LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Hırs ifadesini içeren 156 kelime bulundu...

amrut

  • (Çoğulu: Amârit) Hırsız.

ayyar

  • Hırsız. Hileci, dolandırıcı, hilebaz, dessas.
  • Zeki, kurnaz.

azmend / âzmend / آزمند

  • Hırslı. (Farsça)

azur

  • (Azver) Açgözlü. Hırslı. Tamahkâr. Cimri. Hasis. (Farsça)

bab-ı hane / bâb-ı hâne

  • Hırsızların yeri. (Farsça)
  • Fuhuşhane. (Farsça)
  • Tembeller yurdu. (Farsça)

banyol

  • Bu kelime; zindan, hapishâne mânâlarında kullanılırdı. Buraya katiller, hırsızlar ve beylik esirlerin satışa yaramıyanları konurdu.

batıl / bâtıl

  • Fânî, geçici, devamlı olmayan, yok olan.
  • Abes, boş, boşuna, sebebsiz yere, yok yere.
  • Hırsızlık, gasb, kumar gibi dînin helâl etmediği, izin vermediği kazanç yolu.
  • Şirk, putlara tapmak.

beşale

  • Harislik, hırslı olma.

beşel

  • Hırslı kişi. Haris kimse.

cemm

  • Çokluk. Mecmu.
  • Kuyuda biriken su.
  • Hırs ve tama ile mal biriktirmek.

ceşa'

  • Çok hırslı olmak.

dagb

  • Harislik, hırslı oluş.
  • Ovmak.

daiye / dâiye

  • Arzu, hırs, gerektirici sebep.
  • İnsanı bir şeye candan bağlamağa sürükleyen iç duygusu.
  • Mücib ve sebep.
  • Bâis olan husus, vakit ve zamanın bir hâleti.
  • Arzu, hırs.
  • Dava.
  • Bahane.

dayis

  • (Çoğulu: Dâsse) Hırsız.

dildüzd / دل دزد

  • Gönül hırsızı. (Farsça)

dilrüba / dilrübâ / دلربا

  • Gönül hırsızı, gönül çalan. (Farsça)

düzd / دزد

  • (Çoğulu: Düzdân) Sârık, hırsız. (Farsça)
  • Hırsız. (Farsça)

düzdan

  • (Tekili: Düzd) Hırsızlar, sürrak. (Farsça)

düzdane / düzdâne

  • Hırsız gibi, hırsıza yakışır şekilde, hırsızca. (Farsça)

düzdi / düzdî / دزدی

  • Hırsızlık, sirkat. (Farsça)
  • Hırsızlık. (Farsça)

ehl-i hırs

  • Hırs gösterenler.

emel

  • Arzû, hırs, tamah.Çalış ibâdet et bırak emeli, Son nefese kadar bırakma ameli.

ergande

  • Hırslı, öfkeli. (Farsça)
  • İçkiye düşkün olan sarhoş. (Farsça)

esbil

  • At hırsızı, at çalan. (Farsça)

fettan

  • Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran.
  • Hırsız.
  • Şeytan.
  • Altın eriten kuyumcu.

gall

  • Girmek, sokmak, akmak.
  • Boynunu, elini zincir ile bağlamak.
  • Hâinlik yapmak. Hıyanet etmek.
  • Ganimet malından hırsızlık etmek.

garr

  • Aldatmak.
  • Hırsa düşmek.
  • Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.

halike

  • Çok hırslı, haris olan nefis.

harıs

  • Hırslı olan, haris.

haris / harîs / hâris / حریص / حَر۪يصْ

  • Son derece hırslı olan.
  • Bir şeye fazlası ile düşkün. Hırslı.
  • Aç gözlü, çok hırslı.
  • Hırslı, bir şeye çok düşen, istekli.
  • Aşırı hırslı.
  • Hırslı, açgözlü.
  • Hırslı. (Arapça)
  • Hırslı.

harisane / harîsane / harîsâne

  • Hırslıcasına. Çok haris olarak. Hırslılara mahsus bir tavırla. (Farsça)
  • Hırslı bir şekilde.

haydud

  • (Haydut) Yol kesici. Dağ hırsızı. Eşkiya.

hela'

  • Korku.
  • Feryad.
  • Hırs.

helu'

  • Sabrı az, hırsı çok olan. Sabırsız olup her halini halka şikâyet eden insan.

hev'

  • Kötü hırs.

hım'

  • Kurt.
  • Hırsız.

hırabe

  • Deve hırsızlığı yapmak.

hırs / حرص

  • Hırs. (Arapça)

hırs-ı cah / hırs-ı câh

  • Makam ve rütbe hırsı.
  • Makam hırsı.

hırs-ı hakiki / hırs-ı hakikî

  • Allah rızası ve âhiret için gösterilen ve gerçek hedefine yönelen hırs.

hırs-ı hayat

  • Hayat hırsı.

hırs-ı intikam

  • İntikam hırsı.

hırs-ı ırki / hırs-ı ırkî

  • Irkçılık hırsı.

hırs-ı mecazi / hırs-ı mecazî

  • Gelip geçici olan şeylere gösterilen hırs.

hırs-ı sevap

  • Daha çok sevap kazanma hırsı.

hırs-ı şöhret

  • Şöhret hırsı, şöhrete düşkünlük.

hırs-ı vahşiyane / hırs-ı vahşiyâne

  • Vahşice hırs.

hubb-u cah

  • Şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi. Rütbe hırsı. (Farsça)

ibn-i dehaliz

  • Hırsız.

igra

  • Rağbetlendirmek. Teşvik etmek. Hırsını tahrik etmek.

igtilam

  • Hırs ve şehvetin galip gelmesi.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.

ıhtilas

  • Hırsızlık için gelip bir şey alıp kaçmak.

ihtilas

  • (Çoğulu: İhtilasât) Çalma, sirkat, hırsızlık.
  • Usulca ve elçabukluğu ile aşırma.
  • Bir çeşit ok atma tavrı.

ihtilasat

  • (Tekili: İhtilas) Hırsızlıklar, çalmalar, sirkatler.

ihtilaskar / ihtilaskâr

  • Çalan, aşıran, hırsızlık yapan. (Farsça)

ihtilaskarane / ihtilaskârane

  • Çalıp aşıranlara yakışacak şekilde, hırsızlar gibi. (Farsça)

ihtiras / ihtirâs / احتراص / اِحْتِرَاصْ

  • Aşırı istek sahibi olmak, hırs duymak, şiddetli arzu.
  • Aşırı hırs. (Arapça)
  • Çok hırslı arzulama.

ihtirasat

  • İhtiraslar, aşırı istekler, hırs ve tutkular.

ihtirasat-ı dünyeviye / ihtirâsât-ı dünyeviye

  • Şiddetli arzu ve hırs ile dünyaya bağlılık.

ikbalperest

  • Bir mevki ve makam için hırslı olan. İkbale çok hırs duyan. (Farsça)

iktiman-ı sarık / iktiman-ı sârık

  • Hırsızın gizlenmesi.

ilma

  • Çalma, hırsızlama, sirkat.

imlisi / imlisî

  • Hırsız, sârık.

intikam-ı milliyet

  • Milletçe duyulan hırs ve öfke.

ırgaf

  • Hızla yürüme, hırsla bakma.

irgaf

  • Hırsla bakma.
  • Hızlı yürüme.

istibvar

  • Hırslanma, hiddetlenme, kızma, öfkelenme.

istirak / istirâk

  • Hırsızlama.
  • Sirkat etmek. Çalmak. Hırsızlık etmek.
  • Hırsızlık.

istirak-ı sem'

  • Haber çalmak, kulak hırsızlığı.

kad / kâd

  • Hırs, tamahkârlık. (Farsça)

kanaat / kanâat

  • Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.
  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.

kase-lis / kâse-lis

  • (Kâselis) Çanak yalayıcı. Çok yiyen, obur. Hırslı. (Farsça)
  • Dalkavukluk. Alçak huylu kimse. (Farsça)
  • Dilenci. (Farsça)

kazib

  • Karada ve denizde ticarete hırslı olan kimse.

kazımun / kâzımûn

  • Öfkesini yenenler. Hırsını yenenler.

kelb

  • (Çoğulu: Ekâlib-Eklüb-Kilâb) Köpek, it.
  • Meşhur bir yıldız.
  • İki adım arasına koyarak dikilen kayış.
  • Yolcuların, yük üstünde azıklarını astıkları demir çengel.
  • Şiddet.
  • Hırs.

kırzab

  • (Çoğulu: Karâzıbe) Keskin kılıç.
  • Hırsız.

kisebür

  • Yankesici, hırsız. (Farsça)

korsan gemisi

  • Deniz hırsızlığı ve korsanlık yapan gemiler. Düşman gemilerini basarak mallarını alan bir devletin donanma gemilerine de aynı ad verilirdi.

lafahr

  • Fahirsiz. İftiharsız. İftihar etmeksizin.
  • Fahrolmasın.

lass

  • (Çoğulu: Lüsus-Elsâs) Hırsız, sârık.

lesas

  • Hırsızlık yapma. Sirkat.

lesaset

  • Hırsızlık.

lesus

  • (Lesusiyet) Hırsızlık, sirkat. Hırsızlık yapmak.

lıss

  • (Çoğulu: Lüsus-Elsâs) Hırsız.

lıst

  • Hırsız.

luss

  • (Çoğulu: Lüsus-Elsâs) Hırsız, sârık.

lüss

  • (Çoğulu: Lüsus) Hırsız.

lüsus

  • (Tekili: Luss) Hırsızlar, sârıklar.

lüsuset

  • (Lüsusiyet) Hırsızlık, sirkat.

lüsusiyyet

  • Hırsızlık yapma, sirkat.

mahrus

  • Hırsla istenilmiş.

matmah

  • Tamâh olunan şey, hırsla göz dikilerek bakılan şey veya yer.

matmah-ı nazar

  • Hırsla, dikkati dağıtmadan bakılan, bakma.
  • Hırsla bakılan şey.

matmu'

  • (Tama'. dan) Tama' olunmuş. Hırsla istenen şey.

melassa

  • Hırsız ve haydut yatağı.

mele'

  • (Çoğulu: Emlâ) Bir cemâatin ileri gelenleri.
  • Hırs, tama'.
  • Zan.
  • Güzellik.
  • Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir.
  • Dolu mekân.
  • Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.

menhum

  • Nasıl yerse yesin karnı doymaz kimse.
  • Bir şeye çok hırs gösteren kişi.

mindel

  • Hırslı, doymaz ve açgözlü insan. Yırtıcı kimse.
  • Zorba, eşkiya.

mugtelim

  • Hırs ve şehveti çok olan.

muharris

  • Hırslandıran. Tamah ve hırsı artıran.

muharrisane / muharrisâne

  • Hırslandırırcasına. (Farsça)

muhteris

  • Hırslı, aşırı istekli, hırsı tutku haline gelmiş.
  • İhtiras sahibi. Çok fazla hırslı istiyen.

müridd

  • Cima hırsı ve iştihası galip kişi.
  • Suyu çok olan deniz.

müsarakat

  • (Sirkat. den) Hırsızlık, çalma.

musırr-ı muhteris

  • Hırslı bir şekilde ısrar eden; ihtiraslı ve hırslı bir şekilde ısrarla isteyen.

mütelassıs

  • (Lüss. den) Hırsızlık yapan.

nakd

  • (C?: Nukûd) Madeni para, akçe.
  • Bir şeyin bedelini peşinen ödemek.
  • Para olarak bulunan servet.
  • Vezin ve ayarı tamam olan para.
  • Bir şeye hırsızlamasına bakma.
  • Seçmek.
  • Saymak.

nasb-ül ayn

  • Göz dikilmesi. Bir şeye hırsla ve şiddetli arzu ile bakmak, göz dikmek.

necat

  • Kurtuluş, selâmet.
  • Hırs ve hased.
  • Yüksek mekân.
  • Ağaç budağı.
  • Mantar.

nedl

  • Kir.
  • Hırsızlık.

nehme

  • Hastaların ve çocukların yiyeceğe karşı olan hırsı, oburluğu.

pür-gazab

  • Çok kızgın ve hırslı. (Farsça)

rasi'

  • Hırs ve tama eden.

resa'

  • Şiddetli hırs.

şahs-ı muhteris

  • İhtiraslı, hırs sahibi olan kişi.

sarık / sârık

  • Hırsız.
  • Hırsız.
  • (Sârıka) Çalan, hırsızlık yapan. Hırsız.

sarik / sârik / سارق

  • Hırsız. (Arapça)

sarıkane / sârıkane

  • Hırsız gibi, hırsızcasına. (Farsça)
  • Hırsızca.
  • Hırsızcasına.

şeaf

  • Hırs.
  • Mübâlağa.
  • Kalbin aşktan yanması.

şebak

  • Şehvet galip olup cimaa çok hırslı olmak.
  • Koyu karanlık.

şede

  • Çok hırslı olmak.

şehid-i ahiret / şehîd-i âhiret

  • Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka yere götürülü p, orada ölen. Âhiret şehîdi.

serak

  • Hırsızlık yapmak.

şere

  • Yemeğe karşı çok hırslı.

şereh

  • Tamahkârlık, açgözlülük, şiddetli hırs.
  • İnsanın muhtâc olduğu şeylerin lüzûmundan fazlasını istemesi, şiddetli hırs, tamahkârlık, aç gözlülük.

sereka

  • İpeğin gayet iyisi.
  • Beyaz ipek.
  • (Tekili: Sârik) Hırsızlar.

şerhan

  • Çok tamahkâr, ziyade hırs sâhibi, açgözlü, haris.

serık

  • Hırsızlık.

sevda

  • Fazla sevgi sebebiyle meydana gelen bir çeşit hastalık. Aşk. (Farsça)
  • Hırs. Tama. (Farsça)
  • Heves, istek. (Farsça)
  • Siyah. (Farsça)
  • Balgamdan, kandan ve safradan başka vücuddan çıkan bir nevi ifrazat. (Farsça)
  • Gam. Keder, Sıkıntı. (Farsça)

şiddet-i hırs

  • Aşırı hırs, şiddetli istek, arzu.

sirkat / سرقت / سِرْقَتْ

  • (Serkat) Çalma. Hırsızlık.
  • Hırsızlık.
  • Hırsızlık.
  • Hırsızlık, çalma.
  • Hırsızlık.
  • Hırsızlık. (Arapça)
  • Sirkat edilmek: Çalınmak. (Arapça)
  • Hırsızlık.

şirrib

  • Şaraba karşı hırsı olan.

şüphe-i tarık / şüphe-i târık

  • Hırsız şüphe.

sürrak

  • (Tekili: Sârik) Hırsızlar, sârikler.

tadriye

  • Kandırmak.
  • Çok hırslı olmak.

tahris / تحریص

  • (Çoğulu: Tahrisât) (Hırs. dan) Hırslandırma.
  • Hırslandırma. (Arapça)
  • Tahrîs etmek: Hırslandırmak. (Arapça)

tama / tamâ

  • Hırs, aç gözlülük.

tama' / tamâ'

  • Hırsla istemek. Doymazlık. Aç gözlülük. Çok isteme.
  • Askerî fertlerin maaşları. (Kamus)
  • Aç gözlülük, hırsla isteme.

tamaen

  • Tama' ederek. Hırsla. Cimrilikle.

tamah

  • Açgözlülük, hırs.

tammah

  • Her şeye göz diken pek hırslı kimse.

teceşşu'

  • Haris olmak, hırslı olmak.

tehellu'

  • Haris olmak, hırslı olmak.

telassus

  • Çalma. Sirkat etme. Hırsızlık yapma.

telehcüm

  • Haris olmak, hırslı olmak.

teşehhi / teşehhî

  • Hırsla istemek. İştahlanmak.
  • Hırsla istemek, iştahlanmak.

tesrik

  • (Sirkat. den) (Çoğulu: Tesrikat) Bir kimseye hırsız deme.

tevessül

  • Allah'ın dergâhına yaklaştıracak amel işlemek.
  • Sarılmak.
  • Baş vurmak.
  • İnanmak.
  • Sebeb tutmak.
  • Hırsızlık.

tımah

  • (Tumah - Matmuh) Bir şeye göz dikerek bakmak. Haris olmak. Hırsla onu istemek.

tıml

  • Hırsız.

tuni

  • Sefih, alçak, rezil. (Farsça)
  • Külhanbeyi. (Farsça)
  • Hırsız. (Farsça)

üşabe

  • Irkı, nesebi karışık adam.
  • Karışık cemaat.
  • Rüşvet ve hırsızlık gibi yollarla elde edilen kazanç.

vesvese-i sarık / vesvese-i sârık

  • Hırsız vesvese.

yankesici

  • Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız.

zeam

  • Tamâ, hırs.

zera'

  • Vahşi sığırın buzağısı.
  • Tamâ, hırs, aç gözlülük.