LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gerekli ifadesini içeren 128 kelime bulundu...

anasır-ı hisabiyye / anâsır-ı hisabiyye

  • Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar.

ayat-ı vücub / âyât-ı vücub

  • Varlığı vacip ve mutlaka gerekli olan Allah'ın âyetleri, delilleri.

bayeste

  • Lüzumlu, gerekli, zaruri. (Farsça)

bayiste / bâyiste

  • Zaruri, lâzım, gerekli. (Farsça)

besin

  • Zihayat varlıkların yaşama, gelişme ve çalışmaları için gerekli olan çeşitli gıda maddeleri. (Türkçe)

bil'iltizam

  • Gerekli görerek.

bilvücub

  • Gerekli olarak.

borç

  • Bir kimsenin başka birine bir şey yapmasını veya vermesini gerekli kılan yükümlülük.

burs

  • Devlet veya bazı müessese yahut şahıslarca tahsil veya ilmî tetkik için gerekli masraflara kullanmak üzere verilen para. (Fransızca)

cihaz

  • Çeyiz ve avadanlık.
  • Cenazenin kaldırılması için gerekli olan eşya.

dall-bi'l-iktiza / dâll-bi'l-iktizâ

  • İktiza ile delalet etme, sözün gereklilik yolu ile delâlet etmesi.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

derece-i lüzum

  • Gereklilik seviyesi.

dervah

  • Şaşkın, şaşırmış olan, hayran. (Farsça)
  • Başaşağı asılmış. (Farsça)
  • Lâzım, zaruri, lüzumu olan, gerekli. (Farsça)

dua-yı fiili / dua-yı fiilî

  • Fiilî dua, gerekli şartları ve sebepleri yerine getirme.

elzem / الزم

  • Daha gerekli.
  • Çok gerekli. (Arapça)

elzemiyet

  • Daha gereklilik.
  • Çok lüzumlu ve gerekli oluş.

elzemiyyet

  • Pek lüzumlu ve gerekli olan bir şeyin hâli. Son derecede lüzum, gereklilik.

ergen

  • (Bâliğ) Çocukluk çağından gençlik çağına geçmiş olan, aklı ermeğe başlamış, bâliğ.Erginlik çağına gelen müslüman genç, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi Allah'ın farz kıldığı emirlerini yerine getirmeğe mükellef (yükümlü) olur. Küçük yaştan itibaren derece derece gerekli dini bilgiyi öğre

esas-ı lazım ve metin / esas-ı lâzım ve metin

  • Gerekli ve sarsılmaz esas, temel kural.

esbab-ı mucibe / esbâb-ı mûcibe / اَسْبَابِ مُوجِبَه

  • Gerekli kılan sebebler.

evceb

  • Çok vacib. Çok gerekli. Çok lüzumlu.

fenn-i maani / fenn-i maânî

  • Mânâ ilmi, anlam bilim; sözün maksada, duruma ve yerine uygunluğundan bahseden ve hâlin gerekliliğine yakışması yollarını gösteren ilim.

gerdendade-i tevfik / gerdendâde-i tevfik

  • Gerekli çalışma ve vazifeleri yerine getirdikten sonra neticeye boyun eğme ve sonucu Allah'tan bekleme.

gusl

  • Boy abdesti; dinin gerekli gördüğü hallerde maddî, mânevî temizlik için şartları dahilinde yıkanma.

hac

  • İslâm'ın beşinci şartı. Gerekli şartları kendinde bulunduran (bülûğa ermiş yâni ergen, hür, zengin, aklı başında) her müslümanın ömründe bir defâ ihramlı (dikişsiz) bir elbise ile Mekke'ye gidip Kâbe'yi ziyâret etmesi ve Arafât denilen yerde bir mikt âr durması ve bâzı vazîfeleri yerine getirmesi.

hacet / hâcet

  • İhtiyaç, gereklilik.
  • Def-i hâcet: Abdest bozma.
  • Arz-ı hâcet: Eksiğini, isteğini bildirme.

hassa-i lazime-i zaruriye / hassa-i lâzime-i zaruriye

  • Bir şeyde bulunması mutlaka gerekli olan özellik, nitelik.

havaic

  • (Havâyic) İhtiyaçlar. Hâcetler. Gerekli ve lüzumlu şeyler.

havaic-i zaruriye / havâic-i zaruriye

  • Gerekli ihtiyaçlar, giderilmesi lüzumlu olan ihtiyaçlar; yeme içme, ev ve binek gibi temel ihtiyaçlar.

hayat-ı vacibe / hayat-ı vâcibe

  • Varlığı gerekli olan hayat.

hıfzıssıhha

  • (Hıfz-üs sıhha) Sağlıklı yaşamak için doğrudan doğruya kişi ve içinde bulunan çevrenin sağlıkla alâkalı şartlarını tetkik edip inceleyen, gerekli tedbirleri olan ve bu çeşit çalışmalardan bahseden hekimlik kolu veya sağlık bilgisi.
  • Sıhhatini korumak. Sağlığını muhafaza etmek.

icab

  • Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak.
  • Ist: Akitlerde ilk söylenen söz. Bir mal sahibinin müşteriye karşı, "Bu malımı sana şu kadar paraya sattım" demesidir. Müşterinin de kabul etmesine dair olan sözüne "kabul" denir. Şer'i ıstılahta buna "icâb ve kabul" denir.

icabat / îcâbât / ایجابات

  • Gereklilikler, gerekler. (Arapça)

icabi / icabî / icâbî

  • Müsbet. İcaba âit, icaba dair.
  • Lâzım, gerekli, zarurete müteallik.
  • İcapla ilgili, gerekli.

icap

  • Gerekli olan, gerekli görülen.

icaplar

  • Gerekler, gerekli kılınanlar.

idare-i maişet

  • Yaşayış için gerekli olan ihtiyaçlar.

ifadat-ı lazime / ifadat-ı lâzime

  • Gerekli ifadeler.

iktiza

  • Gerekme, gereklik.

iktiza-i nass / iktizâ-i nass

  • Âyet ve hadîslerin gerektirdiği şey; nassın (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfin) hükmünün anlaşılabilmesi ve istenilen mânânın ortaya çıkması için sözün tamâmına bakılarak gerekli hükmün taktir edilmesi.

ilca

  • Gereklilik, zorlama.

ilcaat / ilcaât

  • Gereklilikler, zorlamalar.

illet-i tamme / illet-i tâmme

  • Herhangi birşeyin var olması için gerekli sebeplerin tamamı.

ilmihal / ilmihâl

  • "Hâl ilmi" mânâsında herkese gerekli olan dinî hükümleri bildirmek maksadıyla yazılan kitaplara verilen isim.

iltizam / التزام / iltizâm

  • Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma.
  • Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma.
  • Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı.
  • Kendisi için gerekli sayma.
  • Bilerek, isteyerek taraf tutma.
  • Kayırma, taraf tutma, gerekli bulma.
  • Kabul,gerekli bulma.
  • Gerekli görme. (Arapça)
  • Taraf tutma. (Arapça)

iltizam etme

  • Gerekli görme.

iltizamkarane / iltizamkârâne

  • Gerekli görerek.

imkan ve cünub / imkân ve cünûb

  • Mümkün ve gereklilik.

kaide-i istidlal / kâide-i istidlâl

  • Bir konu hakkında ispat için uyulması gerekli delil sunma kaidesi; çıkarımda bulunma kaidesi.

keffaret-i yemin / keffâret-i yemîn

  • Bir işi yapmak veya yapmamak husûsunda Allahü teâlânın ismini söyleyerek yemîn eden kimsenin yemînini bozunca cezâ olarak yapması gerekli olan şey.

labüd / lâbüd / لابد

  • Lâzım, gerekli.
  • Çok gerekli, mutlaka,
  • Ayrılık yok.
  • Gerekli, lazım. (Arapça)

labüdd

  • Çok lâzım. Elzem. Gerekli.
  • Her halde. Mutlaka. Muhakkak.
  • Ayrılık yok.

lazım / lâzım / لازم

  • Lüzumlu, gerekli.
  • Bir şeyden aslâ ayrılmayan. Bir işte beraber bulunmasına ve vücuduna ihtiyaç olan şey.
  • Gr: Müteaddi olmayan.
  • Gerekli.
  • Gerekli. (Arapça)
  • Geçişsiz. (Arapça)

lazım gelen / lâzım gelen

  • Gerekli olmak.

lazım-ı gayr-ı müfarık / lâzım-ı gayr-ı müfarık

  • Ayrılması mümkün olmayan, terki câiz olmayan, ziyade gerekli, çok lüzumlu.

lazıme / lâzıme

  • Gereklilik.
  • Gerekli olan.

lazime / lâzime

  • Gereklilik, zorunlu olarak ayrılmaz nitelik.

lazıme / lâzıme / لازمه

  • Gerekli. (Arapça)

lazıme-i zaruriye / lâzıme-i zaruriye

  • Varlığı zorunlu ve mutlaka gerekli olan zorunlu ve gerekli özellik.

lazime-i zaruriye-i beyyine / lâzime-i zaruriye-i beyyine

  • Apaçık zorunlu bir gereklilik şeklinde; bir şeyin apaçık zorunlu niteliği.

lazime-i zaruriye-i zatiye / lâzime-i zaruriye-i zâtiye

  • Zâtının ayrılmaz ve zorunlu gerekliliği.

lazımü'l-arz / lâzımü'l-arz

  • Arz edilmesi gerekli olan.

lazımü't-tashih / lâzımü't-tashih

  • Düzeltmesi gerekli.

levazım / levâzım / لوازم

  • Gerekli şeyler; bir bütünden ayrılmayan, bir işte beraber bulunması gereken şeyler.
  • Gerekli olanlar.
  • Gereçler, gerekli şeyler. (Arapça)

levazım-ı beşeriyet / levâzım-ı beşeriyet

  • İnsan için gerekli olan şeyler.

levazım-ı beytiye

  • Ev için gerekli ihtiyaçlar, gereçler.

levazım-ı taayyüş

  • Yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan şeyler.

levazımat / levâzımât

  • Gerekli olan şeyler.
  • Gerekli şeyler.

levazımat-ı beytiye / levâzımât-ı beytiye

  • Ev için gerekli olan şeyler, ihtiyaçlar.

levazımat-ı hayat

  • Hayat için gerekli olan şeyler.

levazımat-ı hayat-ı insaniye / levâzımât-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatına gerekli olan şeyler.

levazımat-ı hayatiye / levâzımât-ı hayatiye

  • Hayat için gerekli şeyler.

levazımat-ı insaniye / levâzımât-ı insaniye

  • İnsanlar için gerekli şeyler.

lezam

  • Lâzım ve gerekli olma.
  • Hiç ayrılmama.

lüzum / لزوم

  • Lâzım olmak. Bir şey bir şeyden aslâ ayrı olmayıp onunla sâbit ve dâim olmak. Gereklilik.
  • Gereklilik.
  • Gereklilik.
  • Gereklilik, lazım olma. (Arapça)
  • Lüzum görmek: Gerekli bulmak. (Arapça)

lüzum-u beyyin

  • İspata ihtiyacı olmayan şey, apaçık gereklilik. Meselâ körlük görmemenin, cahillik ilimsizliğin lüzûm-u beyyinidir.

lüzum-u kat'i / lüzum-u kat'î

  • Kesin gereklilik.

lüzumi / lüzumî

  • Gereklilik, lüzumluluk.

maayiş

  • (Tekili: Maişet) Geçinmek için gerekli şeyler.

mahzurat

  • Haram sayılan ve sakınılması gerekli iş ve davranışlar.

malezim

  • (Mâlezime) Lüzumlu ve gerekli şey. Malzeme.

malzeme-i cihadiye-i vahdaniye / malzeme-i cihadiye-i vahdâniye

  • Allah'ın birliği yolunda mücadele için gerekli malzeme, donanım.

materyal

  • Gerekli olan bilgi, malzeme.

maun / mâun

  • Malın zekatı.
  • Kendisinden faydalanılacak şey, eve gerekli olan şeyler.

maye-i hayat / mâye-i hayat

  • Hayatın mayası, hayat için gerekli olan.

mesalih-i beden / mesâlih-i beden

  • Bedene gerekli ve faydalı işler.

mevakıf

  • Üzerinde durulması gerekli noktalar; belli konuların işlendiği başlıklar.

mücehhiz

  • (Cihâz. dan) Gerekli cihazları hazırlayan. Techiz eden, donatan.

muktezi / muktezî / مُقْتَض۪ي

  • (Muktazî) Lüzumlu olduğu taayyün etmiş, anlaşılmış.
  • İktiza eden. Gerekli. Lâzım.
  • Gerekli kılan.

mukteziyat / mukteziyât

  • Bir şeyi gerekli kılan sebepler.
  • Allah'ın güzel isimlerinin gerektirdiği durumlar.

mukteziyyat

  • İktiza eden şeyler. Gerekli olan ve icab eden şeyler.

mukzi / mukzî

  • Gerekli görülmüş.
  • Hüküm ve kazâ olunmuş.
  • Tamamlanmış.

mülazeme

  • Lüzumlu. Gerekli. Ayrılmaz. Lâzım.

mülazım / mülâzım

  • Gerekli, lüzumlu, teğmen.

mülızz

  • Lüzumlu, gerekli.
  • Cür'et ve ısrar eden kişi.

müstagni

  • (Gani. den) Kimseden bir menfaat beklemeyen, bir şey istemeyen, istiğna eden, kimseye ihtiyacı olmayan. Gönlü tok, tok gözlü. Çekingen, nazlı.
  • Gerekli ve lüzumlu bulmayan.

müstağni / müstağnî

  • Doygun, yönlü, tek.
  • Çekingen, nazlı davranan.
  • Gerekli bulmayan.

mütehattim

  • (Hatm. dan) Lüzumlu, gerekli.

nafaka

  • Geçim için gerekli olan şey.
  • Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey.

nizamat-ı lazime / nizamât-ı lâzime

  • Lüzumlu, gerekli nizamlar.

şari' / şâri'

  • Kanun koyucu; kullarına yapmaları ve yapmamaları gerekli davranışlarla ilgili kanun ve kurallar koyan Allah.

şart

  • Mutlaka gerekli olan, durum, yemin.

şiddet-i lüzum

  • Şiddetli gereklilik, ihtiyaç.

sıfat-ı lazime / sıfât-ı lâzime

  • Gerekli olan özellikler.

sırr-ı lüzum

  • Gerekliliğin sırrı.

tahattüm

  • (Hatm. dan) Lüzumlu ve gerekli olma. Vâcib olma.

techiz / techîz

  • Gerekli şeyleri tamamlama, donatım.

teçhizat-ı hayatiye

  • Hayatta kalmak için gerekli teçhizat, donanımlar.

tehattüm

  • Pek gerekli olarak.

telazum / telâzum

  • Karşılıklı gerektirme, birbirini gerekli kılma.

temenni / temennî

  • Sebebe yapışmadan, gerekli çalışmayı yapmadan, Allahü teâlâdan bir şeyin olmasını dileme.

tertib-i mebadi / tertib-i mebâdi

  • Bir işin gerçekleştirilmesi için gerekli ön şartların yerine getirilmesi.

tertib-i mukaddemat

  • Bir sonuca ulaşmak için uyulması gerekli olan sebepler sırası.

umur-u lazıme / umur-u lâzıme

  • Gerekli işler.

vacib / vâcib / واجب

  • (Vücub. dan) (Çoğulu: Vâcibât) Lüzumlu, mecburi olan.
  • Fık: Yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve borç olup, yapılmadığı takdirde büyük günah olan Allah'ın emirleri. Yapılması zannî delil ile belli olan. Terki câiz olmayan. Yapılması şer'an kat'i derecede bir delil ile sâbit
  • Gerekli, zorunlu olan, yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve zorunlu olan Allah'ın emirleri.
  • Gerekli, şart olan.
  • Gerekli. (Arapça)
  • Vâcib olmak: Gerekmek. (Arapça)

vacib-ül ifa / vâcib-ül ifa

  • İfa edilmesi lüzumlu olan. Yapılması gerekli olan.

vacibat / vâcibât / واجبات

  • Yapılması gerekli olan şeyler, farzlar.
  • Gerekenler, yapılması gerekli olanlar. (Arapça)

vacibe / vâcibe / واجبه

  • Gereken, yapılması gerekli olan. (Arapça)

vaftiz

  • Hıristiyanlığa yeni girenin ve çocuğunun dine girmesi için gerekli sayılan, suya sokma töreni.

vecibe

  • Çok gerekli ve şart olan şey. Borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş.

vücub / vücûb / وجوب

  • Sınırsız gereklilik.
  • Gerekli olma.
  • Gereklilik. (Arapça)

vücub ve lüzum

  • Zorunluluk ve gereklilik.

vücub-u sani / vücub-u sâni

  • Herşeyi san'atlı bir şekilde yaratan Allah'ın varlığının gerekliliği.

vücub-u teşebbüs

  • Girişimin gerekliliği.

vücup

  • Kesinlik, gereklilik.

vüzub

  • Lüzumluluk, icab etme, gereklilik.

zaruret / zarûret

  • Zorunluluk, gereklilik.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR