LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Gerçekte ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

becidd

  • Ciddi, gerçek, hakikat. (Farsça)
  • Cidden, gerçekten. (Farsça)

belki

  • Aslında, gerçekte.

beraet / berâet

  • Temize çıkarmak. Bir şahsın, hakkında iddia edilen suçtan uzak olduğunun veyâ işlediği söylenilen suçun gerçekte suç olmadığının anlaşılması.
  • Kurtuluş vesîkası.

bilfiil / بالفعل

  • Fiilen, gerçekte.
  • Gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat. (Arapça)

birsam

  • (Hallüsinasyon) Akıl hastalarının, gerçekten var olmayan bir şeyi varmış gibi yanlış idrak etmeleri halidir. Meselâ karınlarında veya başlarının içinde yılan bulunduğunu söylemeleri yahut bir canavarın ağzını açıp kendilerine baktığını söylemeleri birsam hâlini gösterir.

cidd

  • Bir işi gerçekten çalışıp işleme.
  • Ciddilik.

cidden

  • Şaka olmayarak. Gerçekten. Ciddi olarak.
  • Gerçekten.
  • Gerçekten.

destgah-ı levh-i mahfuz-u hakikat / destgâh-ı levh-i mahfuz-u hakikat

  • Gerçekte herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhasının tezgâhı.

el-hak

  • Hakkın ta kendisi. Tam doğrusu. Tam gerçekten.
  • Hakkı, hakkı ile izhar ve beyan eden.
  • Varlığı hiç değişmeyen, ibadete lâyık ve her hakkın sahibi, Allah (C.C.) Âdil-i Mutlak ve Vacib-i lizâtihi.

elhak

  • Gerçekten.

emr-i itibari / emr-i itibarî

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan olgu, meridyenler gibi.

fiilen

  • Gerçekten, işleyerek, hakikatte.

filhakika / filhakîka / فى الحقيقه / فِي الْحَق۪يقَه

  • Gerçekten, doğrusu.
  • Gerçekten.
  • Gerçekte, aslında, doğrusu. (Arapça)
  • Gerçekten.

filvaki / filvâki / فى الواقع

  • Hakikatte, gerçekte.
  • Aslında, gerçekte. (Arapça)

finefsilemr / fînefsilemr / فى نفس الامر

  • İşin aslında, gerçekte. (Arapça)

hadd-i mevhum

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan bir sınır.

hakikat-ı hal

  • Hakikat-ı halde: aslında, gerçekte, işin aslında.

hakikat-i nefsü'l-emriye

  • Hakikatin (gerçeğin) bizzat kendisi; gerçekte var olan iş.

hakikaten / hakîkaten / حقيقة

  • Gerçekten.
  • Doğrusu, gerçekten, hakikat olarak.
  • Gerçekten. (Arapça)

hakikatta

  • Gerçekte.

hakikatte

  • Gerçekte.

hakka / hakkâ / حقا

  • Gerçekten.
  • Gerçekten.

hakka ki

  • Gerçekten ki.

hakkan

  • Gerçekten, doğrusu.
  • Gerçekten.

halüsinasyon

  • Gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi görme, olmayan bir şeyi varmış zannetme ve işitme, hayal etme.

hareket-i mer'iyye

  • Gerçekte olmadığı halde, var imiş gibi görünen hareket.

hikmet-i muzahrefe

  • Görünüşte güzel ve süslü, gerçekte içi boş ve çürük felsefe.

ismen

  • Sadece isimle, gerçekten olmayan.

iştiha-i kazib / iştiha-i kâzib

  • Yalancı istek, arzu; gerçekte istenmeyen, arzu edimeyen.

itibari / itibârî

  • Gerçekten öyle olmadığı hâlde öyle sanılan ve insanlar tarafından öyle kabul görmüş olan, göreceli.

itibari emir / itibarî emir

  • Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen, saymaca; maddedeki çekim kanunu gibi saymaca şey.

kalb-i hayal

  • Hayâlin, gerçekte carî olan şeyleri tersine çevirmesi.

kudret-i mevhume

  • Gerçekte olmayıp, varmış gibi zannedilen kudret, güç.

matlub-ı hakiki / matlûb-ı hakîkî

  • Gerçekte taleb olunacak, kavuşmak istenilecek ve gönül bağlanacak olan Allahü teâlâ. Hakîkî Matlûb.

mazarrat-ı mevhume

  • Gerçekte var olmayan, hayalî zararlar.

mevhum / mevhûm

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.
  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.

mevhume

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.

münafık / münâfık

  • İki yüzlü, fitneci, görünüşte Müslüman gerçekte kâfir.

negatif

  • Mat: Sıfırdan küçük, önünde eksi işareti bulunan sayı. Menfi. (Fransızca)
  • Gerçekteki karanlık ve aydınlık kısımları tersine gösteren fotoğraf camı veya filmi. ( Bak: Menfi) (Fransızca)

realite

  • Gerçekten olan şey. Olduğunun tıpkısı. Gözümüzle gördüğümüz gibi. (Fransızca)

rububiyet-i mevhume

  • Gerçekte olmadığı halde varmış gibi kabul edilen rububiyet.

safsata / سَفْسَطَه

  • Yalan, uydurma, görünüşte doğru gerçekte yalan ve yanlış olan kıyas.
  • Görünüşte doğru gibi göründüğü halde gerçekte yanlış olan kıyas.

sahihan

  • Doğru olarak, cidden, hakikaten, gerçekten.

tabiat-ı mevhume

  • Gerçekte olmadığı halde var diye düşünülen tabiat ve ondaki tesir.

vakide / vâkide

  • Hakikatte, gerçekte.

vehm

  • Kuruntu, gerçekte olmayan bir şeyi var diye düşünme.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR