizat-ı hissiye

  • Duygu ile bilinen, duyu ve duygulara hitap eden mu'cizeler; su, ağaç, taş, hayvan gibi varlıklar üzerinde Peygamber'in (a.s.m.) gösterdiği mu'cizeler.

müddessir

  • Örtünen, bürünen. Gizlenen.
  • Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz Resul-i Ekreme (A.S.M.) "Ey müddessir!" diye hitâb vardır.

muhatab / muhâtab

  • Söyleyeni dinleyen. Kendisine hitab edilen.
  • Gr: İkinci şahıs.
  • Hitap edilen.

muhataba

  • Birbirine söz söyleme, hitabetme.
  • Mc: Çekişme.

muhatabane / muhatabâne

  • Doğrudan kendisine hitap olunurcasına.

muhatap

  • Hitap edilen.

muhatıb

  • (Hutbe. den) Birine söz söyliyen. Hitâbeden.

muhtetim

  • Sona erdiren. Hitâma vardıran.

münhatt

  • Aşağı inen, inhitât eden. Alçak. Çukur.

mütehatıb

  • Birbirine hitab eden, söyleşen.

natakte

  • Söyledin. (mânasına karşısındakine hitabdır)

nutk

  • (Nutuk) Söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet.
  • Dervişlerce büyüklerin manzum sözleri.

peziray-hitam

  • Sona eren, biten, hitam bulan.

reside-i hitam / reside-i hitâm

  • Sona ermiş, hitâm bulmuş, bitmiş.

şah-ı levlaki / şâh-ı levlâki

  • Sen olmasaydın hitabına mazhar olan şah, Hz. Muhammed (a.s.m.).

şümul-ü hitab

  • Herkesi içine alan hitap ve sesleniş.

sünnet olmak

  • Çocuğun sünnet derisinin çepeçevre kesilmesi. Hitân.

tabakat-ı hitabiye

  • Hitap tabakaları.

tecrid

  • Açıkta bırakmak.
  • Yalnız başına bırakmak. Tek başına hapsetmek.
  • Dünya alâkalarını kalpten çıkarıp Allah'a (C.C.) yönelmek.
  • Edb: Bir şairin kendini mücerred bir şahıs, yâni ayrı bir adam farzederek ona hitabetmesi.
  • Soyma, soyulma.

tehatub

  • (Hatb. dan) Hitablaşma. Karşılıklı birbirine hitab etme.

tenezzül-ü ilahi / tenezzül-ü ilâhî

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.

tenezzülat-ı ilahiye / tenezzülât-ı ilâhiye

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.

tensik

  • Nizam üzere dizmek. Nizâma koymak.
  • Edb: Bir ibârede zikredilecek birkaç şeyi sırasıyla irad eylemek. Sıra tertibi ile mânâ yükselirse tensik-i irtifâî, alçalırsa tensik-i inhitatî denir.

tevcih-i hitap

  • Sözü birine yöneltme, birine hitap etmeler.

tezyinat-ı lafziye / tezyinat-ı lâfziye

  • Sözle ilgili süslemeler, cinas, seci' gibi anlamdan ziyade kulağa hitap eden söz san'atları.

tezyinat-ı lafziyye / tezyinât-ı lafziyye

  • (Muhassınat-ı lafziyye de denir. İlm-i Bediin iki bölümünden ikinci bölümüdür. ) Kelâmın lafzında olan ve göze hitab eden edebî san'atlar. Cinas, seci' gibi.

ulviyet-i hitab

  • Hitabın yüceliği.

umumi hitap

  • Genel hitap.

üslub-u müzeyyen

  • (Ziynetli ve parlak üslub) Bu üslub tergib ve terhib (teşvik etme ve sakındırma) gibi hususları tazammun eder. Hitabiyat ve iknaiyatta kullanılır.

ya gulam! / yâ gulâm!

  • 'Ey çocuk!' mânâsında bir hitap cümlesi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın