LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gitmek. ifadesini içeren 137 kelime bulundu...

alh

  • Akıl gitmek.
  • Tembel olmak.

as'ase

  • (Is'as) Yönelme. Arka çevirme.
  • Gece karanlığı gelmeğe başlamak veya gitmek.
  • Bulutun yere yakın olması.

asef

  • (Asf) Büyük kadeh.
  • Bir şeyi almak.
  • Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek.
  • Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek, tarlada işçilik etmek.
  • Ölüm. (Kamus'tan alınmıştır.)

aselan

  • Süngü titrediğinden acı çekmek.
  • Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.

azimet / azîmet / عزیمت

  • Takvâ ile amel etmek. Allah'ın emirlerini en mükemmel ve eksiksiz yapmağa çalışmak.
  • Kesin karar vermek.
  • Yola çıkmak, gitmek.
  • Gitme, yola çıkma. (Arapça)
  • Azimet etmek: Gitmek. (Arapça)

beşk

  • Yalan söylemek.
  • İşleri yaramaz olmak.
  • Deve, sür'atle gitmek.
  • Elbise dikmek.

celcele

  • Çan sesi.
  • Gök gürültüsü.
  • Depretmek.
  • Gitmek.

defif

  • Ağır ağır gitmek.
  • Kuşun, ayakları yerde iken kanatlarını salıp hareket ettirmesi.

delec

  • Gecenin evvelinden gitmek.

delh

  • Heder olmak, boşa ve faydasız olarak gitmek.

dülce

  • (Delce) Gece vakti bir yere gitmek.

dumur

  • Bir uzvun maddi veya mânevi kabiliyetinin körelmesi. Gıdasızlıktan dolayı bir uzvun kuruyup kalması. Helâk. Körelmek.
  • Bir yere izinsiz gitmek.

erkan-ı islamiye / erkân-ı islâmiye

  • İslâmiyetin esasları, temelleri, rükünleri. (Şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Oruç tutmak, Zekât vermek ve Hacca gitmek.)

fek'

  • Üzüntü veya kızgınlıktan dolayı başını aşağı eğip, nereye gittiğini bilmeden gitmek.

fesk

  • Yola gitmek.
  • Kan döküp adam öldürmek.

galgale

  • Sür'atle gitmek.
  • Gecenin gitmesi.
  • Haber vermek.

hakhah

  • Gecenin ilk saatlerinde gitmek.

hasfolmak

  • Parlaklığı gitmek.

hemim / hemîm

  • Ağır ağır gitmek.
  • Otun tazeliğinden dolayı parlaması.

hems

  • Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek.
  • Ağzı açmadan lokma çiğnemek.
  • Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek.
  • Peçe.
  • Sıkmak.
  • Kırmak.

hetit / hetît

  • Birbiri ardınca tez tez gitmek.

heves

  • Gelip geçici istek. Nefsin hoşuna gitmek. Devran edip gezmek. Akıl ile olmayıp nefis ile olan istek.

hicce

  • Bir defa hacca gitmek.

hoşamedi / hoşâmedî

  • Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek.

hüsn-ü hatime / hüsn-ü hâtime

  • Neticeyi iyi bir halde bitirme.
  • İman ile âhirete gitmek. Kelime-i şehadet söyleyerek ölmek.

husr

  • Zarar.
  • Ele avuca girmemek.
  • Dalâlete gitmek.
  • Noksan.
  • Sapıtmak.

hutu'

  • Gitmek.

iade-i ziyaret

  • Ziyarete gelenin ziyaretine gitmek.

ibdad / ibdâd

  • Ezân-ı Muhammedî okunduğu zaman, her işi terk edip, cemâatle namaz kılmağa gitmek.

ictisar

  • Cür'et ve cesâret göstermek.
  • Çölü aşıp gitmek.
  • Denizde geminin geçip gitmesi.

idbar

  • Geriye gitmek. Geri dönmek.
  • İşlerin ters gitmesi.
  • Talihsizlik.
  • Bir gezegenin diğer oniki burcun tertibine zıt olarak hareketi. (Asıl tertibe göre gitmesine de ikbal denir.)

iddilac

  • Gecenin geç vaktinde gitmek.

idlac

  • Gecenin ilk saatlerinden geç vakte kadar gitmek.

ifal

  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.
  • Uzaklaşmak, ırak olmak.

ifrat

  • Haddinden geçmek. Pek ileri gitmek.
  • Takatinden ziyade iş vermek. (Tefrit'in zıddı)

iktisas

  • Birinin izinden, ardından gitmek.
  • Kısas istemek. İntikam almak.
  • Kıssa.
  • Hikâyeyi veya bir haberi doğruca söylemek.

iltihab

  • Caddede gitmek. Geniş yolda yürümek.

im'an

  • Fazla dikkat ve ihtimam. Bir şeyde çok ileri gitmek.
  • Bir adamın hakkını ikrar eylemek.
  • Pek uzağa koşmak ve bir hususta hakkı mütecaviz olmak üzere, mübalâğa ve içtihad etmek.

imtidad

  • Uzanmak. Uzayıp gitmek. Gerilip ve çekilip uzanmak.
  • Boy. Tul. Uzunluk.
  • Feza, uzay.

insiyak

  • Mânen sevk olunma. İlâhi ve mânevi sevk. Gönderilmek, bir kuvvetin te'siriyle çekilip gitmek. Ardı sıra gitmek.

irtihal

  • Bir yerden başka yere göçmek, gitmek. Nakl-i mekân etmek.
  • Ölmek.

ıs'ad

  • Yukarı çıkarmak. Yükseltmek.
  • Mekke-i Mükerreme'ye gitmek.
  • İnbikten geçirmek.

is'ad

  • Yükseltmek, yukarı çıkarmak.
  • Mekke-i Mükerremeye gitmek.

ıs'as

  • Gece karanlığı başlamak, karanlık basmak.
  • Karanlığın açılması.
  • Bulutun yere yakın olması.
  • Peşinden gitmek.

istidbar

  • (İdbar. dan) Yüz çevirmek. Arka dönmek.
  • Geri geri gitmek.
  • Bir kimsenin peşinden gitmek.

istifna

  • Fenaya gitmek. Yokluğa karışmak.

istima

  • Birisinin ziyaretine gitmek.

istimrar

  • Devam. Sürüp gitmek.
  • Kavi ve dâim olmak.

istitale

  • Uzanmak. Uzantı. Uzayıp gitmek.
  • Birisi üzerine faziletlilik dâvasında bulunmak.
  • Tecvidde: Harf okunduğunda sesin imtidadına, uzamasına denir. Bu harfe müstatıl harfi de denir. Bu sıfat Dad harfine aittir.
  • Tıb: Vücutta bazı organların uzaması.

izmihlal

  • Bozulup gitmek. Perişan olmak. Yok olmak. Görünmez hale gelmek.

kabr ziyareti / kabr ziyâreti

  • Ölümü ve âhireti hatırlayıp ibret almak, mezarlıkta medfûn (gömülü) olanlara duâ etmek ve Kur'ân-ı kerîm okumak ve velî olan ölülerin rûhlarından istifâde etmek maksadıyla bir kabre veya mezarlığa gitmek.

kavf

  • Bir kimsenin peşinden gitmek.
  • Ense saçı.

kazr

  • Bir kimsenin peşinden gitmek.

kezkaz

  • Tez tez yürümek, hızlı hızlı gitmek.

kifat

  • Cem'olmuş, toplanmış, biriktirilmiş.
  • İçinde birşey toplanıp biriktirilen yer.
  • Hızlı uçmak, gitmek.
  • (Tekili: Küfv) Küfüvler, benzerler, eşler, denkler.

kızaf

  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.

kubun

  • Gitmek.

kuta'

  • Düş yormak, rüya tâbir etme.
  • Su kesilmek.
  • Başka yere gitmek.

lahb

  • Sür'atle gitmek.
  • Eti kemikten ayırıp soymak.

letb

  • Gitmek.
  • Devretmek.
  • Bir şeyden ayrılmayıp, ona bağlanmak.

ma'c

  • Süratle gitmek, hızlı gitmek.
  • Yürürken dolaşmak.

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

ma'l

  • Evmek, acele etmek, tez tez gitmek.
  • Alıp kaçmak.

masir / masîr

  • (Çoğulu: Masâyi) (Sayruret. den) Sürüp giden.
  • Karargâh.
  • Suyun aktığı yer.
  • Rücu etmek, dönüp gitmek.
  • Dönüp varılacak yer.

menfed

  • Tükenmek, yok olup gitmek.

merc

  • (Merec) Katıştırmak.
  • Kararsızlık.
  • Iztırab.
  • Bozulmak.
  • Boşa gitmek.
  • Serbest bırakmak, salıvermek.
  • Hayvanların salındığı otlak.

meşi / meşî

  • Yürüyüş. Gidiş. Doğru yola gitmek.

mevt

  • Ölüm. Âhirete göç. Dünyadan gitmek.
  • Mevt, mü'minler için dünya vazifelerinden ve imtihanından bir paydostur.

müfarakat

  • Ayrılık. Bir yere bırakıp gitmek. Dostlarından ayrı düşmek.
  • Fık: Karı-kocanın talâk veya fesh ile birbirlerinden ayrılmaları.

muhalefet

  • Kabulsüzlük. Karşı durma. Uyuşmazlık. Zıt gitmek. Zıddiyet. Muvafık olmamak.

mukayefe

  • Firâset etmek.
  • Bir kimsenin ardınca gitmek.

mürur

  • Geçmek, gitmek. Bir taraftan girip öteden çıkmak.
  • Sona erme, nihâyet bulma.

musu'

  • Davarın sütü çekilip gitmek.

mutur

  • Gitmek.
  • Evmek.

na'r

  • Çağırmak.
  • Haykırmak.
  • Burun içinden çıkan ses.
  • Gitmek.
  • Firar, kaçmak.
  • Galeyan.

nedd

  • Gitmek.
  • Kaçmak.

nefs

  • Gülme hususunda ifrata gitmek.
  • Çok fazla gülmek.

nesg

  • Gitmek.
  • Almak.
  • Ağaç kesildiğinde çıkan su.
  • Vurmak.
  • Dürtmek.

neşt

  • Yılan sokmak ve ısırmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Çözmek.
  • Çıkarmak.
  • İpi bağlamak.

nis'

  • (Çoğulu: Ensu') Gizlemek.
  • Gitmek.
  • Sarkık olmak.
  • Kuzey rüzgârı.

nızv

  • (Çoğulu: Nuzuv, Enzâ') Gitmek.
  • Sebkat etmek.
  • Kesmek, kat'etmek.
  • Çekip çıkarmak.
  • Bırakmak.
  • Zayıf deve.
  • Eski elbise.

puyan / pûyân / پویان

  • Koşan, hızla giden. (Farsça)
  • Geçip giden. (Farsça)
  • Pûyân olmak: Geçip gitmek. (Farsça)

rah

  • (Çoğulu: Rayâh) Şarap, içki, hamr.
  • El ayası mânâsına olan "Râha'nın C."
  • Gitmek.

rakraka

  • Su dökmek.
  • Su gelip gitmek.
  • Parlamak.
  • Suyun akması.

reften

  • Gitmek. (Farsça)

rehvece

  • Sür'atle gitmek.

revhat

  • Öğlen vaktinden akşama kadar gitmek.

rüşd

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.

rüsuh

  • İlmin derinliğine inmek, dalmak, ilimde ileri gitmek.

sa'y

  • Çalışma, gayret sarf etme. Hac veya umrede Safa ile Merve arasında usulüne uygun olarak yedi defa gelip gitmek.

sayd

  • Av. Avlanmak, sayda gitmek, ava gitmek.

sebh

  • Atın seğirtmesi.
  • Sür'atle gitmek.
  • Maaşında tasarruf etmek.
  • Suda yüzme.

sefer

  • Yolculuk.
  • Muharebe. Harb. Muharebeye hazır bulunma hali.
  • Def'a, kerre.
  • Fık: Muayyen bir mesafeye gitmek.

sek'

  • Gitmek.

şekaz

  • Gitmek.
  • Uzaklık.
  • Bir adamın gözünün çok değer olması.

selk

  • Çekmek veya çekilmek.
  • Gitmek.
  • İthal etmek, içeri sokmak, girdirmek.

sevm

  • Satılık bir şeye kıymet takdir etme, paha biçme.
  • Su-i kasd. Zulüm ve minnete giriftar etmek. Derde sokmak.
  • Dağlamak.
  • Başına buyruk olup istediği yere gitmek.
  • Kuş havada dolaşmak.
  • Satışa arzetmek.
  • Satın almak istemek.
  • Fâide yetiştirmek.<

şühus

  • Yüksek olmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Gözünü bir yere dikip hareket ettirmeden ve kapağını açıp yummadan durmak.
  • Bir hâdisenin meydana gelmesinden dolayı acı çekip kararsız olmak.

sülas

  • Akıl gitmek.
  • Delirmek.

sümmeha

  • Yalan ve bâtıl nesne.
  • Yer ile gök arası.
  • Her tarafa dağılıp gitmek.

sürub

  • Taşraya gitmek.

ta'kib

  • Gözlemek.
  • Yolunda gitmek.
  • Peşinden yürümek.
  • Suçlunun suçunu araştırmak.
  • Bir kimsenin aynı senede yine gazaya gitmesi.
  • Bir şeyi ciddiyetle istemek.

ta'rid

  • Kaçmak.
  • Gitmek.

tahvid

  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.

tayy-i meratib

  • Birden üst mertebeye geçmek. Birden mertebeleri aşıp, geçip gitmek.

tayyetmek

  • Atlamak; uzun mesafeleri kısa zamanda geçip gitmek.

teassüs

  • Kokmak.
  • Geceleyin ava gitmek.

teavür

  • Elden ele gitmek.

tebellüh

  • Ahmak olmak.
  • Suretâ ahmaklık göstermek.
  • Kaybolmuş bir şeyi araştırmak.
  • Yolu bilmeyen kimse, erbâbından sorup araştırmayarak gitmek.

tecerrüm

  • Gitmek.
  • Etmediği günahı ettim demek.
  • Eksilmek.

tedbib

  • Yumuşak etmek.
  • Sür'atle gitmek, hızla gitmek.

tede'lüb

  • Kimse görmeden gitmek.

tedliye

  • Sarkıtmak. Yukarıdan aşağıya bırakma.
  • Şaşırma, dehşete düşme.
  • Delil ve vesika hazırlama.
  • (Akıl) gitmek.
  • Ahmak etmek, salaklaştırmak.

tekeffü'

  • Yürürken etrafına bakmadan önünü gözleyerek gitmek.

tekemmül

  • Olgunlaşmak. Kemâle doğru gitmek.

telef / تلف

  • Ölme. (Arapça)
  • Boşa gitme. (Arapça)
  • Telef etmek: Harcamak, tüketmek, yok etmek. (Arapça)
  • Telef olmak: (Arapça)
  • Ölmek. (Arapça)
  • Boşa gitmek. (Arapça)

temadi

  • Devam etmek. Sürüp gitmek.
  • Uzak olmak.
  • Müntehi ve muktezi olmamak.

teradüf

  • Birbiri peşinden gitmek.
  • Edb: İki veya daha fazla kelimenin aynı mânada olması.

tesayür

  • Bir uğurdan gitmek.

teşeyyu'

  • Şiilik taslamak. Şii olma.
  • Vedalaşmak.
  • Ardınca ve peşinden gitmek.

tesmih

  • Yab yab gitmek.
  • Süngü ağacını yontup düzeltmek.

tevahuk

  • Cemaat olup gitmek. Topluluk hâlinde gitmek.

tezemmün

  • Sür'atle gitmek.

tırak

  • Gitmek.

tugyan

  • Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık.
  • Kan galebe etmesi hali.
  • Resmî devlet kuvvetlerine karşı durmak.
  • Su baskını.

tülüv

  • Tilâvet.
  • Bir kimseye uyup ardınca gitmek.

tumur

  • Aşağı sıçramak.
  • Doldurmak.
  • Seyahat edip gitmek.
  • Defnetmek, gömmek.

turu'

  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Sonradan olmak.

vekde

  • (Çoğulu: Viked) Gitmek.

zahib / zâhib / ذاهب

  • Giden. (Arapça)
  • Sanıya kapılan. (Arapça)
  • Zâhib olmak: (Arapça)
  • Gitmek. (Arapça)
  • Sanıya kapılmak. (Arapça)

zalifen

  • Birisinin izine uyup gitmek.
  • İzini gizlemek, belirsiz etmek.

zefif

  • Çabuk davranan. Çevik.
  • Deve kuşunun yelmesi.
  • Gelini kocasına göndermek.
  • Hızla gitmek.

zehab

  • Gitmek.
  • Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan.

zevah

  • Gitmek.

zeval

  • Zâil olma, sona erme.
  • Gitmek. Yerinden ayrılıp gitmek.
  • Güneşin tam ortada gibi, baş ucunda bulunduğu zaman.
  • Güneşin nısf-ı nehar dairesinden batmaya doğru dönmesi. Seyrinin sonuna yaklaşması.

zevzat

  • Doğurmak.
  • Sür'atle gitmek.
  • Reddedip uzaklaştırmak.

zeyh

  • Mahvolmak.
  • Gitmek.
  • Uzak olmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın